Söyleşiler

ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMALIYIZ Uzun vadeli yapısal reformlara ihtiyacımız var Zorluk, kıtlık, sefalet… KERKÜK DÜŞERSE DİYARBAKIR DÜŞER, ANKARA SARSILIR SURİYE’DE NORMALLEŞME UZAK İHTİMALDİR YUNANİSTAN KÜLTÜREL SOYKIRIM YAPMAKTADIR
Türkiye, demografik bir operasyonun tam ortasındadır

Türkiye, demografik bir operasyonun tam ortasındadır

aykiri.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Batuhan Çolak, son günlerin en kritik gündem başlığı ve millî güvenlik meselesi haline gelen sığınmacı ve kaçaklar sorununun konuşulmayan detaylarını Millî Devlet’e değerlendirdi.

Sizin de cesur haberlerle gündemde kalmasında büyük emeklerinizin olduğu, milletimizin bekasını doğrudan tehdit altına alan sığınmacı ve yasa dışı göçmenler konusunda geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Halkımızın içinde bulunduğu durumu nasıl betimlersiniz? Eğer gerekli tedbirler alınmazsa sizce yakın gelecekte bizi bekleyen tehlikeler neler olabilir?

Şu anda Türkiye’nin göç politikaları, sığınmacı politikaları tamamen çökmüş durumdadır. Herhangi bir strateji, herhangi kısa ve uzun vadeli bir hedeften bahsedilememektedir. Yakın zamana kadar entegrasyondan bahsediliyordu, buna yönelik fiili anlamda çalışmalar tüm süratle devam ediyor. Ancak kamuoyunda tepkiler doğmaya başladıkça, entegrasyon ifadesi terk edilerek “Suriyeli kardeşlerimizin geri dönüşü için çabalamaya devam edeceğiz.” ifadeleri kullanılmaya başlanıldı. Bu, hikâyenin sığınmacı konusu ile ilgili olan bölümü. Bir de bir diğer kısım var.

Afganistan, Pakistan üzerinden hatta Hindistan üzerinden kaçak geçişler tamamen kontrolden çıkmış durumda. Yani sınır güvenliği istenilen seviyede değil ki bu kadar yoğun geçişler yapılıyor. Kaçaklar Facebook’ta, sosyal medyada on binlerce kişiden oluşan gruplar kurmuşlar. Hangi mesafeyi ve güzergahı kullanacaklarını kendi aralarında belirleyip, konuşup, hangi yolu tercih edeceklerini, hava sıcaklığını, yollardaki durumu ve sınırdaki güvenlik zafiyetlerini konuşup tartışabiliyorlar. Bu kadar aleni, bu kadar çekinmeden yapıyorlar ve bunlarla ilgili videolar paylaşıyorlar. Haliyle bu durum, Türkiye için şu an içinde yaşadığımız çok ciddi bir problem. Hep görüyorsunuz “ya artık çıldırmak üzereyim, yarınlarımız çok daha kötü olacak” diyorlar. Şu an zaten kötü durumdayız, daha ne kadar kötü olacak? Daha ne kadar kötüye gidecek? Sokaklarda ayrı sorun, sınırda ayrı sorun, ekonomide ayrı sorun...

Demografik yapımız, açıkça operasyona uğruyor ve perişan edilmiş durumda. Yakın geleceği bırakın, biz şu anda zaten büyük bir krizin ortasındayız. Ekonomi zaten almış başını gidiyor. Buna sosyal patlamalar, sosyal sorunlar, göç ve kontrolsüz geçişlerle etkilenen tabloya baktığınızda, içinden çıkılması zor bir durumla karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu noktada Türkiye’nin nasıl bir hamlesi, stratejik planlaması var bunu görmek mümkün değil. Bu durum daha da büyük sorunlara yol açmak üzere. Hem bu günümüz hem geleceğimiz açısından durumumuz bu. Türkiye, şu anda büyük bir demografik operasyonun tam ortasındadır.

Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna, ülkemizin çeşitli yerlerine dağılan kaçakların Türkiye’de hayatlarını nasıl sürdürdüklerine dair bazı bilgiler verdiniz. Bu kaçaklar ülkemizde hayatlarını nasıl sürdürüyorlar? Oturma izni, vatandaşlık vs. nasıl alabiliyorlar? Burada bir usulsüzlük, hukuka aykırılık söz konusu mu?

Hayatlarını sürdürme noktasında aslında çok yönlü bir problem var. İçimizde rastlanan problemlere değinecek olursak; örneğin işverenler çok rahat bir şekilde ucuz işgücü için kaçak çalıştırıyorlar. Sigortalar ödenmiyor, daha düşük ücretler ödeniyor dolayısıyla iş bulabiliyorlar. Ev sahipleri, yabancılara yüksek bedelli kiralık ev veriyorlar. Kimi zaman bir evde 10,15 kişi kaldığını görüyoruz. Kalabalık nüfuslu göçmenlerin, kaçakçıların ev tutması, kira fiyatlarının artmasına eş zamanlı olarak yansıyor. Bunlar işin vatandaş kısmında yaşanan durumlar.

Nasıl oturma izni aldıkları çetrefilli bir konu. Bunu yapan merdiven altı aracı kurumlar oluşmuş durumda ve burada kontrol kaybedilmiş vaziyette. “İstanbul Information” örneği vermiştik, bir operasyon yapıldı zaten. Şu an faaliyetleri durduruldu ama “İstanbul Information” gibi yüzlerce firma olduğunu düşünüyoruz. Bu yönde tespitlerimiz de var ama bunu bu kadar alenileştirip, videolarla “biz kanun kaçaklarını da getiriyoruz.” diyenlerin sayısı 10-20 kadar. Yani bunlar biraz daha amatör diyebiliriz. Lakin şöyle bir durum var. İdam cezası alanlar bile şu anda Türkiye’ye bir şekilde gelerek deport edilmeme umuduyla yaşıyorlar. Zaten Afganistan’a şu an deport bir şey yok gibi. Pakistan’da da belirsizlik söz konusu. Suriye’ye zaten deport işlemi yapılmıyor. En fazla sınır dışı işlemi uygulanıyor. Sınır dışı çok mantıklı (!) bir eylem. Bir yerinden bırakıyorsun sınırın diğer yanından giriyorlar.

Çok büyük bir kanun boşluğu ve büyük bir denetimsizlik sorunu var. Yani bu konuda muhalefetin, iktidarın büyük tepkisizliği de dikkat çekiyor. Bu konu ile ilgili hiçbir şey yapılmıyor. Bu konunun üzerine gidilse, bu konuyu tartışsalar, gündeme getirseler her yerde bambaşka bir tablo olur. Kaçaklar bu kadar rahat bir şekilde gelemez. Gebze’de Ayşegül kızımızı öldüren kaçak orada çalışıyordu. Afganistan’daki adamın Gebze’de ne işi var? Afganistan’dan buralara nasıl gelebiliyor? Bu fabrikalarda o kadar çok çalışan varmış ki. Gebze’de bir denetim yapılsa normal şartlarda bu tür fabrikalar kapanır.

Sığınmacılar ve kaçaklar meselesi ile ilgili yapmış olduğunuz yayınlarla kamuoyunun ve siyasetin yeniden bu hayatî meseleyi hatırlamasında katkılarınız oldu ve toplumda ciddi bir uyanış başlamış görünüyor.  Konuyu yakından takip eden biri olarak; adalet ve liyakatin tesisinde, ekonomide yaşadığı sıkıntıların yanında bir de sığınmacı kaynaklı güvenlik meselesi ile karşı karşıya kalan Türk milletinin bu problemini çözmek için bundan sonra devletin atması gereken adımlar sizce neler olmalı?

İvedilikle hem iktidar hem muhalefet buna ilişkin bir politika oluşturması gerekiyor. Ancak şu an, tüm siyasi partiler için konuşuyorum, sadece bir popülizm üzerinden ya da kamuoyundaki baskılar üzerinden hareket ediliyor. Sokaktan ve halktan çok uzaklar. Hal böyle olunca, siyasetin bir yol haritası oluşturamaması, beraberinde sokaklarda yaşanabilecek anlık gerginliklere, kıvılcımlara yol açabilir. Bu çok tehlikelidir. En korktuğumuz, en çekindiğimiz konu; sığınmacılarla, kaçaklarla vatandaşın karşı karşıya gelmesidir. Sokaklarda kural yoktur. Sokaktaki olayların önünü alamazsınız. Allah korusun bu tür olaylar çıkmaya başlarsa işler kontrolden çıkar, doğruyla yanlış ayırt edilemez, kanunlar ortadan kalkar ve herkesin kendi kanunu başlar. Herkesin kendi kanunu başlatması demek, Türkiye’nin bir kaosa sürüklenmesi demektir. Bu çok tehlikelidir ve çok büyük kayıplara yol açar. Nasıl ki 15 Temmuz bu ülkeyi 10-15 yıl demokraside geri götürdüyse; Allah göstermesin, yaşanabilecek provokatif hareketlilikler Türkiye’yi 30-40 yıl geriye götürebilir. Dolayısıyla bu konunun çözümü için, ivedi bir şekilde kamuoyu baskısı ile siyasileri kendi iradelerinin önüne koyması gerekiyor. Yani kamuoyu baskısı, bu konuda siyasetçileri mantıklı adımlara yönlendirmesi gerekiyor. Şahsen, siyasi yönden kısa vadede bir umudum yok. Hiçbir şekilde bu anlamda bir çalışma vesaire gözükmüyor. Dolayısıyla bu hareketsizlik bu siyasetsizlik başka sorunlara yol açıyor.

Her geçen gün dalga dalga büyüyen ve yarın ne olacağını bilmediğimiz bir sorunlar yumağı ve beraberinde Avrupa Birliği’nden fonlarla beslenen bir medya gerçeğini görüyoruz. Avrupa Birliği, Almanya fonları ile beslenen sivil toplum kuruluşları gerçeğini görüyoruz. Türkiye’de geri dönüşle ilgili kamuoyu baskısını kendilerince “ırkçı, faşist” diyerek kendilerince algı yapan ve ülkemize karşı açıkça ihanetin içinde bulunanlar var. Gördüğünüz üzere bu söylemleri yıktık daha da yıkmaya devam edeceğiz. Bu çok yönlü, çok çeşitli, Türkiye’ye sözde entegrasyon girişimleri bir şekilde durdurulmak zorunda. Ancak burada siyasetin gerçekten bir irade eksikliğini görüyorum. Bu bizi tatmin etmiyor. Siyasetin bir an evvel bunu bir millî güvenlik meselesi olarak ele alması gerekiyor.

Ülkemize yasa dışı yollardan birçok kaçak göçmenin geldiğini, sınırımızın adeta delik deşik olduğunu bölgeden gelen trajik videolarda görüyoruz. Kâfileler halinde gelen yüzlerce kaçağın sınırlarımıza ulaşmalarında İran’ın ve terör örgütlerinin rolü ne düzeydedir? Sizce bu eylemler uluslararası bir saldırı anlamı taşıyor mu?

PKK terör örgütünün Suriye’den Türkiye’ye yapılan geçişlerde aktif rol oynadığını biliyoruz. Sığınmacı rolü ile Türkiye’ye giren bir canlı bomba yakalandı. Mesela Fethi Sekin’i şehit edenlerin bomba ve silahlarını getiren PKK’lı, sığınmacı olarak Türkiye’ye girmişti. Bunun gibi çok sayıda örnekler verilebilir. Haliyle şu an Türkiye’de PKK’nın uyuyan hücrelerinin ne kadarının Suriye’den geldiğini bilmiyoruz. 5 milyon Suriyeliden bahsediliyor. Yüzde biri, binde biri destek tabloyu siz düşünün. Bu rakamlar, terör örgütleri açısından, çok büyük bir provokasyona, çok büyük bir soruna, çok büyük bir kaosa yol açabilecek insan gücü demektir. Vakti zamanında sınırların bu kadar boş bırakılmasıyla ne yazık ki bu hata yapıldı. Vaktinde 1991 yılında Birinci Körfez müdahalesinde Saddam, Halepçe’ye bir kimyasal saldırı düzenlediği üzerine duruluyordu. Bunun üzerine 36. paralel sonrasında Irak’ın kuzey bölgesini uçuşa yasak bölge ilan edip Türk medyasında da Kuzey Irak tanımlaması yapılmaya başlandı ve oradan insanlar kaçarak buraya gelmişti. Turgut Özal o zaman 300.000’e yakın kişiyi almıştı. Bu olaylar eş zamanlı olarak Türkiye’de PKK terör örgütünün özellikle silahlı mensup ve sivil unsurları bulma noktasında en güçlü olduğu dönemdir. Serhildan adını verdikleri kalkışmalar bu dönemde yaşanmıştır. Bundaki en büyük paylardan biri Irak’tan Halepçe’yi bahane ederek Türkiye’ye sokulan yüzbinlerce insandır. Bunlar arasında terör örgütü mensupları da bulunmaktadır ve Türkiye’ye çok büyük zararlar vermiştir. Çok büyük kayıplarımız olmuştur ve hala daha bunun ceremesini çekiyoruz.

İran konusuna gelecek olursak; İran ciddî mânâda hiçbir şekilde Afganistan, Pakistan güzergâhını izleyip oralardan kaçıp gelenleri ülkeye kabul etmiyor ve bununla ilgili sınırda çok ciddî tedbirler alıyor. İdam cezasına kadar giden yaptırımlar uyguluyorlar. Haliyle İran’ı tercih etmiyorlar. Kapalı rejim olmasından dolayı kaçaklar da hepsi Türkiye yönelmiş durumda. Türkiye’yi “Tik Tok” ve “Instagram”da gördükleri profiller üzerinden değerlendirerek sanki bir özgürlükler ülkesiymiş gibi kendi bastırılmış tabularını, burada her şeylerini fazlasıyla yaşıyorlarmış gibi bir algı ile yaklaştılar. Onlara bir rüya ülkesi gibi geliyor ve kontrolden çıkmışçasına saldırıyorlar.

Hem bu kaçakların ülkeye alınması hem de burada tutulması açısından çok büyük bir ihanetle karşı karşıyayız Dolayısıyla bu iç ihaneti aynı zamanda İran, Irak, Suriye, Amerika ve Rusya bandında izlediğimiz Türkiye’ye yönlendirilen nüfus hareketleri ile de görebiliriz. Nüfusuna oranla şu anda Türkiye dünyada en çok sığınmacıyı ve göçü kabul eden ülke konumunda. Bu, Türk vatandaşına hiçbir şekilde sorulmadan yapıldı. Türkiye büyük bir ekonomik krize sürüklenirken aynı zamanda sosyolojik bir kriz de yaşıyor. Bununla ilgili çözüm üretmesi gerekenler, bu sorumluluğu almadıkları gibi hala göndermemekten bahsedip, kamuoyu tepkisi oluşunca göndermekten bahsediyorlar. Durum maalesef ki çok vahim.

 

Diğer Söyleşiler