...

Türk Dünyası Raporu Kasım 2020

AZERBAYCANAzerbaycan bayrağı

Azerbaycan ordusu Şuşa kentini işgalden kurtardı

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Dağlık Karabağ’ın sembol şehri Şuşa’nın işgalden kurtarıldığını duyurdu.

Aliyev, ulusa sesleniş konuşmasında 28 yıldır işgal altında bulunan Şuşa’nın kurtarıldığı müjdesini verdi. Önce merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in mezarını ziyaret eden İlham Aliyev, mezara çelenk bıraktı. Burada Azerbaycan Milli Marşı seslendirildi, Aliyev saygı duruşunda bulundu. Askeri üniforma giyen Aliyev’e eşi Mihriban Aliyeva da eşlik etti. Aliyev daha sonra 20 Ocak şehitlerinin defnedildiği Bakü Şehitler Hıyabanını ziyaret etti. Ebedi Ateş Anıtına çelenk bırakan Aliyev, ulusa sesleniş konuşmasını burada gerçekleştirdi.

İlham Aliyev, Azerbaycan askerlerinin Şuşa kentini kurtardığını bildirerek halkı kutladı. Bugünün Azerbaycan tarihinde önemli bir gün olarak kalacağını vurgulayan Aliyev, “Şuşa’nın Azerbaycan tarihinde özel yeri var. Şuşa sadece Azerbaycan’ın değil tüm Kafkasya’nın incisidir. 28 yıl sonra Şuşa’da ezan sesi duyulacak.” dedi.

Şuşa, Ermenistan tarafından 8 Mayıs 1992’de işgal edilmişti. 1752’de Karabağ hanı Penahali han tarafından kurulan Şuşa, hem çok sayıda tarihi anıta sahip olduğu için hem de çok sayıda seçkin bilim ve kültür adamının burada doğması dolayısıyla sadece Şuşalılar için değil tüm Azerbaycanlılar için önemli bir kent.

Şuşa, Azerbaycan tarih ve kültürünün simgelerinden olan bir şehir olmanın yanı sıra hem bölgeye hâkim coğrafi konumu hem de Dağlık Karabağ’ın en büyük şehri Hankendi’ne giden yolun üzerinde bulunduğu için stratejik önem de taşıyor.

Azerbaycan ordusu, Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’de başladığı operasyonda, 4 kent merkezi, 3 kasaba ve 220 civarında köy ile bazı önemli tepeleri Ermenistan’ın işgalinden kurtarmıştı.

Azerbaycan’da Bayrak Günü kutlanıyor

Azerbaycan’da Devlet Bayrak Günü kutlamaları yapılıyor. Kutlamalar, Dağlık Karabağ’ın sembol şehri Şuşa’nın işgalden kurtarılması dolayısıyla önceki yıllara göre daha coşkulu şekilde gerçekleştiriliyor.

Başkent Bakü’de halk, kutlamalar için Hazar Denizi kıyısındaki Ulusal Park’a ve 20 Ocak Şehitlerinin defnedildiği Şehitler Hıyabanı’na akın etti. Ellerinde Azerbaycan ve Türk bayrakları taşıyan vatandaşlar hem Şuşa’nın kurtuluşu hem de Bayrak Günü dolayısıyla birbirini kutladı, sevinç gösterisinde bulundu. Ulusal parkta bayrağı olmayanlara bayrak dağıtıldı.

Şehitler Hıyabanı’nı ziyaret eden vatandaşlar, mezarlara karanfil bıraktı, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Karabağ Azerbaycan’dır” sloganları attı. Üç renkli Azerbaycan bayrağı, 9 Kasım 1918’de Azerbaycan Cumhuriyeti hükümeti toplantısında kabul edilmişti.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlık elde eden Azerbaycan, cumhuriyet döneminde kabul edilen bayrağı, 1991’de tekrar milli bayrak olarak benimsemişti.

Ülkede 2009’da 9 Kasım günü, Cumhurbaşkanı kararnamesi ile “Devlet Bayrak Günü” ve resmî tatil ilan edilmişti.

Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ’da ateşkes ilan edildi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ krizine ilişkin yapılan anlaşma kapsamında Moskova saatiyle 00:00’dan itibaren ateşkes ilan edildiğini bildirdi.

Aliyev, Dağlık Karabağ’daki krizle ilgili halka seslendi.

Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya arasında ortak bildirinin imzalandığını belirten Aliyev, bildirinin maddelerini okudu. Aliyev, “Kelbecer 15 Kasım, Ağdam rayonu 20 Kasım, Laçin ise 1 Aralık’a kadar Azerbaycan’a geri verilecek.” diye konuştu.

“Dağlık Karabağ temas hattı ve Laçin koridorunda Rus barış gücünden hafif silahlı 1960 asker, 90 zırhlı personel aracı konuşlanacak.” diyen Aliyev, Rus barış güçlerinin Dağlık Karabağ’da 5 yıl süreyle kalacağını, taraflar itiraz etmezse bu sürenin uzatılabileceğini aktardı.

Aliyev, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, çatışmalar süresince verdiği destek dolayısıyla teşekkür ederek “Bugünkü bildiride, Rusya ve Türkiye’nin ortak barış gücü görevi yer alıyor. Bölge temaslarına ilişkin tümüyle yeni bir format yaratıyoruz.” dedi.

- “Paşinyan, anlaşmayı Azerbaycan’ın demir yumruğu sayesinde imzaladı”

Anlaşmanın Ermenistan’ın yenilgisi anlamına geldiğine dikkati çeken Aliyev, “Paşinyan, anlaşmayı kendi isteğiyle değil, Azerbaycan’ın demir yumruğu sayesinde imzaladı.” değerlendirmesinde bulundu.

Aliyev, “27 Eylül’den bugüne kadar 300 civarında yerleşim biriminin kurtarılması Ermenistan ordusunun belini kırdı.” dedi.

Azerbaycan’dan ‘Gözlem noktasında Türkiye de olacak’ açıklaması

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Leyla Abdullayeva, “Anlaşmaya göre çekilme 20 gün içinde tamamlanacak. Türkiye ve Rusya bölgede barış gücü görevi yapacak.” dedi.

Abdullayeva, Ermenistan ile Rusya ara buluculuğunda imzalanan anlaşmanın 5’inci maddesine değinerek, “Anlaşmaların uygulanmasına dair kontrolün sağlanması amacıyla kontrol merkezi oluşturulacak. Anlaşmada herhangi bir ülkenin adı geçmiyor. Bu kafalarda soru işaretine neden olabilir ancak bölgede hayata geçirilecek kontrol ve gözlem merkezinde Rusya ile birlikte Türkiye de yer alacak. Türkiye’nin de ateşkes gözlem noktalarında olacağı kesin.” diye konuştu.

Abdullayeva, Azerbaycan’ın her daim yanında olan Türkiye’ye teşekkür etti.

Azerbaycan’ın işgalden kurtardığı Şuşa’da 28 yıl sonra ezan okundu

Azerbaycan ordusunun işgalden kurtardığı Dağlık Karabağ’ın sembol şehri Şuşa’da 28 yıl sonra ezan okundu.

Sosyal medyada paylaşılan görüntüde, Şuşa’daki tarihi Yukarı Gövher Ağa Camisi minaresine çıkan bir Azerbaycan askeri ezan okuyor. Azerbaycan tarih ve kültürünün simgelerinden olmasının yanı sıra hem bölgeye hâkim coğrafi konumu hem de Dağlık Karabağ’ın en büyük şehri Hankendi’ye giden yolun üzerinde bulunduğu için stratejik önem de taşıyan Şuşa, 8 Mayıs 1992’de Ermenistan güçlerince işgal edilmişti.

Ermenistan’ın saldırılarında şu ana kadar (9 Kasım) 93 sivil öldü

Ermenistan’ın, Azerbaycan yerleşim birimlerine top ve füzelerle düzenlediği saldırılarda bugüne kadar 93 sivil hayatını kaybetti, 407 sivil yaralandı.

Azerbaycan Başsavcılığı, 27 Eylül-9 Kasım tarihlerinde Ermenistan’ın saldırılarının neden olduğu can kayıplarını açıkladı. Buna göre, söz konusu dönemde 93 Azerbaycanlı sivil yaşamını yitirdi, 407 kişi yaralandı.

Açıklamada, Ermenistan’ın saldırılarında 3 bin 326 ev, 120 apartman ve 504 kamu binasının kullanılamaz hale geldiği kaydedildi.

Nahçıvan ile Azerbaycan kara ve demiryoluyla birleşecek

Ermenistan’ın Azerbaycan karşısında yenilgiyi kabul ettiği anlaşmayla, Nahçıvan ile Azerbaycan’ın batısındaki toprakları arasındaki ulaşım koridorunun yeniden açılacak olması, Türkiye ile Azerbaycan arasında kesintisiz ulaşıma da imkân sağlayacak.

Sovyetler Birliği döneminde inşa edilen ve Nahçıvan’ı Azerbaycan’ın batısına bağlayan ulaşım koridoru, aynı zamanda Türkiye’yi de Türk dünyasına bağlıyor. Azerbaycan ordusunun Karabağ’daki zaferinin ardından, 28 yıldır kapalı olan bu yol yeniden gündemde. Azerbaycan’ın zaferini tescilleyen anlaşmanın son maddesi, bu koridorun onarılarak yeniden açılmasını öngörüyor.

Anlaşma hayata geçirildiğinde ulaşım sadece karayolu ile sağlanmayacak. Sovyetler Birliği döneminde yapılan tarihi demiryolu da yeniden aktif hale gelecek.

Azerbaycan’ın millî diriliş günü

Azerbaycan halkının 1988 yılında Sovyetler Birliği’ne karşı başlattığı bağımsızlık hareketinin dönüm noktalarından olan 17 Kasım Milli Diriliş Günü, çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Azerbaycan’ın II. Karabağ Savaşı’ndan zaferle ayrılması sonrası bu yıl diriliş günü daha anlamlı hale geldi.

Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazandığı 1992 yılından bu yana her 17 Kasım, Milli Diriliş (Uyanış) Günü olarak kaydediliyor.

17 Kasım 1988 tarihinde Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı toprak iddiaları ve Dağlık Karabağ bölgesinde Ermeni mezalimlerinin başlaması, başkent Bakü’de yüzbinlerce insanın katılımıyla Azatlık Meydanı’nda büyük bir protesto gösterisi düzenlemesine yol açmıştı. Moskova’nın yapılanlara sessiz kalmasına karşı bağımsızlık temayüllerini dile getiren protestocuların sayısı diğer bölgelerden gelen katılımcılarla birlikte neredeyse bir milyon kişiye ulaşmış, 5 Aralık tarihinde Sovyet ordusu protestoya müdahale etmişti.


KAZAKİSTANKazakistan bayrağı

Kazakistan’da Latin alfabesine geçiş süreci çalışmaları

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, ülkede Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçiş süreci ile ilgili yapılan toplantıda yeni Kazak alfabesini inceledi. Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre, Tokayev’in başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, ilgili bakanların raporları dinlendi ve ülkede Latin alfabesine geçiş süreci değerlendirildi.

Toplantıda Tokayev, bilim kurulunun geliştirdiği Latin harflerine uyarlanan yeni Kazak alfabesini de inceledi. Kazakistan Kültür ve Spor Bakanı Aktotı Rayımkulova tarafından sunulan yeni alfabede, Kazak dilindeki yazma geleneğinin dikkate alındığı ve “tek ses-tek harf” kuralına göre hazırlandığı belirtilerek daha önceki versiyonlarda yer alan bir sesi iki veya fazla işaretle ifade etme ilkesinin kaldırıldığı aktarıldı.

Alfabeyi yeniden oluşturmanın zor bir süreç olduğunu ve bu bağlamda acele alınan kararların tüm kültüre ve tarihi kimliğe zararlı olabileceğine dikkati çeken Tokayev, “Mesele Kirilden Latinceye geçişte değil, Kazak dilinin geniş çaplı reformunda olmalı.” dedi. Tokayev, yeni alfabenin en çok genç neslin yararına olmasının ve ülkedeki Latin alfabesi sürecinin kademeli olarak faaliyete geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Tokayev bilim insanları, uzmanlar ve aydınların katılımıyla ilgili kurumlara yeni Kazak alfabesinin topluma tanıtılması için kapsamlı bilgilendirme çalışması yürütmeleri konusunda talimat verdi.

Öte yandan Kazakistan Eğitim ve Bilim Bakanı Ashat Aymagambetov, yeni alfabenin okullarda, eğitim kurumlarında kullanılması ile ilgili verdiği raporda, bu yöndeki tüm çalışmaların ön incelemelerin tamamlanmasıyla adım adım başlatılacağını kaydetti. 1940’tan itibaren Kiril alfabesini kullanan Kazakistan’da, 2017’de Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından 2025’e kadar kademeli olarak Latin alfabesine geçme kararı alınmıştı.

Kazakistan Milli Müzesi’nde “Kadim Türk Medeniyeti” sergisi açıldı

Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’daki Milli Müze’de “Kadim Türk Medeniyeti” salonu ziyaretçilere açıldı.

Kazakistan Milli Müzesi Müdürü Arıstanbek Muhamediulı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen açılış törenine, Türkiye’nin Nur Sultan Büyükelçisi Ufuk Ekici, Özbekistan’ın Nur Sultan Büyükelçisi Saidikram Niyazhocayev, Kırgızistan’ın Nur Sultan Büyükelçisi Ceenbek Kulubayev’in yanı sıra Azerbaycan, Türkmenistan’ın diplomatik misyon temsilcileri ve çok sayıda ziyaretçi katıldı.

Törende yaptığı konuşmada, Muhamediulı, kadim Türk medeniyetine ilişkin her yıl önemli eserlerin ortaya çıktığını ve kısa süre önce Altay bölgesinde 7’nci altın elbiseli savaşçının bulunduğunu ifade ederek yeni salonda Kültigin Anıtı kopyasının da yer aldığını belirtti.

Muhamediulı, “Sergi açılışını Sayın Büyükelçiler ile gerçekleştirmek çok sevindiriyor çünkü bu bizim ortak başarımız.” dedi.

Türk halklarının kültürel ve manevi mirasının sergilendiği salon üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Türklerin kadim yazı kültürü anlatılırken ikinci bölümde kültürel ve ritüel komplekslerin ana bileşenlerini oluşturan taş heykelleri yer alıyor. Son bölümde ise Orta Çağ dönemine ait kazı alanlarında bulunan at arabaları ve silah ürünleri ile maddi kültür göstergeleri sergileniyor.

IMF, korona virüsü nedeniyle Kazakistan ekonomisinde bu yıl yüzde 2,7 daralma bekliyor

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF), korona virüsü krizi nedeniyle Kazakistan ekonomisinde bu yıl yüzde 2,7 daralma, gelecek yıl ise pozitif gelişme beklediği bildirildi.

Kazakistan Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, IMF misyon ekibinin 2-13 Kasım tarihleri arasında sanal ortamda yürüttüğü ülkenin ekonomik gelişmeleri, beklentileri, riskleri ve politikalarına ilişkin analiz bulguları paylaşıldı. Açıklamaya göre, IMF analizinde, Kazak ekonomisinin korona virüsü krizi ve petrol fiyatlarındaki düşüş ile OPEC anlaşması gereği ülkedeki petrol üretiminin yüzde 2,8 azaltması gelişmelerinden kötü etkilendiğine işaret edilerek “Ancak buna rağmen devlet, geliştirdiği programlar sayesinde tarım, imalat ve inşaat sektörlerinde pozitif büyümeyi korumayı başardı.” denildi.

Bu yıl Kazakistan ekonomisinin yüzde 2,7 daralacağının tahmin edildiği belirtilen analizde, gelecek yıl ise büyüme beklendiği bildirildi.

Ülkede döviz piyasasında baskının azalması ve iktisadi faaliyete ilişkin endişelerin artması nedeniyle Kazakistan Merkez Bankasının yaz aylarında ortalama faizi yüzde 9’a düşürdüğü kaydedilen analizde, “IMF, bu tedbirleri özel sektöre kredi desteğinde başarılı buldu.” ifadesine yer verildi.

Analizde, ülkede yürütülen mali teşvikin 2019-2021 döneminde kamu borcunun yüzde 4 artmasına neden olacağına dikkati çeken IMF, “Ancak borç seviyesi Ulusal Fon varlıklarının önemli ölçüde altında kalacak.” değerlendirmesinde bulundu.

IMF, Kazakistan’a korona virüsü salgını döneminde petrol ve gaz, havacılık, enerji ve demir yolu sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin özelleştirilmesini tavsiye ederken, salgın sonrası toparlanma sürecinde sürdürülebilir ekonomi inşa etmesi için de ülkede rekabeti artırma, devletin ekonomiye katılımını azaltma, ham madde dışı sanayi gibi alanlarda reformların yapılmasını önerdi.

Kazakistan’da Uluslararası Petrol ve Gaz Mühendisliğini Geliştirme Merkezi kuruluyor

Kazakistan’da Uluslararası Petrol ve Gaz Mühendisliğini Geliştirme Merkezi’nin kurulmasına ilişkin anlaşma imzalandı.

Kazakistan Başbakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Uluslararası Petrol ve Gaz Mühendisliğini Geliştirme Merkezi’nin kurulmasını öngören anlaşmanın, hükümet üyeleri ile ülkenin en büyük petrol üreticilerinin katılımıyla düzenlenen törende imzalandığı bildirildi. Açıklamada, söz konusu merkez ile yeni sanayi işletmeleri ve hizmet alanları açarak Kazakistan’ın petrol ve gaz sektöründe yerli üretim payının artırılması ve yatırımların teşvik edilmesinin hedeflendiği aktarıldı.

Merkezin kurulması aşamasında uluslararası benzer kurumların çalışmaları ve deneyimlerinin dikkate alınacağı belirtilen açıklamada, “Merkez, ülkedeki petrol ve gaz üreticisi şirketler tarafından finanse edilecek ve kar amacı gütmeden faaliyet gösterecek.” denildi.


ÖZBEKİSTANÖzbekistan bayrağı - Vikipedi

Özbekistan 9 ayda 7,2 milyar dolarlık yabancı yatırım çekti

Özbekistan’a, bu yılın ocak-eylül döneminde 7,2 milyar dolarlık yabancı yatırım yapıldı.

Özbekistan Devlet İstatistik Kurumu’ndan yapılan açıklamaya göre, yılın ilk dokuz ayında ülkeye 7,2 milyar dolarlık yabancı yatırım geldi. Bu yabancı yatırımların 4,9 milyar dolarını doğrudan yabancı yatırımlar, 2,3 milyar doları ise yabancı ülkeler ve uluslararası finans kuruluşlarının verdiği krediler oluşturdu.

Açıklamaya göre, Özbekistan’a en çok yatırım yapan ülke ve uluslararası finans kuruluşları arasında toplam 470,8 milyon dolarla Japonya hükümetine bağlı Japon Uluslararası İşbirliği Bankası (JBIC) ve Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ilk sırada yer alırken, ülkeye bu dönemde Asya Kalkınma Bankası 380 milyon dolar, Dünya Bankası 256,8 milyon dolar, İslam Kalkınma Bankası ise 81,2 milyon dolar sermaye yatırımında bulundu. Açıklamaya göre, bu dönemde petrol-gaz sektöründe 884,3 milyon dolar, tarım sektöründe 461,9 milyon dolar, kimya sanayi sektöründe 272 milyon dolar, enerji sektöründe 205,7 milyon dolar, taşımacılık ve lojistik sektörüne ise 171 milyon dolar, sağlık sektöründe 70 milyon dolar, eğitim sektöründe ise 32,4 milyon dolar yabancı yatırım gerçekleşti.

Geçen yıl Özbekistan’a yapılan yabancı yatırım hacmi 13,3 milyar dolarken, bunun 9,3 milyar dolarını doğrudan yabancı yatırımlar, 4 milyar dolarını da krediler oluşturdu.

Özbek yazar Nebican Baki’nin “Enver Paşa’nın Vasiyeti” eseri tanıtıldı

Özbek yazar Nebican Baki’nin KGB arşivlerinden derlediği belgelerden yola çıkarak 1996 yılında Özbekçe kaleme aldığı ve ülkede ilk defa yayınlanan “Cengiz Efendi’ye Mektuplar. Enver Paşa’nın Vasiyeti” kitabı tanıtıldı.

Taşkent’teki “Azon.uz” kitabevinde düzenlenen tanıtım toplantısına, Taşkent Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşaviri Alparslan Akıncı ve kitapseverler katıldı. Tanıtım toplantısında konuşan yazar Baki, eski Sovyet döneminde 1988 yılında bir yıl boyunca KGB arşivine girerek Enver Paşa’nın Türkistan’daki hayatı ve faaliyetiyle ilgili olup “çok gizli” sınıflandırmasıyla tutulan belgelerden yararlandığını kaydetti.

Baki, ayrıca Enver Paşa’nın şehit edildiği Tacikistan’ın Belcivan köyüne de giderek orada iki yıl araştırma yaptığını anlattı. Belgeler üzerinde çalışması ve eserin tamamlanmasının 7 yıl sürdüğünü belirten Baki, Enver Paşa ile ilgili kitabı 1996 yılında tamamladığını vurguladı.

Kitabının redaksiyon versiyonunu Özbekistan’a gelen bir Türk öğretmen üzerinden 2004’te yayınlamak amacıyla Türkiye’ye gönderdiğini anlatan Baki, bunun üzerine 2006’da İstanbul’daki bir yayınevinde “Enver Paşa’nın Vasiyeti” kitabının ilk defa Türkçe basıldığını ifade etti.

Bugüne kadar kitabın çeşitli nedenlerden dolayı Özbekistan’da bir türlü basılamadığını vurgulayan Baki, bu kez de kitabın bir Özbek iş adamının desteğiyle ilk defa Özbekçe basıldığını vurguladı. 1956 doğumlu Özbek yazar Nebican Baki, Sovyet rejimi tarafından öldürülen Özbek aydınlarıyla ilgili “Katilname” kitabıyla da tanınıyor.

Yazar Baki’nin “Enver Paşa’nın Vasiyeti” eseri, 2006 yılında İstanbul’da Türkçe basılmıştı.

Özbekistan’da Babür Şah’ın filmi çekiliyor

Özbekistan’da büyük imparator Babür Şah’ın hayatı film oluyor. Kaplan’ın Doğuşu adlı kısa metrajlı filmin çekimlerine başlandığı öğrenildi.

Özbekistan basınına yansıyan haberlere göre Babür İmparatorluğu’nun kurucusu Babür Şah’ın hayatı beyaz perdeye aktarılıyor. Ulusal haber ajansı Uzbekkino tarafından yaptırılan Inson Film Stüdyosu, Kaplanın Doğuşu adlı kısa metrajlı tarihi bir filmin çekimlerine başladı. Film, Zahirüddin Muhammed Babür Şah’ın doğumundan isim almasına kadar hayat hikâyesini anlatıyor.

Özbekistan, devlet bayrağının kabulünün 29. yıl dönümünü kutladı

Özbekistan’da 18 Kasım devlet bayrağının kabul edilmesinin yıl dönümü kaydediliyor. Öte yandan Özbekistan Cumhuriyeti, devlet bayrağının kabul edilmesinin 29. yıl dönümü kapsamında birçok etkinlik gerçekleştirdi.

Özbekistan Cumhuriyeti’nin Devlet Bayrağının kabulünün 29. yıl dönümü dolayısıyla, dün Namangan şehrinin Gençlik Parkı’nda “Bayrağım benim gururumdur” sloganıyla bir etkinlik düzenlendi. Etkinlik, Ulusal Muhafızlar ve Amir Temur Uluslararası Hayırsever Halk Vakfı ile birlikte Özbekistan Gençlik Birliği bölgesel konseyi tarafından organize edildi.


TÜRKMENİSTANTürkmenistan bayrağı

Türkmenistan’da korona virüsü kısıtlamaları 1 Ocak 2021 tarihine kadar uzatıldı

Uluslararası havayolu yolcu ulaşımı kısıtlamasının 1 Ocak 2021 tarihine kadar uzatıldığı ülkede, yurt dışından giriş yapan kişilerin karantina süresi de iki haftadan 21 güne çıkarıldı.

Korona virüsü salgınının önlenmesi ve halk sağlığının korunması amacıyla uygulanan kısıtlamalar çerçevesinde, mart ayında kara ve hava sınırlarını uluslararası yolcu ulaşımına kapatan Türkmenistan, temmuz ayından itibaren ülke içindeki tren ve otobüs seferlerini de durdurdu. Yurtiçi hava ulaşımına devam edilen ülkede, büyük alışveriş merkezleri ve pazarlar, düğün ve güzellik salonları, camiler, restoranlar kapalı bulunuyor.

Ülke genelinde uygulanan maske takma zorunluğu ile birlikte mevcut kısıtlamalar 1 Ocak 2021 tarihine kadar uzatıldı.

Resmi makamlar bugüne kadar pozitif Korona virüsü vakası bulunmadığını, uygulanan kısıtlamaların, küresel salgını önleme ve korunma programı çerçevesinde yürütüldüğünü bildiriyor.

Türkmenistan “2020 Afganistan Cenevre Konferansı”na katılıyor

Birleşmiş Milletler (BM), Afganistan ve Finlandiya tarafından düzenlenen “2020 Uluslararası Afganistan Konferansı”nda Türkmenistan’ı Dışişleri Bakanı Reşit Meredov temsil ediyor. Sivillerin korunması için acil ve kapsamlı ateşkes çağrısı yapılan konferansa 66 ülke ve 32 uluslararası kuruluştan üst düzey temsilciler katılıyor.

Videokonferans yöntemiyle gerçekleştirilen toplantıda bir konuşma yapan Reşit Meredov, Afganistan’ın genel olarak yeniden kurulmasına büyük önem verdiklerini ve Afganistan’ın güçlenmesine yönelik uluslararası çabalara katkıda bulunmaya çalıştıklarını kaydetti. Afganistan’ın ekonomik entegrasyonu ve refahı konusunda Türkmenistan’ın somut adımlar attığını belirten Meredov, komşu ülke Afganistan ile iş birliğinin, sosyo-ekonomik ve insani alanlardaki proje ve programlara dayandığını sözlerine ekledi.

2020-2022 Afganistan’a İnsani Yardım Eylem Programı kapsamında Türkmenistan’ın kilit faaliyetlerine değinen Türkmenistan Dışişleri Bakanı, Afganistan’ın genel kalkınması için enerji, ulaşım ve iletişim gibi sektörlerin öneminin farkında olduklarını belirterek, Türkmen tarafının TAPI gaz boru hattı, Türkmenistan-Afganistan-Pakistan enerji ve fiber optik iletişim hattı ve Türkmenistan-Afganistan’a demiryolu hattının inşasının ilerletilmesi taahhüdünün altını çizdi.

Barış ve güvenlik konularının ele alındığı konferansın; Afganistan’ın toparlanması ve sosyo-ekonomik kalkınma sürecindeki çabaların birleştirilmesi için etkili mekanizmalar oluşturması hedefleniyor.


KIRGIZİSTANKırgızistan bayrağı

Kırgızistan Dışişleri Bakanı Kazakbayev, ülkedeki Türk iş adamları ile görüştü

Kırgızistan Dışişleri Bakanı Ruslan Kazakbayev, Türk girişimcilerden Kırgızistan’da ticaret ve yatırım yapmalarını istedi.

Dışişleri Bakanı Kazakbayev, Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Cengiz Kamil Fırat’ın koordinasyonunda Kırgızistan’da kuruluş aşamasında olan Türkiye Kırgızistan İşadamları Kültür, Dayanışma ve Dostluk Derneğinin (TÜKİD) ev sahipliğinde düzenlenen görüşmede, Türk iş adamlarının sorun ve taleplerini dinledi.

Kazakbayev, Türkçe yaptığı konuşmada, İzmir’de meydana gelen depremde can kayıpları nedeniyle Türk halkına başsağlığı dileyerek, “Telafisi mümkün olmayan kaybın acısını paylaşıyorum. Vefat edenlerin yakınlarına kalpten taziyelerimi iletiyorum ve depremde yaralananlara acil şifalar diliyorum. Güzel İzmir’imize hızlı bir iyileşme temenni ederim.” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun daveti üzerine 9-11 Kasım’da Türkiye’de temaslarda bulunacağını belirten Kazakbayev, iki kardeş ülke arasındaki münasebetlerin her alanda geliştiğini söyledi.

Kazakbayev, Türk girişimcileri Kırgızistan’da ticaret ve yatırım yapmaya davet etti.

Kırgızistan’da Meclis Başkanı değişti

Kırgızistan’da meclis (Cokorku Keneş) yeni başkanını seçti.

Kırgızistan’da 5-6 Ekim olaylarından sonra 13 Ekim’de Meclis Başkanlığı görevine seçilen Kırgızistan Partisi Başkanı Kanat İsayev görevinden istifa ettiğini açıkladı. İsayev, istifa gerekçesinde 10 Ocak’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olacağını belirtti.

Bişkek’teki Ala-Arça Cumhurbaşkanlığı Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Genel Kurul Toplantısı’nda İsayev’in görevinden istifa etmesinin ardından yeni Meclis Başkanının belirlenmesi için seçim yapıldı.

Meclis Başkanlığı görevine tek aday olan meclisteki Cumhuriyet-Ata Yurt Partisi Milletvekili Talant Mamıtov, 120 sandalyeli meclisten 100 oy alarak Meclis Başkanı seçildi. Teşekkür konuşmasında Mamıtov, “Siyasi gelişmeler, bütçe görüşmeleri, Korona virüsü salgınının yayılması gibi gelişmeler ülkenin durumu ağır kılıyor. Halkımız, ülkede birlik ve beraberliği talep ediyor. Bugün bana verdiğiniz destekten dolayı hepinize teşekkür ediyorum.” ifadesini kullandı.

Genel Kurul’da en yaşlı milletvekilleri, eski Meclis Başkanları Dastanbek Cumabekov ile Kanat İsayev’e geleneksel Kırgız kalpağı ve kıyafeti giydirdi.

Anayasa, ülkede 10 Ocak’ta yapılacak seçimde cumhurbaşkanı adayı olmayı planlayan cumhurbaşkanlığı yetkililerini elinde bulunduran Başbakan Sadır Caparov’un yetkililerini Meclis Başkanı’na bırakmasını öngörüyor.

Yeni Meclis Başkanı Mamıtov, Caparov’un, “en yakın dostlarından biri” olarak nitelendiriliyor.

Türkiye ve Kırgızistan’dan ortak açıklama

Türkiye ve Kırgızistan, dış politika, güvenlik ve savunma, ekonomi, ticaret, bilim ve sanayi, ulaştırma, enerji, çevre ve şehircilik, sağlık, gıda, tarım ve hayvancılık, eğitim, kültür, turizm ve spor alanlarında iş birliğini ve eşgüdümü derinleştirme, bu amaçla ikili ve çok taraflı mekanizmalardan azami faydalanma hususunda mutabık kalındığını açıkladı.

Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Kırgızistan Dışişleri Bakanı Ruslan Kazakbayev’in Bakanlıkta yaptığı görüşmenin ardından ortak yazılı açıklama yayımladı.

Açıklamada, Bakan Çavuşoğlu’nun daveti üzerine Kazakbaev’in 9-11 Kasım’da Türkiye’yi ziyaret ettiği hatırlatılarak ziyaret vesilesiyle karşılıklı dostluk ve anlayış içinde gerçekleştirilen görüşmelerde Dışişleri Bakanlarının, Türkiye-Kırgızistan ilişkilerinin mevcut durumunu ve ilişkilerin her alanda daha da geliştirilip derinleştirilmesi imkânlarını kapsamlı şekilde değerlendirdiği, iki ülkeyi de ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda fikir alışverişinde bulunduğu belirtildi.

Türk tarafının, Kırgızistan’ın siyasi istikrarına, toplumsal barışına ve ekonomik refahına verdiği önemi teyit ettiği aktarılan açıklamada, 14 Ekim’de kurulan yeni Kırgız hükümetine başarılar dilendiği, gelecek dönemde gerçekleştirilecek erken cumhurbaşkanlığı ve yenilenecek parlamento seçimlerine giden sürecin anayasal çerçevede toplumsal uzlaşıyla ve kapsayıcı bir yaklaşımla yürütülmesinin öneminin vurgulandığı kaydedildi.

Açıklamada, tarafların, dış politika, güvenlik ve savunma, ekonomi, ticaret, bilim ve sanayi, ulaştırma, enerji, çevre ve şehircilik, sağlık, gıda, tarım ve hayvancılık, eğitim, kültür, turizm ve spor alanlarında iş birliğini ve eşgüdümü derinleştirme, bu amaçla ikili ve çok taraflı mekanizmalardan azami faydalanma hususunda mutabık kaldıkları aktarıldı.

Dışişleri Bakanlıkları arasında siyasi, konsüller, diplomatların eğitimi, bilgi-işlem-arşiv ve enformasyon konularında istişare ve iş birliği ile ilgili birimler arasında mutabık kalınacak bir takvim çerçevesinde devam etme konusunda anlaşıldığı belirtilen açıklamada, “Taraflar, bağlantısallık konusunda altyapı dahil uluslararası kara, hava ve demir yolu taşımacılığı alanındaki iş birliğini karşılıklı yarar zemininde daha da güçlendirmek, Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor Girişimine yönelik somut iş birliği adımları atmak hususlarında mutabık kalmışlardır.” ifadesi kullanıldı.

Kırgızistan’da Tarihi ve Ecdadı Anma Günleri

Kırgızistan’da üç yıl önce ilan edilen 7-8 Kasım “Tarihi ve Ecdadı Anma Günleri” kapsamında son 100 yılda ülke uğruna hayatını kaybedenler resmî törenle anıldı.

Kırgızların 1916’da Rus Çarlığı’na karşı isyanını simgeleyen Ürkün Anıtı’nın yanı sıra Stalin döneminde 1937’de öldürülen 138 aydının, dünyaca ünlü Kırgız romancı Cengiz Aytmatov ile “7 Nisan 2010 Şehitleri”nin kabirlerin de yer aldığı Ata Beyit Mezarlığı’nda (Baba mezarı) anma töreni düzenlendi. Törene, Başbakan Sadır Caparov, Meclis Başkanı Talant Mamıtov, Yüksek Mahkeme Başkanı Gulbara Kaliyeva, Genelkurmay Başkanı Taalaybek Omuraliyev’in yanı sıra eski cumhurbaşkanları Sooronbay Ceenbekov, Roza Otunbayeva, Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanı Nurjigit Kadırbekov katıldı. Anıtlara çelenklerin bırakıldığı ve saygı duruşunda bulunulduğu tören alanında Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi.

Başbakan Caparov, Tarihi ve Ecdadı Anma Günü dolayısıyla yayımladığı mesajında, “Şu anda, geçmişimizi daha derinlemesine araştırmamız gerekiyor. Bu tarihi misyona bilim adamları ve tarihçiler sahiptir. Geleceğin nesilleri, biz kimdik, kim olduk ve kim olacağız gibi sorulara güvenilir ve bilimsel temelli cevaplar almalıdır. Bu soruların cevapları, milli kimliğimizin korunmasına, gelecekteki dünya düzeninde haklı yerimizi almamıza katkı sağlayacaktır.” ifadesini kullandı.

Tören, ülkesi için can verenlerin fotoğraf ve belgelerinin yer aldığı müzenin gezilmesi ile sona erdi.

Kırgızistan’da anayasa değişikliği taslağı protesto edildi

Kırgızistan’da yeniden devlet başkanlığı yönetim sistemine geçişi öngören anayasa taslağı protesto edildi. Yaklaşık 500 kişilik grup, anayasa taslağındaki bazı maddelere dikkati çekmek için Bişkek garından şehir merkezindeki Ala-Too Meydanı’na yürüyüş düzenledi.

Reforma ve Ata Vatan siyasi partileri üyelerinin yanı sıra bazı cumhurbaşkanı aday adayların da katıldığı yürüyüşte, “Han anayasasına karşıyız”, ve “Anayasa taslağı geri çekilsin” yazılı pankartlar taşındı. Anayasa taslağını gazetecilere değerlendiren cumhurbaşkanı aday adayı Sadık Şer-Niyaz, “Halkımızın refahını yükseltecek anayasaya karşı değiliz. Ama korkutularak anayasa değiştirilemez. Bize parlamenter yönetim sistemi gerekli.” ifadesini kullandı.

Ülkede Halk Kurultayı adlı yeni organın oluşturulmasını ve devlet başkanının geniş yetkilerle donatılmasını öngören yeni anayasa taslağı tartışmaya açılmış ve “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” oluşturulmuştu. Anayasa değişikliğini gündeme taşıyan milletvekilleri, cumhurbaşkanlığı seçiminin düzenleneceği 10 Ocak 2021’de anayasa referandumunun da yapılmasını önermişti.

Kırgızistan, 1991-2010 arasında devlet başkanlığı yönetim sistemiyle yönetilmiş, ülkede iki halk devriminin ardından 2010’da anayasa referandumuyla parlamenter yönetim sistemi tercih edilmişti.

Ülkede 1,5 ay önce yapılan parlamento seçim sonuçların iptali için düzenlenen gösterilerin şiddet olaylarına dönüşmesinin ardından cezaevinden çıkarılan ve başbakanlık koltuğuna oturtulan Sadır Caparov, yeni anayasanın halkın talebi olduğunu savunmuştu.

Kırgızistan’da af kararıyla 238 hükümlü cezaevinden çıktı

Kırgızistan’da Cumhurbaşkanlığı seçimine katılmak için Başbakanlık görevinden ayrılan Sadır Caparov’un imzaladığı af kararından 238 hükümlü yararlanarak cezaevinden çıktı.

Caparov, başkent Bişkek’te katıldığı yerel bir televizyon kanalında ülkedeki siyasi ve ekonomik gelişmeler, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, af kararı, anayasa değişikliği ile ilgili tartışmalar hakkında açıklamalarda bulundu. Af kararına ilişkin soru üzerine Caparov, ülkedeki cezaevlerinde çok sayıda suçsuz veya çok ufak suçlamalardan hüküm giymiş kişinin yattığına şahit olduğuna dikkati çekti.

Caparov, bugüne kadar 238 mahkûmun af kararından yararlandığını belirterek, “Ben 1000 mahkûmun yararlanmasını arzu ediyordum. Ancak ben 1 ay 10 gün başbakanlık koltuğunda oturdum. İktidara yeniden gelirsem bu konuyu gözden geçireceğim ve af kararını uygulamaya koyacağım. Komşu ülkelerin devlet başkanları da af kararları çıkarıyor. Buna trajedi gözü ile bakılmamalıdır. Eleştirenler olacak, biz yolumuza devam edeceğiz.” diye konuştu.

Anayasa değişikliği tartışmalara ilişkin Caparov, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden yana olduğunu ve siyasi baskılardan uzak ve demokrasiden yana kalacaklarını vurguladı.


KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar ile Rum Yönetimi lideri Anastasiadis, ilk kez gayri resmî toplantıda bir araya geldi.

Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiades’in ilk yüz yüze görüşmesi, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Elizabeth Spehar’ın Lefkoşa’da bulunan ara bölgedeki ikametgâhında gerçekleşti.

Saat 19.10’da başlayan görüşme, yaklaşık 2 saat sürdü. Görüşmenin ardından BM’nin Kıbrıs’taki Sözcüsü tarafından yapılan yazılı açıklamada, Spehar’ın ev sahipliğinde samimi bir havada geçen toplantıda, Tatar ile Anastasiadis’in birbirlerini tanıma ve ilk kez gayri resmî olarak görüş alışverişi yapma fırsatını buldukları ifade edildi.

Açıklamada, Tatar ve Anastasiadis’in BM Genel Sekreterinin uygun bir ortamda, gayri resmi 5 (3 garantör ülke ve Kıbrıs’taki iki taraf) + BM toplantısı yapma taahhüdüne olumlu yanıt verme kararlılıklarını vurguladıkları belirtildi.

KKTC’nin kuruluşunun 37. yıl dönümü

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) 15 Kasım 1983’te kurulmasıyla Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkı dünyaya duyuruldu. 37 yıl önce kurulan KKTC, Kıbrıs Türk halkının Ada’daki siyasi yaşamını devlet olgusuyla dünyaya ilan ettiği önemli bir dönüm noktası oldu.

Kıbrıs’ta 1960’da Ada’nın iki halkı olan Türkler ve Rumlar arasında ortaklık temeline dayanan uluslararası antlaşmalar uyarınca “Kıbrıs Cumhuriyeti” kuruldu. Kıbrıslı Türkler, Rum silahlı gruplarca 1963’ten itibaren gerçekleştirilen saldırılar sonucu ülke yönetiminden baskı ve şiddetle uzaklaştırıldı. Rumların, Türklere karşı yürüttükleri saldırılar ve ambargolar 1963-1974 yılları arasında artarak sürdü.

Yunanistan’da 1967’de yönetimi ele geçiren askeri darbe yönetimi, Kıbrıs’ta Boğaziçi ve Geçitkale köylerine saldırılar düzenledi. Türkiye’nin anlaşmalardan doğan müdahale hakkını kullanacağı yönündeki ihtarı üzerine Yunanistan, Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde adadan kuvvetlerini çekmek zorunda kaldı.

Bu gelişmeler üzerine Kıbrıs Türkleri, 29 Aralık 1967’de “1960 Anayasası tam anlamıyla işletilinceye kadar” kendi yönetimlerinin kendilerince sağlanması anlamına gelen “Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi”ni kurdu. Geçici yönetim, bir süre sonra “Kıbrıs Türk Yönetimi”ne dönüştürüldü. Bu yönetim biçimi, “Otonom Türk Yönetimi”nin ilan edildiği 1974’e kadar sürdü.

Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için kurulan EOKA-B’nin liderlerinden Nikos Sampson, Yunanistan’da iktidarda bulunan cuntanın desteğiyle gerçekleştirdiği darbeyle 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’u devirdi. Ada’daki darbe haberi Ankara’ya ulaşınca Milli Güvenlik Kurulu toplandı.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, toplantının ardından Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) Kıbrıs’a müdahale ihtimaline karşı hazırlık yapılması yönünde talimat verdi.

Türkiye, Ada’ya ortak müdahalede bulunulması için garantör devletlerden İngiltere’ye Ada’ya müdahale önerdi ancak İngiltere öneriyi kabul etmedi.

Başbakan Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ın talimatıyla Türkiye, Kıbrıslı Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı. Böylece Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı önlenerek Kıbrıs Türk halkının varlığı da güvence altına alındı. Harekatın başarıyla sonuçlanmasının ardından 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu.

Taraflar arasında bir yıl sonra Viyana’da BM gözetiminde Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında varılan nüfus mübadele anlaşması uyarınca Rumların güneye, Türklerin de kuzeye geçmesi sonucu Ada’da iki kesim meydana geldi. Kıbrıs Türk Federe Meclisinde alınan kararla 15 Kasım 1983 tarihi, Kıbrıs Türk halkının siyasi yaşamının önemli bir dönüm noktası ve mücadelelerini devlet olgusuyla dünyaya ilan ettiği bir gün oldu.

Meclis, aynı gün düzenlediği olağanüstü oturumda KKTC’nin kuruluşunu ve bağımsızlık bildirisini oy birliğiyle onayladı. KKTC’nin kurulmasıyla Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkı ilan edilmiş oldu.

KKTC’nin yerli otomobili ‘Günsel’ MÜSİAD EXPO’da görücüye çıktı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) yerli otomobili “Günsel”, Müstakil Sanayici ve İş adamları Derneği (MÜSİAD) EXPO 2020 Ticaret Fuarı’nda ziyaretçilerini bekliyor. 

Anadolu Ajansı’nın Global İletişim Ortağı olduğu “MÜSİAD EXPO 2020 Ticaret Fuarı”, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın katılımıyla Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde başladı. Fuarın en önemli konuları arasında yer alan, Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde 160 Türk mühendis ve tasarımcının 1,2 milyon saat emekle geliştirdiği KKTC’nin yerli otomobili Günsel, meraklılarıyla buluştu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) dışında ilk lansmanı Türkiye’de yapılan yüzde 100 elektrikli Günsel’in ilk modeli B9’un test sürüşleri de gerçekleşti. B9’un ilk prototipleri KKTC’nin toprağını, gökyüzünü ve bayrağını simgeleyen sarı, mavi ve kırmızı renklerde üretildi. Fuara, üretilen üç B9 prototipi ile katılan Günsel, ikinci modeli J9’un tasarım konseptini de otomobil meraklılarıyla buluşturdu. Elektrikli otomobilin en önemli parçalarından bataryası da stantta yer aldı. Günsel mühendisleri tarafından dizayn edilen bataryanın tasarımı ve özellikleri hakkında bilgilendirme yapıldı.

Alınan bilgiye göre, seri üretimi 2021’in son çeyreğinde başlayacak Günsel’in üretim kapasitesi 2025’te yıllık 30 bin adede ulaşacak.

KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve dönemin Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş, cumhuriyetin ilan edildiği Meclis birleşiminin tamamlanmasından sonra Federe Meclis önünde toplanan halka ve öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada, mücadelenin bitmediğini belirterek “Ne mutlu KKTC’nin Türk çocuklarına.” ifadelerini kullandı.

KKTC’den AP’nin Maraş ve Kıbrıs tasarısına tepki

KKTC, Avrupa Parlamentosunda kabul edilen Maraş ve Kıbrıs müzakereleri konulu tasarıya tepki göstererek, “KKTC’nin aldığı karar tam da kapalı Maraş’ın açılarak yasal sahiplerine iade edilmesidir.” açıklamasını yaptı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanlığı, Avrupa Parlamentosunda kabul edilen Maraş ve Kıbrıs müzakereleri konulu tasarıya tepki gösterdi. KKTC Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı açıklamada, Avrupa Parlamentosunun “Kapalı Maraş” ile “Kıbrıs görüşmelerinin yeniden başlamasına” ilişkin aldığı kararla, bir kez daha Kıbrıs Türk halkını yok saymakta ve Türkiye’yi haksız şekilde suçlama oyununa devam etmekte olduğu bildirildi.

Kapalı Maraş’ın KKTC toprağı olduğu ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) bu bölgede otoritesi veya yetkisinin bulunmadığı belirtilen açıklamada, “Maraş konusunda alınan kararlar ve atılan adımlar sadece KKTC devletine aittir. Hal böyleyken ne yazık ki karşımızda bu durumu siyasi emelleri doğrultusunda ve sözde işgal edebiyatı çerçevesinde manipüle etmeye çalışan GKRY’nin oyunlarına alet olmaya hazır bir Avrupa Birliği (AB) görüyoruz. AB’nin Kıbrıs’taki tek işgalin GKRY’nin 1960 ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti sandalyesini tek taraflı ve gayri yasal bir şekilde işgali olduğunu ve Kıbrıs sorunun kaynağının da bu olduğunu görmesi gerekmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarında Kapalı Maraş’ın eski sahiplerine iadesinin öngörüldüğü hatırlatılan açıklamada, Avrupa Parlamentosunun kararında “mülkiyet sahipliği durumunun değişikliğinden endişe duyulduğuna” atıfta bulunulmasının gerçeklerin çarpıtılmasından başka bir şey olmadığına işaret edildi. Açıklamada, “KKTC’nin aldığı karar tam da kapalı Maraş’ın açılarak yasal sahiplerine iade edilmesidir. Kapalı Maraş’ın Kıbrıslı Rum hak sahiplerinin de aldığımız bu karardan yararlanmak yönünde çok istekli olduklarını görmekten mutluluk duymaktayız. Kıbrıs Rum liderliğinin yalana dayalı siyasi propaganda malzemesini kaybetmemek için kendi halkının mülkiyet hakkını kullanmasını engelleme girişimleri düşündürücüdür.” değerlendirmesinde bulunuldu.

“Kararda yer alan, Kapalı Maraş’a ilişkin KKTC hükümetinin aldığı ve alacağı kararların uzlaşıya dayalı olası bir çözüme nasıl halel getireceğini anlamak mümkün değildir.” denilen açıklamada, bu temelsiz iddiaların siyasi söylemden öteye gidemediği vurgulandı. Açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının, Kapalı Maraş’ın açılmasının Ada’daki kabul edilemez statükoyu kökten sarsacağına, böylelikle bölgenin eski sakinlerinin kapalı Maraş’ı kalkındırmak üzere iş birliği içinde birlikte çalışarak iki halk arasındaki güvenin tesis edilmesine ve dolayısıyla müzakereyle bulunacak çözüme yardımcı olacağına inancın tam olduğu belirtildi.


DİĞER

Atina’nın ilk camisi ibadete açıldı

Yunanistan’ın başkenti Atina’nın ilk camisi, 14 yıllık plan ve inşa sürecinin ardından ibadete açıldı. 350 kişi kapasiteli caminin minaresi bulunmuyor.

Yunanistan Eğitim ve Din İşleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “Atina Camii, 2 Kasım 2020 itibarıyla hizmete açılmıştır ve dini alanlar için öngörülen COVID-19 önlemleri çerçevesinde mesafe ve sağlık tedbirleri uygulanmaktadır.” ifadesi kullanıldı. Beş vakit namaz kılınacağı ifade edilen camide, güvenlik, temizlik, koruma ve diğer hizmetler için tüm gerekli düzenlemelerin sona erdiği duyuruldu.

Bosna Hersek’teki tarihi saat kulesi, Türkiye’nin desteğiyle yeniden inşa edilecek

Bosna Hersek’te Sırp nüfusun yoğun olduğu Banja Luka şehrinde bulunan ve 1993 yılında savaş sırasında yıkılan tarihi Ferhat Paşa Saat Kulesi’nin yeniden inşasına ilişkin iş birliği protokolü imzalandı.

Türkiye ve Bosna Hersek’te çevrim içi düzenlenen imza törenine, Bosna Hersek İslam Birliği Vakıflar Müdürü Senaid Zaimovic, Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı Erol Ökten, Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçisi Haldun Koç ve Banja Luka Belediye Başkanı Igor Radojicic katıldı.

Büyükelçi Koç, yaptığı konuşmada, Vakıflar Genel Müdürlüğünce desteklenen projenin ortak kültür mirasının yeniden canlandırılması ve gelecek nesillere aktarılması bakımından önem taşıdığını ifade etti. Koç, “Banja Luka’da 2016’da ülkemizin desteğiyle tamamlanarak açılışı yapılan tarihi Ferhadiye Camii, yapımı devam eden Arnavudiye Camii ve protokolü imzalanan saat kulesi projesi ülkemizin bölgeye yönelik kapsayıcı ve bütüncül yaklaşımının somut örneklerini oluşturmaktadır.” dedi.

Zaimovic ise Vakıflar Genel Müdürlüğü ile 27’nci protokole imza attıklarını belirterek, “Halihazırda Bosna Hersek genelinde 15 büyük projenin yapımına devam ediyoruz.” diye konuştu. Radojicic de bugünkü imza töreninin yeni tip korona virüs (Kovid-19) salgını nedeniyle Banja Luka, Saraybosna ve Ankara’dan çevrim içi yapıldığını söyleyerek, “Bosna Hersek İslam Birliği Vakıflar Müdürlüğü ile Vakıflar Genel Müdürlüğü, projenin finanse edilmesi ve uygulanmasını üstlenecek. Belediye olarak gerekli izinleri sağlayacağımız projede Banja Luka Müftülüğü de belgelendirme noktasında yardımcı olacak.” dedi.

Karaçay Türklerinin sürgün edilişinin yıl dönümü

Kafkasya’nın yerli halkı Karaçay Türklerinin, katil Stalin rejimi tarafından sürgün edilişinin bugün 77. yıl dönümü. Aradan geçen onca yıllar yaşanan acıları ve vatan toprağına duyulan hasreti hiçbir zaman dindirmedi.

Tarihi soykırımlarla ve katliamlarla dolu olan Josef Stalin rejiminin emriyle, 77 yıl önce bugün 2 Kasım 1943’te Karaçay Türkleri vatanlarından sürgüne yollandı. Karaçay-Malkar Türkleri, İkinci Dünya Savaşı’nın tüm hızıyla devam ettiği günlerde, Sovyet hükumetine karşı ihanet, vatan hainliği ve düşmanla iş birliği suçlamalarıyla ata yurtlarından koparılarak, Orta Asya ve Sibirya’ya sürüldü.

2-5 Kasım 1942 tarihinde SSCB Yüksek Kurulu emriyle SSCB’nin NKVD (İçişleri Halk Komiserliği) ordusu Karaçay-Malkar halkını ana vatanından sürdü. Sürgünün güç desteği için 53 bin 327 silahlı kişiden oluşan Kızıl Ordu askeri birlikleri görev aldı. Sovyet resmî kurumlarının verilerine göre o dönemde 69 bin 267 Karaçay-Malkar sürgün edildi.

2 Kasım 1943’te Karaçaylıların yaşadığı sürgün felaketi, 8 Mart 1944’te onların kardeş halkı Malkarlıların da başına geldi.

Mostar Köprüsü’nün yıkılışının 27. yılında anma töreni düzenlendi

Bosna Hersek’teki en önemli Osmanlı eserlerinden Mostar Köprüsü’nün, Hırvat birliklerinin yoğun top atışları sonucu yıkılmasının 27. yılında tören gerçekleştirildi.

Mimar Hayreddin tarafından 1566’da inşa edilen tarihi köprü üzerindeki anma töreni, 27 yıl önce bugün köprünün yıkıldığı 10.16’da sirenlerin çalmasıyla başladı. Törene katılan Mostarlılar, Neretva Nehri’ne karanfil ve zambak bırakırken, sembolik olarak köprüden “sessiz atlayış” da yapıldı.

“Mostari” Atlama Kulübü Sözcüsü Sasa Orucevic, 9 Kasım gününün her yıl hüzünle hatırlandığını belirterek, bu yılki törenin yeni tip korona virüs (Kovid-19) salgını tedbirleri kapsamında sınırlı bir katılımla yapıldığını söyledi. Mostar sakinlerinden Ramiz Tiro da savaşta esir tutulduğu kampta köprünün yıkıldığı haberini aldığını anlatarak, “Hayatımın en zor anıydı belki de çünkü biz bu köprüyle büyümüş bir nesildik.” ifadesini kullandı.

Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından 1566’da inşa edilen Mostar Köprüsü, şehre adını vermesinin yanı sıra asırlardır farklı kültür ve medeniyetleri de birleştirme görevi üstleniyor.  Şehrin Boşnak ve Hırvat mahallelerini birbirine bağlayan tarihi köprü, Mostarlı cesur atlayıcılar tarafından da atlama platformu olarak kullanılıyor.

Bosna’daki savaşta, Hırvat birliklerinin 8 Kasım 1993’te başlattığı yoğun top atışlarına dayanamayan köprü, bir gün sonra saat 10.16’da yıkılarak sulara gömülmüştü.

Türkiye’nin yanı sıra bazı ülke ve uluslararası kuruluşların destekleriyle aslına uygun olarak yeniden inşa edilen Mostar Köprüsü, 2004 yılında törenle açıldı. Mostar Köprüsü, eski Mostar şehriyle birlikte 2005 yılında UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne eklendi.

Türk Konseyi Genel Sekreteri Amreyev’den 10 Kasım mesajı

Türk Dili Konuşan Ülkeler İş birliği Konseyi (Türk Konseyi) Genel Sekreteri Baghdad Amreyev, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 82. yılı dolayısıyla mesaj yayımladı. Amreyev mesajında, Atatürk’ü ebediyete intikalinin 82. yıl dönümünde rahmetle andıklarını belirtti.

Atatürk’ün fevkalade bir asker, ileri görüşlü bir devlet adamı ve dünya tarihinin en büyük liderlerinden olduğunu ifade eden Amreyev, şunları kaydetti:

“Ulu Önder’in buyurduğu gibi, en büyük mirası olan Türkiye Cumhuriyeti, açtığı yolda sağlam adımlar atarak ilerlemeye devam etmekte ve dünya sahnesinde daima önemli bir rol oynamaktadır. Onun yenilikçi fikirlerinin hatırlanıp, anılmasına ithaf olunan bugün vesilesiyle, Türk Konseyi’ndeki tüm çalışma arkadaşlarımla birlikte, Türk milletinin Atasını saygı ve minnetle anıyorum.”

Doğu Türkistan Millî Günü

Doğu Türkistan Türkleri, 12 Kasım 1933 ve 12 Kasım 1944’te iki kez bağımsız bir devlet ilan etti. Böylelikle iki cumhuriyetin yıl dönümü, “Doğu Türkistan Milli Günü” olarak kutlanıyor ve Doğu Türkistanlı Uygur ve diğer Türk toplulukları için 12 Kasım tarihi büyük bir önem taşıyor.

İlanından sonra dört ay süren Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti (1933) ile ilanından sonra beş yıl süren Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin (1944) kuruluşlarının yıl dönümü olan 12 Kasım, her yıl Doğu Türkistan’ın bağımsızlık mücadelesinin hatırlandığı bir tarih olarak kaydediliyor.

Tuna Nehri’nde Osmanlı dönemine ait taş gülle bulundu

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de Tuna Nehri’nde Osmanlı dönemine ait 70 kiloluk taş gülle bulundu.

Macar haber ajansı MTI’nin haberine göre, Budapeşte Afet Müdürlüğü dalgıçları gerçekleştirdikleri rutin dalış esnasında taş gülleye rastladı. Savunma Bakanlığı ve Savaş Tarihi Enstitüsü ve Müzesi yetkililerinin yaptığı inceleme sonucu, 70 kiloluk taş güllenin Osmanlı dönemine ait olduğu belirlendi. Haberde, güllenin bakanlığa ait müzede sergileneceği bilgisi yer aldı.

Osmanlı Devleti, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de 1541-1686 arasında hüküm sürdü.

Kiev’de “Kırım ve Kırım Tatar Halkının Tarihi” kitabı tanıtıldı

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de “Kırım ve Kırım Tatar Halkının Tarihi” kitabının tanıtımı gerçekleştirildi.

Kırım Ailesi Derneğinin düzenlediği kitap tanıtımına, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov, Ukrayna Devlet Başkanlığı Kırım Daimî Temsilcisi Anton Korineviç ve kitapta emeği olan pek çok kişi katıldı. Kırım Ailesi Derneği Başkanı Anife Kurtseytova, yaptığı açıklamada, Rusya’nın Kırım’ı ilhakından sonra pek çok Kırım Tatarının Kiev’e gelmek zorunda kaldığını aktardı. Kurtseytova, merkezlerinde Kırım Tatar ailelerinin çocuklarına eğitim vermeye başladıklarını belirterek, “Bu çocukların eğitimi çok önemli bir konu. Bu kitabı da eğitimde kullanmak için hazırladık.” dedi.

Kitabın hem Rusça hem de Kırım Tatar Türkçesi olarak 2 dilde yayımlandığını belirten Kurtseytova, “Kitap Latin alfabesinde de basıldı, bu önemli. Çünkü Türkiye’de de pek çok Kırım Tatarı var ve onlara en kısa zamanda kitabı göndereceğiz.” diye konuştu.

5. Türk Dünyası Belgesel Film Festivali ödül töreni Osmaniye’de yapıldı

Bu yıl 5’incisi gerçekleştirilen, 9 ülkeden amatör ve profesyonel yönetmenlerin belgeselleriyle katıldığı Türk Dünyası Belgesel Film Festivali’nin ödül töreni Osmaniye’de gerçekleştirildi.

Osmaniye Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’nda düzenlenen törene, Osmaniye Valisi Erdinç Yılmaz, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Türk, Türk Dünyası Gazeteciler Federasyonu Başkanı Menderes Demir ile davetliler katıldı.

Vali Yılmaz yaptığı konuşmada, böyle bir festivalin açılış töreninin Osmaniye’de yapılmasından büyük mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Benim temennim ve amacım, Osmaniye’nin 1 yıl boyunca Türk Dünyası Kültür Başkenti olmasıdır. 2021 için şehir belirlendi ancak 2022 yılı için şimdiden çalışacağımı belirtmek isterim.” dedi. Menderes Demir ise Türk milletinin Doğu Türkistan’dan Avrupa içlerine kadar geniş coğrafyada engin bir kültüre sahip olduğunu söyledi.

Bu festivali düzenlemekteki amaçlarının bu milletin kendi kök değerlerini film ve belgesellerle ortaya çıkarmak olduğunu dile getiren Demir, “Bu değerleri önce kendi akrabalarımıza, daha sonra da dünyaya sunmak amacıyla bu festivali düzenliyoruz. 4 yıldır açılış ve kapanışı İstanbul’da yapıyorduk. Bu sene salgın nedeniyle açılış törenini Osmaniye’de yapmak istedik. Kapanış törenini de 13 Aralık’ta İstanbul’da yapmayı planladık.” diye konuştu.

Konuşmaların ardından, festivalde öğrenci ve profesyonel dalda ödül alan belgesellerin yönetmenlerine ödülleri verildi.

Tataristan’da Osmanlı kaftanları sergisi

Rusya’ya bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da Türkiye’den getirilen Osmanlı dönemine ait giysilerin birebir aynısı 11’i elbise olmak üzere 21 üründen oluşan “Çağdaş Türk Tasarımcıları Gözüyle Osmanlı Kaftanları Sergisi” açıldı.

Kazan Kremlini Açık Hava Müzesi’nin “Manej” salonunda açılan sergiye Türkiye’nin Kazan Başkonsolosu İsmet Erikan, Tataristan Kültür Bakanı Yardımcısı Yuliya Adgamova, Rusya Devlet Duması Tataristan Milletvekili Olga Popova, Tataristan Parlamentosu milletvekilleri, Türkmenistan ve Kazakistan’ın Kazan Başkonsolosları, sergi eserlerini hazırlayan Antalya ve İstanbul Sabancı Olgunlaşma Enstitüleri yetkilileri, çok sayıda gazeteci, sanatseverler katıldı.

Açılışta konuşan Başkonsolos Erikan, havaların soğumaya başladığı Kazan’ı Antalya’dan getirilen Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Olgunlaşma Enstitüsünün ürettiği eserlerle ısıtmak istediklerini belirtti. Erikan, “Çağdaş tasarımla Osmanlı döneminin kıyafetlerini ve kaftanlarını getirdik. Bu sergi nisan için planlanmıştı. Ancak salgın nedeniyle ertelemek zorunda kaldık. Çünkü hayat devam ediyor. Ve biz korona virüsün bizi yenmesine müsaade etmeyeceğiz. Sosyal hayatımız ve özellikle kültürel hayatımız devam etmek zorunda.” diye konuştu.

Serginin iki amacı olduğunu dile getiren Erikan, ilk olarak bu yılın Türkiye ile Rusya arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun, ikinci olarak da Tataristan Sovyet Otonom Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıl dönümü olduğunu anlattı. Erikan, “Yıl dönümlerini kutlamak ve kültürel ilişkilerimizi güçlendirmek için biz bu sergiyi açmaya karar verdik.” dedi. Sergide gösterilen eserlerin Osmanlı İmparatorluğu’nda kullanılmış kıyafetlerin çağdaş yorumu olduğunu vurgulayarak, “Yaklaşık 600 yıllık bir tarihi olan Osmanlı İmparatorluğu’nun zengin kıyafet kültürünü bugün bize ev sahipliği yapan Kazan halkıyla paylaşmak istedik.” ifadelerini kullandı.

Tataristan Kültür Bakanlığı, Kazan Kremlini Açık Hava Müzesi, Türkiye’nin Kazan Başkonsolosluğunun birlikte düzenlediği sergi 13 Aralık’a kadar ziyaretçilere açık olacak.

Ahıska Türklerinin sürgün edilişlerinin 76’ncı yılı

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) lideri Josef Stalin tarafından 76 yıl önce ana vatanlarından koparılan Ahıskalı Türkler hala sürgünün acısı ve vatan hasretini ilk günkü gibi yaşıyor.

Gürcistan’ın Türkiye sınırında yer alan Ahıska, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan antlaşmayla Rusya’ya bırakıldı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan bölge Gürcistan’a bağlandı. Bu dönem, SSCB içindeki diğer tüm Türk ve Müslüman topluluklar gibi Ahıska Türkleri için de acıların başlangıcı oldu. Stalin, 2. Dünya Savaşı’nda Rus ordusunda savaşmalarına rağmen Ahıskalı Türkler için sürgün kararı imzaladı. Sayıları 86 bini bulan Türk Ahıska’dan Orta Asya’nın çeşitli bölgelerine sürgün edildi. Ahıska’da yaşayan binlerce Türk ve Müslüman, birkaç saat içinde, yanlarına eşyalarını almalarına izin verilmeden yük vagonlarına bindirildi.

Vagonlarda üst üste bindirilen Ahıska Türklerinin zorlu yolculuğu bir aydan fazla sürdü. Bu yolculukta yaklaşık 17 bin Ahıska Türkü, açlık, soğuk ve hastalık nedenleriyle hayatını kaybetti. Hayatta kalan Ahıskalılar, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan sınırları içinde bırakıldı. Sovyet yönetimi, oluşturduğu çalışma kamplarında kadın, yaşlı, çocuk ayrımı yapmadan Ahıskalıları en ağır işlerde çalıştırdı, eziyete maruz bıraktı. Ahıskalı Türklerinin şehirlere yerleşmelerine yasak getirildi. Bulundukları yerlerden izin almadan ayrılmamaları için kural konuldu. Bu kuralı ihlal eden Ahıskalılar, yakınlarıyla birlikte Sibirya’ya 25 yıllık sürgüne gönderilerek cezalandırıldı.

Açlık, salgın ve bulaşıcı hastalıklar nedeniyle 30 bin Ahıskalı, Orta Asya’nın çeşitli bölgelerinde hayatını kaybetti.

Çin, Doğu Türkistan’daki camileri yıkıp, tapınak görünümü veriyor

Çin Komünist Partisi (ÇKP), dinler üzerinden Çinlileştirmeyi (Sinicization) teşvik etme kararından bu yana, birçok İslami yapıya zarar verdi. Çin kaynaklı sosyal medyada yayılan görüntülere göre Çinli yetkililer, Doğu Türkistan’daki camileri tek tek yıkıyor ve camilere Çinli yapı görünümü veriyor. ÇKP yönetiminin İslam karşıtı politikalarının Çin vilayetlerindeki Huy Müslüman bölgelerinde de yaygınlaşmaya başladığı görülüyor.

Uygurlara yaptığı baskı ve insanlık dışı uygulamalarıyla gündemden düşmeyen Çin, insan hakları ihlallerinde olduğu gibi inançlara yaptığı saldırı ve tahribatta da sınır tanımıyor. Çin kaynaklı sosyal medyada son zamanlarda sıkça dolaşan görüntülere göre Çinli yetkililer, 2014’te onaylanan İslam’ı Çinlileştirme planları çerçevesinde Henan Eyaleti’nin orta kesiminde bir ilçe olan Xiangcheng’deki 600 yıllık Nandun Camii’nin kubbesini ve minarelerini yıkıyor.

1920 yılında Ming Hanedanlığı’nın başlangıcında inşa edilen cami ve minaresinin yapımından 600 yıl sonra yıkılarak Çin tarzı mimariye büründürülmesi de dikkat çekiyor.

Öte yandan Çin Komünist Partisinin (ÇKP), Qinghai (Çinghay) Eyaleti, Jianja İlçesi, Kangyang Camii’nin minaresini ve kubbesini de yıkmaya başladığı, Gansu Eyaletindeki Linxia Huy Bölgesi’nin Jixing, Baoan, Dongxiang ve Salar İlçelerindeki camilerin minareleri ile kubbelerinin ortadan kaldırılmaya başladığı biliniyor.

Kerkük’te 50 cesedin olduğu toplu mezar bulundu

Irak’ın Kerkük kentinin güneyindeki Reşad Nahiyesi yakınlarında, 50 kişiye ait cesedin yer aldığı bir toplu mezar bulundu. Mezardaki cesetlerin terör örgütü DEAŞ tarafından öldürülen insanlara ait olduğu iddia edildi.

Kerkük’ün Havice ilçesinin Reşad Nahiyesi yakınlarındaki kırsal bölgede, DEAŞ tarafından öldürülen 50 kişinin cesedinin yer aldığı bir toplu mezar bulunduğunu belirtildi. AA’da bugün yer alan habere göre, Kerkük Operasyonlar Komutanı Korgeneral Saad Harbiye’nin konu ile ilgili açıklamalarda bulundu. Toplu mezarın bölgedeki Irak Federal Polis Gücü’nün operasyonları sırasında ortaya çıkarıldığını bildiren Harbiye, mezardaki cesetlerin çıkarılmasına yönelik çalışmaların başladığını kaydetti. Harbiye, cesetlerin kim ya da kimlere ait olduğunun beli olmadığını ifade ederek kimlik tespitleri ile ilgili incelemelerin yapılmaya başlandığını kaydetti.

Eski Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, 9 Aralık 2017’de örgüte karşı zafer kazanıldığını duyurmuştu. Terör örgütü DEAŞ’ın bölgeden çıkarılması ve kentlerin geri alınmasının üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen örgütün özellikle Kerkük, Diyala, Musul, Salahaddin ve Enbar vilayetlerinin kırsal bölgelerinde saldırıları devam ediyor.

Bosna Hersek’teki mütevazı kütüphane, Osmanlı döneminden kalma el yazmalarını yıllardır koruyor

Balkan ülkesi Bosna Hersek’in Banja Luka şehrindeki Gazanferi Camisi’nin kadın mektebi bünyesinde bulunan Mehmed Zahirovic Kütüphanesi, Osmanlı döneminden kalma 720 el yazması eseri yıllardır özenle koruyor.

Koruma altındaki Ferhat Paşa Kütüphanesi’nin el yazmalarını da bünyesinde barındıran bu mütevazi kütüphanede, Osmanlı döneminden kalma önemli yazmaların yanı sıra Bosna Hersek tarihinin önemli edebiyat eserleri de buluyor. Kütüphanede Türkçe, Arapça ve Boşnakça dillerinde kaleme alınmış 10 binden fazla eser yer alıyor.

Kütüphane Sekreteri Maida Blitovic, yaptığı açıklamada, kütüphanenin bu yıl eğitim hayatına başlayan İbrahim Maglajlic Medresesi çatısı altında ziyarete açıldığını söyledi. Toplam 10 bin 769 eserin kütüphanede yer aldığını belirten Blitovic, “Bu sayı, şehirdeki İslam kurumları arasındaki en fazlası.” dedi.

Kütüphane bünyesinde 720 el yazması eser bulunduğunu dile getiren Blitovic, bu eserlerin bazılarının Yunus Emre Enstitüsü ile gerçekleştirdikleri proje kapsamında dijitalleştirildiğini anlattı.