Şevket Apuhan

Tüm yazıları
...

Ekonomik akıl ve Türkiye

1984 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi, Türk Dünyası İşletme Fakültesi’nde Uluslararası ilişkiler, Haliç Üniversitesi’nde İşletme eğitimi almış, yüksek lisansını aynı üniversitede tamamlamıştır. Uzun yıllar uluslararası bağımsız denetim kurumlarında çalışmış, ulusal gazetelerde yazarlık ve ulusal TV’lerde düzenli olarak yorumculuk yapmıştır. Türkiye’de ve Azerbaycan’da birçok konferansa konuşmacı olarak katılmış Apuhan’ın, yayınlanmış 4 kitabı bulunmaktadır.

İletişim:apuhan@outlook.com

Şevket Apuhan

Ekonomik akıl kavramını, atılan her adımın iktisadi sonuçlarını hesaplayabilme ve her hamlenin sonraki hamle için doğuracağı sonuçları ölçebilme yeteneği olarak tanımlayabiliriz. Peki, Türkiye ekonomik aklın neresinde? Cevap kısa ve net: Çok uzağında. Ekonomik akla sahip bir ülke, geleceğe odaklanarak bulunduğu çağın gereksinimlerinin ötesini görmeye çalışır. Günü kurtaracak politikalar üretmek yerine, iktisadi hayatını, birkaç asır sonrasını düşünerek düzenler. Maalesef Türkiye’nin son 15 yılında ekonomik akıldan bir zerreye dahi rastlanmamakta, bu stratejik kavrayış son 15 yılın tek bir gününde bile görülememektedir.

Geçtiğimiz asırda hem Osmanlı’nın hem Sovyetler Birliği’nin ekonomik aklı geliştiremedikleri için dağıldıkları gerçeği bugün ortadadır. Hal böyleyken, içinde bulunduğumuz durum Türkiye’nin geleceğini düşünen her birey için bir hayli ürkütücü öğeler barındırmaktadır. Türkiye, AKP’li yıllar boyunca, sürdürülebilir borçlanma sarmalına tutunup yaşam savaşı vermeye çalıştı ve çalışıyor. Yoksulluğu bitirmeye çalışmak yerine, yoksulları doyurarak oy deposu olarak kullanmak gibi bir hataya düşen AKP yönetimleri sonuç olarak Türkiye’yi çok büyük bir dar boğazın içine hapsetti.  Bir takım veriler uydurarak bunlara inanmak insanların şahsi tercihleri olabilir lakin bir ülkenin bugünü ve yarını söz konusuysa kimsenin hata yapma lüksü yoktur. Örneğin, 1929 büyük krizinden hemen önce ekonominin kötüye gittiğine dair ne bir gazete haberine ne de bir tartışmaya rastlamak mümkündür. Hatta büyük dünya krizinden önce borsalar rekor üstüne rekor kırmışlar, büyük bir krizin kapıda olduğunu kimse tahmin edememiştir. Sonuç olarak 1929 yılı bugün, büyük krizin tarihi olarak anılmaktadır. İşte ekonomik akıl, en basit ve en yalın haliyle bundan ders çıkarmayı gerektirir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, bugünün Türkiye’sinde bu aklın esamisi dahi okunmamakta, aksine gerçekleri söyleyen insanlar ve kurumlar felaket tellallığı ile suçlanmaktadırlar.

Ülkemizin sırtında taşıdığı iç ve dış borç yükü, neredeyse durma noktasına gelen üretim, tarım ve hayvancılığın içinde bulunduğu içler acısı durum, her geçen gün artan işsizlik oranları ve bütün bu iktisadi sorunların doğurduğu sosyal problemler şüphesiz ekonomik aklın değil, ekonomik akılsızlığın sonuçlarıdır. Ya üreteceğiz ya da üretenlerin kölesi olacağız. Ya çağı yakalayacağız ya da çağın içinde kaybolacağız. Ya büyüyeceğiz ya da yok olacağız. Türkiye için bunun ortası yoktur. Batı kadar üretmeden, Batı gibi yaşama sevdası bizi Batı’nın kölesinden başka bir şey yapmayacaktır. Oysaki biz Türk milletine efendiliği yakıştırırız. Ancak üzülerek görmekteyiz ki Türkiye’yi 15 yıldır yöneten kadrolar Türk milletine bizim yakıştırdığımız hiçbir güzelliği yakıştırmamakta, onun geleceği için hiçbir endişe taşımamaktadırlar.

Sonuç olarak, 21. yüzyılın isteği, devletlerin ekonomik aklı kullanmalarıdır. Maalesef Türkiye, tarihin böylesine zor bir dönemecinde akılsızlık buhranları içerisinde her geçen gün biraz daha zayıf düşmektedir. Uçak üretemeyip havalimanı yapmakla övünen, araba üretemeyip yaptığı yollarla böbürlenen bir zihniyetle bu aklı tesis edemeyeceğimiz ortadır. Oysa Anadolu’da var olmak istiyorsak ekonomik aklı ortaya çıkarmak zorundayız.