Şevket Apuhan

Tüm yazıları
...

Yeni Hedefler, Yeni Pazarlar

1984 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi, Türk Dünyası İşletme Fakültesi’nde Uluslararası ilişkiler, Haliç Üniversitesi’nde İşletme eğitimi almış, yüksek lisansını aynı üniversitede tamamlamıştır. Uzun yıllar uluslararası bağımsız denetim kurumlarında çalışmış, ulusal gazetelerde yazarlık ve ulusal TV’lerde düzenli olarak yorumculuk yapmıştır. Türkiye’de ve Azerbaycan’da birçok konferansa konuşmacı olarak katılmış Apuhan’ın, yayınlanmış 4 kitabı bulunmaktadır.

İletişim:apuhan@outlook.com

Şevket Apuhan

Dünyada bir yandan jeopolitik dengeler değişirken, bir yandan da değişen dengelerin oluşturduğu güvenlik sorunları öne çıkıyor ve bu durum doğal olarak ekonomik riskleri de öne çıkarıyor.

Dolayısıyla güvenlik ihtiyaçlarına yönelik üretim yapabilen ve bunu ihracatla taçlandırabilen ülkeler gerek güvenlik gerek ekonomik riskler açısından önemli pozisyonlar kazanabiliyorlar.

Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan küresel silah ihracatı raporunda, dünyadaki silah transferi hacminin 2014-2018 yılları arasında 2009-2013 yıllarına göre yüzde 7,8 artış gösterdiği kaydedilirken, Türkiye’nin ise aynı dönemde silah ihracatını yüzde 170 arttırdığı belirtiliyor. 

Türkiye’nin tam bu noktada durup, geleceğe yönelik planlarını yeniden gözden geçirmesi ve bu alana ağırlık vermesi gerekiyor. Zira son yıllarda ciddi başarılar yakaladığımız bu alan gerek savunma ihtiyaçlarımızın karşılanması, gerek ülkemize para girişi sağlanması için önemli bir rol oynamaya aday.

Savunma ve havacılık sanayisinin yüzde 17’lik ihracat performansıyla geçen yıl sanayi ana sektöründe yer alan hazır giyim ve konfeksiyon, otomotiv, gemi ve yat, elektrik elektronik ve hizmet; çimento, cam, seramik ve toprak ürünleri, iklimlendirme ve diğer sanayi ürünlerini geride bıraktığını da göz önünde bulundurursak konunun önemini daha net anlatmış olabiliriz kanaatindeyim.

Geçtiğimiz yıl ülkemizin yaptığı savunma sanayi ihracatı 2 milyar dolar seviyesinin üzerindeyken, gelecek yıllarda bu seviyeyi de aşacağımız öngörülebilir. Ancak; sektör belirli bir plan ve program üzerine oturtulursa gelecek on yıl içinde hem ihracatımız 50 milyar dolar seviyesine kadar çıkabilecek hem de savunma sanayi ithalatının da önüne geçmiş olduğumuz düşünüldüğünde, çift taraflı kâr etmemiz mümkün olabilecektir.

Şüphesiz burada en önemli mesele AR-GE’ye yatırılacak kaynak yaratmaktır. Özel sektörün yetişemediği yerlerde, devlet çeşitli kredilerle özel sektörün muhakkak yanında olmalı, gereken bütün imkânlar gerektiğinde girişimciler için sağlanmalıdır.

Bu bağlamda Tank-Palet Fabrikası ve benzeri kurumların da devlet eliyle desteklenmesi, bu kurumların hem özel sektörün sırtına yeni bir yük olmamasını sağlayacak hem de sahanının bütününe bakıldığında devleti de işin içinde tutmuş olacaktır.

Yine özellikle Rusya ile gelişen ilişkilerimiz, savunma sanayinin geleceği açısından da kritik önem arz etmektedir. S-400 gibi acil ihtiyaçlarımızı Ruslardan karşılamamız oldukça doğal ve stratejik bir karardır; ancak asıl hedef şüphesiz kendi savunma sistemlerimizi üretebilmek ve geliştirebilmektir. Bu bağlamda, mümkün olduğunca Ruslarla ortak üretim yoluna gitme seçeneği zorlanmalı, bu sayede teknolojinin işleyişine hâkim mühendisler yetiştirebilme yeteneğine kavuşabilmemiz öncelikli hedefimiz olmalıdır.

Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatının ilk sırasında ise ABD yer almaktadır. ABD’ye yapılan ihracat geçen yıl yüzde 5 artarak 726 milyon 66 bin dolar seviyesine çıkmıştır.

ABD’yi ise Almanya takip etmekte, Almanya’ya 2018’de 226 milyon 119 bin dolarlık savunma ve havacılık ürünü ihracatı gerçekleşmiştir. Bu ülkeye yapılan ihracat da bir önceki yıla göre yüzde 8 artış göstermiştir.

Envanterini Türk zırhlı araçlarıyla güçlendirmeyi tercih eden Umman’a da ihracatta geçen yıl dikkati çeken bir artış yaşanmıştır. 2017’de 13 milyon 378 bin dolarla sınırlı olan ihracatın geçen yıl yüzde bin 46 artışla 153 milyon 373 bin dolara ulaştığı görülmektedir.

Yine zırhlı araçlar başta olmak üzere bir dizi Türk savunma sanayisi ürünü tedarik eden Katar’a yapılan ihracat da yüzde 241 gibi yüksek artışla 83 milyon 455 bin doları bulmuş; Hollanda’ya yapılan ihracat ise yüzde 455 artarak 75 milyon 582 bin dolara yükselmiştir.

Hindistan’a ihracatımız yüzde 33’lük gerilemeye rağmen 71 milyon 700 bin dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.

Bunların yanı sıra; ihracatımızın yüzde 86 arttığı Azerbaycan 63 milyon 409 bin dolarlık Türk savunma ve havacılık sanayisi ürünü tercih etmiştir. Bu ülkeleri 53 milyon 299 bin dolarla İngiltere, 51 milyon 531 bin dolarla Polonya, 46 milyon 80 bin dolarla Fransa, 35 milyon 279 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri, 32 milyon 345 bin dolarla Ukrayna izlemiştir

Bu rakamların ışığında şu tespiti yapabiliriz:

Türkiye üretimini çeşitlendirdikçe ve savunma sanayi ürünlerinin pazarlanmasına ağırlık verdikçe, bu ülkelerde ciddi bir Pazar payına ulaşması mümkündür. Özellikle yeni pazarlar ve bu pazarların ihtiyaçlarına göre üretim yapacak kurumlar kurmak, orta ve uzun vadede de Türkiye’yi bölgenin en önemli silah ihracatçısı yapabilir.

İHA ve SİHA alanlarında son yıllarda gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve ortaya çıkan sonuçları ise özellikle masaya yatırılmalı ve bu alandaki gelişmenin devam etmesi öncelikli meselelerimizden biri olmalıdır. Zira İHA ve SİHA’lar her ülke tarafından kullanılabilir ve ilgi görebilir.

Burada öne çıkan husus ise şüphesiz pazarlama faaliyetleridir. Gerekirse devlet bu faaliyetleri tamamen üzerine almalı ve üreticilere bu şekilde de destek olmalıdır.

Sonuç olarak:

Türkiye bu önemli alanın yıldız ülkesi olmaya adaydır. Kaydedilecek gelişmeler ithalatın önüne geçerken, bir de ihracat yapmamızı sağlayacaktır. Gerek konunun hassasiyeti, gerek değişen güç dengeleri ve sıkışan dünya ekonomisi düşünüldüğünde orta vadede nefes almamızı sağlayacak savunma sanayisi üzerinde titizlikle dururken, işin eğitim kısmını da asla atlamamalı ve gereken elaman ihtiyacını karşılayacak bir eğitim programını gündeme almalı ve uygulayabilmeliyiz.

Bu sayede güvenliğimizi sağlayan savunma sanayisinin aynı zamanda ekonomik refahımızı da sağlayan öncü sektörlerden biri olmasını başarabilir, sektörün ülkemize katacağı itibarı başta teknoloji olmak üzere diğer hayati sektörlerde de kullanabiliriz.