...

İBRAHİM METİN’İ NASIL BİLİRSİNİZ? İYİ BİLİRİZ: O BİR ÜLKÜCÜ İDİ!

Yazar hakkında bilgi henüz girilmedi.

Millî Devlet

Ülkü’nün tarifini, “Ulaşılmak istenen en son ve en mükemmel hedef” olarak yapan büyük dava adamı Rahmetli Galip Erdem Ağabey, “Ülkücü”yü de şöyle vasıflandırıyordu: “Ülkü yoluna giren birine hayatta iken ülkücü denmez. O kişi eğer hayatı boyunca yalpalamadan hak bildiği yolda yürür ve nefis mücadelesini de kazanarak ömrünü tamamlarsa ancak öldükten sonra o bir ülkücü idi denir!” Sonra da ekliyordu: “Bu manada Nihal Atsız bir ülkücüdür, Alparslan Türkeş bir ülkücüdür!”

Galip Erdem Okulu’nda okuyup O’ndan çok şey öğrenen bizler de bu ölçüyü hiç şaşırmadık. İşte, 7 Kasım 2020 günü sabah saatlerinde 81 yaşında vefat eden İbrahim Metin Ağabey de bu ölçülere göre bir ülkücü ve hatta tam bir ülkücü idi: Başladığı gibi bitirdi, sağa sola sapmadı.

İbrahim Metin, 20 Nisan 1939 tarihinde Konya’nın Karatay İlçesi’nde doğmuştu. 1956 -57 yıllarında dokuz okuldan meydana gelen Ankara Mesleki ve Teknik Okullar Öğrenci Kültür Birliği Genel Başkanı olarak görev yaptı. Sosyal ve kültürel faaliyetlere daha o yıllarda başlamıştı ve lider bir kişiliği vardı. 1959 yılında, tarihi Türk Ocağı binasında faaliyet gösteren Türk Ocağı Ankara Şubesinin Gençlik Kollarında kurucu üye olarak görev aldı. Ankara İktisadi ve Ticaret Akademisi öğrencisi olan Metin, 1960 yılında bu defa Üniversiteliler Kültür Derneği’nin kuruluşunda yer aldı.

İbrahim Metin, 1969 ve 79 yılları arasında, o yıllarda Milliyetçi Hareket’in yegâne yayın organı durumunda olan Devlet gazetesini yayınladı. Yine, Bozkurt Aylık Ülkü dergisi, Töre – Devlet Yayınevi ve ANDA Kitap Dağıtım Şirketinin kurucuları arasındaydı. Devlet Gazetesi MHP’nin yayın organı, Bozkurt dergisi Ülkücü gençliğin sesi durumunda idi ve partiden herhangi bir maddi destek alınmıyordu ki zaten MHP öyle bir maddi güce de sahip değildi. Yani İbrahim Metin davası için maddi ve manevi bütün varlığını ortaya koyuyor, baba yadigârı Mercan Tuz’dan kazandığı ile hem ev geçindiriyor hem de hiçbir karşılık beklemeden davasına hizmet ediyordu. 1973 yılından itibaren ben de Bozkurt ve Devlet dergilerinin hizmetine girdiğim için çok iyi biliyorum ki, MHP’nin seçim afişleri bile aynı matbaada, Devlet gazetesinin imkânları ile basılıyordu.

1969 - 1978 yılları arasında MHP Genel İdare Kurulu üyesi olarak görev yapan İbrahim Metin’in MHP’den Milletvekili ve Senatör adaylıkları da var ancak hepsi de MHP davasını anlatabilmek için. O, 1963 yılında İzmir, 1973’te Niğde ve 1977’de Konya’dan Milletvekili adayı olmuştu. Bir de arada 1975’te Niğde’den Senatör adaylığı var.

1973 seçimlerine, birinci sıra adayı olan Sadi Somuncuoğlu Ağabey’e destek olabilmek amacıyla Galip Erdem ve İbrahim Metin ikinci ve üçüncü sıra adayları olarak katılmışlar, seçim kampanyasında biz de dergi çalışanları olarak aktif görev almıştık. O seçimde yapılan çalışmalar 1977 yılında meyvesini verdi ve Sadi Ağabey, Niğde Milletvekili olarak Parlamento’ya girdi.

1977’den sonra 12 Eylül’e giden yolda anarşi kol geziyor, solcu Ecevit iktidarında ortamı müsait bulan sol gruplar terör estiriyorlar, Devlet gazetesi yayın yolu ile mücadele ediyordu. İbrahim Ağabey’in evine, arabasına tehdit notları bırakılıyordu ama bununla da kalınmadı. Bir Pazar günü, bodrum katını matbaa, zemin katını da büro olarak kullandığımız binaya dergi ve kitap baskılarını kontrol etmek üzere gelen İbrahim Ağabey’in üzerine bomba atılınca Ankara’yı terk etmek zorunda kaldı. Arkadan gelen 12 Eylülcüler de Devlet’in deposunda, arşivinde ne varsa alıp götürdüler. İbrahim Ağabey’in Anadol marka bir otomobili vardı ve herhalde yenilerine güç yetiremeyeceği için zaman zaman da1950’li modellerden eski arabaları oluyor, çoğu zaman yollarda kalıyordu. İstanbul’a taşındıktan sonra ailece çok zorluk çektiklerini O’nu tanıyan herkes biliyor. Ancak Ankara’daki baba mülkleri satıldıktan sonra nispeten rahata kavuşabildiler.

Bizim camiada “vefa” bazen gelir ama her nedense çoğu zaman kaybolur gider. 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan seçimlerde Aksaray’dan Milletvekili seçilen MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadi Somuncuoğlu, 28 Mayıs 1999’da Bülent Ecevit’in Başbakanlığında kurulan 57. Hükümette Devlet Bakanı olarak görev almıştı. Emlak Bank, Toplu Konut İdaresi, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü kendisine bağlı idi ve buralara güvendiği, dürüst kimseleri getirmek istiyordu. 1950’li yıllardan beri birlikte olduğu, Türk Ocakları Gençlik Kollarında, MHP Genel İdare Kurulunda birlikte çalıştığı, Devlet ve Bozkurt Dergilerini birlikte çıkardığı yakın arkadaşı elbette ilk aklına gelen oldu ve İbrahim Metin’i Emlak Konut Genel Müdürlüğüne getirdi. İbrahim Bey’in çalışma azmini yakından biliyorduk. Hemen hesapları inceleyerek oradaki bazı suiistimalleri ortaya çıkardı. Devlet malına zarar vermemek O’nun şiarıydı ve verenlere de müsamaha etmezdi. Hemen Kanuni Sultan Süleyman’ın Semendire Sancak Beyi Gazi Bali Bey’e yazdığı fermanını bulup çıkarttı. O yüce Sultan’ın tuğrası ile birlikte düzenlettirdikten sonra da YÜCELİK BELGESİ başlığı altında tablo halinde bastırarak bütün çalışanlarına ve devlet bürokrasisinde görev alan herkese ulaştırdı.

“Her iyiliğin kaynağı adalettir. Adil olmayan kişinin elinden çıkan iş kötü iştir”diye başlayan bu ferman devlet adamlarına, mevki – makam sahiplerine öğütler niteliğinde idi ve bir yerinde şu ifadeler vardı: “Hizmetinde kullandığın adamların dış hallerine aldanma! Mala muhabbet göstereni devlet hizmetinde kullanma!..”

Bu yücelik belgesi oldukça ilgi görmüş ve takdir toplamıştı. Gelin görün ki Sadi Bey 2000 yılında Cumhurbaşkanlığına aday olmak isteyince, -ön görüşmeleri de yapmış olmasına rağmen- gençlik yıllarından beri içinde bulunduğu için adeta hafızası durumunda olduğu partisinin Genel Merkez yönetimi tarafından dışlanarak Devlet Bakanlığı görevinden alındı. O görevden el çektirilince ne yazık ki İbrahim Bey’i de görevden aldılar. Sadi Bey’in yerine Bakan olarak atanan Faruk Bal üstelik İbrahim Metin’in hemşerisi idi… Siyaset işte böyle iki tarafı keskin bir bıçak!

İbrahim Metin bu vefasızlığa rağmen göğsünü gere gere MHP’li, ondan da öte ateşli, fedakâr, cefakâr, vefakâr bir ülkücü olarak ve adeta 18 yaşındaki heyecan ve azmi ile çalışmaya, örnek olmaya devam etti. Yazılar yazıyor, konferanslarda konuşmacı oluyor, kitaplar yayınlıyor, O’na göre heyecan kaybına uğramış olan bizleri de boş durdurmuyor, arayıp bir şeyler soruyor ve çalıştırıyordu.

Devlet Gazetesi O’nun çocuğu gibi idi. İstanbul’a terk-i mekân edip gittikten sonra aklı dergide kalmıştı. Bizler onların çırakları idik ya; Devlet’i bir grup arkadaşla bir araya gelerek aynı isim ve logo ile çıkarmaya karar vermiştik ama nefesimiz daha doğrusu maddi gücümüz yetmedi ve bir yıl dayanabildik.

Devlet adı yalnızca İbrahim Ağabey ve bizlerin içinde bir ukde olarak kalmamıştı. Daha sonra o ismi yaşatmak için başka teşebbüsler de oldu ve sonunda tam karşılığı olmasa da yine genç arkadaşlar Millî Devlet adıyla yeni bir dergi çıkarmaya başladılar. İbrahim Ağabey, seksen yaşına merdiven dayamış olmasına rağmen 18 yaşındaki ruh hali ile o gençlerin de elinden tuttu. Dergiye abone olunması için eşe dosta haber saldı, yazılar yazdı. Bu da yetmedi, bazı faaliyetlerde hiç erinmeden dergiyi elinde tutup satarak katkıda bulunmaya çalıştı.

Evet, O bir Ülkücü olarak yaşadı, Ülkücü olarak hayata veda etti. Vefatından bir hafta önce bir akşam vakti telefon etmişti ve sesi çok güzel geliyordu. İki gün sonra da beyin kanaması geçirip yoğun bakıma kaldırıldığı haberini alıp üzüldük. Sonradan anlaşıldı ki, aynı akşam başka arkadaşlarımızı da aramış. Bu arayışın sevdikleri ile vedalaşmak olduğunu nereden bilebilirdik ki! “Öleceği insanın içine doğar” derler ya, doğru imiş.

Tesellimiz, son nefesine kadar O’nun Türk Milleti’nin birlik ve beraberliği, Türk vatanının bölünmez bütünlüğü, Türk Dünyası’nın bir bayrak altında toplanması gibi yüce bir ülkü uğrunda çalışarak hayata gözlerini yumması, vefasızlıklara uğrasa da yolundan dönmeyip bizlere örnek olmasıdır.

Son söz:

Evet, O, adı gibi İbrahim, soyadı gibi Metin bir Ülkücü idi. 80’i aşan yaşına rağmen 18 yaşındaki genç ülkücü heyecanı ile yaşadı ve Milliyetçi Hareketin çilesini çekerek geçen ömrünü tamamladı. Allah rahmet eylesin mekânı cennet olsun, haklarımız helal olsun.