Söyleşiler

Tarihte böylesine büyük bir işsizlik dalgası görülmedi

Tarihte böylesine büyük bir işsizlik dalgası görülmedi

Ekonomist Halil İbrahim Bayrakçı ile ülkemizde son dönemde yaşanan ekonomik gelişmeler üzerine konuştuk.

Yaşadığımız salgın süreci özellikle ilk haftalarda istihdam üzerinde olumsuz etkilerde bulunmuştu. Kontrollü sosyal hayata geçişin başlamasıyla birlikte bu olumsuz etki giderildi mi, son haftalardaki işsizlik durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu soruyu dünya ve Türkiye açısından ele almak gerekiyor. Dünyada neler olduğunu anlarsak bizde neler oluyor sorusuna hükümetin yanlı ve açıkça saptırılmış istihdam istatistiklerine kanmadan tabloyu net ortaya koyabiliriz. Son açıklanan dünya istihdam raporuna göre salgın süresince dünyada 400 milyon kişi işsiz kaldı. Oransal olarak da, rakamsal olarak da insanlık tarihinde böylesine büyük bir işsizlik dalgası hiç olmamıştı. Çünkü bu salgın doğrudan istihdam deposu olan hizmet sektörünü vurdu. Mevcut özel sektör istihdamımızın %85’inin hizmet sektöründe olduğunu anımsarsak TÜİK istatistiklerinin mevcut istihdam felaketini nasıl çarpıttığını daha iyi anlayabiliriz. Açıkça söylemem gerekirse kontrollü sosyal hayata geçiş nasıl ki dünyada işsizliği engellememişse bizde de hiçbir şekilde engelleyemez. Üstelik bu işsizlik dalgasının vurduğu ekonomiler Almanya, Amerika, İngiltere gibi altyapısı sağlam ekonomiler. Biz bir de üstelik kriz içerisindeyken bu salgın illetine tutulduk. Haliyle salgının ekonomimize olan etkileri katlanarak büyüdü…

Şu anda ülkemizde kamuda istihdam edilen çalışanları çıkarırsak, gerçek anlamda katma değer üreten kayıtlı çalışan sayımız 12 milyon 684 bin civarındadır. Bu çalışan sayısı salgın döneminde 5 milyon kişi azaldı. Kabaca bir hesapla, 82 milyonluk ülkede ancak 1 kişi çalışıyor ve o bir kişi ürettiği katma değer, gelirler ve vergilerle 8 kişinin geçimini sağlamak durumunda. Kriz içerisindeki, 10 yıldır durgunlukta olan komşumuz Yunanistan’da bu oran 1’e 3… Bilmem konunun vehametini anlatabildim mi? Genç ve diplomalı işsizlik meselesini ağzıma bile almıyorum. Orada yaşanan açıkça bir trajedi… Gençliğimizin gelecek kurma şansları sistemli olarak yok ediliyor.

İşten çıkarma kısıtlamasının üç ay uzatılacağı öngörülürken, Cumhurbaşkanı’nın kararıyla bir ay uzatılması ne anlama gelmektedir? İşten çıkarma kısıtlama, geçtiğimiz üç aylık süreçte işçi ve işveren açısından nasıl bir durum ortaya çıkarmıştır?

İşi olmayan şirketlerin çalışanlarının akitlerini fesh etmelerini yani işçilerini çıkarmalarını yasayla engelliyor hükümet, aynı şirketlerin işçilerini süresiz ücretsiz izne çıkarmalarına ise hiçbir engel yok bildiğim kadarıyla. Zaten çalışmaya devam eden şirketlerin çalışanlarının maaşları “kısa çalışma ödeneğiyle” devlet tarafından karşılanıyor. Çalışmak istemeyenler de işçilerini “ücretsiz izne çıkarıyor” ve kâğıt üstünde hala çalışıyormuş gibi görünüyor. Fakat bu değirmen böyle dönmez. Eninde sonunda işverenlerin, işçileriyle kalıcı olarak vedalaşması gerekecek. Kıdem ve ihbar tazminatlarındaki son gelişmeler de işte bu vedalaşmanın alt yapısını hazırlamaktır. İşlerinden atılacak vatandaşlarımız boşuna kıdem tazminatı alırım hayali kurmasınlar. Bir bardak soğuk su içsinler.

AB, ülkemizin her yıl önemli gelir elde ettiği turizm sektörünü ilgilendiren bir kararla, seyahat kısıtlamasını kaldırdığı ülkeler arasında Türkiye’ye yer verilmedi. Bu karar hakkında ne düşünüyorsunuz, sizce bu durumun ülke ekonomimize etkisi ne derece olacaktır?

AB tarafından, Türkiye’ye seyahat kısıtlamasının kaldırılmaması bence hiçbir anlam ifade etmiyor. Seyahat kısıtlamalarını kaldırsalar ne olacaktı? Mesela Alman turist akınına mı uğrayacaktık? Geçen sene korona yokken akın akın geliyorlar mıydı Almanlar? Kısıtlamalar olsa da olmasa da gene alman pasaportlu, Türk kökenli vatandaşlarımız ülkemize giriş yapacaklardır. Bu sene ancak onların azıcık da olsa ülke ekonomimize katkısı olur. Asıl bizim belimizi turizmde ve perakende sektöründe bükecek olan Arap, Rus ve Çin’li turistlerin gelmeyecek olmasıdır. Benim tahminlerime göre bu sene 30 milyar dolar civarı en az net turizm kaybımız var. Bu maalesef başka sektörlerdeki gelirlerimizle kapatabilecek bir yük değil.

Turizmdeki bu ağır gelir kaybının zaten ağır baskı altındaki ödemeler dengemizde nasıl bir tahribat yapacağını, yaz bitiminde hep birlikte görürüz.

Resmî gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı kararına göre 400’den fazla ürüne ilave gümrük vergisi uygulanacağı ilan edildi. Bu kararla amaçlananlar nelerdir, kararın üretim açısından yansıması ne şekilde olacaktır?

Cumhurbaşkanlığı kararına konu 400 ithal ürünün sanayide kullanılan ara mallar olduğunu hatırlatarak önce söze başlayayım. 20 mayıs tarihinde de 800 benzeri malın ithalatında ek gümrük vergileri koymuşlardı. Peki neden? Çünkü ithalatı azaltmak, frenlemek istiyorlar. İthalatımızın büyük kısmı da bu ara mallardan oluşmaktadır.

Bu ara malların ithalatının güçleştirilmesi, vergi yükünün binmesi bu mallarla üretim yapan tarımdan, tekstile, mobilyadan, gözlük imalatçısına kadar bütün az biraz ne kalmışsa sanayi üretimine darbe vuracaktır.

Hani bu ekonomik durgunluk döneminde sanayimizi, üretimimizi destekleyecektik. Hani sanayicilerimiz için bu bir fırsattı. Çin’in bıraktığı üretim boşluğunu biz dolduracaktık.

Demek hepsi yalanmış...

Son gelen 400 ürüne vergilerle birlikte toplam 1200 kalem sanayi ara malına bu getirilen ek vergi yükü açıkça şunu göstermektedir: İthalat yapacak dövizimiz yok.

En hayati ithalatımız olan sanayi ara mallarına dahi verecek dövizimiz kalmadı. Demek ki, piyasalar açılıp, sanayiciler üretime başlamak için ithalata girişmeden ve ithalat için bankalardan döviz talep etmeden önce biz bu talebin önüne geçelim denilmiş. Zaten merkez bankasının sürekli azalan 20 küsur milyar dolarlardaki net rezervleri bu hamlelerin sebebini açıkça izah etmektedir.

Türk işadamlarının önümüzdeki haftalarda Libya’ya giderek birtakım görüşmelerde bulunacakları söyleniyor. Gıda dâhil birçok alanda üretim sıkıntısı yaşayan Libya ile ekonomik anlamda nasıl bir işbirliği sağlanabilir?

Libya siyasi istikrarını daha uzun bir süre sağlayamayacak. Fiilen üç parçaya bölünmüş, petrolden başka geliri olmayan, o petrol gelirleri üzerinde de başta Rusya, Fransa ve İtalya olmak üzere birçok ülkenin etkin müdahalelerinin olduğu bir ülke. 50 milyar dolarlık bir GSMH’ya sahip olan bu ülkede bu azman devletler ve şirketleriyle ne rekabeti yapacağız da ne pazar payı kapacağız? Libya’nın toplam GSYH’sı bizim Almanya’ya ihracatımız kadar, oradan hesaplayın ne olacağını? Libya’nın en iyi zamanında bizim müteahhitlerimize, iş adamlarımıza kapıların sonuna kadar bütün ülkece açıldığı dönemde yıllık 2-3 milyar dolar ticaret hacmimiz anca olabilmişti. Şimdi ülke üçe bölünmüş, kaynakları dağılmış, politik istikrardan yoksun ve ülke yönetimlerinin bir bölümünün açıkça bize düşman olduğu bir ortamda mı Libya ile ticarete umut bağlayacağız? Sizce mümkün mü?

Sanayi ara mallarına getirilen ek vergiler, sermaye mallarını ithal edemeyen bir sanayi, doğrudan yabancı yatırımcının uğramadığı bir Türkiye manzarasıyla karşı karşıyayız. “Gıda dâhil birçok alanda üretim sıkıntısı yaşayan Libya” dediniz ya. Bizde aynı kulvardayız artık Libya ile. Kime neyi, nasıl, kaçtan satacağız? Libya ancak bizimkilerden hibe alır. Varsa parası ve ihale edebileceği bir iş, onu da yukarıda saydığım devletlere verir…

Diğer Söyleşiler