Söyleşiler

Ciğerlerimiz Yanıyor

Ciğerlerimiz Yanıyor

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Kantarcı ile özellikle yaz aylarında ülkemizde çok fazla görülen orman yangıları ile ilgili konuştuk.

Maalesef son haftalarda sıkça karşılaştığımız orman yangınları Türk milletinin yüreğini derinden yaralamaktadır. Bu yangınların ortaya çıkma sebepleri nelerdir?

Orman yangınlarının birçok sebebi vardır. Bu sebeplerin başında da sabotajlar geliyor. Eskiden tarla ve arazi açmak için kundaklamalar vardı şimdi ise otel yeri açmak için kundaklamalar var. Dolayısıyla orman yangınlarının sebepleri biraz değişti. Eskiden tarla açmak için ormanı yakıyorlardı. Kendisine ev, arazi yapmak için ormanı yakıyordu. Şimdi arazide, dağda ve köyde kimse kalmadı hepsi şehirlere göçtü. Artık oralarda kimse kalmayınca orman yangınlarından kurtulduk. Yakılan araziler tekrar eski haline dönmeye başladı ve biz ormancılar da bu bölgeleri ağaçlandırmaya başladık. Bu iyi bir durumdu ama arkasından gelen başka bir dalga var. Yaylaları satmaya başladılar ve buralarda bir takım tuhaf yangınlar başladı. Eğer deniz manzaralı ise otel yeri açmak için bir takım yangınlar başladı. İkinci bir olay ise önemli bir ısınma ve kuraklaşma sürecinin başlaması yani iklim değişikliği. Önemli bir ısınma veya kuraklaşma süreci başladı. Bu sefer, yazın yağmur yeteri kadar yağmıyor. Yıllık yağış değerlerine baktığımızda yağmur yağıyormuş gibi gözüküyor fakat yağmur sağanak halinde yağdığı için sağanaklar arttı. Dolayısıyla yağmur yağış dengesi dağılımında da iyiden iyiye bir bozulma meydana geldi. Eskiden düzenli yağışlar topraktaki nemi takviye ediyordu. Sağanak yağışlar topraktaki nemi takviye edemediği ve sel olarak akıp gittiği için topraklar giderek kurumaya başladı. Bu da orman topraklarının hızla su kaybetmesine sebep oldu.

Ağaçların kökleri yaklaşık 2 metreye kadar uzar. Ağaçlar, yüzey kurusa da yerdeki suyu çektiği için ormanın altında bulunan yapraklardan buharlaşan su ile nemli bir ortam oluşur. Kurak olunca o topraktaki suyu maalesef bulamıyoruz. Dolayısıyla kuraklık, bütün sistemi etkilemeye başladı. Ormanın ölü örtüsü kuruyor ve ölü örtüsü kuruduğunda en ufak tepkide alev alıyor. Kıvılcım ve ateş varsa bu hızla yayılıyor. Dolayısıyla iklim değişikliğinden dolayı özellikle Güney Anadolu’da kızılçam ormanlarında yangın sayısı artmaya başladı fakat orman teşkilatı buna zamanında ve başarılı bir şekilde müdahale ettiği için bu yangınlar büyümeden söndürülüyordu.

Orman yangınlarını gerek önleme gerekse de söndürme noktasındaki mücadelemiz ne seviyededir?

Yangın söndürme esnasında iki aracı kullanıyorduk. Bunlardan birisi helikopter diğeri de uçaklardı. Helikopterler, ormanlardaki göllerden ve su havuzlarından su alıyorlar. Yangın alanına suyu boşaltarak müdahale ediyor yani yanan alandan çıkan ısıya yaklaşmadan ve zarar görmeden yukarıdan aşağıya yanmaz halat sarkıtarak yangının üzerine boşaltıyorlar. Orman ve orman altındaki ölü örtü kurumuş olduğu için yangının yayılmasını önlemek için uçak kullanılıyordu. Uçaklar yangının direk üzerine suyu atamazlar çünkü dalıyor ve suyu bırakıp gidiyor. Burada çok kuvvetli bir sıcaklık yukarı doğru hareket ettiği için uçak tehlikeye düşüyor. Eskiden yangına müdahalede Türk Hava Kurumunun küçük uçaklarını kullanıyorduk. Neden küçük uçakları kullanıyorduk? Çünkü Toroslar’ın dar vadilerinin içi rüzgârlı, esintili vadilerdir. Buralara küçük uçaklar dalıp çıkıyordu. Suyu uzaktan boşaltıyor ama yangının ilerleme istikametindeki ormanı koruyordu. Yangının tam üstüne uçakla su attığınız vakit yangının sıcaklığından o su buharlaşır. Uçak, yangının ilerlediği alandaki ormanı koruduğu için orada yangının ilerlemesi biraz duraklıyordu. Daha sonra bizim bir tonluk uçaklarımıza yeterli değil dediler. Yerine denize inebilen, denizden su alan büyük uçakları aldılar. Bunlar da yangınlarda oldukça faydalı ama bu uçakların bir sıkıntısı var. Bu uçaklar Torosların dar vadilerine dalamıyorlar.

Geçtiğimiz sene bu uçakların kullanımını birdenbire yasakladılar. Motor arızası, yağ yakma gibi söylenti çıkardılar. Türk Hava Kurumu da bu durumu yalanladı. Bu sene meselenin ne olduğu anlaşıldı. Rusya’dan jet motorlu yangın söndürme uçağı kiralandı ve buna para ödüyoruz. Türk Hava Kurumu’na da kayyum atadılar ve elindeki uçaklar satılmaya başlandı. Bizim elimizde uçak varken uçak kiralamanın, bunlara lüzumsuz paralar vermenin bir anlamı var mı? Jet uçaklarının dalma mesafesi, tırmanma mesafesi diğer uçaklara göre daha iyi ve aldıkları su miktarı da daha iyidir ama elimizdeki uçaklarla da müdahale edilebiliyordu. Aynı dönem uçaklarla yangın söndürülemiyor meselesi gündeme geldi. İklim değişikliğinden dolayı kaynaklanan kuraklaşmadan dolayı yangının yayılmasını önlemek için uçak kullanmaya mecburuz. Maalesef burada birilerine para kazandırmak gibi bir mesele var ortada. Bütün ormancılar da bunu görüyor.

Yaşanan yangınların ülkemize vermiş olduğu zararlar nelerdir?

Yangının en büyük sonucu ormanın yok olmasıdır. Ormanlar bir ekolojik sistemdir. Birçok canlının bir arada yaşadığı bir âlem. Bu âlemin içerisine ateş girdiğinde ağaçların bir kısmı yanıyor, kullanılamaz hale geliyor. Ağaçların bir kısmının da yüzeyi kavruluyor. Bunun sonucunda yerine yenisini dikiliyor, bölge ağaçlandırılıyor. Buna herhangi bir itirazım yok ama yangın safhasında bu bölgelerde neler meydana geliyor? Burada çok önemli bir şey var. Dökülen yaprağın ayrışmasını sağlayan, orman artıklarının ayrışmasını sağlayan bakteriler ve mantarlar da yok oluyor. Bunlar tam yaprak örtüsünün içinde yaşıyor. Dolayısıyla karşımıza bütün sistemin yok olması gibi bir sorun çıkıyor. Yangınlarda hayvanlar ölüyor elbette ama bütün mikroorganizmalar da ölüyor. Bu mikroorganizmaları tekrar yerine koyabilmek için yıllarca çalışmamız lazım. Evet, yanan sahayı ağaçlandırıyoruz ama orman kurmuyoruz. Orman, bütünlüğü ile orman olur yoksa sadece ağaçları dikmekle orman olmaz. Dolayısıyla, biz yangın sahasındaki bütün canlılık sistemini yok ediyoruz.

Orman yangınlarının bize vermiş olduğu diğer zararı ise hava kirliliğidir. Yanan ormandan bol miktarda is ve kapkara bir duman çıkıyor. Kapkara bir duman hava kirliliği demektir. Bunun içinde bol miktarda kömürleşmiş malzeme ve karbonmonoksit vardır. Karbonmonoksit, çok aktif bir gazdır ve insanın hemen boğulmasına sebep olur. Dolayısıyla yangın gazlarına maruz kalanlar zarar görür. Yakında olan zaten ölür, uzakta olanın da akciğerlerinde birtakım hasarlar bırakır. Dünyada iklim değişikliğine sebep olan gazların başında karbondioksit gelir.

Sorunlar sadece bunlarla da bitmiyor. Yangın ateşinin içinde azot vardır. Azot, yangınla birlikte oksitlenmektedir. Azotun oksitlenmesi, yanması nitrik asite dönüşmesini sağlıyor. Bunu solunduğumuzda da karşımıza çok kötü bir solunum rahatsızlığı çıkıyor. Hülâsâ yangın, çok fazla etkileyici bir hava kirliliği yaratmaktadır.

Bazı bölgelerde çeşitli sebeplerle bilinçli yangınlar çıkarıldığı yönünde söylentiler bulunmaktadır. Siz bu söylentiler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Güney Batı Anadolu’da, Muğla ilinde bir yeri yaktılar. Yanan yer ağaçlandırılacaktı lakin sonrasında oraya otel yaptılar. Geçtiğimiz günlerde Antalya’da da bir yeri yaktılar gördük ki işin sonunda otel yapıldı. Doğu Karadeniz’de denize inen bir çamlığı yaktılar ki o bölge ormancılık açısından ve biyolojik açıdan çok önemli bir bölgedir, botanik açısından da çok önemli bir yerdir. Bilimsel olduğu kadar bitki toplumları açısından da çok önemlidir. Burayı yaktılar ve hemen ardından buraya herhangi bir şey yapmayacağız dediler ama hemen ardından turistik tesisler yapılmaya başlandı. Yanan yer, hiçbir işleme hiçbir işletmeye tahsis edilmez. Yandığı yıl içerisinde hemen ağaçlandırılır. Peki, yanan yere otel yapılmasına nasıl izin veriyorsunuz? Bu sorunun cevabı bir yerlerde elbette verilecek. Tüm bu yaşananları görüyoruz ve not ediyoruz.

Bilinçli veya bilinçsiz şekilde orman yangını çıkaranlara karşı uygulanan cezalar sizce yeterli midir?

Ormanı kundaklayan, yakan kişi veya kuruluşlara verilecek cezalar kanunda yazılıdır. Peki kanunu uygulamazsanız ne olur? Uygulamadığınızda hukuk dışı bir iş olur. Bu cezalar yeterlidir. Bu cezaları uygulamayanlar hakkındaki cezalar da yeterlidir. Yeter ki hukuk uygulansın.

Türk milleti, canını dişine takmış, Türkiye Cumhuriyeti devletini kurmuştur. Bu kuruluş için verilen savaşlarda hepimizin ailelerinden şehitler vardır. Türk milleti, bir devlet kurmuş ve devlete de kendi mülkünü idare etme yetkisini vermiştir. Mülk de köylerin meralarıdır, ormanlardır, denizlerdir. Bunlar milletin malıdır. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinde o şehitlerin torunlarının her metrekaresinde kan hakkı vardır. Dolayısıyla bizim ormanlarımızın yanması milletimizin hakkının yok edilmesidir. Dolayısıyla kimin malını kime teslim ediyorsunuz? Kimin malını yakıyorsunuz? Bu soruların sorulması lazım.

Diğer Söyleşiler