Söyleşiler

Serrac ve hükümeti şu an çok zor durumda

Serrac ve hükümeti şu an çok zor durumda

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker ile Libya Başbakanı Serrac’ın görevini bırakacağı açıklamasını ve Libya’daki gelişmeleri konuştuk.

Libya Başbakanı Serrac’ın ekim ayının sonunda görevini devredeceğini açıklamasıyla birlikte, söz konusu devirden sonra Türkiye-Libya ilişkileri nasıl şekillenecektir?

Trablus hükümeti, Birleşmiş Milletler Genel Konseyi kararı ile 2011 yılında meşrû hükümet olarak kabul edildi ve dokuz kişilik bir bakanlar kurulu kuruldu. 2 yıl içerisinde de seçime gitmek suretiyle nihai hükümet, meclis kurulacaktı ama bir türlü gerçekleşemedi. Aşiretler, meclisi iki defa bastı ve netice itibariyle geçici hükümet statüsünde kurulmuş olan mevcut hükümetin bugüne kadar uzaması söz konusu oldu. Serrac hükümeti, mevcut koşullarda alınmış olan kararlara topyekûn cevap veren nitelikte bir hükümet değil. Onun yerine resmî bir hükümet kurulmuş olması lazım. Libya’nın mevcut koşullarında da bunu yapmak mümkün değil.

Türkiye, her halükârda Serrac hükümetinin meşruiyetinden istifade ederek imzaladığı mutabakat zaptı ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etti. MEB ilanı bugüne kadarki hukukî ve siyasî açıdan Türkiye’nin atmış olduğu adımları ciddi şekilde destekleyen ve ona güç veren bir mutabakat zaptı idi. Bunun da arkasında hiç kimsenin itiraz edemediği meşruiyet sahibi Serrac hükümeti vardı. Normal şartlarda Serrac gittikten sonra ne olur ne biter ona bakmak lazım.

Önümüzdeki hafta Türkiye’den Libya’ya ciddi bir heyet gidecek. Büyük bir ihtimalle Serrac’a istifa etmemesi yönünde telkinde bulunulup ikna edilmeye çalışılacak. Mevcut koşullarda Serrac, artık bunalmış vaziyettedir. Birincisi, İçişleri Bakanı birçok aşireti arkasına almış güçlü biridir. Aralarında anlaşmazlık yaşadılar ve bakan istifa etti. Daha sonra iptal edildi ve geri döndü. Bu demektir ki, içeride bir sıkıntı var ve bir mutabakat veya mütecanis bir davranış biçimi yok. İkinci bir husus ise 17 sayfalık bir rapor hazırlandı. Bu raporda Sirte’nin başkent olması söyleniyor. Sirte’nin başkent olabilme ihtimali yoktur. Sirte, şehir bile değil bir kasabadır. Sirte’nin önemi, doğrudan doğruya Kaddafi’nin aşiretinin merkezi olmasından kaynaklanır. Ayrıca petrol kaynakları iki yerde toplamıştır. Biri Mısır hududuna yakındır diğeri de Cezayir hududuna yakındır. Petroller boru hatları ile Sirte ve çevresine gider. Çıkarılan petrolün %60’ının ticareti Sirte çevresinde yapılır. Onun için Sirte aynı zamanda petrol merkezi olarak adlandırılmıştır. Sirte’yi önemli kılan diğer bir husus ise hemen güneyinde, Cufra’da bulunan askerî havaalanında şu sıra Rus uçakları var. Bu bölge Rusya’nın Afrika’ya açılma politikası kapsamında kullandığı stratejik öneme sahip bir alandır. Dolayısıyla burayı bırakmak istemiyorlar. Bu koşullar altında Sirte, tam merkezi oluşturmaktadır. Burası tarafsız bölge, silahsız bölge olarak ortaya atıldığı zaman Libya’nın Sireneyka yöresi ile Trablus yöresinin ayrıştığı bir hat çizilmekte olduğu gözlemlenmektedir. Bu da Libya’nın bölünmesidir.

Serrac’ın arkasında 51 tane aşiret var ama genele bakıldığında aşiretlerin büyük bir kısmı Hafter’in arkasındadır. Onlar da esas itibariyle dışarıdan talimat ve destek almaktadırlar. Hafter bitmemiştir ama diğer tarafta Tobruk Meclis Başkanı ben de varım diyor ve Trablus hükümeti ile Tobruk Meclis Başkanı’nı bir araya getirecek bir formül bulunabilir mi çalışmaları yapılıyor. Çözüme, Cenevre’de Birleşmiş Milletler toplantısı ile devam edilecek. Serrac, Hafter’le herhangi bir şekilde masaya oturmam diyor. Hafter de hâkim pozisyonda olan benim hiçbir şekilde geri adım atmam diyor. Hepsinin ötesinde de dışarıdan gelenler bölünmüş durumda. Kimin eli kimin cebinde belli değil.

Türkiye, bütün bu koşullar altında tek başına Serrac’a vermiş olduğu destekle, asker eğitmek ve silah vermek gibi desteklerle bugüne kadar geldi. Sirte ve Cufra’da Türkiye’nin de artık imkân ve kabiliyetleri sınıra gelmiştir. Kendi yönümüzden daha fazla zorlayamadık.

Libya ile imzaladığımız Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması bu durumdan etkilenecek midir?

Libya’daki hükümetin içinden, aynı görüşte olan biri tarafından devralınıp da devam ettirilirse o zaman Türkiye’yi arkasında görmek ve iş birliği yapmak onun da işine gelir. Çünkü Trablus’un gücü, netice itibariyle Türkiye’nin yanında durması ile orantılıdır. İş mutabakat zaptına geldiğinde farklı bir durum var. Biz Libya’ya meridyenleri kullanarak izdüşümü üzerinden gittik ve Bingazi-Tobruk yöresine izdüşümü düştü. Başka bir ifade ile bir bölünmüşlük veya federatif sistemde ne olursa olsun doğuda kalan parça ile bütünleşmiş vaziyetteyiz. Serrac veya yerine gelecek kişi doğuya topyekûn meşruiyetini yayabilme vasfını devam ettirebilirse bizim yönümüzden anlaşma geçerlidir. Ama korkum şu ki Serrac gittikten sonra gerileme sürecine girilirse anlaşmanın Libya yönünden geçerli olmadığını iddia edebilirler.

Türkiye’nin bu bölgelerde varlığını güçlendirerek devam ettirmesi pek çok kişiyi rahatsız ediyor. Güçlenmesini arzu etmiyorlar. Dolayısıyla karşımızda bulunan şer cephesi, her fırsatı aleyhte kullanmak için bir şeyler yapmak peşine düşmektedirler. Burada da Serrac hükümeti yeniden oluşturulamaz veya o zihniyet meşruiyeti de devam ettirecek şekilde sağlanamazsa başka boyutlar kazanmak suretiyle bizi de ciddi şekilde sıkıntıya sokar. Bu yüzden önümüzdeki hafta bir heyet göndereceğiz ve ikna kabiliyetimizi en üst düzeyde kullanacağız.

Başbakan Serrac’ın görevini devretmesiyle birlikte Libya’daki inisiyatif başka devletlere geçebilir mi?

Libya’daki aşiret düzeninde kimin eli kimin cebinde belli değil. Aşiretler tepeden tırnağa silahlı ve kontrol edilemez haldeki insanlardır. Etnik açıdan da yeknesak bir toplum değildir. Dolayısıyla herkes kendi menfaati neyi icap ettiriyorsa o tarafa bakar.

Zamanında Kaddafi’ye şu minvalde bir soru sormuştum: “Sen halkın için çalışıyorsun, yatırımlar yapıyorsun bir yandan da çok baskıcısın, niye böyle yapıyorsun? Daha yumuşak bir elle bu işlerin götürülmesi mümkün değil mi?” Bana cevabı ise: “Burada 400’ün üzerinde aşiret var ve bunların da 52 tanesi sahilde daha medenî koşullarda, geri kalan hepsi çölde. Çöle topyekûn hâkim olabilmek çok zor. Ordunun ve istihbaratının güçlü olması lazım. Eğer bu ülkeyi merkezden sağlam tutmazsan yönetmek çok zor” dedi. Bu yönüyle değerlendirdiğimiz zaman Serrac ve hükümeti şu an çok zor durumda. Halk sokaklara dökülmüş vaziyette. Açlık, sefalet, fakirlik diz boyu. İnsanlar ekonomik açıdan fevkalâde mutsuz. Siyasi açıdan devamlı bir çatışma hâli var. Bir taraftan da kontrol edilemez milis güçler halka eziyet etmekte. Halk, rahatsızlık sonucu sokağa dökülmeye başladı ve bunun sonucunda da Serrac hükümeti için olumsuz sesler yükselmeye başladı. Dolayısıyla hükümetin mevcut koşullarda evvela petrol gelirlerini ele geçirmesi lazım. Onu da yapamıyor. Yeni bir ambargo daha uyguladılar ve yine kesildi. Dışarıdan gelen herhangi bir destek yok. Türkiye, Libya’yı besleyecek güce de sahip değil. Sonuç olarak bu ayaklanmalar ciddî bir şekilde hükümetin başına ağrıtıyor ve bunun da karşısında duramadılar. Dolayısıyla geçici hükümet gittiği zaman yerine kim gelir onu da bilebilmek bugünden çok zor. Ama kesinkes burada ABD-Rusya bilek güreşini de görmek lazım. ABD sözüm ona Serrac’ı destekliyor ama çok zayıf bir şekilde yapıyor. Ciddî bir destek verdikleri yok. Ruslar çok daha fazla ilgi duyuyorlar. Wagner güçleri ile orada varlıklarını sürdürüyorlar. Yapılacak anayasa da dışarıdan dayatılıyor. Oradaki yerel koşullara uygun davranmak lazım. Yazılan 17 sayfalık raporun yarısı gerçekçi değil ve rapor Libya’yı yansıtmıyor.

Bütün bunların hepsini birleştirdiğimiz zaman Libya bölünmeye doğru götürülüyor. Zaten tarih boyunca bölünmüş vaziyetteydi yine bir bölünmeye doğru götürülüyor. Burada acaba ortak bir koalisyon hükümeti oluşturulup da toprak bütünlüğü devam mı ettirilir yoksa daha başka nerelere gider bunları da düşünmek lazım.

Son olarak, Libya’daki son durum ve Türkiye’nin bu konudaki duruşu hakkında neler söylemek istersiniz?

Türkiye buradaki duruşunda haklıdır. 3 gerekçem var. Birincisi, Libya halkı Türkiye’yi sever ve bize oldukça yakındırlar. İkincisi, Kaddafi Fransa tarafından Sarkozy marifeti ile öldürüldü. Peki, öldürülünce ne oldu? Bir huzursuzluk ortamı oldu. Peki, bu huzur ortamını kim sağlayabilir? Türkiye olarak biz sağlayabiliriz çünkü biz birbirimizi iyi tanıyoruz. Diğerlerinin menfaati icabı geldiklerini görmekteyiz. Ama biz öyle değiliz. Nitekim Serrac hükümeti Türkiye’ye buraya gelin dedi. İmarın yapılması yönünde anlaşmalar yapıldı. Üçüncü bir faktör ise imzalamış olduğumuz MEB mutabakat zaptı ortadan kalkmamalıdır. Mutlak şekilde bizim için çok büyük bir dayanak ve destektir. Dolayısıyla Türkiye, eğer Libya’ya imkân ve kabiliyetlerini de aşacak şekilde oraya gidip de gereğini yapmaya kalkıyorsa bu sadece Libya’nın kara gözüne âşık olduğumuz için değil, Türkiye’nin çıkarı olduğu içindir. Bu üç faktörü bir araya koyduğumuz zaman Türkiye’nin Libya’daki mevcudiyeti bir tesadüf olamaz.

Diğer Söyleşiler