Köşe Yazıları 

Ben kimim?

“Ben bir Türk’üm dinim, cinsim uludur.” 21’inci yüzyılın başında, tıpkı geçen yüzyıla girerken olduğu gibi, kimlik tartışmalarıyla meşgulüz. Osmanlı Türk Cihan Devleti dağılma sürecindeyken, siyasi şartların çok ama çok ağırlaştığı dönemde en önemli soru, “Ben kimim?”dir. 19 ve 20’nci yüzyılda aslında bilinen fakat dağılmayı önleyeceği düşünülen alternatifler üzerinde tartışmalar yaşanmış, sonunda hak ve hakikat hâkim olmuştur. Ama geçmişle bugün yaşananlar arasında çok önemli bir fark var, bugün tarihin bize verdiği ismimiz tartışılmaktadır. Geçen yüzyılın aydınları, uzun zamandır devletin güç kaybetmesinin doğal bir sonucu olan toplumsal dağınıklıkta yaşanan kimlik problemine eğilmiştir.…

Devamı
Köşe Yazıları 

Patrikhane, Ekümenlik ve Yeni Roma

Bizans İmparatorluğu’nda kilise, iktidarla iç içe geçmiş ve onunla bütünleşmiştir. Bu modelde imparatorun tahtının solunda patriğin tahtı ve din adamları, sağında iktidar sahipleri sıralanmıştır. Bu gelenek de “kilise-siyasi iktidar birlikteliği” olarak “çift başlı kartalla” simgelenmiştir. Fener Rum Patrikhane avlusundaki Aya Yorgi Kilisesi’nin ön yüzünde de iki başlı kartal kabartması yer almış, bu ancak 1988’de Patrikhanenin restorasyonu sırasında bir ikonayla örtülmüştür. Bizans’ın kilise-siyasi iktidar birlikteliği geleneği sebebiyle bu dönemde çok büyük imkânlara sahip olan Fener Rum Patrikhanesi, devlet yönetiminde de önemli rol oynamıştır. Vergiden muaftı, bunun dışında büyük mali imkânları ve gelir getiren gayrimenkulleri vardı.…

Devamı
Köşe Yazıları 

Taşoz Adası’na Yunan adası demek vatana ihanettir !..

  T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılan görüşmelerde Taşoz Adası bölgesinde, 2015’den itibaren çıkarılan petrol ile ilgili olarak yöneltilen soruya yazılı olarak cevap verdi. Bakan Dönmez,  “Taşoz Adası, Lozan Anlaşmasının 12. maddesi ile doğrulanan 13 Şubat 1914 tarihli Büyük Devletler Kararı ile Yunan egemenliğine bırakılmıştır. Ege Denizi’nde, Türkiye ve Yunanistan tarafından ülke ve ada karasularının (6 mil) dışında herhangi bir petrol ve doğal gaz arama ve üretim çalışması yapılmamaktadır. Medyada bahsi geçen ve Taşoz Adası’nda yapılan arama ve üretim çalışmaları Yunanistan’ın karasuları…

Devamı
Köşe Yazıları 

Türk Milliyetçiliği Tanzimat’la başlamaz (III)

İslamiyet’in kabulünden Osmanlı’ya kadar Türk Milliyetçiliği Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten hemen sonra dillerine hâkim olamamışlar, İslâm dünyasını oluşturan Arap ve İranlıların dillerini kullanmaya başlamışlardır. Bilhassa, saray çevresi ile aydınlar tarafından Arapça ve Farsça kullanmak, bir moda haline gelmiştir. Fakat Türk halkı, her türlü yabancı etkilere karşı koruduğu ve yaşattığı Türkçe ile bir taraftan İslâmî bir halk edebiyatı meydana getirirken, bir taraftan da dilini aydınlara unutturmamak için elinden gelen gayreti göstermiştir. Kutadgu Bilig, Atabet-ül Hakayık ve Divan-ı Lûgat-it-Türk İslâmî Türk edebiyatının, eseri elimize geçebilen ilk yazarı, Yûsuf Has Hâcip’tir. Yusuf, 1069-1070…

Devamı
Köşe Yazıları 

Tarım sektöründe ‘Galat-ı meşhurlar’ (2)

Tarım sektöründe silinmesi çok zor olan, doğru sanılan yanlışları yazmaya devam ediyoruz. Genellikle tıp doktorlarının ve tıbbı aromatik bitkilerden ürünler üretenlerin TV programlarında tohumla başlayıp kısırlıkla biten konuşmalarına şahit olmayanımız yoktur herhalde. Türkiye’de üretilen sebze ve meyveleri ‘şüpheli, zararlı’ ürünler olarak yaftalayan bu şuursuz ve kasıtlı programlar ile Türkiye tohumculuğuna ve bitkisel üretimine çok ciddi zararlar verildiğinin acaba ne kadar farkındayız? Medyada popülerlik uğruna ziraatın “z” si ile ilgisi olmayan “tüccar medyatikler” son yıllarda tohum ve sebze üzerine halkımızın zihnini oldukça fazla bulandırdılar. Özellikle, hiçbir ziraatçı uzmanı ve bitki ıslahçısını tek…

Devamı
Köşe Yazıları 

TANRI MI DİYELİM, ALLAH MI? YA DA İSLAM’A KARŞI TENGRİCİLİK

Son günlerde yapılan tartışmalardan biri de ‘Allah’ mı diyelim, yoksa ‘Tanrı’mı? Bu meseleyi açıklığa kavuşturalım. Türkler İslam’a girmeden önce Gök Tanrı (Tengricilik) dinine inanıyorlardı. Gök Tanrı dininin yaratıcısının adı ‘Tengri’ idi. İslam öncesi Türkler gökyüzüne, şafağa ‘Tengri’ diyorlardı. ‘Teng: Güneşin doğuş anı yani tan, Ri: Tapılan’ demektir. Nitekim bugün hiçbir Türkçünün itiraz edemeyeceği Kaşgarlı Mahmud, 1072-1077’de yazdığı Divanü Lügâti’t-Türk adlı eserinde kendi zamanındaki tengricileri yani Gök Tanrı dinine inananları kâfir olarak nitelendiriyor, onların göğe Tanrı dediklerini belirtiyor. Bu da açıkça ‘Tanrı’ kelimesinin İslam’ın ‘Allah’ından başka olduğunu gösterir. Kaşgarlı şöyle der:…

Devamı
Köşe Yazıları 

Kırım’ın acı kaderi

Yenişehir Sağlık Koleji’nde henüz birkaç aylık öğrenciydim.  Kütüphanemizde duvarlar boyunca dizili kitaplara göz gezdirirken, Cengiz Dağcı’nın Yurdunu Kaybeden Adam adlı romanını görünce hemen el attım. O günlerde bir dergide yazar hakkında övücü bir yazı okumuştum. Bu yüzden merak etmiştim. Kitabı alabilmek için bir fiş doldurup kütüphane görevlisi Necmi ağabeye uzattım. Yüzüme baktı ve “Bunun ilk cildini okudun mu?” diye sordu. Başımı sallayınca yürüdü, karşı raflardan bir kitap seçip uzattı. Aynı yazarın Korkunç Yıllar adındaki kitabıydı. “Önce bunu oku, öteki bunun devamıdır.” dedi. “Roman olarak yazılmış ama aslında yazarın görüp geçirdiği…

Devamı
Köşe Yazıları 

Orta Avrupa seyahati ve Türk izleri – VIII

Bu yazımızda da Viyana’da gördüklerimize devam edeceğiz. Askeri Müzedeki Türklerle ilgili köşelerin yanı sıra şehir içindeki heykeller ve izler görenlere adeta ‘Türkler bizim tarihi düşmanımızdır’ imajı verilmek isteniyor. Hatta Avusturya’daki ilkokul kitaplarında çocukların ilk öğrendiği konuların başında ‘Türkler ’in Viyana Kuşatması’ geliyor. Viyanalılar Belgrat’ın fethinden beri, Türklerin ne zaman kendilerine gelerek kuşatacaklarını sayıklar olmuşlardır. Nitekim Papa III. Calixtus’un emriyle 1456 tarihli Belgrat kuşatmasından beri başta Viyana olmak üzere Avrupa’nın her yerinde Türkler adına muayyen zamanlarda çan çalınmakta ve onların gazabından emin olmak için dualar ve ayinler yapılmaktaydı. Avusturya’nın Türk düşmanlığını…

Devamı
Köşe Yazıları 

Türkçesiz spikerler

Televizyon kanalları bozgunculukta yarışıyorlar. Başka türlü bu bozgunculuk koşusu böyle bir ağızdan başlayamaz. Sanki bir merkezden emir almış gibi yarışıyorlar. Son yılların spiker, muhabir ve sunucuları görünmez bir elin dokunuşuyla bildikleri Türkçeyi bir kenara koymayı seçtiler. Silah zoruyla bile olmayacak işlerdendi, oldu.  “Demek böyle yapmak gerekiyor”, “Başka türlü beni burada tutmazlar”,  “Şimdi trend böyle” diyorlar ve reyting kaygılarıyla birleştirerek katliâma girişiyorlar. Duyanın katıldığı, dahası katılmaya mecbur hissettiği bir yarışla karşı karşıyayız. İşin dikkat çekici tarafı hepimiz seyrediyoruz. Biz böyle olmasak zaten bu bozma yarışı başlatılamazdı. Dilimizi bilmiyor ve sevmiyoruz. Böyle…

Devamı