Söyleşiler

YILLARDIR SÜREGELEN SU SORUNUNUN GELDİĞİ NOKTA ÇATIŞMA OLDU

YILLARDIR SÜREGELEN SU SORUNUNUN GELDİĞİ NOKTA ÇATIŞMA OLDU

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Serdar Yılmaz ile Kırgızistan-Tacikistan sınırında yaşanan çatışmaları konuştuk.

28 Nisan’da Kırgızistan-Tacikistan sınırında yaşanan gerginlik, 29 Nisan’da iki ülke halkının birbirini taşlamasıyla devam etmiş, iki ülke sınır birliklerinin devreye girmesiyle çatışmaya dönüşmüştü. Öncelikle iki ülke arasındaki gerginliğin temelleri nereye dayanmaktadır?

Kırgızistan’ın Batken bölgesi ve Tacikistan’da da Soh bölgesi, çatışma bölgesine çok yakın. Özellikle Batken bölgesinde iki ülkeyi birbirinden ayıran İsfara Nehri’ndeki su kaynağını kontrol etme teşebbüsünden dolayı iki ülke halkı ciddi bir çatışma yaşadı. Sonradan her iki ülkenin de ordu mensupları olaya müdahil oldu ve maalesef daha ilk başlarda olaylar şiddetlendi. Sonrasında devlet yetkililerinin açıklamaları ve barışı tesis etmek için oluşturulan komisyonların bölgeye gönderilmesiyle olaylar yatıştı ve kontrol altına alındı.

Yaşanan olayın en temel noktası 1936 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Anayasası’nda yatar. Artık bilinen bir gerçek olarak Türk düşmanı olan Stalin’in eline cetvel alarak bir zamanlar Sykes-Picot’la Ortadoğu’da cetvelle çizilen sınırlara benzer bir şekilde Türkistan devletlerinin sınırlarını belirlemesi, coğrafi olarak etnik kökene sahip olmadığı halde başka ülkenin toprakları içinde yaşayan farklı etnik çeteleri barındıran bir yaşam biçimini -eksklav- bir araya getirmesi Türkistan devletlerinin birleşme, ortak hareket etme ve olası bir Türk Birliği’nin kurulmasına karşı farklı etnisitelere sahip insanları aynı bölgelerde, farklı ülkelerin kontrolü altında yaşamaya mecbur bıraktı. Zaman zaman milliyetçilik pompalayarak etnik temelde ayrışmaları hızlandırıp Orta Asya devletlerinin enerjilerini kendi aralarındaki çatışmalara ayırmasına sebebiyet vererek bu devletleri uzunca bir süre sömürmeye devam etti. Tabi yetmedi. Yine çok fazla bilinmeyen bir konu olarak; Stalin’in arkasından gelen diğer SSCB başkanları da benzer politika yürüttü. Örneğin, 1968 yılında SSCB tarafından Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’daki yaşam alanlarına su sevkiyatı için bölgede bir su istasyonu kuruluyor. Bu istasyonun kontrolü o yıllarda SSCB’de idi ve SSCB 1991 yılında yıkıldıktan sonra bu su istasyonunun kontrolü Kırgızistan ve Tacikistan arasında bir sorun haline geldi. Aslında meselenin özü bu. Nitekim 28 Nisan’da Tacik vatandaşlarının Kırgız vatandaşlara saldırması da bu bölgeyi kontrol etmek istemekten kaynaklanan bir sorundu.

Neticede 800 Kırgız vatandaşı yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldı. Hepimiz izledik, gördük, onlarca ev ateşe verildi, yüzlerce yaralı var. Kırgız kaynaklarından aldığım bilgilere göre 31 de ölü var ve Kırgızistan’da 2 gün ulusal yas ilan edildi. Her ne kadar olaylar şu anda kontrol altına alınmış ve siyasetçiler itidalli açıklamalar yapmış olsa da çatışmaların tekrarlama ihtimali var. Bunu söylemek zorundayım çünkü Batken bölgesi Fergana Vadisi’nin çatışma alanlarından biri. Özbek, Tacik ve Kırgız vatandaşlarının yaşadığı bu bölgede, özellikle Taciklerin Türk kökenli olmaması tarihsel süreç içinde bilhassa Ruslar tarafından bir kışkırtma aracı olarak kullanılmış ve nihayetinde bu çatışmada Tacikler, silahsız Kırgızlara ateş etmişlerdir. Bu olaylar ülkelerin ancak bir araya gelerek daha fazla diplomasi ve bölgede yaşayan insanların yaşam ve ekonomik seviyelerini arttırarak çözülebilir. Taciklerin halen daha bazı Kırgız köylerine düzensiz saldırılar gerçekleştirdiği haberlerini alıyorum. Devlet başkanlarının derhal bir araya gelerek ve gerekirse bu bölgede görüşerek olayları ilk elden bitirmeleri ve özellikle suyun kullanımının ortak bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Aksi takdirde Türkistan’daki su savaşları sadece bu iki devletle sınırlı kalmaz, diğer Türkistan devletlerine de sıçrar. Su, Türkistan bölgesinin şu andaki en büyük sorunudur. Bölgenin su açısından zengin olan iki ülkesi Kırgızistan ve Tacikistan’dır ve bu iki ülkenin bir savaşa tutuşmasının kıvılcımı bile diğer Türkistan devletlerini tutuşturmaya yeter.

Unutmayalım ki Türkistan bölgesinin üç temel sorunu var: Birincisi, su sorunudur. İkincisi, sınır sorunudur. Üçüncü sorunu ise bir türlü gerçekleşmeyen entegrasyon ve birlik kuramama sorunudur. İtidal, sağduyu, diplomasi, ekonomik çeşitliliğin arttırılması, gençlere gelecek vaat edilmesi, sistemin oturtulması, rüşvetin ve yolsuzluğun önüne geçilmesi. Devlet başkanları sık sık bir araya gelmek suretiyle buradaki sorunları çözecektirler.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Kırgızistan ile Tacikistan arasındaki krizi sona erdirmek adına arabulucuk yapmaya talip olduklarını açıkladı. Putin’in arabuluculuğa talip olmasının nedeni nedir ve Rusya’nın bölgeye yönelik hedefleri var mıdır?

Rusya’nın bölgedeki durumu aşikâr çünkü Rusya, zaten problemin yaratıcısı olduğu için kendini burada bir çözüm unsuru olarak görmekte ama Rusya’nın bölge ülkeleri üzerindeki çözüm unsuru olma özelliği bölge ülkelerinde daha fazla ayrışmaya ve çatışmaya sebebiyet verebilecek düzeyde. Türkistan bölgesindeki bu tür çatışmaları Türkistan ülkelerinin dış politikalarına bir baskı unsuru olarak kullanmayı şimdiye kadar çok iyi gerçekleştirdi. Bu yüzden bölge ülkeleri, Rusya’nın problemi çözmeye yönelik çözüm önerilerine çok fazla yanaşmamalı çünkü problemi yaratan ülkeden problemi çözmesini bekleyemeyiz. Bu da Rusya’nın çıkarlarına ters düşer çünkü Rusya, Türkistan bölgesini ne olursa olsun kontrolü altında olan bir arka bahçesi olarak görmeye devam ediyor. Bölgeye başka ülkelerin girişine asla ve asla müsaade etmeme noktasında kararlı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölge üzerindeki penetrasyonlarından çok rahatsız. Dolayısıyla Türkistan devletlerine karşı yumuşak güç unsurlarını kullanarak bölge ülkeler üzerindeki varlığını daha da hissettirmek daha sonra da bunu düzenli bir kontrol haline getirmek niyetinde. Türkistan devletlerinin çözümü Rusya ile değil, kendi aralarında bulması gerektiğini düşünüyorum.

Yaşanan krizin ardından Özbekistan, iki devlet arasında yürütülmesi gereken müzakerelere yardımcı olabileceğini; Kazakistan ise Kırgızistan’a insani yardım göndermeye hazır olduklarını açıkladı. Bu açıklamalarla birlikte Türk Dünyası ülkelerinin tutumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkistan devletleri, su sorununun Türkistan’daki en büyük sorun olduğunu bildikleri için çatışmalardan bir gün sonra hemen gerekirse arabuluculuk yapılmasına ve insani yardımlarda bulunmaya hazır olduklarını belirterek gerçekten bu sorunun bir an önce çözülmesi noktasında hemfikirler çünkü sorunun çözülmemesi halinde bu sorunun kıvılcımının bile diğer Türkistan devletlerindeki bir çatışmayı tutuşturacağını bildikleri için hem destek vermek açısından hem kendi ülkesindeki iç pozisyonlarını korumak hem de olası su savaşlarının önüne geçmek açısından gerekli desteği yaptıklarını görüyoruz. Özellikle, Türk devletlerinin kendi aralarında son yıllarda gerçekleştirdiği desteğin de yani; yapılan zirvelerin, alınan kararların ve özellikle Türk Konseyi özelinde bir araya gelmelerinin ne derecede önemli olduğunu görüyoruz. Eskiden böyle olaylar yaşandığında Türk devletleri bir müddet bekler, daha sonra açıklama yapardı ama şu anda görüyoruz ki Türk devletleri hiç zaman kaybetmeden sağduyulu ve itidalli açıklamalar yaparak istenildiği takdirde yardıma hazır olduklarını söyleyip çatışmaların bölgede bir an önce sonlandırılması gerektiğini dile getiriyorlar ve birlik ve beraberlik örneği sergiliyorlar.

Kırgızistan ile Tacikistan arasında yaşanan ve henüz kesin bir çözüme kavuşmayan gerginlik karşısında Türkiye Cumhuriyeti’ne düşen sorumluluklar nelerdir?

Son olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti de diğer Türk devletleri gibi hemen olaya müdahale etmiş ve bu çatışmaların diplomasi, itidal ve sağduyu ile bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini vurgulamış ve bu anlamda Türk devletleri ile Türkistan bölgesinde bir dayanışma içerisinde olduğunu göstermiştir. Bizim yapabileceğimiz çok büyük adımlar yok. Yapabileceğimiz en büyük çözüm önerisi, Türk devletleri için bir an önce bu sorunun çözülmesi noktasında itidalli açıklamalarda bulunmak ve gerekirse Türkistan bölgesindeki ülke liderlerini ortak ve diplomatik bir görüşme etrafına toplamak olabilir. Sorunun büyümemesi, derhal çözüme kavuşturulması ve üçüncü ülkelerin müdahil olmasından ziyade bölge ülkelerinin bu sorunları kendi aralarında çözmesi noktasında telkinlerde bulunabiliriz. Yani yumuşak güç unsurlarını kullanıp insani yardım noktasında hiç geç kalmadan ilgili ülkelere insani yardımlarımızı oradaki diplomatik misyonlarımız aracılığıyla ulaştırmalıyız. Türkiye’nin şu an yapabileceği en büyük adım bu olur.

Diğer Söyleşiler