...

Korona Virüsü Salgınının Hukukî Açıdan İş Hayatına Etkisi

M.Furkan Duatepe

Normalleşme sürecine girdiğimiz bugünlerde, dünyayı etkisi altına alan Pandemi olarak nitelendirilen Korona virüsü (COVID-19) özellikle iş hayatını ve işçi-işveren ilişkilerini üst düzeyde etkiledi. İş hayatına birçok konuda etki eden virüs; evde çalışma modelinin, iş sağlığı ve güvenliğinin, kısa çalışma ödeneğinin, işçinin ve işverenin hak ve yükümlülüklerinin ne anlama geldiğini ve ne şekilde uygulanacağını gündeme getirdi. Virüsün ekonomiye etkisini azaltmak ve iş hayatının sürekliliğini sağlamak adına geçtiğimiz aylarda bu konuda var olan İş Kanunumuza alınan tedbirler kapsamında birtakım geçici hükümler getirilip yürürlüğe girdi ve ayrıca birçok genelge yayımlandı. Bunlardan öncelikle 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa getirilen geçici maddeler, 7244 Sayılı Yeni Koronavirüs (COVID-19) Salgının Ekonomik Ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Kanun önemli bir yer teşkil etmektedir. Öyle ki, mevcut kanunlarımız ile birlikte yürürlüğe giren bu geçici kanunlar ile virüsün iş hayatına etkisi azaltılmak istesen de birçok işveren ve vatandaşımız bu süreçten etkilendi.

Virüsün etkisiyle beraber bu süreçte evde kalınması yönünde uyarılar ile birçok işyerinin geçici olarak kapatılması gerekti. Bunun sonucunda iş yerlerinde yıllık ücretli izin ve ücretsiz izin kullanımı söz konusu oldu. Çoğu işveren kısa çalışma ödeneğine başvuru yaptı. İş sözleşmelerinin feshedilerek işsizliğin artmasından ziyade hukukun imkân tanıdığı yollara başvurmak salgının etkisini azaltmak açısından daha makul bir çözüm yöntemi olarak benimsendi. Bu hukuki yolların kullanılmasının hukuki dayanağı ise 4857 Sayılı İş Kanunu 24/3 ve 25/3 maddelerinde belirtilen zorlayıcı bir sebebin varlığı olup zorlayıcı sebebin tanımı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2016/ 26112 Esas, 2019/ 8165 Karar No’lu Kararı’nda zorlayıcı nedenler; sel, kar, deprem gibi olaylar nedeniyle ulaşımın kesilmesi, salgın hastalık nedeniyle karantina uygulanması gibi nedenler olarak belirlenmiştir. Korona virüsü de (COVID-19) bu bağlamda bir salgın hastalık olduğu için bu hukuki yollara başvurular artmış ve şu an gündemde bulunmaktadır.

Korona virüsü (COVID-19) sebebiyle işverenler virüsün etkisinin ne kadar süreceğini tahmin edememekten ve daha önce böyle bir tecrübeye sahip olamadıklarından dolayı öncelikle işçileri ücretsiz izine çıkarma ve işçiyi yıllık iznini kullandırma yoluna başvurdular. Akabinde çıkarılan geçici yasa ile ücretsiz izne çıkarılan veya bu sürede işsiz kalan kişiler için işçiye fesih yasağı süresi boyunca, ücretsiz izin kullanmaları veya herhangi bir şekilde işsiz kalmaları halinde geçen süre kadar günlük 39,24 Türk Lirası destek verilmesi kararlaştırıldı. Ancak bu destek ödemesinin miktarı görüldüğü üzere düşük tutuldu ve maddi desteğin birçoğu henüz ödenmedi. İşçilerin destek miktarını henüz alamamaları, alsalar dahi miktarın yeterli olmaması ne yazık ki bu süreçte temel ihtiyaçlarını bile zorlukla karşılamalarına sebep oldu. Umarız bu soruna acilen bir çözüm bulunup işçiye ihtiyacını karşılayacak kadar gerekli ödeme daha çok gecikmeden yapılır. Öyle ki, 17.04.2020 tarihli geçici yasadan önce ücretsiz izin için işçinin mutlaka onayının alınması gerekliydi fakat geçici yasayla beraber işçinin onayı alınmadan ücretsiz izin yoluna başvurulmaktadır. Geçici kanundan önce, ücretsiz izin için eğer işçinin yazılı muvafakati alınmamış veya işveren tarafından alınan muvafakatte ücretsiz iznin süresi belirtilmemişse ücretsiz iznin 3 ayı aşması halinde bu durum iş akdinin feshi anlamı gelmekte olup işçiye haklı nedenle fesih hakkı verip diğer şartlar da varsa işçi lehine kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve işe iade söz konusu oluyordu. Ancak 17.04.2020 tarihindeki geçici yasayla birlikte işveren, işçinin muvafakatini almadan ücretsiz izin verebilir hale gelmiştir. Bu haliyle ücretsiz izin yolunun işçiye yapılacak ödemenin devlet tarafından garanti altına alındığı için işverence onaya tabi olmadan kullanılabileceğini görmekteyiz ki devlet garanti verdiği ödemeleri yapması bu anlamda önem arz etmektedir. Gerekli maddi desteğin verileceği belirtildiyse bu ödemeler zamanında yapılmalıdır. İşverene kolaylık sağlanmalı, işçi de mağdur edilmemelidir. Ücretsiz izin haricinde ek olarak işverenlerin başvurduğu diğer bir yolda işçiye yıllık ücretli izni vermesidir. İşveren bu durumda yıllık ücretli izne çıkardığı işçiye yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır. Aksi halde işçi gerekli hukukî yollara başvurarak hakkını arayabilecektir.

Salgın hastalık ve benzeri zorlayıcı sebeplerin iş hayatının tamamen veya kısmen durdurması halinde başvurulacak diğer bir hukuki yol ise kısa çalışmadır. Bu hukukî durum 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nda “Genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere kısa çalışma yapılabilir.” şeklinde mevcuttur. Geçtiğimiz günlerde TBMM’de getirilen geçici kanun ile de işverenlerin kısa çalışma taleplerinin incelemeksizin kabul edileceği belirtilmiştir. Kısa çalışma halinde haftalık çalışma süresini en az üçte bir oranında azaltması veya süreklilik koşulu aranmaksızın işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az dört hafta en fazla üç ay ( Cumhurbaşkanı kararı ile altı aya kadar uzatılabilir) Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından PTT BANK aracılığı ile işçi ücretleri için gelir desteği sağlanmaktadır. Ayrıca kısa çalışma için işçiden muvafakat alınması gerekli olmayıp 25.03.2020 tarihinde getirilen geçici kanunla da ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller dışında işçinin sözleşmesinin feshedilemeyecektir. İşveren tarafından bu süreçte yapılacak feshe ilişkin, feshin gerçekleştiği tarihteki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası verilmesi öngörülmüştür. Böylelikle iş sözleşmelerinin bu yollar ile feshedilmesinin önüne geçilmek istenmiştir.

İşverenlerin mevcut yasalar ile birlikte salgın sürecinde iş sözleşmelerine getirilen geçici düzenlemeler haricinde yine birtakım hak ve yükümlülüklere sahip olduğunu bilmek gerekmektedir. İş sağlığı ve güvenliği, iş hayatında işçinin uzaktan çalışması, telafi çalışması hususları yine bu salgın sürecinde gündeme gelmiştir. İş hayatının sağlıklı ve güvenliği; hem genel kanunlar hem de ‘İş Ve Sosyal Güvelik Kanunları, İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu’ kapsamında hukukî güvence altına alınmıştır. Bu sebepten mevzuata göre işveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. Ek olarak bu süreçte işveren, işin gerekleri ve şartlar izin verdiği sürece evden veya uzaktan çalışmaya işçileri yönlendirmelidir. Aksi halde virüsün işçiye işi sebebiyle bulaşması halinde emsal teşkil edebilecek Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2018/5018 E, 2019/2931 K. Sayılı Kararına göre “buna göre davacı murisinin, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle Ukrayna’ya yapılan sefer sırasında bulaştığı yukarıda belirtilen rapor kapsamından anlaşılan H1N1 virüsüne bağlı olarak, daha sonra meydana gelen ölümünün iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır…”  işveren de bu anlamda sorumlu tutulabilecektir. Nitekim, bulaşıcılığı son derece fazla olan bu virüse karşı istenmeyen olaylar ve ölümlerle karşılaşmamak içinde mesai saatlerinin kısa tutulmasının veya çalışma olmaması nedeniyle aksayan işlerin telafisi için geçici kanunla ek olarak telafi çalışma yapılmasına kolaylık sağlanmış, işverene mevcut kanunda 2 ay olarak verilen süre uzatılarak 4 aylık bir sürede fazla mesai yapabilme fırsatı verilmiştir. Lakin bu fazla mesainin yapılması içinde salgının en azından etkisinin geçmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. İş hayatının aksamaması için başvurulacak hukukî yollar ve alınacak tedbirler için sağlık her zaman öncelikli olarak gözetilmelidir.

Ekonomik hayata ve iş hayatına etki eden bu salgının en az vakayla atlatılması için alınan tedbirler neticesinde güzel sonuçlar doğurmasını umarım. İşverenlere yapılan desteklerin ve işçilere yapılan destek ödemelerinin mevcut piyasa koşulları gözetilerek ihtiyaçlar karşılanacak şekilde mağduriyet yaratmadan zamanında yapılmasını temenni ederim. Başta çok sevdiğimiz Türk milleti olmak üzere tüm insanlığın en kısa sürede sağlıklı ve huzurlu günlere tekrar kavuşması dileğiyle…