...

Ekmek Hırsızları!

1984 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi, Türk Dünyası İşletme Fakültesi’nde Uluslararası ilişkiler, Haliç Üniversitesi’nde İşletme eğitimi almış, yüksek lisansını aynı üniversitede tamamlamıştır. Uzun yıllar uluslararası bağımsız denetim kurumlarında çalışmış, ulusal gazetelerde yazarlık ve ulusal TV’lerde düzenli olarak yorumculuk yapmıştır. Türkiye’de ve Azerbaycan’da birçok konferansa konuşmacı olarak katılmış Apuhan’ın, yayınlanmış 4 kitabı bulunmaktadır.

İletişim:apuhan@outlook.com

Şevket Apuhan

Hasan’ı bir röportaj sayesinde tanıdık. Babaannesi vefat edince sokakta kalmış. Haftada bir gün parası olursa otelde konakladığını, onun dışında metro kapandıktan sonra sıcak olduğu için metro çıkışında karton üzerinde uyuduğunu söyledi.

Güzel yürekli Hasan. Kanaatkârdı. Bir gün her şeyin yoluna gireceğine inanıyordu. İçinde bulunduğu duruma da şükretmesini biliyordu. Neyse ki Ankara Valiliği bu sesi duydu ve Hasan’a sahip çıkıldı.

İşin bir boyutu daha vardı. Hemen üzerine atladılar:

İşte yoksul dediğin böyle olmalıydı. İsyan etmemeliydi. Sokakta da kalsa hakkını aramamalıydı.

Sokakta kalırken bile şükreden Hasan, icra borçları yüzünden mahvolmuş çiftçiye bir örnek olmalıydı. Asgari ücreti düşük bulan milyonlar Hasan’a bakıp hallerine şükretmelilerdi. Fabrikaları özelleştiği için işsiz kalan emekçiler, Hasan’a bakıp susmalılardı. Açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca nankör, Hasan’ı neden örnek almazlardı ki?

Peki, Hasanlar yıllardır metro çıkışında yatarken siz ne yapıyordunuz? Hasanların hakkı olanı, kimler kimlere peşkeş çekmekteydi? Hasanların umutlarını kim çalmıştı? Hasanların emeğini kim sömürmüştü? Hasanlar sokakta donup ölürken, onların yerine kimler ısınmıştı.

Hasan’ın kimseden bir şey beklememesinden utanmalısınız aslında. Hasan, devleti çoktan bitirmiş. Tevekkül safhasına geçmiş.

İşte özelleştirmeler kayıtlarda duruyor. Silinen vergi borçları kayıtlarda duruyor. Yokluk yüzünden perişan olan milyonlarca insan gözümüzün önünde. Sokak sokak, cadde cadde, sohbet sohbet görüyoruz, haberlerini alıyoruz...

Hasan’ın gözü tokluğunu, Hasan’ın kanaatkârlığını yoksullara tavsiye niteliğinde sunmayın, kendiniz bir ders almaya çalışın.

Siz neden Hasan gibi gözü tok değilsiniz?

Siz neden Hasan gibi kanaatkâr değilsiniz?

Siz neden Hasan gibi şükretmiyorsunuz?

Hasan’ı metro çıkışında yatmaya zorlayan sistem, Hasan bundan şikayetçi olmadığında Hasan’ı kutsuyor. Hasan şikayetçi olsa ve “Hayat dediğiniz bu mu ulan?” diyerek isyan etse metro çıkışını bile Hasan’a yasaklamazlar mıydı?

Bu sistem yoksulun sesi çıkmayanını ve şükredenini seviyor.

Dostlarım:

Ya bu sisteme isyan edeceğiz, ya da metro çıkışlarını mesken tutacağız. Bir sıcak evimiz var diye susmamıza sebep olan o ev, bir tas çorbamız var diye sustuğumuz o bir tas çorba ve geleceğe dair ne kadar hayalimiz varsa hepsini kaybedeceğiz.

Türkiye’de insanlar asıl olarak sağ-sol, Alevi-Sünni, doğulu-batılı diye değil; ezilenler ve ezenler diye ikiye ayrılmışlardır ve ezilenler birlik olmadıkça, ezenler bundan cesaret bulup bizi sömürmeye devam edecekler.