Söyleşiler

İran’ın aslî kurucu unsuru Türk’tür

İran’ın aslî kurucu unsuru Türk’tür

İran ve Azerbaycan’ın tanınmış isimlerinden, Araştırmacı-Yazar Rahim Cavadbeyli ile Türkiye-İran arasında yaşanan diplomatik krizi konuştuk.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakü’de okuduğu bir şiir sonrası İran’dan çeşitli tepkiler yükseldi. İran tam olarak neden rahatsız oldu?

İran’ın rahatsızlığından ziyade Joe Biden yanlısı Türk, İslam karşıtı, Pan Farsist, Neoliberalist ve Globalist kesim tarafından durum sûistîmal söz konusudur. Bu sürecin başında Dışişleri Bakanı Cevad Zarif duruyor.

Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Bakü’deki Karabağ Zaferi bayramında okumuş olduğu bayatı/mani 200 yılı aşkın bir hasretin, bir kaybın tezahür biçimidir.

Araz’ı Ayırdılar

Kumuyla Doyurdular

Biz sizden ayrılmazdık

Zülümle ayırdılar

Bunlar Bayatı/Mani’dir. Şairleri anonimdir. Halk tarafından gözyaşlarıyla okunan ağıtlardır. Bunun okunmasından doğal ne olabilir ki? Buna sevinmek, bununla övünmek lazımdır.

Sn. Cevad Zarif’e şunların söylenmesi gerekmektedir; bu ağıt, Fransa’nın 1807 Finkenstein Antlaşmasından doğan yükümlülüklerine sadık kalmaması, ahde vefa etmemesi, İngiltere’nin İran Türklüğüne karşı oldukça düşmanca tutumu ve haince davranışları sonucu ortaya çıkmıştır. Çar Rusya’sıyla yapılan kahramanca savaşın sonucunda imzalanan 1813 “Gülistan” ve 1828 “Türkmençay” antlaşmaları neticesinde birbirinden ayrı düşmesinin ve faciaların unutulmaması için gözyaşlarıyla okunan ve okutulan ağıtlardır. Bir toplumu veya topluluğu, bir millet olarak var eden faktör, bu ruh birlikteliğidir.

Sn. Cevad Zarif; Bundan rahatsız olmak, bu milletten olmamanın en temel göstergesidir. Dilini, medeniyetini, sosyolojik yapısını, tarihsel anlayışını bilmediğin, bütünlüğünü sağlayan ruhunu paylaşmadığın bir milletin hakkında konuşuyorsun demek! Hint kültürüyle büyütülmüş bir yabancı gibi İran hakkında konuşuyorsun!

Biz bu ağıtlarla, mersiyelerle her daim yaşıyoruz. Bunlar, ister Bakülü, Borçalı, Nahçivanlı, ister Şirazlı, İsfahanlı, Horasanlı veya Tebrizli Türkler olsun, hepimiz için unutulmaz bir kayıp ve yenilgi ağıtlarıdır. Ben şahsen bir taraftan, o savaşlarda 10 yiğit evladını yanına alarak büyük komutan Abbas Mirza’nın üzengisinde yaya yürüyen, Kafkasya’da vatan uğrunda ölüm dirim savaşına katılan, mağlubiyet sonrası 8 evladının cenazesiyle dönen Rüstem Han’ın soyundan geliyorum. Diğer taraftan ise Sinan Kale’nin (Sine veya şimdiki adıyla Senendec) Kürtleştirilmesine karşı sonuna kadar direnen, abilerini orada şehit veren Cavadbey’in soyundan geliyorum. Vatan ve millet sevgisini, senin gibi globalist vatansızdan mı öğreneceğiz?

Avrupa tarih tezinin birer nâmeşrû çocuğu olan yapay Pers kimliğinin masum halka tahmil edilmesinden yana olan kesim bu süreci başlatan kesimdir.

Bu konuyla ilgili ilk beyannameyi verenler tamamen Pan Farsist ve İranşehir diye tanımlanan ideolojinin İhsan Budağı ve Muhammed Goçani gibi ileri gelen isimleri olmuştur. Sonra Cevad Zarif, konuyla ilgili Twitter sayfasından 11 Aralık’ta yapmış olduğu kınama tweeti ile meseleyi ülke çapında gündeme taşımıştır. Tekellerinde bulunan medya gücüyle; ülke elden gidiyor, 16 Temmuz 2016 darbesinde yanında durduğumuz ve her türlü desteği vermiş olduğumuz Türkiye Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan tarafından vatanın birlik ve bütünlüğü tehdit edilmiştir, gibi şiarlarla ülkenin gündemi değiştirilmiştir. Ülkedeki bütün Türk karşıtı ve İslamiyet’i Türklük aleyhine kullanmak isteyen kesimler oklarını Türkiye ve Azerbaycan’a çevirmişlerdir. Hatta ülkenin İslamî Şura Meclisinde (Millî Meclis) bile bu mesele güvenlik meselesi gibi ele alınarak kınanmasını sağlamışlardır. Feth Ali Şah’ın inşa ettirdiği ve onun şerefine ‘Sultanabad’ olarak adlanan ve 1925’den sonra adı ‘Erak’ olarak değiştirilen eyaletin bir şehri olan ve yine adı ‘Şazend’ olarak değiştirilmiş ‘Kara Kehriz’ kentinin milletvekili Mahmud Ahmedi Bigeş ise en alçak ve küfürlü çıkışıyla hafızalarda kaldı. O hem Azerbaycan ve Türkiye’den yana olma ithamıyla Millî Meclisteki Azerbaycanlı ve Türk Milletvekillerini hem de Türkiye ve Türkiye Hükûmetini hedef aldı.

Aslına bakıldığında bu durum ciddî bir tehlike olarak algılanmadı. Kimse ülkenin bölünüp parçalanacağı endişesine kapılmadı. Ancak bu, Azerbaycan’ın Ermenistan üzerindeki zaferi ve Karabağ topraklarının bir kısmının kurtarılması, rakip ülkenin zayıflaması ve dolayısıyla Azerbaycan Cumhurbaşkanının güçlenmiş konumu ve Güney Kafkasya’da İran’a orantılı olarak Türkiye’nin daha güçlü konum elde etmesinden dolayı Türkiye ve Azerbaycan’dan yana olan akla karşı siyasî bir saldırı olarak düşünülebilir. Bu siyasî saldırının arkasında Joe Biden’ı, ABD’de hâkimiyete taşımakta ısrarlı görülen globalist para ağalarının birer kuyruğu olan Türk karşıtı reformist kesimin bir yıl sonraki Cumhurbaşkanı seçimlerine hazırlamak istedikleri Cevad Zarif’in ön plana alınması meselesidir.

İran’da yaşayan ve Güney Azerbaycan Türkleri olarak bilinen Türk nüfusunun ülkedeki nüfuzu nedir? İran’da yaşayan diğer halklara göre Türk nüfusa tanınan sosyal ve kültürel haklar ne durumdadır?

İran’ın aslî kurucu unsuru Türk’tür. Tarihî devlet yapılanması da tamamen Türklük üzerine kuruludur. Mevcut durumda ise Türklük bilinci gitgide yükselmektedir. Ülkenin en azından %60’ına yakınını Türkler oluşturuyor. Böyle bir durumda nasıl olur da Türk ve Türklüğün mahkûm konuma düşürülmesi ve kültürel soykırımı mümkün olabilir. Kısaca söyleyelim ki İran, Türk’ün asıl yurdu, kurup koruduğu, yaşattığı ve yeri geldiğinde asileri tembih edebilecek bir yapı ile var olmuştur. 1921 darbesiyle etkisizleştirilen ve dayatılan yapay Pers kimliği ile kültürel soykırım siyasetine tabi tutulması uzun süre etkili olmuştur. Ancak son 30 yıldaki millî uyanış ve diriliş faaliyetleri sayesinde Türk ve Türklük bilinci gün geçtikçe daha da yükselmektedir. Yakın gelecekte belirleyici faktör olacağına kimsenin şüphesi olmasın. İran’da Türklerin millî kimlik zemininde en esas talebi, Türklerin aslî kurucu unsur olduğunun ve Türkçenin Farsça ile beraber devlet dili statüsünün anayasal düzeyde kabulüdür. Bizim, Türkiye ve Azerbaycan başta olmakla bütün millettaşlarımızdan temennimiz, bu yönde bize destek vermeleridir.

İran Dışişleri Bakanı sosyal medya hesabından bir paylaşım yaparak güya İran’ın kadim topraklarını gösteren ancak Safevi devletine ait olan bir harita paylaştı. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Bu coğrafyadaki siyasi hâkimiyet asırlar boyunca kimin elinde idi?

Bu haritanın paylaşımını sosyal medyada, Haberleşme ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Muhammed Cevad Azeri Cahromi’nin yaptığı iddia edilmiştir. Ben şahsen sayfasına baktım öyle bir şey paylaşılmamıştır veya sonradan kaldırılmıştır. Ancak C. Zarif, 14 Aralık’ta son bin yılda İran’a yönelik yapılmış olan 444 savaşta hepimiz beraber savaştık tweetini paylaşmıştır. Ancak İran’ın devlet yapılanmasına dair şunu net bir şekilde söyleyebilirim. İran, son bin beş yüz yılda elle tutulur bilgi ve belgeler ışığında Türk devlet geleneğinin temel merkezi olduğu görülmektedir. Yerli Türklerin (büyük olasılıkla Hazar devletinin), İran’ın kuzey, merkez, kuzey batı ve kuzey doğu bölgelerinin esas hâkimi olarak Arap Emevî devletine (661-750) karşı direndiği İslam kaynaklarından bilinmektedir. Hazarlar’dan (468-1048) başlayarak Saman Yabgu (819-1005), Gazneli (963-1183), Selçuklu (1037-1194), Harezmşahlar (1091-1231), İlhanlı (1256-1335), Timurlu (1370-1507), Karakoyunlu (1380-1469), Akkoyunlu (1378-1501), Safevi (1501-1722), Avşar (1736-1802), Zendiye (1750-1794), Gacar (1794-1925) devletleri ile 1925’e kadar Türk devlet geleneği devam etmiştir. Sayılan bu sülale devletlerinden ikisi – Samaniler ve Zendiye dışında hepsinin Türklüğü ve Türk bayraktarlığı bütün araştırmacılar tarafından tartışılmasız şekilde kabul edilir. Saman Yabgu ve Zendiye sülaleleri ile ilgili şu iki gerçek bilinmektedir. Birincisi Saman Yabgu’nun Türklüğü (Câmi'ut-Tevârîh’in meşhur yazarı Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî’nin Oğuzname’si) ve Zendiye’lilerin ise Türk dilini esas almaları ve Osmanlı ile Türkçe yazışmaları bilinmektedir.

Türkiye ve İran arasında yaşanan diplomatik krizin önümüzdeki günlerdeki seyri nasıl olacaktır? İki ülke arasındaki bu gerginliğin devam etmesi halinde yaşanabilecek olumsuzluklar nelerdir?

Bu olumsuzlukların artan derecede yükselmesini ve iki ülke arasındaki münasebetlerin kopmasını ve hasımlığa dayanan bir ortamın hâkim olmasını ancak küreselci plütokratik oligarşi (Plutocratic Oligarchy) arzu eder. Mevcut durumda bunun biz İran Türkleri için olumlu bir getirisi olmaz. Çünkü her iki hasım fikirlerini İran’ın Persliğine dayandırır. İran Perstir. İran, Pers ülkesidir. Bir tarafta yapay Pers kimliği üzerinden Türklere karşı kültürel soykırımdan yana olan globalist plütokratik oligarşi kesimin desteklediği Pan Farsist akım, diğer taraftan İran’ı Persliğe mal eden, Pers ülkesi olarak tanımlayan ve Türkleri küçük bir etnik grup gibi değerlendirenler mevcuttur. Etnik grup muamelesine tabi tutan bir yaklaşım hâkimdir. Böyle bir ortamda bize vaadedilen nedir? Bize dikta edilen iki yoldur:

1. İran’ın Persliğini her şeyin üstünde tutan ve globalist plütokratik oligarşinin desteğini arkasında his eden Pan Farsistler, İran’ın arazi bütünlüğünün korunması ve bir bütün olarak devamının karşılığında Türklere karşı uygulanması kaçınılmaz olan kültürel soykırım.

2. İran’ın Persliğine vurgu yaparak, Türklerin farklı bölgelerde etnik azınlık gibi değerlendirilmesine götüren bir süreç sonucunda çeşitli kümelere bölünmektir ki, buda bizim için ayaktakımı olmaktır.

Biz ne kültürel soykırımı ne de ayak takımlığını seçmek zorundayız. Biz gün geçtikçe güçlenen ve yakın gelecekte ülkenin aslî kurucu unsuru olarak varlığımızı izhar edebilecek güç ve kuvvete sahibiz. Türkiye ve Azerbaycan başta olmakla bütün millettaşlarımıza bu yönde bize destek olmaları hayati önem arz ediyor.

Önce söylediğim gibi bu gerginlik sadece Joe Biden yanlısı Türk, İslam karşıtı, Pan Farsist, Neoliberalist ve Globalist kesim tarafından durum sûistimâli söz konusudur. İleriye taşınacak bir tarafı yoktur. Buna cesaret edemezler. Bunu başlatan Sn. C. Zarif’in bugünkü tweeti de buna açık bir örnektir. ABD yaptırımlarının kınanması ve Türkiye-İran ittifakı söz konusu yapılmıştır. Ancak en önemli tehlike kısmen giderilmiş olsa da söylememde yarar vardır. Globalist plütokratik Oligarşinin desteğini arkasında hisseden Pan Farsistler, Sn. C. Zarif üzerinden Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ı hedef tahtasına oturtmakla İran’ın bu ağır şartlardaki durumunu çıkmaza itmekle ülkeyi Küreselci plütokratik Oligarşiye mahkûm durumuna düşürmek olmuştur. İran’ın en ağır dönemlerinde iki çıkış yolu olmuştur. Biri güneyde Umman üzerinden diğeri ise Türkiye üzerinden olmuştur. Türkiye mevcut durumda İran için oldukça önemli bir ülke. Böyle bir ülkeyi karşısına alan kesim, İran’ı çıkmaza iterek ABD’ye mahkûm etmek istiyor.

Diğer Söyleşiler