Söyleşiler

Türkiye, tehditleri kaynağında yok etme stratejisini başarıyla yürütmektedir

Türkiye, tehditleri kaynağında yok etme stratejisini başarıyla yürütmektedir

Emekli Tuğgeneral Fahri Erenel ile son günlerde gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlar hakkında konuştuk.

Irak’ın Kuzeyindeki terör örgütü hedeflerine yönelik başlatılan harekât başarıyla devam ederken Arap Birliği Türkiye’yi kınayan bir açıklamada bulundu. Arap Birliği’nin yapılanmasından ve bu birliğin hangi güçlerin tesiri altında kaldığından bahseder misiniz?

Arapların yoğunlukta olduğu bölgelerin savaş alanı haline gelmesi, bölge halkının savaş ortamından olumsuz etkilenmesi, Arap milliyetçiliğinin, yükselen değer haline gelerek bağımsızlık taleplerinin daha da güçlenmesi, İsrail’in Yahudi devleti olarak kurulması ve yayılmacı politikalar izlemesi gibi faktörler Arap Birliği’nin kurulmasında oldukça etkin rol oynamıştır. Coğrafî anlamda bir bölgesel örgütlenmeden ziyade etnik, dinî, kültürel ve siyasî ağırlığı fazla olan Arap Birliği’nin kurulması yolunda 1936 yılında Suudi Arabistan ile Irak arasında imzalanan anlaşma ile başlayan çabalar 1945 yılında bugünkü yapısına kavuşmuştur.

Birliğin kuruluş amaçları arasında dikkat çeken madde Filistin sorunu çerçevesinde üye devletlerin Filistin’in bağımsız bir devlet olması için çalışacaklarını vurgulamalarıdır. Sadece Arap olan ülkeleri bünyesine dâhil etmesi nedeniyle kapalı bir örgütlenme şeklinde yapılanmıştır.

Arap Birliği ile Türkiye ilişkilerinde, sınıraşan sular, Hatay ve İsrail -Türkiye ilişkileri ön planda yer almıştır. Örneğin Arap Birliği’nin web sitesinde de, Fırat ve Dicle nehirlerinin güvenliğinin Arap ulusunun güvenliği anlamına geldiği açıklaması yer almaktadır.

Arap Birliği ülkeler arasında sürekli bölünme ve farklı ülkelerin uyduları olarak hareket etme tercihleri nedeniyle kapsamlı bir birliktelik sağlanamamıştır. Alınan kararların karara olumlu katılan ülkeleri bağlaması, dışarıya karşı net bir tavır sergileyememesinde etkili olmaktadır.

Arap Birliği’nin Türkiye karşıtı tavır ve söylemleri Türkiye’nin 1949 yılında İsrail’i tanıması ile hız kazanmış ve halen devam etmektedir. Bugün ise İsrail ile ilişkilerini Filistin aleyhine sürekli geliştiren Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Devletleri(BAE)’ne, Libya’da meşru hükümetin yanında yer alacağına sadece Türkiye karşıtlığı nedeniyle Hafter’i destekleyen BAE’ne, Suriye’yi açıkça işgal eden Rusya ve İran’a, PKK’nın PYD adı altında Suriye topraklarında yapılanmasına ses çıkarmayan, ABD’nin Suriye’nin petrol bölgelerine el koyması karşısında dilsiz şeytanı oynamaya devam eden, Yemen’de çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere binlerce insanın başta BAE ve Suudi Arabistan tarafından katledilmesine sessiz kalan Arap Birliği değil midir?

Libya’da Türkiye’nin meşru ulusal mutabakat hükümetine yaptığı desteği deniz yolu ile engelleyebilmek için bazı birlik üyeleri ile birlikte Opus adlı operasyonu planlayan BAE’ne karşı en ufak bir ses dahi çıkarmayan bu sözde birlik değil midir?

PKK terör örgütünün Türkiye’yi hedef alan terör faaliyetleri için Irak topraklarını kendine üs edinmesinden dolayı herhangi bir açıklama yapma ve bundan dolayı PKK’ya karşı durma ihtiyacı duymayan, Türkiye’nin PKK hedeflerine yönelik operasyonlarını bir Arap ülkesinin topraklarına saldırı olarak niteleyen bu ikiyüzlü sözde Arap birliği değil midir?

Esad’a Türkiye’ye karşı yönlendirmek için 3 milyar dolar gönderen, özel askerî şirket elemanlarını Yemen’den bu bölgeye nakleden BAE’ne karşı ne söylemiştir Arap Birliği?

Cemal Kaşıkçı cinayetinde neredeyse Türkiye’yi suçlayacak kadar Türkiye karşıtı olan bu sözde birlik değil midir?

İran’a karşı Suudi Arabistan ile birlikte blok oluşturan BAE, yıllardır düşman olarak gördüğü, İran’a salgın başladığında yardım ederek ilişkileri birden sıkılaştırma amacı karşısında Arap Birliği, sen nasıl bir ülkesin? Birlik üyesi Suriye’yi her şekli ile kullanan ve sözde devrim ihraç etme çabası içinde bölgede hüküm sürmeye çalışan İran ile nasıl ilişki tesis edersin diyen bir Arap Birliği söylemi duyuldu mu?

BAE ve Suudi Arabistan’ı sadece Türkiye karşıtlığı nedeniyle bir bakıyoruz, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetime destek sağlarken görüyoruz.

Türkiye sınırlarına yönelik PKK saldırıları sonucu 100’den fazla sivil Türk vatandaşının hayatını kaybetmesi karşısında ses çıkarmayan bu birlik, Zeytin Dalı Harekâtı başlayınca vakit kaybetmeden Türkiye neden işgalci olarak nitelendirmeye başlarlar?

İsrail, adım adım Filistin adını, yüzyılın planı koydukları işgal planı ile tarih sahnesinden silmeye çalışırken Arap Birliği ne yapıyor? Karşı çıkmak bir yana, Filistin Devlet Başkanı’nı Suudi Arabistan’a çağırarak İsrail’in planının kabul edilmesi için zorlayan bu birlik üyesi değil midir?

Arap birliği Türkiye karşıtlığını rutine bağlamış durumdadır. Adeta Türkiye’nin bir faaliyette bulunmasını veya bir ülke veya ülkeler grubunun Türkiye karşıtı bir toplantı veya söylemde bulunması bekler haldedirler. Böyle olmasa Akdeniz enerji paylaşımı konulu toplantıda tek Akdeniz ülkesi olmayan BAE’nin ne işi olacaktır?

Arap Birliği ülkeleri bugüne kadar asla belirli bir politika takip etmemişlerdir. İlk kurulduğu yıllarda amaçlarına biraz yakın durmuşlar ise de kısa bir süre sonra bölünme yaşamaya başlamışlardır.

Son söz olarak Arap Birliği ve bu ülkeler hegemonik güçlerin vekili olarak hareket etmektedirler. Kendilerine biçilen rolleri oynamaya devam etmektedirler.

PKK’nın İran kolu olarak adlandırılan PJAK’ın önümüzdeki günlerde Türkiye için doğrudan bir tehdit unsuru haline gelmesi söz konusu olur mu? Böyle bir durumda Türkiye’nin İran topraklarında da askerî harekât yapma ihtimali ne olur?

PJAK, her zaman Türkiye tarafından yakından takip edilen bir terör örgütü uzantısı olmuştur. PKK zor duruma düştüğünde desteğinde bu yapı olmuştur. PJAK’ın yakın desteğinde İran istihbaratı bulunmaktadır. Sınırlarımızın hemen yakınında kampları bulunmakta. Hasta ve yaralılarını bu kamplarda yer alan sağlık merkezlerinde İranlı doktorların gözetiminde tedavi etmekte, daha kapsamlı tedaviye ihtiyaç duyulanlar ise İran içindeki hastanelere sevk edilmektedir. PJAK, Türkiye-İran arası ilişkilerde, İran açısından Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanılmıştır. İran ile ilişkilerin geliştiği dönemlerde İran sözde operasyonlar yaparak PJAK ile mücadele ettiğini göstermek istemiş, Türkiye’nin verdiği nokta istihbaratına dayalı hedeflere asla operasyon düzenlememiştir.

İran’dan bir askerî heyet 2 hafta önce Kandil dağına giderek PKK’nın sözde lider kadroları ile görüşmelerde bulunmuşlardır. Bu görüşmelerin Türkiye denilince her taşın altına elini koymaktan çekinmeyen BAE’nin İran ile temasını uzun bir aradan sonra arttırmaya başlaması ile hız kazanması önem taşımaktadır. Malum İran, yaptırımlar ve salgının ciddi olumsuz etkileri nedeniyle zor günler geçirmekte. Birkaç gün içinde yürürlüğe girmesi beklenen ABD’nin Sezar Yasası ile bu zorluğun daha da artacağı beklenmektedir. İran’ın içinde bulunduğu bu zor durumu, BAE kendi hedeflerine uygun kullanarak İran ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmek veya Türkiye’yi terör veya başka nedenlerle zor duruma düşürmek için çaba sarf etmektedir. Son günlerde Doğu Anadolu bölgesinin sınır bölgelerinde terör örgütü ile artan çatışmaları da bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Türkiye, İran topraklarını kullanarak yapılan saldırılarda her zaman en şiddetli tepkiyi göstermiştir. Müdahaleye ramak kala İran hep çeşitli gerekçelerle Türkiye’nin müdahale gerekçelerine katıldığını ancak, bu işi kendisinin çözeceğini deklare etmiş, ancak sözde operasyonlar dışında PJAK yapısını muhafaza etmiş ve giderek güçlenmiştir. Eğer PKK Kandil Dağını ve Irak’ın Kuzeyini terk etmek zorunda kalırsa gideceği yer Suriye değil, İran toprakları olacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır. Türkiye, İran ile esasında Suriye topraklarında çatışmaktadır. İranlı milislerin ne duruma düştüklerini medya duyurmaktadır. Türkiye, İran topraklarını kullanılarak saldırıların başlaması ve artması, İran tarafından durdurulmaması halinde, bu kez bir bildirimde bulunmadan Irak’ın kuzeyine ne yapıyorsa aynısını yapacağından kuşku duyulmamalıdır.

Harekâtın zamanlaması hakkında neler söylemek istersiniz? Terör örgütüne yönelik yapılan bu operasyonun aynı zamanda iç siyasete yönelik bir hamle olduğu ve HDP’nin sözde yürüyüşü öncesinde başlatılmasının ülkemiz içindeki terör yandaşlarına bir cevap olduğu yorumlarını nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye’nin gerçekleştirmeye devam ettiği sınır ötesi operasyonların dayanağı Birleşmiş Milletlerin 51’nci maddesi, yani meşru müdafaa hakkıdır.

Büyük çaplı operasyonlar, askerî ve siyasî gelişmelere göre gerçekleştirilmektedir. Bu operasyonun da bu kapsamda gerçekleştirildiğini konjonktöre baktığımızda net olarak görebiliyoruz. Ülke içinde yürütülen iç güvenlik operasyonlarının başarısı zaten HDP’ye verilen en anlamlı mesaj olmaktadır. Her gün birden fazla sözde lider etkisiz hale getirilmektedir. Bu operasyonun zamanlama açısından birkaç faktöre göre başlatıldığını düşünüyorum.

Irak içinde giderek artan yönetim boşluğu ve bunun Irak’ın kuzeyine olası yansımalarını engellemek, İran’ın Irak içinde hakimiyet kurma girişimleri nedeniyle giderek artan Irak-İran gerginliği, ABD’nin Fırat’ın doğusunda yapılanma çalışmaları, terör örgütünün ülke içinde yok olma noktasına gelen kadrolarını takviye etme çabaları, BAE’nin Irak’ın kuzeyindeki yapılanmaları Türkiye’ye karşı kışkırtma çabaları, İran’ın son günlerde artan Irak’ın kuzeyi yönelik ilgisi, Irak’ın kuzeyinde üs bölgelerimiz ve birliklere yönelik taciz ve saldırıları bu faktörler arasında sayabiliriz.

Harekâtın başarıyla sürdürülmesi üzerine terör örgütünün Irak’taki Türk varlığının siyasi temsilcisi durumunda olan Irak Türkmen Cephesine çeşitli tehditlerde bulunduğu açıklandı. Bu noktada Türkiye’nin bölgedeki Türkmenler için ne tür önlemler alması beklenebilir?

Bir önceki sorunun cevabında yer alan faktörlerde, Türkiye lehine iyileşme sağlanana kadar Türkiye’nin operasyon düzenlediği bölgelerde kalıcı olacağını düşünüyorum. Mevcut gelişmeler Irak ve Suriye’nin Ulus Devlet yapılarını korunamayacağını gösteriyor. Irak’ın en az üçe ayrılacağı öngörüsü giderek gerçeğe dönüşüyor. Bu süreç, basit bir şekilde olmayacaktır. Hidrokarbon yataklarına sahip olma mücadelesi, yeni bir iç savaşa yol açabilecektir. Bu nedenle Türkiye’nin bundan sonra Türkmenlerin birlik içinde kalmaları, savunma yapılarını oluşturmaları için daha çok çaba göstereceğini değerlendiriyorum. Terör örgütü, yaptığı tehditlerin eyleme dönüşmesi halinde nasıl bir cevap alacağını çok iyi bildiğinden, ses çıkararak sadece giderek azalan kadrolarına moral vermeye çabalamaktadır. Tehdit güç ile orantılı olur. Terör örgütü varlığını sürdürebilmek için ne yapacağını şaşırmış durumdadır.

Son olarak Libya, Suriye ve Irak’taki askeri varlığımız ve yürüttüğümüz harekâtlarla ilgili kısaca neler söylemek istersiniz?

Libya, Suriye ve Irak’ta yürütülen harekât, Türkiye’nin menfaatinin bulunduğu ve bunun için gerekli her türlü yasal zeminin uygun olması halinde, her yere müdahil olabileceğini göstermektedir. Tehditleri kaynağında yok etmeye dayalı önleyici stratejiyi; akıcı, dinamik ve teknolojik üstünlüğe haiz askeri gücünü etkin ve koordineli bir şekilde kullanarak etki odaklı harekâtı her ortam ve şartta başarı ile yürütmektedir.

Diğer Söyleşiler