91 yıl gecikmiş bir terhis merasimi (1)

3 Aralık 2009 günü Prizren’deki Tb. Komutanımız elime zor okunan eski Türkçe bir metin getirdi. Bayram ziyaretine gidilen bir aile vermiş, dedeleri hakkındaymış. Ne olduğunu bilmiyorlarmış. Okudum. Bu bir terhis belgesi idi. Prizren’in Kule köyünden 1891 doğumlu Nazif oğlu Hamdi, 4 Şubat 1917 günü Prizren Askerlik Şubesince askere alınmış. 15’inci Fırka, 56’ncı Alay, 1’inci Tabur, 4’üncü Makinalı Tüfek Bölüğünde numara eri olarak Galiçya ve Bakü’de muharebelere katılmış ve 19 Aralık 1918 günü 9’uncu Ordunun emriyle terhis edilmiş.

Bu belgeyle hayret içinde şunu öğrendim. Harp Akademilerinde Harp Tarihi Bölümü Başkanı olarak uzun müddet görev yapmama rağmen siyasi hudutlarımızın dışından asker topladığımızı bilmiyor olmama hayıflandım. Daha sonra ATASE Daire Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı arşivlerine Rumeli’deki askerlik şubesi faaliyetlerine ilişkin bilgi ve evrak sorduğumda da cevap alamayacaktım.

1912 Ekim sonunda utanç verici bir mağlubiyetle kaybettiğimiz Evlad-ı Fatihan topraklarının Bulgaristan işgaline düşmüş, parçasına 5 sene sonra harbin en ağır günlerinde Askerlik şubesi yollayıp asker toplamışız. Müttefiklerimiz, Avusturya Macaristan ile Bulgaristan muvafakat etmiş. Bulgaristan’a bunun için ağır tavizler verildiği de anlaşılmaktadır.

Belgenin muhtevasından haberdar edilen aile sevinçten gözyaşlarına boğulmuş durumdaydı. Rahmetlinin torunlarından Yücel Hanım, Sultan Murat kışlamızda Prizrenli sözleşmeli sivil personelimizdendi. 1307 tevellütlü, yani 1891 doğumlu Er Hamdi’nin terhis belgesi ve çevrim yazısını yapacağımız mütevazı bir törenle 91 yıl sonra ailesinin ekber evladına teslim etmeyi planladık.

Tören için Genelkurmay Başkanlığına yazı yazıldı. Bu törene Kosova’nın dört bir tarafından soydaşlarımız ve Türkiye’ye gönül bağlılıklarını sürdüren Arnavut, Boşnak, Goralı ve Kıptı-yi Müsliminden yoğun bir davetli listesi hazırlandı. Bu ara ömrüm boyunca yaptığım büyük hatalardan birisini yaptım. Ankara’da en yüksek askeri makama icra edeceğimiz törene basın mensuplarını davet etmemize izin verilmesini teklif ettim. Bizim için büyük bir moral ve motivasyon kaynağı ve mahalli halka kaynaşmamızı takviye edecek bu faaliyete basın mensuplarının alınmaması gibi akıl, vicdan, muhakeme ve hamiyetle telif edilmesi bizce kolay görünmeyen bir cevap aldık. Basın mensupları törene alınmayacaktı.

Oysaki diğer ülkeler mahalli halkla en ufak bir irtibat kurmak için büyük fedakârlıkları göze alıyorlardı. Biz ise müşterek mazimizin bize sunduğu bir kaynaşma fırsatını elimizin tersiyle itmiş olduk. Ankara’da o zaman ilgili dairenin başında bulunan şimdi yüksek makamda bulunan generalimize birkaç yıl sonra niçin basın mensuplarının çağrılmasına mani oldunuz diye sordum. Az daha bu törene izin verilmeyecekti şeklinde cevap alınca doğrusu pek de şaşırmadım.(2)

Asker ocağının başına gelen ağır felaketlerin, trafik kazası, deprem gibi anlık bir felaket olmadığını bu küçük hadise bile izah edecek çaptadır. Kendi günahımı da burada itiraf etmezsem vicdan azabı çekeceğim. Ben yüksek makama terhis töreni ile ilgili mesajımda faaliyete basın mensuplarının da çağrılacağını yazsaydım. Büyük bir ihtimalle itiraz etmeyeceklerini tahmin ediyorum. Çünkü hemen hemen aynı dönemde Mitroviça kuzeyindeki Sırp bölgesine plansız olarak takviyeli bir bölük göndermemiz söz konusu olduğunda aynı yüksek makama intikal planını gönderdiğimizde oradan sormuşlardı. Bizden izin mi istiyorsunuz, bilgi mi veriyorsunuz?  Bilgi veriyorum dediğimde peki demişlerdi. (3)

91 yıl gecikmiş terhis töreni mükellefin terhis olduğu günün yıldönümü olan 19 Aralık 2009 günü karlı bir günde icra edildi. Yoğun kardan Sn. Büyükelçimiz Hüsrev Ünler, yoldan geri dönmek zorunda kaldı. Ancak Kosova’nın dört bir yönünden gelen 500 civarında soydaş ve dindaş Sultan Murat Kışlamızda toplandı. Çok güzel bir tören oldu. Misafirlere döner ikramı, yanında Muharrem ayı başlarında olduğumuz için de aşure ikram edildi.

Ailenin ekber evladına sunduğumuz terhis tezkeresi ve çevrim yazıları renkli fotokopileri misafirlere de dağıtıldı. Büyük bir sevinç ve duygu patlaması yaşandı. Soydaşlarımız ortaya çıkan arasında moral, motivasyon ve heyecan bir diğer terhis belgesinin de ortaya çıkmasına sebep oldu. İkinci terhis belgesi için de 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi yıldönümünde bir tören yapmak kısmet oldu.

Aradan yıllar geçtikten sonra kendi kendime yorum yaparken şöyle çıkarım yaptığım oluyor. Askerlik mesleğinin sonlarında Türk Temsil Heyeti Başkanı sıfatıyla Kosova’ya devletin büyükelçisinden sonraki kıdemli memur olarak tayin edilmiş olmaktan derin bir zevk duyduğumu saklayacak değilim. Aynı zamanda NATO’nun Kosova’da Prizren merkezli Güney Tugayı’nın da Komutan Yardımcısıydım. Bu görev unvanımla da haz duyuyordum.

Ama içimizi dışımızı bilen Yaradan elbette doğrusunu bilir ki şahsımın 2009 yılında emekli olmak üzere dilekçe vermesine rağmen bu göreve ikna edilerek gönderilmesi de dâhil olmak üzere bütün gurur duyduklarım iki kahraman askerimizin ekber evlatlarına 91 ve 92 sene sonra terhis merasimi yapmak için olmalıdır.

Gerisi sadece dolgu malzemesi mesabesinde vesileler…

Prizrenli yükümlünün terhis oluşunun 91. yıldönümünde Sultan Murat Kışlasında düzenlenen törende Temsil Heyeti Başkanı sıfatıyla yaptığım kısa konuşma…

Değerli Misafirler, Aziz Kosova’mızda şanlı bayrağımızı yeniden yükselten kahraman askerler ve bu topraklarda bulunmamızın varlık sebebi olan Evlad-ı Fatihan…

Bu soğuk ve karlı havada mütevazı törenimize Dragaş’tan Metroviça’ya, Doburcan’dan Mamuşa’ya zahmet edip icabet ettiniz. Cümleniz hoş geldiniz… Var olunuz…

Ordularımızın dağıtıldığı, yurdumuzun istila edildiği bir günde terhis ettiğimiz Prizren Kule köyünden Er Nazif oğlu Hamdi’nin tam 91 sene sonra terhis tezkeresini ailenin ekber evladına vermek üzere toplanmış bulunuyoruz.

Aziz Kosova’mızın düşman çizmesi altına düştüğü 1912 yılından tam beş yıl sonra Anavatanın askerlik çağrısına icabetle, 15’inci Tümen, 56’ncı Alay, 1’inci Tabur, 4’üncü Makinalı Tüfek Bölüğü numara eri olarak Galiçya ve Azerbaycan’ın Ermeni işgal ve katliamından kurtarılması harekâtına katılan Nazif oğlu Hamdi fedakârlığın, kahramanlığın ve sadakatin tipik bir örneğidir.

Bu topraklarda hala bir arada gönül gönüle yaşıyorsak Nazif oğlu Hamdi gibi kahramanlarımızın sayesindedir.  Ailesi başta olmak üzere tüm Kosovalılar kendisi ile iftihar edebilirler…

Kahraman gazimiz ve silah arkadaşlarını rahmetle anıyorum. Hayatta kalan aile mensuplarına sağlık ve esenlik dileklerimle dedelerinin şerefli hizmeti için şükranlarımı sunuyorum.

Var olsunlar…

(1) Yazarın yakında yayınlanacak “Rumeli’de bizden  ne kaldı?” kitabından

(2) Zaten Kosova’ya göreve giderken Ankara’da korgeneral rütbesindeki ikinci amirimden kendi görev tanımım dışında hiçbir şeyle ilgilenmemem şeklinde emir almıştım. Yani Seferberlik senelerinde askerlik şubesi gönderip askere aldığımız kahramanlarımızın terhis belgesi ile ilgilenme, görev başında boğazlanarak şehit olmayı göze alma pahasına  askerlik şeref ve namusuna leke sürdürmeyen Müşir Mehmed Ali Paşa’nın Yakova’da kabrini tanzim etme, Kurucu Lidarimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten 400 küsur yıl önce şiir diliyle “Ne mutlu Türk’üm diyene…” diye haykıran muharip asker, şair, kadı, öğretmen Suzi Çelebi’nin metruk türbesinin perişan haline çare bulmaya çalışma gibi işler görev alanıma tabii girmiyordu.

(3) Bu görev Türk askerinin yüz akıyla bir yıl içinde iki defa toplam iki ay kadar süreyle bizim Akıncılar Kışlası, NATO makamlarının Camp Nothing Hill dediği Lepsoviç yakınlarında bir kışlada icra edildi. Batı ülkelerinin askeri araç ve personelini protesto ve hakaretlerle karşılayan Sırp çocukları çok kısa bir zaman sonra askerlerimizi sempatiyle karşılamaya başladılar.  Yanında sıhhiye erleri elinde doktor çantası ile yol iz bulunmayan dağlık Sırp köylerini yaya dolaşan Tbp. Atğm. (Operatör Doktor) Leblebicioğlu’nu ve tüm gayret ehlini hayırla anıyorum.