Söyleşiler

TÜRK DÜNYASI ÜLKELERİNİN KÜRESEL BİR AKTÖR OLMASI GEREKİYOR

TÜRK DÜNYASI ÜLKELERİNİN KÜRESEL BİR AKTÖR OLMASI GEREKİYOR

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Serdar Yılmaz ile geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Türk Konseyi Zirvesi’nin detaylarını konuştuk.

31 Mart’ta “Türkistan: Türk Dünyası’nın Manevi Başkentlerinden Biri” temasıyla çevrimiçi olarak düzenlenen Türk Konseyi Gayriresmî Zirvesi milletimizde büyük heyecan uyandırdı. Gerçekleşen zirveyi genel hatlarıyla nasıl değerlendirirsiniz?

Virüs salgını olmasaydı 31 Mart’ta Kazakistan’ın Türkistan şehrinde Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan devlet başkanlarının ve ayrıca gözlemci statüsünde Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın da katılacağı bir konsey olacaktı ama salgının ilerlemesinden dolayı çevrimiçi bir toplantı yapıldı. Tüm devlet başkanları çevrimiçi toplantıya katıldılar ve kendi bayraklarının yanında Türk Konseyi’nin bayrağı da vardı. Oldukça verimli bir zirve oldu diyebiliriz.

Zirveyi genel olarak değerlendirdiğimizde birkaç önemli maddenin ön plana çıktığını görüyoruz. Özellikle daha sıcak bir konu olan Azerbaycan’ın Karabağ Zaferi konusu önemliydi. Bu zafer sırasında en net desteği Türkiye ve Türkiye’nin dışında Macaristan vermişti. Diğer Türk devletleri maalesef gerekli desteği göstermemişlerdi. Dolayısıyla bu zirvede Karabağ Zaferi’nin ne kadar haklı olduğu konuşuldu. Karabağ’ın yeniden imar ve inşası konusunda bütün Türk devletleri ortak bir çalışma iradesi ortaya koydular. Karabağ’da sağlanacak bölgesel barışın ve huzurun hem Kafkasya hem de Orta Asya coğrafyasına sirayet edeceği konuşuldu. Özellikle Karabağ’daki bölgesel barışın ve huzurun sadece Türk devletlerine değil, aynı zamanda Ermenistan’a ve Avrupa ülkelerine kadar sirayet edebileceği ve kolektif bir fayda sağlayacağı üzerinde duruldu. En önemli konulardan biri de buydu.

Bir diğer meseleye baktığımızda ise, özellikle Türk devletleri arasında Türkistan’ı merkez alan bir ticaret ve turizm ağı geliştirilmek istenmesiydi. Aynı zamanda Türkistan, Türk Dünyası’nın başkenti ilan edildi. Varlığı zaten bölgeye kadim bir özellik katıyordu. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Türkistan bölgesinde “Özel Ekonomi Bölgesi” olarak çevirebileceğimiz bir teklif sundu. İlerleyen zamanlarda bu teklifi değerlendirebileceklerini düşünüyorum.

Bir değer mesele de Özbekistan Cumhurbaşkanı’nın ileri sürdüğü Türk Dünyası'nda iz bırakmış önemli isimlerin, bilim insanlarının ve şahsiyetlerin bundan sonra tüm Türk devletlerinin yapacağı ortak programlar ve etkinliklerle anılacak olmasıydı. Bunu kendi vatandaşlarına öğretecek ve bu noktada Türk Akademisi ve TÜRKSOY burada önemli roller üstlenecektir.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk devletlerinin KKTC ile işbirliği içinde olmaları yönündeki ifadesini KKTC’nin tanınması olarak anlayabilirsek yakın dönemde önemli bir heyecanın bizleri beklediğini söyleyebiliriz.

Son olarak, Ülkemizde çok büyük bir kesim böyle bir zirvenin olduğundan bile haberdar değildi. Zaten bu zirve televizyonlarda canlı olarak yayınlanmadı. Ben hâlâ Türk Dünyası’na yönelik büyük bir heyecanın olmadığı kanaatindeyim. Açıkçası, canlı yayınlanmaması ve insanların sosyal medyadan görüp okuması bu heyecanın henüz daha oluşmadığını da gösteriyor diyebiliriz.

Türk Konseyi isminin Türk Devletleri Örgütü olarak yeniden adlandırılması hakkındaki görüşlerin Türkiye’de gerçekleşmesi öngörülen 8. Zirvede karara bağlanması söz konusu. Gerçekleşmesi muhtemel olan bu isim değişikliği neler sağlayacaktır?

İsim değişikliği olarak Türk Devletleri Örgütü, Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk Devletleri Birliği olması yönünde teklifler sunuldu. Peki, bir örgüte dönüşünce neler olacak? Öncelikle daha fazla devletin bu örgüte üye olması söz konusu ki, Genel Sekreter Baghdad Amreyev’e göre 10 ülke üye olmak için bekliyor.

Örgüt olduğu takdirde dünyada yaşanabilecek küresel olaylara kolektif bir tepki verebilecek. Böylelikle uluslararası siyasete etki edebilme kabiliyetine sahip olacak. Şu anda Türk Konseyi, uluslararası siyasete etki eden olaylara çok fazla müdahale edip bu konularda çok söylem sahibi değil ama örgüt ya da teşkilat olduktan sonra eminim ki uluslararası siyasete etki edecek olaylara karşı ortak bir irade ile hareket edecek ve belki de kendisi örgüt olarak siyaseti yönlendirebilecektir. Bu açıdan oldukça değerli buluyorum. Hem üye sayısı hem de gözlemci üye sayısı artacak bu da otomatikman yeni ve eski üyeler arasındaki ekonomik, ticari, siyasi, kültürel ve diplomatik iş birliğini ciddi manada arttıracaktır. İlerleyen yıllarda belki Türk devletleri arasında Avrupa Birliği’ne benzer bir birlik kurulacaktır.

Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Türk Konseyi ülkelerinin kendi yatırım fonu ve kalkınma bankası kurma zamanının geldiğini belirtti. Bunun gibi, zirveye katılan bütün devletlerin neredeyse mutabık olduğu, siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda yapılması gereken ortak çalışmalar neler olabilir?

Bütün devlet başkanlarının bahsettiği konular, hepsinin farklı farklı değindiği noktalar vardı. Mesela, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Dünyası’nın KKTC ile dayanışma içerisinde olması gerektiğini söyledi. Yani, artık Türk Devletlerinin KKTC’yi tanıma vaktinin geldiğini söyledi. Özellikle konuşmasında Karabağ Zaferi’ne geniş yer ayırdı. Ramazan Bayramı sonrası Şuşa’ya gidip bu zaferi orada kutlamak istediğini söyledi. Uluslararası örgüt olma fikrine çok sıcak baktığını söyledi ve konseyin uluslararası alanda itibarının yükseldiğinin altını çizdi.

Kasım Cömert Tokayev’e baktığımızda ise önemli cümleler kullandı ve önemli fikirler verdi. Özellikle, İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” düsturundan hareketle amacımızın Türk Dünyası’nı 21. yüzyılın en önemli merkezlerinden biri yapmaktır dedi. Yesevî mirasının ve kutsal Türkistan’ın dünyaya tanıtılmasının öneminden bahsetti. Bunun için Türk Dünyası’nın manevi başkentinin Türkistan olmasını çok önemsediklerini söyleyip ortak bir kültür, eğitim ve bilim sahasının oluşturulması gerektiğine değindi. “Ulu Türkler Eğitim Fonu” oluşturulmasını ortaya attı ki bence çok önemli. Bir de Hoca Ahmet Yesevî Üniversitesi için Türk devletlerinden en az 50 kontenjan ayrılacağını kendileri ifade etti.

Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev belki de toplantıda en önemli fikirleri veren kişiydi. Dağlık Karabağ’ın özellikle yeniden imarı noktasında, kültür ve eğitim restorasyonu konusunda Azerbaycan’a destek olacaklarını söyledi. Türk Konseyi’nin kendi yatırım fonu ve kalkınma bankasına sahip olması gerektiğini belirterek ülkeler arasında bunun kurulması gerektiğini söyledi. Yani, endüstriyel iş birliğini güçlendirme ve büyük yatırım projelerini hayata geçirme imkânları böylelikle güçlenecektir dedi. Din vurgusu yaptı ve dinin bağlayıcılığından bahsetti. Özellikle başka bir fikri daha vardı ki bu da önemliydi. Türk Konseyi kapsamında uluslararası edebiyat ve sanat ödülü verilmesini hatırlattı ve bu ödüle “Ali Şir Nevâî” adının verilmesini desteklediklerini söyledi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ise zirvede Zengezur konusunu açmıştı. Zengezur’un zamanında Azerbaycan’dan alınıp Ermenistan’a verilmesi ile Türk Dünyası büyük bir ayrılık yaşamış ve Türk Dünyası’nın kalbine bir hançer gibi girmişti. Artık Türk Dünyası’nın Zengezur üzerinden tekrar birleşeceği, oradan geçen iletişim, ulaşım ve altyapı projelerinin tüm Türk Dünyası ülkelerini birleştireceğinden ve sadece Türk Dünyası ülkelerinin değil Ermenistan’ın da bundan istifade edeceği yönünde açıklamalar yaptı. Aynı zamanda Şevket Mirziyoyev’in fikirlerine katıldığını söyledi.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’a baktığımızda ise, yapılan açıklamaları desteklediğini belirtti. Dünya tarihinde özel bir rol oynayan Türk medeniyetinin tarihini, mimarisini, geleneklerini ve kültürünü dünyaya tanıtmanın artık vaktinin geldiğini söyledi. Zengin kültürümüzde ve tarihi mirasımızda çok büyük bir güç yattığını söyledi ve dolayısıyla da Kırgızistan’ın bir “Türk Yatırım Fonu” oluşturma fikrini desteklediğini söyledi ki bu da özellikle Türk Dünyası’nı dünyaya tanıtmak açısından önemliydi.

Türkmenistan Cumhurbaşkanı Kurbankulu Berdimuhammedov da Türk Konseyi ile ilişkilerin güçlendirileceğini hedeflediklerini söyledi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Berdimuhammedov’a en yakın zamanda Türk Konseyi’ne üye olmalarını ve bunu da kendilerinden beklediklerini belirtti.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından dile getirilen, Zengezur’dan geçecek ulaşım, iletişim ve altyapı projeleri Türk Dünyası için ne derece öneme sahiptir?

44 gün süren Karabağ Savaşı’nın sonunda Azerbaycan çok büyük bir zafer kazanmıştır. Türk Konseyinde, Azerbaycan ile Ermenistan arasında toprak bütünlüğü ilkesine saygı temelinde karşılıklı ilişkiler eğer normalleşirse yaşanacak olan bu normalleşme her devlete avantaj sağlayacaktır şeklinde açıklamalar yapıldı.

İlham Aliyev, Zengezur Koridoru’ndan bahsederek; Rusya-Ermenistan, İran-Ermenistan ve Azerbaycan-Nahçıvan-Türkiye ulaşım koridorlarının Orta Asya için çok büyük bir potansiyel taşıdığının altını çizdi. Konseyin onursal başkanı Nursultan Nazarbayev, İlham Aliyev’in bu vurgusuna çok önem verdiğini söyleyip hatta Trans-Hazar ulaşım koridorunu “Turan Koridoru” olarak adlandırdı ve Türk Konseyine üye ülkelerin Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayacağını ve aynı zamanda Çin’in 2013 yılında Astana’da ilan ettiği “Kuşak-Yol” girişimiyle daha fazla entegre olacağını ve bu girişimden fazlasıyla istifade edileceğini söyledi. Turan Koridoru ile birlikte Türkistan’dan Avrupa’ya kesintisiz bir Türk Dünyası hayalinin gerçek olması söz konusu. Bu açıdan bölgede barışın tesis edilmesi, kesintisiz Türk Dünyası hayaline ulaşabilmek açısından da önemlidir.

Son olarak neler söylemek isteriniz?

Türk Dünyası ülkelerinin artık ekonomik olarak belli bir seviyeye ulaşmış olmaları, nüfuslarının yaklaşık 250 milyona yaklaşmaları ve kilometrekare açısından da ciddi bir alana sahip olmaları ile birlikte artık uluslararası siyaseti etkileyecek bir pozisyona bürünmesi lazım. Küresel siyasette yaşanan gelişmelere ortak karar ve irade sergilemeleri lazım. Uluslararası camianın önemli ve vazgeçilmez bir aktörü haline gelmesi gerekiyor. Birbirleriyle arasında var olan problemleri çözüp özellikle mal ve hizmetlerin gümrüksüz girişi sağlanmalı. Hiçbir Türk devletine karşı vize olmamalı. Özellikle havayolu taşımacılığında uçak biletlerine çok dikkat edilmesi lazım. Şu anda güzel bir ortam yakalandı fakat uçak biletlerine baktığımızda 5.000 ile 10.000 Türk lirası arasında değiştiğini görüyoruz. Böyle olduğu müddetçe Türk devletlerinde ancak siyasetçiler birbirine gidip gelebilir. Halkların birbirine gidip gelmesi mümkün gözükmüyor. Ortak alfabe, ortak dil konusundaki çalışmalar hızlanmalı, akılcı ve en rasyonel yol bulunmalı. En kısa sürede ortak alfabe ve ortak dil kullanılmaya başlanmalıdır.

Diğer Söyleşiler