Söyleşiler

Keşfedilen rezerv Türkiye’nin elini güçlendirmiştir

Keşfedilen rezerv Türkiye’nin elini güçlendirmiştir

Mersin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Azime Telli ile Karadeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervi üzerine konuştuk.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın günler öncesinden duyurusunu yaptığı müjdeli haberin Karadeniz’deki sondaj faaliyetleri sonucunda bulunan doğalgaz olduğu öğrenildi. Erdoğan’ın duyurduğu rezerv miktarını yapım-işletim maliyetleriyle birlikte düşündüğümüzde ülkemize kazandırdığı kârlılık oranı nasıl olacaktır? Bu rezerv gerçek bir müjde midir?

Merak edilen müjde haberinin enerji ile ilgili olması tabii ki tesadüfî ya da şaşırtıcı bir unsur taşımıyor.

Son 5 yıl içerisinde Türkiye’nin arama geliştirme faaliyetlerine ciddi bütçe ayırması, sondaj gemileri alarak hem Doğu Akdeniz’de hem Karadeniz’de faaliyetlerini arttırmış olması daha önce farklı ülkeler tarafından farklı sahalarda rezervlerin keşfedildiği bu alanlarda Türkiye’nin de rezerv bulmaya çok yakın olduğu tahminlerinin yapılmasına neden olmuştu. Karadeniz’deki Tuna-1 sahasında -sonradan Cumhurbaşkanı tarafından rezerv sahasının adı Sakarya olarak değiştirildi- bulunan rezerv, doğalgazı ciddi oranda tüketen ve doğalgazda %99 oranında dışa bağımlı olan Türkiye açısından önemli.

362 bcm’lik rezerv miktarı dünya enerji pazarı açısından bir şey ifade etmeyebilir ama Türkiye’nin ihtiyacını 6-7 yıl boyunca rahatlıkla karşılayabilecek bir miktardır. Burada tabii ki öncelikli olarak şunu da düşünmek gerekiyor; bu rezerv miktarı ve bunun geliştirilme maliyetlerinin ötesinde Türkiye’nin kendi imkânları ile kendisine ait sahalarda ilk kez bu kadar ciddi miktarda enerji rezervine rastlamış olması önemli bir olaydır ve muhtemelen bunun devamı da gelecektir. Bu sahaların komşu sahaları var. Bu açıdan bakıldığında da önemli bir müjdedir. Türkiye’ye ait sondaj gemileri tarafından, Türkiye’nin kendi imkânı ile yapılmış bir çalışmadır. Doğu Akdeniz ile kıyasladığımızda çok daha sorunsuz olan bir bölgede bulunmuş olan rezerv söz konusu. Bölgenin hukuksal olarak çatışmalı olmaması, sorunsuz olması, Karadeniz’de komşu ülkelerle ilişkilerin daha istikrarlı olması arama-geliştirme sürecinin daha hızlı yürümesi anlamına gelecektir. Bu aynı zamanda maliyetlerin de kontrol altında olmasını sağlayacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği Tuna-1 gaz sahasıyla alakalı çeşitli iddialar var. Bölgenin önceden de bilindiği, bulunan rezervin yeni olmadığıyla ilgili. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fatih sondaj gemisi tarafından Karadeniz açıklarında keşfedilen Tuna-1 rezerv sahası aynı zamanda Romanya’nın geliştirmekte olduğu Neptun sahası ile komşu durumunda. Buna bağlı olarak bu bölgede rezerv bulunacağı zaten tahmin ediliyordu. Rezerv sahasının daha önceden biliniyor olmasında bir tuhaflık yok çünkü enerji keşifleri zamana yayılır. Önce bir bölgede buluntuya rastlanır daha sonra sondaj yapılır. Sondajda enerji kaynağına rastlandıktan sonra buradaki yatağın kalitesi ve hacmi araştırılır. Bu bir zamana yayıldığı için de elbette Tuna-1 dün yapılmış bir keşif değil. Rezerv sahasının yeni ya da eski olmasının bir önemi yok. Önemli olan rezerv sahasının geliştirmeye uygun olup olmaması, geliştirme açısından kârlı olup olmaması ve çıkarılacak yakıtın kalitesidir. Bu nedenle spekülatif iddiaları çok dikkate almamak gerekiyor. Sonuç odaklı bakmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Sismik araştırma gemilerimizin ve sondaj gemilerimizin ulusal ya da uluslararası özel şirketlerin değil de devletin sahipliğinde olmasının mâli ve stratejik ne gibi faydaları var? Dünyadaki örnekleri nasıl?

Türkiye’nin enerji konusundaki en önemli eksikliklerinden biri üst akıntı dediğimiz arama geliştirme faaliyetlerine hemen hemen hiç yatırım yapmamış olmasıydı. Bir devletin arama geliştirme faaliyetlerine yatırım yapması için ülkesinde rezervlerin olması bile gerekmiyor. Bu alanda özel ya da millî şirketler kurup dünyanın değişik yerlerindeki sahaların geliştirilmesi kiralamak yoluyla mümkün. “BP” firmasını düşündüğümüzde dünyanın her yerinde faaliyet gösteriyor. Elbette özel bir şirket, kâr mantığı ile hareket ediyor ama aynı zamanda bunu yaparken İngiliz çıkarlarını da taşımış oluyor.

Türkiye’nin de aslında fosil yakıtlara bağımlı bir ülke olarak hatta enerjide dışa bağımlılık oranı %72 olan bir ülke olarak yıllardır bu alanda bir eksiği olduğu dile getiriliyordu ve enerji politikamızdaki en önemli açmazlarımızdan biri bu idi. Kendi bölgesinde, kendi topraklarında, rezerv olsun ya da olmasın bu alana girmesi gerekiyordu. Doğu Akdeniz’de yaşanılan gelişmeler Türkiye’nin arama geliştirme faaliyetlerindeki eksikliği ile yüzleşmesine neden oldu. Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge ilanlarıyla Türkiye’nin haklarının ihlal edilmesi ve Türk karasularının ihlalinin söz konusu olması Türkiye’nin harekete geçmesini sağlamış oldu. Doğu Akdeniz’de yaşanılan sorun bir ulusal beka sorunu idi ve hızlı bir şekilde Türkiye’nin aramalarını yürütmesi için millî arama geliştirme gemilerinin tercih edilmesi daha doğru bir adım oldu. Bölgedeki çatışmalı durumdan dolayı özellikle batılı enerji şirketlerine güvenilmesi söz konusu olamazdı. Bu yerinde bir adım oldu ve şu anda sonuçlarını daha iyi görüyoruz.

Türkiye, Karadeniz’de ilk defa sismik araştırma faaliyetlerine ne zaman başlamıştı, ülkemizin Karadeniz’deki yetki alanları ne zaman ve nasıl belirlenmişti?

Türkiye’nin Karadeniz’deki sismik araştırma faaliyetleri yaklaşık on yıllık bir sürece dayanıyor. Bu süreçte tabii ki keşfedilen rezervler açısından Doğu Akdeniz öne çıktığı için bütün gözler Doğu Akdeniz’de idi. Karadeniz daha geri planda kalmış, dünyanın daha az dikkat ettiği bir araştırma geliştirme sahasıydı. Lakin Karadeniz ile Doğu Akdeniz’i kıyasladığımızda, Karadeniz’in istikrarlı rejime sahip olduğunu görüyoruz. Sovyetler sonrası dönemde Karadeniz’deki kıyıdaş devletlerin sayısı artmış olmakla beraber büyük çatışmalı alanlar söz konusu değildir. Türkiye’de Karadeniz’deki 200 deniz mili, münhasır ekonomik bölgesini 1995 yılında ilan etmiştir ve zaten rezerv geliştirme sahaları içerisinde yapılacaktır.

Uluslararası deniz hukuku açısından Karadeniz’de çok daha az sorun vardır. Bu da Karadeniz’deki rezervlerin geliştirilmesi açısından çok daha önemli. Enerji yatırımlarının yapılacağı yerlerde politik istikrar ve güvenlik önemli unsurlardır. Biz bunu Doğu Akdeniz’de canlı canlı yaşıyoruz. Çünkü oradaki hiçbir rezerv geliştirilemiyor. İsrail’in kendi sahasındaki rezervler hariç hiçbir rezerv geliştirilmiyor. Çünkü taraflar aralarındaki sorunları çözebilmiş değil.

Bulunan doğalgaz rezervinin, bu konuda dışa bağımlı olan ülkemizin doğalgaz tüketimi rakamlarına kıyasla etkisi ne şekilde olacaktır, Türkiye yakın gelecekte ihracatçı konuma gelebilir mi?

Türkiye, yakın bir zamanda doğalgaz ihracatçısı haline gelmeyecektir. Böyle bir rezerv keşfetmiş olmamız, otomatik olarak bunu sağlamayacak. Çünkü biz zaten yıllık olarak ciddi derecede doğalgaz tüketen bir ülkeyiz. Kabaca yıllık 50 milyar metreküp doğalgaz ihtiyacımız var. Bunun da önemli bir kısmını, 2/3’lik kısmını Rusya’dan karşılıyoruz. Burada rezervin keşfedilmiş olması, bizim dışa bağımlılık oranımızın düşmesine neden olacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2023 yılından itibaren bu sahadan, Sakarya sahasından, gaz çıkarmaya başlanacağını söyledi. Bu tarih gerçekleştirilemeyecek bir tarih değil. Her ne kadar bu tür yatırımların süreci belirsizliklerle dolu olsa bile 2 yıllık süreçte bu saha geliştirilebilir ancak sahanın tam kapasite haline gelmesi 4-5 yılı bulacaktır. 2023 yılında sahadan çıkarılan miktar, tahminen düşük olacaktır. Lakin yıllar içerisinde bu miktar katlanarak artacaktır. Ortalama olarak buradan Türkiye’nin 7 yıllık ihtiyacını karşılaması mümkün. Eğer bunun dışında da alternatif kaynaklar bulunursa ki bu bölgede daha başka rezervlerin olduğunu düşünmek çok mantıklı. Deniz yatağında daha farklı sahaların olduğunu düşünmek çok mantıklı. Ancak o zaman ihracat konusu gündeme gelebilecektir. 

Önümüzdeki günlerde Akdeniz’den de bu gibi müjdeler alacak mıyız? Akdeniz’deki arama faaliyetleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Neden olmasın? Doğu Akdeniz’de de Karadeniz’dekine benzer bir durum var. Kıyıdaş devletlerin sahalarında rezerv keşifleri yapılmış durumda. Türkiye’nin de araştırmaları devam ediyor. Bu anlamda Türkiye, bölgede rezerve rastlayabilir. Rezerve rastlanmasa bile, bizim öncelikli olarak Doğu Akdeniz’de başka bir iddiamız var. Burada uluslararası hukuka aykırı olarak gerçekleşen, meydana gelen münhasır ekonomik bölge ilanlarına karşı bir mücadele veriliyor. Kendi “Mavi Vatan’ını” koruma mücadelesi veriyor. Türkiye’nin burada arama geliştirme süreçlerini yürütüyor olması, tepkisini koyuyor olması, Doğu Akdeniz’de bir oldubittinin de önüne geçilmesi açısından çok önemli. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de çıkarlarını koruması için rezerv bulmasından da öte oradaki varlığını koruması gerekiyor. Bu anlamda son dönemde Doğu Akdeniz’e verilen önem yerindedir. Bu şekilde, Türkiye’nin dış politikasındaki bir öncelik olması, gelecekte ortaya çıkacak olan kazanımları korumak açısından çok daha önemli. Enerji, bir ülkenin gelişimi için elbette olmazsa olmazlardan biridir ama öncelikli olan bağımsızlıktır. Dünyadaki gelişmiş ülkelerin pek çoğunun kendisine ait enerji kaynağı yoktur. Enerji kaynağının olmaması, gelişmiş ya da güçlü bir ülke olamayacaksınız anlamına gelmez. Bunun yolu öncelikle bağımsızlığımızı ve çıkarlarımızı korumaktan geçer.

Özellikle Doğu Akdeniz meselesinde karşı karşıya geldiğimiz ülkelerin ve uluslararası camianın Karadeniz’de bulduğumuz doğalgaz kaynağı hakkındaki düşünceleri nasıl şekillenecektir?

Karadeniz’de Türkiye’nin rezerv bulmuş olması, Doğu Akdeniz’de Türk çıkarlarına aykırı tezler geliştiren ülkeler açısından elbette sevindirici bir gelişme olmayacaktır. Çünkü burada çatışan çıkarlar var ve çatışan çıkarlar söz konusu olduğunda taraflar birbirinin güçlenmesini istemez. Karadeniz’deki rezervler Türkiye’nin elini güçlendirmiştir. Sadece Doğu Akdeniz’de çatıştığı devletlere karşı değil Rusya’ya karşı da elini güçlendirmiştir. Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde de elini güçlendirmiştir.

Bu gelişmenin bölgesel olarak etkileri olacaktır. Küresel anlamda bir etkiden bahsetmek çok zor. Çünkü devasa bir enerji keşfi, çok söz konusu değil. Devamı gelir, Türkiye enerji arz ülkesi haline gelirse veya ihracat yapmaya başlar ise hâlihazırda belirli bir gelişmişlik düzeyinde olduğu için bölgesel aktör olarak gücü artacaktır. Bu da Doğu Akdeniz’de sözünün daha fazla geçmesine neden olacaktır. Doğu Akdeniz’de çatıştığımız en önemli ülkenin Yunanistan olduğunu düşünürsek ve Yunanistan’ın korumaya çalıştığı rezerv sahası Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde bulunan bir sahadan bahsediyoruz. Lakin Türkiye’nin hem Karadeniz’de hem de Akdeniz’de arama geliştirme çalışmalarını kendi adına yürütüyor olması ve bölgede enerji jeopolitiğinde konumunu güçlendiriyor olması elbette Doğu Akdeniz’deki Türk tezlerine karşı çıkan ülkeler açısından bir problem olacaktır. Bu durum Mısır’ı da İsrail’i de rahatsız edecektir. Yeniden tezlerini ve argümanlarını güncellemeleri gerekecektir. Bu devletlerin arkasındaki küresel güçler de hem bu devletlere hem de Türkiye’ye olan bakışlarını son gelişmelerden sonra tekrar değerlendirecektir.

Diğer Söyleşiler