Şevket Apuhan

Tüm yazıları
...

Üretim ekonomisi

1984 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi, Türk Dünyası İşletme Fakültesi’nde Uluslararası ilişkiler, Haliç Üniversitesi’nde İşletme eğitimi almış, yüksek lisansını aynı üniversitede tamamlamıştır. Uzun yıllar uluslararası bağımsız denetim kurumlarında çalışmış, ulusal gazetelerde yazarlık ve ulusal TV’lerde düzenli olarak yorumculuk yapmıştır. Türkiye’de ve Azerbaycan’da birçok konferansa konuşmacı olarak katılmış Apuhan’ın, yayınlanmış 4 kitabı bulunmaktadır.

İletişim:apuhan@outlook.com

Şevket Apuhan

Ulusların özgürlükleri, onların ekonomik bağımsızlıkları ile doğrudan alakalıdır. Siyasi bağımsızlıklarını, ekonomik bağımsızlıkla taçlandıramayan toplumlar, üreten dünyanın tüketen esirleri olarak yaşamlarını sürdürürler ve zamanla şereflerini de milli benlik ve onurlarını da aşındırırlar.

Yeni dünya düzeni ulusları ikiye ayırmıştır: Teknolojiyi üretip ihraç eden ülkeler ve tüketmekten üretmeye vakit bulamayan, sonuç olarak da dışarıdan teknoloji ithal eden ülkeler. Bu ikinci sınıfa giren ülkelerin kaderleri, birinci ligde oynayan ihracatçı ülkelerin elindedir ve bu kader hiç de parlak olmamaktadır.

Borçlu ülke üretmeden tüketmeye alışmıştır. Ekonomisinin geleceği istihdama ve üretime değil, çeşitli finans hareketlerine bağlanmıştır. Bu ülkenin güçlü ve kalabalık bir ordusu olması da imkân dâhilindedir ama tembelliği alışkanlık haline getirmesi sağlanmış bu ülke, ordusuna satın aldığı teknolojik silahları dahi kendi kendine kullanma yetisinden uzaktır. Üstelik ekonomiyi sıcak paraya dayandırdığı için dış güçler tarafından “Parayı çeker, ekonomini dibe vurdururuz” tehditleriyle her türlü siyasi baskıya boyun eğmesi de sağlanmıştır. Havalimanlarını, Telekom’unu, en stratejik tesislerini daha da önemlisi bunlarla beraber çocuklarının yarınlarını özelleştirerek küresel para lobilerine taviz verirken, her taviz yeni bir tavizi de beraberinde getirecektir. Ormanlarını, derelerini ve milli varlıklarını bile elinden çıkarmaya çalışacak, dişinden tırnağından arttırarak yaptırdığı ne varsa yok pahasına yabancıların eline geçecektir. Buna devletin intiharı diyebiliriz.

İşte bu yüzden üretime ve istihdama dayanan milli bir ekonomik yapı tesis edilmeli, yerli üretici desteklenmeli, ithalatı zorlaştırıcı yasal tedbirler alınmalı, en önemlisi de ağır sanayinin kurulabilmesi için ihtiyaç duyulan teknolojik hamlelere ve bu hamleleri yapacak beyinlere gerekli kaynaklar sağlanmalıdır. Gelişmiş Japon ekonomisinin, bu ekonomik yapıyı kurarken ilk attığı adım eğitim hizmetlerine, devasa kaynaklar ayırmak olmuştur.

Bugünün Türkiye’sinde 1 dolarlık ihracat için 55-60 cent aralığında ithalat yapmak durumunda olduğumuz üzücü bir gerçektir. Ama bu gerçekten daha da üzücü olan, bunun bizi milli ekonomiye geçiş için acil tedbirler almaya zorlaması gerekirken, toplumda bu tehlikeli durumun hiçbir karşılık bulmadığı, kaynağı belirsiz tüketimin, devlet eliyle de beslenerek halkın bu gerçeklerden uzak kalmasının sağlandığıdır.

1. Ligde top koşturan ülkeler, 2. Ligde yer alan ve kendi eskilerini sattıkları fakir ülkelerin düşünmelerini hiçbir zaman istemezler. Kapitalizmin ihtiyaç duyduğu insan tipi, hiç düşünmeden sürekli tüketen, borçlanan, kavmi ve dini ile veya kişisel özellikleriyle değil kendisini yaşam standardıyla ve markalarla ifade eden insan tipidir. Maalesef bu insan tipi ülkemizde artık yaygın insan tipi haline gelmiştir. Devletin bir ekonomi ve insan politikası olmayınca, vatandaşta büyük telefon markalarının oyuncağına dönüşmüştür. Kredi çekip araba yenileyen sonra da bu arabayla sabahtan akşama kadar gezip, kredi kartıyla alışveriş merkezlerini dolduran insan tipi, bu vahşi sistemin başarısıdır. Camiler, kiliseler ve havralar boşken alışveriş merkezlerinin tıka basa dolu olması da bu sistemin bize dayattığı yaşam şeklinin ta kendisidir. Bu yeni dünyanın mabetleri AVM’lerden başkası değildir…

Bununla beraber, milli ekonomisi olmayan ulusların şerefi de olmaz. Güçlü, bağımsız ve şerefli olmanın ilk yolu ekonomik özgürlüğe sahip çıkmaktır. Ekonomik özgürlük, milletlerin bağımsızlıkları yolunda atılması gereken ilk adımdır.

25 Mayıs 1944 günü Nuri Demirağ uçak fabrikasında ürettiğimiz yüzde yüz yerli uçağımız İstanbul’dan Ankara’ya ilk seferini yapmış, üstelik bu fabrikada üretilen uçaklar Hollanda ve Finlandiya’ya ihraç da edilmişti. Nerede o gün uçak ihraç eden Türkiye, nerede bugün şeker pancarını bile ithal eden Türkiye…

Bize üzerimizde kurulan baskıyı kırıp atacak, kapitalizmin üzerimize giydirmeye çalıştığı bol bol borçlanıp, bol bol tüketen ülke gömleğini yırtıp atacak kadrolar ve bu kadroların oluşturduğu programlar lazımdır. Bugün, karşı karşıya olduğumuz terörden, boşanma oranlarındaki artışa kadar irili ufaklı birçok sorunun ekonomi kaynaklı problemler olduğunu da asla unutmamalıyız.