100 yıl sonra aynı dönüm noktasındayız

“Sarıkamış, İstanbul savunmasının başladığı yerdir. Birinci Cihan Harbi sırasında sınırlarımıza Rus’un Kafkasya üzerinden başlattığı mütecaviz yayılmasını durdurmak zaruretti. Nasıl ki; Kanal’da İngiliz’i beklememiz mümkün değil idi ise Sarıkamış’ta da Rus’un keyfini beklememiz, hele ki Köprüköy muharebelerinden sonra, mümkün değildi.

Bu bahsettiğimiz sathın yekûnu Misak-ı Millidir. Andolsun ki; biz bu yeminin bekçisiyiz. Ve coğrafya tarihe dar geldiğinde bu Misakın arda kalanının da talepkârı olacağız!”

14-01-2018 Lahey/Hollanda

Bu sözlerle kapatmıştım Lahey’de düzenlenen Sarıkamış Harekâtını ve Şehitlerini anma programındaki konuşmamı. Avrupa’nın göbeğinde ana vatandan binlerce kilometre uzakta, gönülleri Türkiye ile çarpan pek çok güzel insana hitap etme fırsatı olduğum bu konferansta “Birinci Dünya Savaşı’na neden girdik?” ve ‘Misak-ı Milli’ gibi kavramlarını anlatmam da icap etmişti tabi ki.

Tarihsel olgular ve olaylar toplum önünde anlatılırken hafızalarda meselelerin canlandırılması her daim güç olmuştur. Mahiyet her ne kadar ciddi olursa olsun günümüz şartlarında tarihsel olayların değerlendirilmesi güçlükle yapılabilmektedir.

Fakat bu sefer öyle olmadı.

Dinleyicilerin konuyu daha net kavramış olduklarına dair ipuçları, bakışları ve sorulan sorulardan çok net anlaşılabiliyordu. Türk-İslam Kültür Vakfı’nın mütevazı konferans salonunda Sarıkamış’ı anlatırken soru-cevap kısmında sohbetimiz Afrin’e ve Membiç’e kadar uzadı. 100 yıl sonra ecdadını yâd eden insanlar onlar ile aynı derdi paylaşıyorlar dahası aynı gerekliliklere ve politikalara değer veriyorlardı.

Kafkasya ile Kanal cephesinin bugün El Bab’dan, Afrin’den ve Membiç’ten ne farkı vardır ki? Dün, Rus’un ve İngiliz’in asli birlikleri Devlet-i Ali’nin üç yakasında bir kıskaç hattı oluşturmuşken bugün güneyde taşeron örgütler aynı mütecaviz hattı oluşturmamış mıdır?

İşte ‘tarihin coğrafyaya dar geldiği, kaderin yeniden hükmünü vereceği an’ budur. Pek tabi ki, bugüne nasıl geldik sorusu bizi siyaset ve strateji konusunda bedeller ödeten hataların ortaya çıkmasına götürecektir. Bunda hemfikiriz lakin gönülleri ve daha da önemlisi idrakleri vatanın yüz yüze olduğu sorunlar karşısında yekvücut ve yek zihin olmuş toplumu ‘kızıl elma’sından uzaklaştırmaya meyleden her girişim şu mühim safhada durdurulmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin ne teröre verecek tek tavizi ne de Batı’ya ödenecek tek kuruş hatır borcu kalmıştır. Avrupa’daki vatandaşlarımızın bir sesle gönülleri Türkiye için çarpıyorken bizlerin de dünyanın dört bir yanındaki vatandaşlarımız ve soydaşlarımız ile daha fazla kenetlenme vaktimiz gelmiştir. Devlet kendi mevcudiyetine kast etmiş bin bir maskeli terör örgütleri ve onların hamileri ile savaştadır. Biz bu savaşta ne korkan ne yılan ne de kendi cephemizi vuranlardan olmayacağız.

Yolumuz gaza, sonu şehadet,

Dinimiz ister sıdk ile hizmet,

Anamız vatan, babamız millet,

Vatanı mamur eyle yarabbi!

Milleti mesrur eyle yarabbi!

 

Ziya Gökalp