...

Kırgızistan’ın Demokrasi Mücadelesi

1991 yılında Eskişehir’de dünyaya gelmiştir. İlköğretim, lise ve üniversite öğrenimini bu şehirde tamamlamıştır. Türkiye’nin önemli düşünce kuruluşlarında uzun dönem stajyer olarak bulunmuş, çeşitli proje çalışmalarına dâhil olmuştur. 2013 yılında farklı üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerle birlikte Akademik Araştırma Enstitüsünü kurmuş ve başkanlığını üstlenmiştir. Eskişehir Yenigün gazetesinde 3 yıl boyunca düzenli olarak köşe yazarlığı yapmıştır. Yazılarının genel muhtevası ihtisas alanı olan dış politika üzerine olmakla birlikte, Türk Dünyasındaki mühim gelişmelere ve Türk tefekkür hayatına dair görüşlerine de bu köşede yer vermiştir. Türk Dünyasının ihtiyaç duyduğu yetişmiş insan kaynağını sağlamak üzere kurulan Avrasya Eğitim Merkezinin temsilciliğini üstlenmiştir. Yurtiçi ve yurtdışında pek çok kongre ve sempozyumlara katılmış olan Kepenek’in ulusal basında ve muhtelif dergilerde yayınlanmış çok sayıda yazısı mevcuttur. Akademik çalışmalarına başkanı olduğu Enstitü bünyesinde devam etmektedir.

İletişim: osmankepenek26@gmail.com

Osman Kepenek

4 Ekim Pazar günü Kırgızistan’da gerçekleştirilen seçimler sonrası ülkede yükselmeye başlayan tansiyon, kısa sürede sokak hareketine dönüştü. Binlerce kişinin başkent Bişkek sokaklarına dökülmesi, parlamento binası da dâhil olmak üzere pek çok devlet kurumunun göstericiler tarafından ele geçirilmesi dahi yükselen tansiyonu düşürmeye yetmedi. Olaylar üzerine halkı sağduyuya davet eden Kırgızistan Cumhurbaşkanı Ceenbekov, olayları kontrol altına almak için bütün önlemlerin alındığını açıkladı. Cumhurbaşkanı Ceenbekov’un açıklamalarının ardından hafta sonu yapılan seçimlerin tamamen iptal edildiği duyuruldu.

Kırgızistan’da siyasi çalkantılar

Sovyet Rusya’nın dağılmasının ardından Kafkasya ve Türkistan bölgesinde yeniden bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetleri’nin içinde siyasi istikrarsızlığın en fazla olduğu ülke Kırgızistan’dır. Sokak hareketlerine, “renkli devrimlere” ve siyasi kaosa yabancı olmayan Kırgızistan, maalesef ki yine benzer bir durumla karşı karşıyadır. Seçimlerdeki usulsüzlük ve hile iddiaları ile başlayan ve kısa sürede hükümet karşıtı gösterilere dönüşen bu toplumsal rahatsızlık seçimlerin iptal kararı ile de sona erecek gibi görünmemektedir. Kırgızistan’daki siyasi çalkantıların ilk izlerini ülkenin kuruluş yıllarına kadar götürmek mümkündür. Kırgızistan dışındaki diğer Türk Cumhuriyetleri’ne bakıldığında kurucu devlet başkanlarının bağımsızlık öncesinde de ülkelerinin siyasi hayatında önemli roller üstlendiği görülür. Bu isimler bağımsızlıkla beraber ülkelerinin kurucu liderleri olarak uzun yıllar boyunca görevlerini sürdürmüşlerdir. Kırgızistan’da ise kurucu Cumhurbaşkanlığı görevine siyaset dışından uzlaştırıcı bir isim getirilerek ülkedeki siyasi kriz dönemsel olarak bir çözüme kavuşturulmuştur. Kurucu Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Kırgızistan Bilimler Akademisi Başkanı Asker Akayev, koltuğunu ancak 2005 yılındaki “Lale Devrimi” adı verilen sokak hareketlerine kadar koruyabilmiştir. Akayev’den sonra göreve gelen Cumhurbaşkanlarının siyasî ömürleri ise çok daha kısa sürmüş, ülkedeki siyasî istikrar arayışları bugün karşı karşıya olduğumuz Kırgızistan tablosunu değiştirmeye yetmemiştir.

Kırgızistan’ın bir önceki Cumhurbaşkanı Atambayev’in mevcut Cumhurbaşkanı Ceenbekov tarafından dokunulmazlığının kaldırılması ve hakkında oluşturulan ciddi suçlamalar neticesinde hapsedilmesi ülkede uzun süren bir gerilime neden olmuş ve Atambayev’in gözaltına alınması esnasında da polis ve Atambeyev taraftarları arasında çatışmalar yaşanmıştı. Geçtiğimiz günlerde yaşanılan hadiselerde ise parlamento binasına giren göstericiler, hemen ardından içlerinde Atambayev’in de bulunduğu siyasî suçlular hapishanesine yöneldi. Olaylar neticesinde göstericilerin isteği doğrultusunda Atambayev ve bazı siyasî suçluların serbest bırakılması da hükümetin bir uzlaşı arayışında olduğu şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca göstericilerin çok ciddi bir güvenlik müdahalesi ile karşılaşmaması, bizzat Ceenbekov’un emriyle üzerlerine ateş açılmaması da önemlidir. Gösterilerde sadece bir kişinin hayatını kaybettiği yönünde yapılan açıklamalar (ülkeden gelen haberlerin doğru olduğu kabul edildiğinde) hükümetin göstericilere sert şekilde müdahalede bulunmadığını göstermektedir.

İptal edilen seçimlere göre sandıktan birinci olarak çıkan Birlik Partisi’nin bazı yetkililerinin Rusya’ya olan yakınlığı ve bu yakınlığı daha da ileriye götürerek Rusya ile birleşme çağrıları Kırgızistan kamuoyunda ciddî tepkilere yol açmış ve bu tür açıklamalar yalanlanmak zorunda kalınmıştı. Sayıları az olsa da Kırgızistan siyasetinde bu düşünceye sahip olan siyasetçilerin bulunduğu ve zaman zaman belli çıkışlar yaparak adeta kamuoyunun nabzını yokladıkları da bir hakikattir. Kırgızistan kamuoyu ise bu gibi durumlar karşısında oldukça hızlı ve yerinde refleksler göstererek ülkedeki milli bilincin uyanık olduğunu göstermektedir.

Her toplumsal harekette olduğu gibi Kırgızistan’da yaşanan son hadiseleri de tek bir sebebe yani seçimlere bağlamak mantıklı ve makul olmadığı gibi olayların arkasında ABD, Rusya, Çin ya da başka bir ülkenin olduğu yönündeki iddialar da delile muhtaçtır. Ayrıca bu iddialar Kırgızistan halkının yüz yüze olduğu temel problemleri görmezden gelmemize engel olmamalıdır. Ülkede uzun yıllardır çözüme kavuşturulamayan yapısal ve ekonomik problemlerin her geçen gün büyümesi, halkın iktidara karşı sürekli bir öfke içinde olmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu öfkenin bir toplumsal harekete dönüşmesi için de çok küçük kıvılcımlar yeterlidir. Türk Dünyası’nın bütün çatı kuruluşlarında yer alan Kırgızistan’ın diğer Türk Cumhuriyetleri tarafından bu süreçte daha fazla desteklenmesi, ekonomi başta olmak üzere devletin işleyişindeki temel aksaklıkların ivedilikle giderilmesi bundan sonraki süreç için hayati öneme sahiptir. Başta Türkiye olmak üzere Kazakistan ve Özbekistan’ın tecrübeleri Kırgızistan bürokrasisin akim kalan bütün noktalarını nihayete eriştirecek güçtedir.