Söyleşiler

Yapmakta olduğumuz harekâtlar son derece önem taşımaktadır

Yapmakta olduğumuz harekâtlar son derece önem taşımaktadır

Terör ve güvenlik uzmanı Abdullah Ağar ile Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde yaşanan son gelişmeleri konuştuk.

ABD ve Fransız heyetleri gözetiminde yapılan çok sayıda gizli toplantı sonrası 25 sözde parti, Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) adıyla terör örgütü PKK çatısı altında birleşti. Barzani’ye yakın Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) de bu oluşuma destek vermeye ikna edildi. Gerçekleşen bu süreci bizlere değerlendirebilir misiniz?

ABD ve Fransa marifetiyle çok sayıda açık ve gizli toplantı sonrası Suriye Kürt Ulusal Muhalefeti (ENSK) çatısı altındaki 25 siyasi oluşum/parti, Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) adı altında terör örgütü YPG/PKK’nın siyasi türevi TEV-DEM ile entegrasyona girişti. 25 parçadan oluşan, meşru kabul edilen, hoş karşılanan, siyasi sürece dahil edilen ve Barzani’ye de yakın Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) terör örgütü YPG/PKK ile iş birliğine gitti.

Aslında bu entegrasyon projesinin kökenleri Ekim 2014’e dayanıyor. Ekim 2014’te Barzani’nin himayesinde adına yapılan Duhok Anlaşması’nı diyecekleri 9 gün sürecek görüşmelerde, tarafların hepsini bir binaya soktular ve anlaşamadan çıkmayın dediler. Böyle bir atmosferde şekillenen bir görüşme vardı. Ondan sonraki süreçler de her iki eksenin kendi dinamikleri içerisinde yürüdü. ENKS daha çok Suriye muhalefetine yani Türkiye’nin desteklemiş olduğu Suriye muhalefetine yakın dururken, YPG-PKK Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa’ya yakın durdu. En nihayetinde bayramdan önce bunlar tekrar görüştürülmeye başlatıldılar ve bu görüşmelerin bir neticeye vardığı gözüküyor.

Şu an kendi ifade ve iddialarına göre Amerikalı hakemlerin himayesinde icra edilen bir durum var. Mesele geçtiğimiz gün açığa çıktı ama yeni başlayan bir olay değil. Aslından geçen bayramdan önce başlamışlardı. Siyasî, askerî, ekonomik ve idarî konularda konuştular, anlaşmış gözüküyorlar ve anlaştıklarına dair görüntüyü geçtiğimiz gün verdiler. Ancak bu görüntüyle birlikte, nihayet Türkiye bir nebze bu işe konsantre olmayı başardı.

Bölgenin istikrarı ve üniter ülkeler için son derece tehlikeli bir süreç. Açıkçası bu durumu Türkiye başta bölhe ülkeleri için son derece riskli bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Mesele sadece Kürtlerin birleştirilmesi değil. Arka planda, Suriye’deki YPG-PKK etkisindeki altındaki alanlardaki Süryani ve Arapların da fotoğrafa denklem edilmesi, hazmedilmesi var. Bir diğer tarafı ile mesele sadece burada kalmayıp Irak’ın kuzeyinde yerel yönetim bölgesini ve tartışmalı bölgeleri de kapsayacak şekilde iki ülkeyi parçalayarak, sınırı ortadan kaldırarak bütüncül bir projeye dönüştürülmesi planları var. Sadece orada da kalmayıp gelecekte Türkiye’yi içine alma düşünceleri var. Türkiye’nin istikrarsız bir vaktini kollayarak tekrar yeni bir denklemin oluşmasını istemekteler. Bu durum PKK’nın yıllardır söylemiş olduğu Irak, İran, Suriye ve Türkiye’yi parçalayarak burada sözde bir Kürt devleti, bir terör devleti oluşturma ile ilgili ortaya konulan uluslararası siyasi projenin bir devamı olarak kendisini gösteriyor.

ENKS ve Kürt Ulusal Birliği Partileri, Duhok Anlaşması’nın bölgede atılacak adımlarda yol gösterici olacağını ifade ettiler. Söz konusu anlaşma neler söylemektedir?

Bu daha çok temsil ile ilgili bir mesele. 12 tanesi ENKS’den diğer 12 tanesi PYD’den olmak üzere 24 kişilik bir temsil grubu oluşturulmasına dayanıyor. Ve oluşturulan 24 kişilik heyete %25’ine denk gelen 6 kişiyi kurulun seçmesine inisiyatifi tanıyor. Doğal olarak bu temel temsil oranlarıyla ilgili en önemli mesele kime ve neye hizmet edeceği, kimlerin çıkar ve menfaatlerini, jeopolitik hesaplarını kollayacağı?

Sponsorlara bakılınca anlaşılıyor sanırım.

ABD ve Fransa marifetiyle konunun siyasî, askerî, ekonomik ve idarî entegrasyon tarafı anlaşmanın yapıldığı günlerde gündeme gelmişti. Artık konuşulmaya başlanan silahlı yapıların da sürece dahil edilmesi. Yani sadece siyasî yapıların değil, silahlı ayaklarında birbirine entegre edilmesi. Ve bunun ilginç bir şekilde Türkiye’nin Suriye’nin doğusu ve kuzey doğusunda domine edildiği bir süreçte yaşanması.

Barzani, bağımsızlığı tek başına gerçekleştiremeyeceğini anlayınca terör örgütü PKK ile yakınlaştı gibi yorumlar söz konusu. Siz neler söylemek istersiniz?

Barzani bu noktada bunu kabul etmeyecektir çünkü sonuçta Türkiye ile ilgili çok önemli hassasiyetleri var. O noktada Türkiye’nin kendisine sağlamış olduğu, Türkiye ile gelişen ilişkilerin alternatifini üretemeden/yedeklemeden veya süreci sağlama almadan adımlarını çok ihtiyatlı atacaktır. Sonuçta şunun farkındayım; Barzani son derece güçlü bir Kürtçü figürdür ve en başından beri temel bağımsızlık ekseninde hareket etmiştir. Bağımsızlık onun ütopyasıdır. Ve bu Ütopya, ihtiras sadece onu tuzağa düşürmeyecek. Bütün Kürtleri ve coğrafyayı son derece güçlü bir şekilde istikrarsızlaştıracak. Çünkü bağımsızlık arayışı doğal süreçlerinde değil, küresellerin çıkar ve menfaatleri üzerinden şekilleniyor. Kürtleri proksileştirirken, hatta coğrafyadaki diğer devlet ve toplumlarla düşmanlaştırırken, adım adım YPG/PKK’nın payandasına dönüştürürken, coğrafyayı da çok daha ağır bir türbülansa sürüklüyor. 

Burada onlar açısından konu şudur: İş artık bu noktaya geldiğinde, bütün zorluklarına rağmen bir araya gelmeden ziyade bir araya getirilmeleridir. Bunun zoraki bir evlilik, kralın hesaplarına hizmet eden bir nikah olduğunu bilmeleri gerekiyor. Yani entegrasyon, bağımsızlık filan Kürtler için bir havuç. Havucu tutan diğer elinde sopayı da tutuyor. Sorun onlar için bu.

Barzani’nin hassasiyetleri göz önünde bulundurularak bir entegrasyon projesinin devreye konacağını ve bu noktada da doğal olarak Barzani’nin inisiyatif isteyeceğini öngörüyorum ama onun için de hiç hazmedilebilir olmayacak, nerede ve nasıl şekillenecek ya da kırılacak, çökecek, bunu zaman içerisinde göreceğiz.

Projede öncelikli olarak yapılmaya çalışılan, Suriye’de bir ortak oluşum üretmek ve bunu Roj peşmergeleri kullanarak Irak tarafına eklemlemek. Parametreler sadece bunlar değil tabii. Pek çok ayağının olduğunu bilmemiz gerek. Tabii hakim olunacak, entegre edilecek alanlar en önemli konu. Bu sözde entegrasyonda amaç sadece Irak’ın kuzeyindeki yerel yönetim bölgesiyle Suriye’de Fırat’ın doğusundaki alanlar değil, Irak’taki tartışmalı bölgeleri de entegrasyona dahil etmek. Siz şimdi bunu Sincar ve Mahmur olarak görüyorsunuz. Hayır! Kerkük ve Musul’u da içine alacak şekilde alanı Kerkük-Diyala sınırlarındaki Hemrin dağlarına kadar uzatmak. Yani oralardan da toprak almak. Bu açıdan son derece önemli bir durum var. Burada, başta Türkmenler olmak üzere Süryaniler, Ezidiler ve Araplar başta coğrafyada yaşayan halk ve toplulukları bir şekilde bu yapının altında toplamak, cezbedici manevralarla ve gözdağı ve zorlamalarla bu yapının tasallutunu kabul etmeye zorlamak. Yani ortada Irak ve Suriye’yi parçalayarak bir alan oluşturmaya yönelik korkunç bir adım var. Bu adım daha sonra ve/veya bileşik mutlaka Türkiye’ye yönelecektir. Zaten bunun emareleri kendini gösteriyor. Yani proje Türkiye’yi de içine alacak şekilde genişleme eğilimi üretiyor.

Gerçekleştirilen toplantının arabuluculuğunu ABD ve Fransa yaptı. Söz konusu devletlerin bu bölgelere yönelik planları neler?

Sorunun sadece ABD ve Fransa ile ilgili olmadığını, işin içinde Evanjelik ve Musevî bir kafa olduğunu da söyleyebiliriz. Yani buradaki meselede İsrail de işin içinde. Burada istenilen şey, bu coğrafyada öncelikle istikrarsızlık sağlamak ardından da kendi hedefleri ve menfaatleri doğrultusunda kullanabilecekleri sözde devlet ya da devletçikler oluşturmak. Tek parçalı olmayıp, birbiriyle kavgalı olan yapılar da oluşturulabilirler. Burada önemli olan öncelikle bu ülkelerin parçalanmasıdır. Bu proje zaten en başından beri devrede. Buna adım adım gidildiğini görüyoruz. Bunu aslında sadece kendi muhakememizden değil, PKK’nın kurmuş olduğu cümlelerden de çok rahatlıkla görüyoruz. PKK yapmış olduğu hemen hemen bütün kongrelerde Türkiye’yi, İran’ı, Irak’ı ve Suriye’yi parçalayacağını dile getirmiştir.

Bu doğrultuda çoktan siyasallaştıran bu terör örgütünün himaye edilmesini, kollanmasını, toplumsal katmanları ve ‘demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi’ kavramları kullanarak etki ve nüfuzunu derinleştirmesi ve genişlemesi coğrafyanın geleceği açısından son derece tehlikelidir. Türkiye karşısında stratejik savunma safhasını hiçbir zaman geçemeyen örgüt Batı desteği ve aptalca müsamahalarla siyasallaşıp mutasyona uğrayarak, istismar ettiği kavram, toplum ve aygıtlarla korkunç bir seviyeye transfer edilmiştir. YPG-PKK’nın bu seviyesi artık terörle mücadelenin değil, jeopolitiğin konusudur.

Gelişmeler sonucunda, bölgede bizleri ne gibi senaryonalar beklemektedir?

Bu süreci durdurabilecek tek ülke şu an Türkiye’dir. İran belki kendi menfaatleri doğrultusunda Kerkük’te olduğu gibi bir tepki ortaya koyacaktır ama bu ateş öncelikle Suriye ve Irak’ı parçalama, sonra da (belki de eş zamanlı) Türkiye’yi etkileme eğilimindedir. O yüzden Türkiye’nin, bu projeyi kendisini etki altına almadan etki altına alması gerekmektedir. Türkiye’nin küresellerin hedef ve menfaatlerine hizmet eden bölgedeki ülkeleri parçalayıcı, istikrarsızlaştırıcı ve bölgedeki sorunu çok daha derinleştirici bir projeye engellemesi gerekiyor. Çünkü Türkiye’yi parçalama yönelik çok büyük bir tehdit olacak. Bu aynı zamanda PKK’nın terör örgütlüğünden, devlet dışı aktörlüğe, konvansiyonel bir güce, karasal alanları olan meşrulaştırılmış bir siyasi yapıya hatta devlete dönüştürme projesidir. Türkiye şu zamana kadar engellemeyi başarmıştır ama bu süreçten sonra domine edildiği, baskılandığı, erişemediği, etkileyemediği alanlarda geliştiği için çok zorlanabilir. Ancak bu hangi kılıfa sarılırsa sarılsın, Türkiye’nin parçalanmasıyla ilgili bir entegrasyon projesidir. Engellenme zorunluluğu vardır.

PKK bu haliyle bile, ‘Türkiye’nin bir şekilde dahil olmasını engellediği’ Cenevre’deki siyasi süreçlere dahi dahil olabilir, maniple edebilir. Sonuçta ENKS’nın bir şekilde Cenevre’de yeri var. Artık bu mesele çok farklı şekillerde tezahür edilebilir. Yani bu durum, PKK’nın uluslararası çerçevesinde meşruiyeti konusunda çok daha büyük bir soruna evrilebilir.

Türkiye’den gelişen olaylara yönelik herhangi bir açıklama geldi mi? Türkiye olarak bölgeye dair atılması gereken adımlar nelerdir?

Sayın Çavuşoğlu 1-2 hafta önce Türkiye’nin rahatsızlığını dile getiren bir konuşma yapmıştı. Buna rağmen süreç işlemeye devam etti ve bu noktaya geldi. Bu noktadan sonra Türkiye’nin hem sahada mücadele alanında atacağı adımlar yani bu noktada şu an yapmakta olduğumuz Pençe-Kartal ve Pençe-Kaplan harekâtları son derece önem taşıyor. Sadece burada kalınmamalı ve etkisini hem Irak’ta hem de Suriye’de genişletmeli, derinleştirmelidir.

Barış Pınarı Harekâtı sırasında bu konuyu ifade etmiştim. Barış Pınarı Harekâtı 140x30 km’lik alanda kalmamalı, 444x30 km’lik olarak gerçekleşmeli. ABD eğer PKK’yı hala koruyup kollayacak, gerçekten DAEŞ’e karşı kullanacaksa (!) bu 444x30 km’lik güvenlik kuşağının güneyinde olmalı. Ayn el Arap ve Kamışlı başta sınırımıza değen noktalardaki PKK tasallutu ortadan kalkmalı demiştim. Bu tasallut kalkmadığı için Kamışlı, Ayn el Arap gibi son derece önemli iki nokta Türkiye için büyük bir sorun olarak, çıbanbaşı olarak varlığını devam ettirmekte. Ve ENSK ile TEV-DEM’in entegrasyonuna çanak tutmakta.

Türkiye, İran sınırından başlayarak Irak’ı, Suriye’yi, Doğu Akdeniz’i ve Libya’yı içine alan 2.500 km bir aks üzerinde jeopolitik bir mücadeleye tutuşmuş durumda. Bu hat üzerinde ‘kesintisiz’ bir güvenlik ve istikrar kuşağının oluşturulması geleceğin şekillenmesi adına büyük bir değer taşıyor. Türkiye eğer bu kuşağı oluşturamaz ve geliştiremezse gelecekte çok ağır bir tehditle karşı karşıya kalacak.

Diğer Söyleşiler