...

Aramızdan Ayrılışının 23. Yılında Anılarla Alparslan Türkeş - 8

İletişim: sakinoner@hotmail.com

Sakin Öner

12 Eylül darbesinden sonra neler oldu?

12 Eylül 1980, saat 04.00’te dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından ülke yönetimine el konulduktan sonra yeni bir Türkiye ile karşılaştık. Bu dönemin en olumlu yanı anarşi olaylarının ve siyasi cinayetlerin bıçak gibi kesilmesiydi. Şu ortaya çıkmıştı ki darbe yapmayı kafaya koyan komuta kademesi, darbe ortamının iyice oluşması için olaylara bilerek müdahale etmemişlerdi. Zaten darbenin en çok öne sürülen gerekçelerinden biri siyasi partilerin bir Cumhurbaşkanı seçiminde bile anlaşamamış olmaları, diğeri ise her gün birçok vatandaşımızın hayatını kaybettiği siyasi cinayetlerdi. Ülkücü hareket 1970’li yıllarda sol militanlarla giriştiği mücadelede 5 bin şehit verdi. Sol kesimden de çok kişi hayatını kaybetti.  Yıllardır anarşik olaylardan bunalan ve her gün ölüm korkusuyla yaşayan halkın büyük bir bölümü, anarşiye son verdiği için 12 Eylül darbesinin olmasından memnun ve mutluydu. 

12 Eylül’ün bir de diğer yüzü vardı. 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971’den sonra demokrasi, 12 Eylül’den sonra üçüncü defa kesintiye uğradı. 12 Eylül 1980 tarihinde siyasi partilerin faaliyetleri durduruldu, 16 Ekim 1981’de bütün partiler kapatıldı, yoğun bir cadı avına çıkıldı. İhtilal mantığı, insanların üzerinden bir silindir gibi geçti. Kimileri asıldı, kimileri işkence ile hayatını kaybetti, birçok insan sakat kaldı, binlerce kişi hapishanelerde ömrünü tüketti, on binlerce kişi de eğitimini tamamlayamadı, işini, aşını, istikbalini kaybetti, on binlerce aile, eşler ve çocuklar perişan oldu.

12 Eylül darbesinin ardından 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı, 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.171 kişinin gözaltında işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, 120 üniversite öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

12 Eylül darbesinin oluşturduğu ortamdan basın hayatı da olumsuz etkilendi ve basın üzerinde de büyük bir baskı, denetim dönemi başladı. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı, 13 büyük gazete için 303 dava açıldı, 39 ton gazete ve dergi imha edildi. 31 gazeteci cezaevine girdi, 300 gazeteci saldırıya uğradı. Üç gazeteci silahlı saldırıda öldürüldü.

Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi, 14 kişi açlık grevinde öldü.

7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi, 50 kişinin cezası infaz edildi. İdamlar bir sağdan bir soldan mantığı ile yapıldı. İdam edilenlerin 18’i solcu, 9’u ülkücü ve 23’ü de adlî suçtan hükümlüydü. Bizzat Kenan Evren, ülkücülerin denge kurmak için idam edildiğini ifade etti. Darbeden sonra ilk idamlar, 9 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşti. İlk olarak sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi.

12 Eylül faşizminin denge kurmak için idam edilen ülkücülerden Mustafa Pehlivanoğlu 7 Ekim 1980, Cevdet Karakaş 4 Haziran 1981, İsmet Şahin 20 Ağustos 1981, Fikri Arıkan 27 Mart 1982, Cengiz Baktemur 2 Mayıs, 1982, Ali Bülent Orkan 13 Ağustos 1982, Ahmet Kerse 31 Ocak 1983, Halil Esendağ 5 Haziran 83 ve Selçuk Duracık da 5 Haziran 1983 tarihinde 12 Eylül adaletinin(!) yağlı urganlarıyla şehitlik mertebesine ulaştılar.

Mhp ve Ülkücü Kuruluşlar Davası

12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülke yönetimine el koyması, siyasi sisteme dışarıdan bir müdahale olduğu için Türk siyasi hayatının tabii gelişimine önemli bir darbe indirmiştir. Ülke genelindeki siyasi çatışma ortamı gerekçe gösterilerek yapılan bu askeri müdahalenin en büyük mağduru MHP ve Ülkücü Kuruluşlar olmuştur. Bu müdahalenin getirdiği siyasi şartlar, en büyük sıkıntı ve ıstırabı, Türk Milliyetçiliği Hareketi mensuplarına yaşatmıştır.

Türk milletinin millî kültürüne, değerlerine gönül vermekten ve Türk devletini yücelterek sonsuza kadar yaşatma ülküsünü benimsemekten başka suçu olmayan MHP teşkilatlarında ve ülkücü kuruluşlarında görev yapan binlerce milliyetçi ve ülkücü, 12 Eylül darbesinden sonra yargılanmışlardır. Askerî müdahalenin ardından, diğer siyasi partiler ile birlikte, MHP’nin de siyasi faaliyetleri durdurulmuştur.

Alparslan Türkeş, 12 Eylül’den üç gün sonra teslim olur ve darbeciler tarafından tutuklanır. Önce 1 ay Uzunada’da daha sonra da Ankara Mamak’taki Askerî Dil Okulunda ve hastalandığı dönemde de Askerî Mevkî Hastanesi’nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985’de tahliye olur ve beraat eder.

12 Eylül Darbesi sonrasında “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” hakkında, 1402 sayılı yasaya 08.10.1980 tarihli ve 2310 sayılı yasayla ilave edilen Ek-1 maddesi gereğince Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından 945 sayfalık bir iddianame ile 29.04.1981 tarihinde kamu davası açılmıştır. 16 Ekim 1981 tarihli Milli Güvenlik Konseyi kararıyla MHP kapatılarak mallarına el konmuştur. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası, Türk kamuoyunda 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında, yeni sürecin ilk toplu ve büyük davasıdır. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası, 5 yıl, 11ay, 8 gün sürmüş, 333 duruşmaya sahne olmuş ve 7 Nisan 1987’de neticelenmiştir.

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda başta MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş olmak üzere MHP Genel Sekreteri ve Ankara Milletvekili Necati Gültekin, MHP Konya Milletvekili Agah Oktay Güner, MHP Niğde Milletvekili Sadi Somuncuoğlu, Ahmet Er, MHP Muhasibi Kayseri Milletvekili Mehmet Doğan, MHP Genel Sekreter Yardımcısı Yaşar Okuyan, MHP Çorum Milletvekili Mehmet Irmak, MHP Erzurum Milletvekili Nevzat Kösoğlu, MHP Sivas Milletvekili Ali Gürbüz, MHP Trabzon Milletvekili Ömer Çakıroğlu, Hergün Gazetesi Yazarı ve MHP Genel İdare Kurulu Üyesi Taha Akyol, MHP Genel İdare Kurulu Üyesi  S. Ahmet Arvasi ile birlikte MHP Genel Merkez yöneticilerinden toplam 37 kişi   tutuklanmıştır. Ayrıca “MHP Eğitimci Kadrosu” denilerek başta Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müşteşarı Namık Kemal Zeybek, Yılma Durak, Muhsin Yazıcıoğlu, Sami Bal, Abdullah Kılıç, Faik İçmeli, Hakkı Şafak Ses, Nail Kocabay, Ahmet Güzel, Selim Mısıroğlu ve İbrahim Türedi olmak üzere çok sayıda kişi tutuklandı. Ülkücü kuruluşların yöneticileri ve yurdun çeşitli yerlerinde olaylara adı karışanlarla birlikte bu davada 587 kişi tutuklanmıştır.

Yargılama sürecinde kalbinden rahatsızlanan Alparslan Türkeş, 29 Mayıs 1983’te Dışkapı’daki Askeri Mevki Hastanesi’ne kaldırılmıştır. 4 yıl, 5 ay, 28 gün tutuklu kalan MHP lideri, tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak 1 gün hapis cezasından sonra tahliye edilmiştir. Kararın kesinleşmesinden sonra bir açıklama yapan Türkeş, siyasi hayatına devam edeceğini, buna kimsenin engel olamayacağını çünkü hukuk devleti içinde hukuka aykırı işlemler yapıldığını belirtmiş ve “Bu kararla Türk adaletine gölge düştü.” ifadesini kullanmıştır.

Kararda, MHP’nin mal varlığına el konulması ve Hazine’ye gelir olarak kaydedilmesi hükmü de yer almıştır. “Anayasal düzeni zora dayalı bir şekilde değiştirme” suçlamasına isnat teşkil edecek deliller bulunamamış ve cezalar “çete kurma” vb. suçlamalara dayandırılmıştır. MHP lideri Alparslan Türkeş, 14 Ekim 1981 tarihli duruşmada, davaya ilişkin iddianamenin baştan aşağıya yalan ve iftiradan ibaret olduğunu; kendi hayatının, demeçlerinin ve icraatının bu iddialara bütünüyle bir reddiye teşkil ettiğini belirtmiş ve şunları söylemiştir: “Türkiye’nin maruz kaldığı ideolojik nitelikteki ve gayri nizami harp metotları ile yürütülen en büyük hıyanet saldırısı karşısında, dün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsızlığını, ülkesi ve milletiyle bölünmezliğini, insan haysiyetine uygun yegane rejim olan hukukun üstünlüğüne dayalı hür demokratik rejimi savunma yolunda her gün birkaç arkadaşımızı Hakk’ın rahmetine tevdi ederek, şehit vererek, meşruiyetten kıl payı ayrılmaksızın siyasi bir mücadele verdik.”

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda 587 tutukludan 220’si hakkında idam cezası istenmiştir. Ardından 26 sanığın idamla yargılanmak üzere 56 sanık hakkındaki dosyanın birleştirilmesi neticesinde Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesi’nde görülmekte olan MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda sanık sayısı 637 olmuştur. Çeşitli alanlarda 285 sanık hususunda açılan davaların ayrılması neticesinde ‘Ana Dava’ diye adlandırılan dosyadaki sanık sayısı 352’ye inmiştir.

Dosyaları ayrılan 258 sanık çeşitli bölgelere ve illere dağıtılmıştır. Bu sanıkların 89’u Adana’ya, 21’i Bafra’ya, 59’u İzmir’e, 28’i Balıkesir’e, 21’i Erzurum’a, 8’i İstanbul’a ve yine İstanbul bölgesinden olarak 30’u Bakırköy’e ve 29’u da Üsküdar’a dağıtılmıştır. Daha sonra Adana bölgesine, ek iddianamelerle 94 kişi daha ilave edilmiştir. Bunların yanı sıra Bursa, Kastamonu ve İskenderun bölgeleriyle alakalı olarak da davalar açılmıştır. Bu arada MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Ana Davası’nın ilerleyen safhalarında sayısı 392’ye ulaşan sanıktan 159’u tutuklu, 2333’ü tutuksuz olarak yargılanmıştır.

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası, 5 yıl, 11ay, 8 gün sürmüş, 7 Nisan 1987’de sonuçlanmıştır. Ankara 1 Numaralı Askeri Mahkemesinde görülen 392 sanıklı davada, MHP lideri Alparslan Türkeş’e 11 yıl, 1 ay, 10 gün hapis cezası verilmiştir. Partinin Genel idare Kurulu üyelerinin tamamı beraat ederken, 5 sanık hakkında idam cezasına hükmedilmiştir. 150 sanığın beraat ettiği davada, 9 sanık hakkında müebbeden hapis, 219 sanık hakkında 6 ay ile 36 yıl arasında değişen hapis ve 6 sanık hakkında da görevsizlik kararı verilmiştir. 3 sanık hakkındaki dava düşerken, 2 sanık da yargılama sırasında vefat etmiştir. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda başta Av. Galip Erdem, Av. Şahap Homriş, Av. Şerafettin Yılmaz ve Av. Kaya Alpkartal olmak üzere birçok ülkücü avukat, yargılananların savunmasını yapmışlardır.

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası, 12 Eylül Darbesi sonrasında oluşan yeni sürecin ilk toplu ve büyük siyasi davasıdır. Solcularla ilgili davalarda, sadece anarşik olaylara karışan ve eylemi olan sol militanlar yargılanırken, bu davada Türk Milliyetçiliğini savunan ve Türk milletini komünistleşme tehlikesine karşı hayatları pahasına korumaya çalışan ülkücülerin lider kadrosu, fikir adamları, teşkilat başkanları ve olaylara adı karışan gençlerinin tamamı yargılanmıştır. Bu durum bize, 12 Eylül’ün bertaraf etmek istediği en önemli grubun, ülkücüler olduğunu ortaya koymuştur. Bunu ileride anlatacağım bu yargılama sürecinde yaşananlarla ilgili anekdotlardan daha iyi anlayacaksınız.

(Devam edecek)