Söyleşiler

Türkiye bölgede oldubittiye izin vermeyecektir

Türkiye bölgede oldubittiye izin vermeyecektir

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Akademik Birimi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Asst.Prof. Dr. Emete Gözügüzelli ile geçtiğimiz günlerde Meis Adası açıklarında yaşanan gerginliği, Navtex’i ve bölgedeki son durumu konuştuk.

Türkiye Cumhuriyeti, geçtiğimiz günlerde Rodos Adası ile Meis Adası arasında Oruç Reis isimli sondaj gemisi faaliyet göstermek amacıyla Navtex ilan etti. Öncelikle Navtex nedir, kimler hangi bölgeler için bu ilanda bulunur, değerlendirir misiniz?

Navtex, genel olarak deniz faaliyetlerinde seyir güvenliği anlamına gelmektedir ve elektronik haberleşme sisteminin bir parçasıdır. Bu sistemde, deniz alanlarında yürütülecek faaliyetlerde kıyı ülkesi olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi seyir uyarılarını, arama kurtarma operasyonlarını, acil durumları veya diğer duyurularını özel cihazlar kullanarak ortaya koyduğu bir uygulamadır

Özetle Navtex için şunu diyebiliriz: Elektronik bir haberleşme sistemidir. Uluslararası ortak frekanstaki gemilere olası tehlikeleri emniyet, hava veya seyir güvenliği açısından ilgili devletin deniz alanları içerisinde bir faaliyet varsa bu faaliyet esnasında diğer gemilere yapılan uyarıları dikkate alarak hareket etmesi için kullanılan bir haberleşme sistemidir. Bu cihaz ile yaklaşık 400 deniz mili uzaklıkta bir mesafeye yayın yapılabilir ve her 4 saatte bir bu yayın yapılır. Hava durumunu bile denizciler buradan öğrenebilir. Navtex sistemi özellikle Uluslararası Denizcilik Organizasyonu’nun ve Küresel Deniz Tehlike ve Emniyet Sistemi’nin bir parçasıdır. Navtex üzerinden yapılan bildirimler, ilanlar bu cihaz üzerinden yapılır. Türkiye’nin Navtex uygulaması Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı tarafından uygulanır. Antalya, Samsun, İstanbul ve İzmir’de yayın istasyonları vardır. Duyuru ve uyarılar sivil ya da askerî fark etmez bütün gemiler için bağlayıcı niteliktedir. Tabi ki bu duyurular Kıyı Emniyet Müdürlüğü’nün internet sayfasında da yayınlanır. Deniz Kuvvetleri’nin eğitim tatbikatlarının bilgisi önceden burada duyurularak bu alanlara girilmemesi üzerine uyarılar yapılır. Hidrokarbon faaliyetleri, sismik araştırmalar ve destek gemilerinin bu alanlarda yürüttüğü faaliyetler de Navtex üzerinden yayınlanır bu yüzden Navtex son derece önemlidir. Seyir güvenliği açısından diğer gemilerin o bölgede yürütülen faaliyetleri dikkate alarak mesela ateş tatbikatı ise bunu dikkate almaları, arama kurtarma tatbikatı ise bunu dikkate almaları ya da sismik araştırma ise mutlaka bunları dikkate alarak hareket etmesi beklenir.

Yunanistan’ın, Türkiye’nin ilan etmiş olduğu Navtex karşısında aynı bölgede Navtex ilan etmesi ne anlama gelmektedir? Yunanistan’ın günden güne tırmandırdığı gerilim hakkında neler söylersiniz?

Yunanistan, bölgede tamamen provokatörlük yapan, uluslararası hukuku hiçe sayan, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını görmezden gelen ve gerginlik yaratma prensibi üzerine hareket eden bir anlayıştadır. Yunanistan’ın bu tavrı, öncelikle devletlerarası dostça iş birliğine dayanan uluslararası hukuku ihlal etmektedir. Her şeyin ötesinde uluslararası anlaşmaların bağlayıcılığını ihlal eder. Çünkü: Yunanistan bu tavrı ile Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal edici tavır içerisinde hareket etmektedir.

Yunanistan’ın bu tavrını uluslararası hukuk açısından değerlendirdiğimizde iyi niyet ilkesine tamamen aykırı bir tarzda gerçekleştirdiğini görmekteyiz. Yunanistan, uluslararası alanda yer alan haklarını kötüye kullanan bir tarzda bu tür faaliyetleri yürüterek gerginliği tamamen tırmandırma, Türkiye’nin 2004 yılında Birleşmiş Milletlere tevdi ettiği haklarını görmezden gelme, Türkiye’nin kazanılmış haklarına karşı saygı ilkesini ihlal etme duruşu içerisindedir. Yunanistan’ın bu tür tavırları Birleşmiş Milletler sözleşmesindeki ikinci maddenin ikinci fıkrasını da ihlal eder. Tüm üyelerin üyelik sıfatından doğan hak ve çıkarlarını aslında bütün üyelerin yararlanmasını sağlamak için sözleşmedeki bütün yükümlülükleri ile birlikte  Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 300. maddesi esasında da belirtilen iyi niyetle faaliyetleri yürütme prensibini tamamen göz ardı ederek bölge gerçekliğini yok sayan uluslararası hukuku ihlal eden duruşta hareket ettiğini görmekteyiz.

Söz konusu gerilimin ardından Yunan ordusunda birtakım hareketlilik meydana geldi. Yunan tarafının silahlı bir hamle yapması sizce mümkün müdür?

Her zaman için Doğu Akdeniz’de bu mümkündür çünkü 2000’li yıllardan sonra Sevilla Üniversitesi’nin ortaya attığı o hayali haritadan sonra bölge kritik bir merkez halindedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölgede açık denizlere kapatılması hem Adalar Denizi’nde hem Akdeniz’de hedeflendiği için ve bu yönde askeri tatbikatlarla karşı unsurları düşmanca tahrik edici isimler çerçevesinde ortaya koymasından ötürü karşı tarafın ne zaman nasıl bir hamlede bulunacağı bilinmediğinden ve tahrik edici tavrından dolayı tabi ki her zaman ihtimal vardır. NE de olsa rasyonel olmayan bir hayali haritayı Türkiye’nin kabul ederek Akdeniz’den çıkarılması hedeflenmektedir. Tabi ki bu çatışma ihtimalinin  başlangıcında ilk atak Türkiye Cumhuriyeti’nden olmaz. Türkiye Cumhuriyeti uluslararası hukukta her zaman bağlı kalan ve  iş birliğinin ilerletilmesi, bölgede barış ve istikrarın sağlanması yönünde politika ortaya koyup uygulayan Devlettir.

 Yunanistan’ın bizzat hukuka uygun olmayan eylemlerden hak yaratmaya çalıştığını görüyoruz. Uluslararası hukuka uygun olmayan eylemlerini hukukî olarak yansıtarak sözde hak iddia etmektedirler. Tamamen gerçeklik dışıdır ve kabul edilemez eylemlerdir. Yapılan bütün tavırlar gerek uluslararası hukuk gerek hakkaniyet ilkelerine gerek bölgede Türkiye’nin egemenlik haklarını aykırı bir şekilde gasp etme çabası anlayışı içerisinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu gelişmelerde Yunanistan’ın tırmandırdığı gerilimde her zaman bir silahlı hamle, çatışma ihtimaldir çünkü Fransa da son dönemlerde Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir olup bu gerginliği artırıcı adımlar atmaktadır. Örneğin yakın zamanda Fransa katılımı ile bu taraflar deniz alanlarında müşterek tatbikat yapacakları belirtilmiştir. Tabi Fransa’nın bölgede bir arayış içinde olduğunu da söylemek gerekiyor. Türkiye’nin yükselen gücü ve etkisinden rahatsız olmasından ötürü bölge ülkeler ile yakınlaşma arayışına girmiştir. Mesela Lübnan ile bir yakınlaşma, bir arayış ve ittifak arama çabası içerisindedir. Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin de Doğu Akdeniz’de hukuka aykırı olan eylemlerin yanında yer aldığını görüyoruz. Libya bunun açık örneklerinden biri. Fransa Hafter’in desteklemesinin tek sebebi Türkiye’dir. Türkiye’nin bölgede enerji güvenliği konusunda güçlü ve istikrarlı konumu ile birlikte Türkiye’nin bu anlamda enerji hususunda bölgede aktör olmasındandır. Düşünsenize 3 sondaj gemisi, 2 sismik araştırma gemi ve destekçi gemilerle sahada aktifiz.  Pek tabii ki Türkiye bu coğrafyada oldubittiye asla müsaade etmemiştir ve etmeyecektir de. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte Türkiye’ye karşı kuvvet kullanma teşebbüsünde bulunan illa ki kaybeden olur . Zira Türkiye blöf yapmıyor. Türkiye’ye karşı askeri güç kullanan karşılığını alır, bedelini öder. Bu Türk Devletinin binlerce yıllık geleneğidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki dik duruşu ve geri adım attırmaması, bedel ne ise öderler şeklinde açıkça uyarıları , Türkiye’nin güçlü politikasının bölgede de hissettirilmesidir. .

Son olarak ülkemizin Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri hakkında neler söylemek istersiniz? Uluslararası hukuk bağlamında ülkemizin faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluslararası hukuk açısından öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti tam bağımsız ve münhasır egemen bir ülkedir. Üç tarafı deniz alanları ile çevrilidir. Kısaca kıyı ülkesidir. Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrilidir. Bu deniz alanlar üzerinde tam ve münhasır egemen hakları iç sularında, kara sularında söz konusudur. Boğazlar üzerinde tam bir egemen münhasır hakları söz konusudur. Bir de bunun ötesinde kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge haklarının üzerinde de egemen yetki alanları bulunmaktadır. Burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokrasisi olan ve bu anlamda uluslararası ilişkilerde, yönetim organlarında prestij sahibi olan bir ülkedir. Bu ülkenin ortaya koyduğu tavırlar tamamen uluslararası hukuk temelinde olması gerekendir. Bir anakara devleti olarak Türk Devleti deniz yetki alanları üzerindeki egemenlik haklarına sahip çıkan duruşu gelecek kuşakların bekası açısından önemlidir.

Özellikle belirtmek gerekmektedir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, barışçıl ve iyi niyetle iş birliğine dayalı müzakereler temelinde sorunların, ihtilafların çözümlenmesini öngören bir diplomasi anlayışındadır. Savaştan sakınan, herhangi bir şekilde sıcak çatışma ihtimaline yaklaşma tercihinde bulunmayan bir ülkedir. Bunun böyle olması Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut alanlarda kendi haklarının gasp edilmesine müsaade edeceği anlamına gelmez. Türkiye bir oldubittiye müsaade etmeyeceğini Türk devlet aklı ve iradesi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda gösterdiği kararlı duruşla yansıtmaktadır. Yeni bir düzen kurmak istiyorlarsa ve bu düzenin bölgemizde Türkiyesiz olması planlanmışsa, evvela bilinmesi gereken kurulacak yeni düzenin kurucusu Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır. Türkiye zaten bölgenin hamisidir. Bütün faaliyetlerinde bunu artık çok daha net görmekteyiz. Rahatsızlıklarının sebebi Türkiye’nin sahada ve masada ortaya koymuş olduğu başarılı siyasetindendir. Türkiye’nin diğer uluslar üzerinde uyandırdığı etki ve heyecan bölgede bizzat Türkiye’nin karşısında yapılmak istenen aleyhteki projelere EastMed gibi ya da diğer deniz sınırları veya askerî tatbikat gibi meselelerde Türkiye’nin kararlığı neticesinde hiçbir adım atamaz noktadadırlar. Bu yüzden oradan oraya devamlı bir arayış içerisinde tatbikatlar ile hareket ettiklerini görüyoruz. Bu da tamamen psikolojik hamlelerdir. Türkiye emin adımlarla, sağlam adımlarla ilerliyor. Bu adımlar da tamamen Türkiye’nin başarısındandır. Karşı taraftaki bu rahatsızlık, devamlı ittifak kurma arayışları Türkiye’nin etrafında yer etme arayışları tamamen Türkiye’nin gücüne karşı tavır ortaya koymak içindir ki beyhude arayışlar içerisinde olduklarını da zaten görüyoruz. Tabi ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti asla oldubittiye müsaade etmeyecektir. Kendi hukuki yükümlülüklerini muhafaza etmeye ve bu yükümlülüklerle birlikte hukuki haklarını koruma kararlılığını yürütecektir.

Öte yandan ,Doğu Akdeniz’deki faaliyetler jeostratejik, jeopolitik, jeoekonomik temelde bir rekabet merkezini yansıtıyor. Enerjinin olduğu yerde Batı dünyasının her zaman bir çatışma ve insanlığı yok edici eylemlerine tanıklık ettik. Bölge coğrafya haritalarının yeniden şekillendirilmek istendiğine de şahitlik etmekteyiz. Türkiye bütün bu bölgesel devletlerin, tarihî bağımız olan devletler üzerinde hedeflenen yeni sınır haritalarına set vuran bir konumdadır. Dolayısıyla Türkiye’nin Akdeniz’deki faaliyetlerini sadece Mavi Vatan projesi haklarını korumak olarak değerlendirmemek lazım. Türkiye, bu coğrafya üzerinde var olan diğer komşu devletlerin de haklarını koruyucu barışı ve istikrarı sağlayıcı şekilde bölgede durmaktadır. Türkiye’nin geri adım atmasını istemelerinin de en önemli sebebi Türkiye’nin tamamen Akdeniz’den çıkarılması ve yarın daha farklı art niyetli talepleri hayata geçirmek  adınadır. Ancak oyunların üzerinde oyun olduğu görülmüştür. Türkiye, teröristlerin inine girmiş, etkisizleştirmiştir.  Türkiye, Akdeniz’de tezgâhlanan hayali haritaları fırtına etkisinde tarümar etmiştir. . Türkiye’nin bu kasıp kavuran, etrafı kollayıcı ve adeta fırtına etkisi yaratan gücü bölgede çok net hissedilmesinden ötürüdür ki diğer halklarca umutla beklenendir.

Diğer Söyleşiler