Söyleşiler

ULUSLARARASI HUKUK İHLAL EDİLMİŞTİR

ULUSLARARASI HUKUK İHLAL EDİLMİŞTİR

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emete Gözügüzelli ile Akdeniz’de Türk gemisine yapılan hukuksuz operasyonu konuştuk.

Türkiye’den Libya’ya insani yardım malzemeleri taşıyan Türk bayraklı kargo gemisi, Avrupa Birliği himayesinde yürütülen İrini Harekâtı kapsamında Alman savaş gemisi tarafından sorgulanmış ve gemi içerisinde detaylı denetleme yapılmıştır. Öncelikle, yaşanan bu hadisenin hukukî statüsü nedir ve uluslararası hukukta bu tarz denetlemeler için aranan şartlar nelerdir?

Yapılan bu provokasyonun, hukuksuzluğun, bizzat uluslararası hukukun ihlalinin iki boyutu var. Birincisi, psikolojik harekât boyutuyla Türkiye’ye karşı yürütülen bir kara propagandadır. Bir diğer boyut da uluslararası hukuktaki temel prensiplerin yok sayılarak ve görmezden gelinerek Türkiye’nin bizzat kendi bayrak devleti yasalarında öngörülen muamelelere karşı bir hukuksuzluk yaratma gayreti olduğunu görmekteyiz.

Yunanistan’ın başkanlık ettiği ve Avrupa Birliğinin de işin içinde olduğu bu operasyonda, var olan düzende Doğu Akdeniz’de bizzat hukuksuzluk olarak nitelendirilecek adımları normalleştirme çabası içerisindedirler. Bu yüzden burada öncelikle ortaya koymamız lazım ki Türkiye, bu muamelelere ve bu hukuksuzluklara asla yanıtsız kalmaz. Uluslararası hukuktan kaynaklı, bölgedeki gemileri üzerindeki haklarını sonuna kadar müdafaa edecektir. Türk gemilerinin üzerinde Türk mürettebatının bulunması ve böyle bir insani nitelikli yardım taşırken insanlık dışı muameleye maruz kalmaları ve özellikle de fotoğraflarda ve videolarda izlediğimiz görüntülerde sivil çalışanlara yönelik namluların uzatılarak, çalışanların ellerini geriye doğru alacak şekilde bir muameleye maruz bırakılmaları son derece ahlaksız bir davranıştır. Tamamen algı operasyonu yaratmak ve provokasyon nitelikli olması adına Türkiye’ye karşı bir boy gösterme mahiyetinde mesaj verme adına yapılan bir muameledir.

Türkiye, henüz onlar coğrafyada yokken vardı. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu yapılanın karşısında uluslararası hukuk nezdinde gereken protestoları yaptı ve uluslararası girişimlerde bulunacağını ifade etti. Tazminat hakkının mevcudiyetini ortaya koydu. Türkiye’nin Akdeniz’deki varlığı, çalışmaları, Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemisi ve Oruç Reis’in bölgede faaliyetlerde bulunması hazımsızlıklarına işarettir. Hazımsızlığın yansımalarıdır çünkü Türkiye geri adım atmamıştır. Türkiye’nin hukuk dışı adımlar attığı yönünde yaygara koparanlar, bugün Türkiye’nin Libya ile tescil ettirdiği anlaşmayı Birleşmiş Milletler de hukuksuz olarak nitelendirmişti ama hukukî olarak bütün düzenlemelere uygun olarak gerçekleşmiş, yayınlanmış ve tescil edilmiştir. Aynı şekilde bugün Türkiye’nin kendi kıta sahanlığı alanları içerisinde herhangi bir şey olsa açık denizler rejimine tâbidir. Dolayısıyla yine bayrak devletinin kendi gemisi dışında bir gemi tarafından müdahale edilmesi mümkün değildir ya da edilecekse bayrak devletine bilgi verilmesi ve onun da uluslararası iş birliği niteliğinde desteğinin alınması gerekir. Kuvvetli emarelerin bayrak devletine sunulması gerekir. Bunları yapmadan kalkıp Türk Bayrağı olan gemiye hukuksuzca müdahale edemezsiniz. Bu tavrın ortaya çıkardığı mesaj, algı operasyonu ve kara propaganda temelinde Türkiye’ye karşı bir gösteriş yapma çabasıdır ki bu sadece kendi hukuksuzluklarını ortaya koyan, haydutluk anlayışlarını ortaya koyan bir tavırdır. Uluslararası hukukta temel olarak kabul edilen “Uluslararası İş Birliği İlkesi/Viyana Sözleşmesi Madde 17” ve “nullum crimen sine lege” şartları ihlal edilmiştir.

NATO çerçevesinde müttefikimiz olan Almanya’nın, aynı zamanda uluslararası hukuku hiçe saydığı bu müdahalesi ne anlama gelmektedir?

NATO çerçevesinde baktığımızda Almanya’nın yaptığı bu tutum tamamıyla NATO’nun ruhuna da aykırıdır çünkü NATO’da kolektif güvenlik anlayışı vardır. NATO’da ülkeler birbirleri ile bilgi paylaşımı ve uluslararası alanda terörle mücadele, korsanlıkla mücadele ve pek çok alanda müşterek hareket ederler. Bu müşterek tavırları tabii ki örtüşen iş birliği ruhuyla da esastır. Dolayısı ile Almanya’nın böyle bir uygulama içerisine Yunanistan’ın genel başkanlığında girmesi, Avrupa’nın güvenlik mekanizmasıyla NATO güvenlik mekanizmasının çatışır noktada olduğunu göstermektedir. Son dönemlerde Avrupa Birliği ile Amerika arasında da bu konuda güvenlik mekanizması anlamında bir sürtüşme olduğunu görmekteyiz. Avrupa’nın güvenliğinin NATO güvenliğinden geçtiği aşikârdır. Dolayısı ile Avrupa’nın ortak savunma ve güvenlik politikası henüz kendi içinde oluşturamadığı bir birlikte savunma örgütünden bahsetmek ve bu anlamda atılan adımları izlemek tabi ki tamamıyla kendilerini tatmin etmeye yönelik tavırlardır. 

Türkiye’nin, maruz kaldığı hukuksuz davranış karşısındaki hakları nelerdir ve ilerleyen günlerde devletimizin atacağı adımlar nasıl olmalıdır?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti öncelikle maruz kalınan bütün hukuksuz davranışlara yönelik ilgili makamlara nota verir. Bu anlamda özellikle NATO içerisinde bulunan Almanya ve Yunanistan gibi ülkelerin yaptıkları hukuksuzluğa karşı kendilerine bu konuda birlik içerisinde, birlik ruhuna ve ilkelerine aykırı davranıldığından ötürü NATO’nun bölünmesini, NATO’nun içte kırılmasını teşvik edecek şekilde hareket etmelerinden ötürü mutlaka bir ayar çekilmesi yapılır.

Gerçekleşen bu olaya baktığımızda Türk gemisine karşı haksız fiil gerçekleşmiştir. Bu haksız fiilde uygulanan sivillere yönelik muamelede onur kırıcı ve tahrik edici hal ve tavırların olduğu görülmektedir. Tabii ki bu bir kovuşturma meselesidir. Yapılacak bu kovuşturmada içerideki mürettebata uygulanan davranış, ürünlerin sabaha kadar taranması ve paketlerin açılması suretiyle ortaya çıkan zarar ziyana karşı ellerinde kuvvetli delil olmadan öyle keyfi bir muamele yapmalarından dolayı kendilerine yönelik bir sorumluluk doğacaktır.

Türkiye 24 Kasım günü akşam saatlerinde Ege’deki Sakız, Sisam, Semadirek, Limni, Ahikerya ve Batnoz adalarına askeri sevkiyat yapılmasına karşı üç yeni NAVTEX yayınladı. Bu NAVTEX’ler hangi amaçla yayınlanmıştır ve geçtiğimiz gün yaşanan hukuksuz arama krizi ile bir ilgisi var mıdır?

Açıklanan NAVTEX’lerin tabii ki bu olayla ilgisi var diyebiliriz. Türkiye’nin yapılanlara karşı bir refleks göstermeyeceğini düşünmek mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti dediğini yapan noktadadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda ortaya koyacağı tavır asla ve asla geri adım atar nitelikli olmaz. Türkiye bu anlamda kendi iradesini, uluslararası hukuktan kaynaklı haklarını deniz alanlarında ve Doğu Akdeniz’deki sahalarda askeri nitelikli anlamda her şekilde ortaya koyarak da gücünü hissettirecektir.

NAVTEX yayınları ekonomik, askeri ve coğrafi anlamda da güç meselesidir çünkü devamlı bir tatbikat yapmak, denizlerde gemilerini dolandırmak her ülkenin harcı değildir. Türkiye bunu gerçekleştiriyor. Türkiye pek çok fedakarlıklar sergileyerek vatanının parçasını, Türk denizleri için gerekli hak ve hukukunu korumaya devam ediyor. Gayrihukuki anlamda herhangi bir oldubittiye müsaade etmeyeceğini ya da kendi emirlerine karşı hukuksuzluğa, herhangi bir oldubittiye müsaade etmeyeceğini NAVTEX yayınları ile de ortaya koymuştur.

Diğer Söyleşiler