Abdullah Sayın:”ABD’nin uyguladığı ambargo İran’ı iç ve dış politikalarındaki uygulamalarında sıkıntıya sokacak”

1-) 5 Ekim itibariyle ABD’nin İran’a yönelik uygulamış olduğu yaptırımların ikinci aşaması devreye girdi. Bu aşamada İran’ı neler beklemektedir ve bu yaptırım kararının önceki ambargo ve yaptırımlardan farkı nedir?

İran’ın, ABD yaptırımlarına yaklaşık olarak 40 yıldan bu yana çeşitli alanlarda ve düzeylerde maruz kaldığını söyleyebiliriz. Şah sonrası ABD ve İran ilişkilerindeki en büyük kırılma 4 Kasım 1979 tarihinde ABD Büyükelçiliği’nin basılması ve personellerin rehin alınması ile yaşanmıştır. Bu süreçte ABD’li rehineler 444 gün boyunca İranlı öğrenciler tarafından rehin tutulmuştur ve İran’a karşı tek taraflı ilk ABD ambargosu da bu süreçte başlamıştır.

Bu tarihten sonra da İran sürekli ABD ambargoları ile karşı karşıya kalmıştır. İran’a uygulanan ambargolardan özellikle BM kararlarıyla desteklenen 2006 ve 2010 yıllarındaki yaptırımlar, İran ekonomisinin 2010-2014 yılları arasındaki yaşadığı krizde birincil öneme sahip oldu. Bu süreçte ekonomisi büyük bir kriz yaşayan İran, 2015 yılında P5+1 ülkeleri ile birlikte masaya oturarak, nükleer anlaşmayı imzalamak zorunda kaldı. Bu dönemde İran’ın ekonomisinde de olumlu gelişmeler yaşandı ve Trump göreve gelene kadar bu iyileşme durumu devam etti.

Bu dönemin ardından İran’a şimdiye kadar uygulanan ambargoların en ağırı, 4 Kasım’da başlayan ve doğrudan İran’ın petrol ve doğalgaz ihracatını yani İran’ın milli geliri içerisindeki en önemli payı (%20) hedef alan bu ambargolar olmuştur. Daha önceki ambargolar İran’ı ekonomik anlamda önemli bir şekilde etkilese de şimdiye kadar İran’dan bu denli bir politika değişikliği talep edilmemiştir. Bu yaptırımlar neticesinde Trump’ın İran ile masaya oturmak için açıkladığı 12 maddelik listeye baktığımızda, bu listenin İran’ın dış politika anlayışını ve bölgesel faaliyetlerini değiştirmesini talep eden ve adeta İran’a diz çöktürmeyi amaçlayan bir liste olduğunu söylemek mümkün.

Tüm bunları ele aldığımızda Trump’ın, ekonomik yaptırımlarla İran’ı köşeye sıkıştırmak istediği, bölgedeki artan nüfuzunun aksine sınırları içerisine döndürmek istediği ve ekonomik kriz neticesinde İran’ı halk ile rejim arasında problemlerin yaşanacağı bir ülke haline getirmek istediği yorumunu yapmak mümkündür. Bu yüzden, kısacası ilerleyen günlerde İran’ı bölgesel ve küresel ittifak arayışına daha fazla yönelmesi gerekeceği, ekonomik sorunların şiddetine mukabil sosyal sorunların baş gösterme ihtimalinin olduğu bir sürecin beklediğini söyleyebiliriz. Tabi İran’ın da bu yaptırımlara karşı seyirci kalması beklenemez. İran ise bu süreçte geliştireceği ittifaklar ve politikalar ile bu yaptırımları hem iç siyasetinde hem de bölgesel politikalarında en az hasarla atlatmaya çalışacaktır.

2-) Muhtemeldir ki İran üzerine uygulanan bu yaptırımlar son olmayacak ve muhtevası daha da ağırlaştırılarak devam edecektir. Bu durumun İran’ın iç politikasına yansımaları ve İran’daki halk hareketlerindeki karşılığı hakkında önümüzdeki dönemde nelerle karşılaşabiliriz?

İranlı vatandaşlar ile bu konuya dair sohbet ettiğimizde birçoğu bu durumdan memnun olmadığını dile getirse de kinayeli bir üslupla İran’a uygulanan ambargolara artık alışkın olduklarını dile getiriyorlar. Yaptırımların en önemli etkisi ilk olarak ekonomi alanında kendisini gösteriyor haliyle. Bunun devamında alım gücü düşerek yoksullaşan halk, döviz ile ara mal alarak üretim yapan üretici ya da satış yapması gerekirken kepenk kapatmak durumunda kalan esnaf sisteme ve hükümete karşı öfkelenmeye başlıyor. Kısacası yaptırımlar öncelikle halkın yaşam standardını etkiliyor ve devamında toplumsal bir öfkeye dönüşüyor diyebiliriz.

Nükleer anlaşmanın 8 Mayıs’da yürürlükten kaldırılması ile eş zamanlı olarak uygulanacağı söylenen yaptırımlar, İran Riyali’nin Haziran ayı ve sonrasında döviz karşısında çok büyük oranda değer kaybetmesini de beraberinde getirdi. İran Riyali’nin döviz karşısındaki bu yüksek değer kaybı, enflasyon oranlarının çok kısa bir süre içerisinde aşırı yükselmesine neden oldu. 2018 yılının ilk aylarında 1 Dolar 4 bin Tomen olarak işlem görürken son günlerde 1 Dolar 15 bin Tomen civarında işlem görüyor. (Tomen: Halkın Riyal’den 1 sıfır atarak kendi aralarında kullandıkları isim)

Türkiye’de doların çok kısa bir sürede 4 Lira’dan 7 Lira civarına çıktığında, piyasadaki ekonomik etkilerini düşününce, İran Riyali’ndeki bu değer kaybını ve bunun halka yansımalarını da daha kolay tahmin edebilirsiniz. Zira aylar içerisinde İran Riyali döviz karşısında %300’lük bir değer kaybına uğradı. Yani İran halkı aylar içerisinde üçte 1 yoksullaştı. Bu durum doğal olarak halk arasında huzursuzlukların artmasına neden oluyor.

İran’da Haziran ayından bu yana yaşanan kriz, direkt olarak halkın alım gücüne yansıdığından, Haziran ayından bu yana küçük çaplı gösteriler meydana geldi. Çarşı esnafı ise kurdaki bu aşırı dalgalanmalar ve işlerinin aksamasına tepki göstererek kepenk kapatma eylemi gerçekleştirdi. Ancak hükümet ve yargı yetkilileri bu sürece çok hızlı bir sürede önlem alarak olayların 2018 yılının başlangıcındaki gibi büyümesine engel oldular. Tutuklanan kişilere ‘ülke ekonomisini zarara uğratmak’ suçundan verilen ağır cezalar sonrasında bu eylemler şimdilik son buldu diyebiliriz.

Bu süreç İran iç siyaseti açısından değerlendirilince Ruhani ülke ekonomisinin kötüye gitmesinden sorumlu tutulan birincil kişi olarak hem muhafazakârların ağır eleştirilerine hedef oldu hem de en son seçimlerde kazandığı mevcut oy potansiyelini ve popülaritesini kaybetmeye başladı. Eğer İran orta vadede ekonomik anlamda beklenen iyileşmeleri gösteremezse mevcut yaptırımların etkilerinin ağırlaşması ile birlikte iç siyasette yaşanacak kriz derinleşerek, yeni sosyal sorunların yaşanmasını da beraberinde getirecektir. Bu durumda halkın, hükümete ve rejime olan tepkisinin kısa sürede ortadan kalkması çok zor bir ihtimal gibi görünüyor.

3-) İran’a uygulanan bu yaptırımlar neticesinde Tahran yönetimi Yemen ve Suriye’deki askeri varlığını sürdürebilir mi? Başlangıçtan bu yana İran’a bağlı olarak Suriye’de bulunan ve Esad Rejimi’ne destek veren milis kuvvetlerin Suriye’den çekilmesi halinde güç dengelerinde önemli bir değişiklik söz konusu olur mu?

İran’a uygulanacak olan bu ağır yaptırımlar İran ekonomisine vereceği zarar kadar İran’ın bölgesel politikalarına da zarar verecektir muhakkak. Donald Trump’ın İran ile masaya oturmak için şart koştuğu 12 maddelik listeye bakıldığında, 4 Kasım yaptırımlarının asıl amacının İran dış politikası ve bölgesel faaliyetleri ile ilgili olduğunu rahatlıkla görebilmemiz mümkün. Bu maddelerin çoğunluğunun doğrudan, İran’ın Suriye-Irak-Yemen-Lübnan gibi ülkelerdeki faaliyetleri ve bölgedeki politikaları ile ilintili bir şekilde sıralandığı ortada.

İran, ABD tarafından ekonomik anlamda köşeye sıkıştırılıp, bölgedeki faaliyetleri akamete uğratıldıktan sonra masaya oturtulmak isteniyor. İran’ın yerine getirmesi beklenen bu talepler, İran’ın hem güvenlik anlayışı ile hem de bölgesel politika anlayışı ile tamamen zıt bir durum yaratıyor. Bu bağlamda İran’ın bölgesel politikalarına bakıldığında İran müesses nizamının en önemli sacayaklarından olan Devrim Muhafızları Ordusu ve Devrim Rehberliği Makamı, “İran’ın güvenliğinin sınırları dışarısında tesis edilmesi gerektiğinden” söz etmekte.

İran, bölgedeki gücünü korumak ve etki alanlarını artırmak adına Suriye, Irak gibi ülkelerde milis güçleri ile hareket ederken, Suudi Arabistan ile yürüttüğü vekâlet savaşında Yemen’deki Husiler, İsrail’in çevrelenmesinde ve bölgesel politikalarında ise Lübnan’daki Hizbullah ile yakın ilişkiler kuruyor. Bu bağlamda mevcut yaptırımlar sonrasında İran’ın, ekonomisinde karşılaşacağı krize ve buna mukabil yaşayacağı sosyal sorunlara rağmen bölgesel faaliyetlerinin kapasitesini azaltsa da bunları sıfıra indirmeyeceğini söyleyebiliriz. Zira bu durum rejimin geleceği açısından çok büyük bir önem arz ediyor. Bu yüzden bu konuda verilecek herhangi bir tavizin, rejimin geleceği ve gücü açısından önemli bir zafiyet olacağı değerlendiriliyor.

İran’ın Suriye denkleminden tamamen çekilmesi pek mümkün görünmese de milis güçlerini belli oranda azaltması halinde sahada oluşacak güç boşluğunu Rusya’nın dolduracağı ve buna mukabil güç dengelerinde daha önemli bir rol oynayacağı söylenebilir. Bu durumun gerçekleşmesi halinde İran’ın Rusya’dan beklentileri artacaktır ancak bunlara istediği ölçüde karşılık bulamayacağı öngörülebilir. Türkiye’nin de böylesi bir süreçte elinin daha da güçleneceğini söylemek mümkün. Zira Türkiye’nin Suriye’de İran ile ayrıştığı nokta çok daha fazla. İran’ın gücünün sahada azalması durumunda Türkiye, askeri anlamda olmasa da güç dengeleri açısından daha önemli bir konum elde edebilir. Bu durumda İran, Suriye krizinde başat aktör olma özelliğini kaybedebilir.

4-) Bu yaptırımlar karşısında İran’ın, Rusya’ya olan bağımlılığının daha da artacağı yönündeki değerlendirmelere katılıyor musunuz? Böyle bir durum söz konusu olursa İran’ın bölgedeki aktifliğinin son bulacağını söylememiz mümkün müdür?

İran ve Rusya Suriye’de önemli bir çıkar ortaklığı gerçekleştirse de ABD yaptırımları açısından Rusya, İran’ın ekonomik açıdan tek çıkar yolu olarak değerlendirilemez. İran bu yaptırımlarla baş edebilmek için Rusya ile olduğu kadar Çin, Hindistan, Türkiye ve AB ülkeleriyle de iyi ilişkiler geliştirmek zorunda. Rusya, bir yanda yaptırımlara karşı İran’a siyasal anlamda destek olduğu yönünde açıklamalar yaparken diğer yandan ABD’nin OPEC üyesi devletlere petrol arzını artırma çağrısına olumlu yanıt vermiştir. Bazı Rus Şirketler de yine İran piyasasından yaptırımlar tehdidi ile yatırımlarını geri çekmiştir. Bu bağlamda İran’ın yaptırımlar sürecinde Rusya’ya olan ekonomik bağımlılığı diğer ülkelere olan bağımlılığından çok daha önemlidir yorumunu yapamayız.

İran ile Rusya arasındaki ilişkiler, bölgedeki ABD karşıtı politikalarda kendisini birçok kez açıktan gösterdi. Bu duruma uzun zamandır özellikle Suriye meselesi üzerinden şahit olmaktayız. Ancak İran ile Rusya arasındaki bu ilişkiyi de bağımlılıktan çok çıkarlar doğrultusunda şekillenen bir ilişki ağı olarak değerlendirebiliriz. İran ile Rusya arasındaki bu ilişki düzeyinde stratejik bir ortaklıktan söz etmek ise henüz mümkün değil. İki ülkenin de çıkarları çatıştığında, ilişkilerde önemli sorgulamaların ve kopmaların yaşanma ihtimali mevcut.

İran ve Rusya arasındaki Suriye üzerinde gerçekleşen ikili ilişkilerin son dönemlerde çatırdamaya başladığı da ayrıca konuşuluyor. Malumunuz Türkiye’de de bu konuya dair son aylarda çok fazla şey yazılıp çizildi. Her iki ülke de Suriye’de önemli yatırımlar yaptı. Hem maddi anlamda hem de askeri anlamda yoğun bir destek verdiler Beşşar Esad’a. Ancak bu iki ülke kendi çıkarlarını öncelemek zorunda kaldıkları durumlarla da yüzleştiler birçok kez. Zira bu dönemde Suriye’de kimin daha aktif bir rol alacağı uzun yıllardır Suriye’ye yatırım yapan bu iki ülke açısından son derece önemli bir rekabet alanı oluşturdu.

Rusya’nın bölgede İsrail ile var olan ilişkileri de bu iki ülke açısından ilişkilerin birçok kez sorgulanmasına yol açtı. İsrail birçok kez Suriye’de İran’a ait olduğunu söylediği alanları bombaladı. Bu dönemlerde Rusya’nın bu saldırılara göz yumduğu yorumu yapıldı ve bu durum İran tarafından birçok kez eleştirildi. Ayrıca Suriye’de Rusya tarafından İran ait milis güçlerin ‘yabancı güçler’ olarak değerlendirilmesi de ikili ilişkilerin gerilmesine neden olan önemli olaylardan bir tanesi oldu.

Kısacası bugün bölgedeki birçok ülkede siyasal ya da askeri anlamda aktif olan İran’ın bölgedeki varlığı tamamen Rusya ile olan ortaklığına ve çıkar birlikteliğine bağlı değildir. Süreç içerisinde Suriye üzerinde görülen çıkar birlikteliğinin de son derece kırılgan olabileceği yaşanan olaylar özelinde görülmüştür. İran’ın, ilerleyen dönemlerde bölgede kendi etkisi altında olan milis kuvvetlerini azaltması durumunda bölgedeki etkinliğinin de aynı oranda zayıflayacağı öngörülebilir. Ancak İran’ın bölgede tamamen etkisini yitireceğini kısa vadede çok zor bir olasılık olarak değerlendiriyorum.

5-) ABD tarafından Türkiye’nin bu yaptırımların dışında tutulması nasıl değerlendirilmelidir?

Türkiye ile İran’ın sınır komşusu olması, aralarında önemli bir ticaret hacminin olması ve en önemlisi Türkiye’nin enerji tedarikçileri arasında İran’ın en önemli yere sahip olması, Türk heyetlerin ABD ile muafiyet konusu görüşmelerinde muhakkak ki etkili olmuştur. Zira ABD’de tüm bunların farkında ve Türkiye’nin İran’dan aldığı petrolü ve gazı bir anda kesmesinin imkânsız olduğunu biliyor.

Bunun yanı sıra ABD’nin Türkiye ile birlikte diğer 7 ülkeye verdiği 180 günlük bu muafiyet kararına baktığımızda bu devletlerin İran petrol ihracatında %75’lik önemli bir yere sahip olduğunu görüyoruz. Sadece bu devletlerin İran’dan aldıkları günlük petrol miktarındaki bu önemli oran göz önüne alındığında, İran’ın petrollerinin Trump’ın hedeflediği gibi sıfırlanması durumunda, uluslararası petrol piyasasının böylesi bir arz açığını kapatma ihtimalinin imkânsız olduğunu söylemek çok da zor olmayacaktır. Tabi böylesi bir durum petrol varil fiyatlarındaki fahiş artışı da beraberinde getirecekti. Bu ne ABD’nin ne AB’nin ne de diğer ülkelerin istemeyeceği ve şiddetle karşı çıkacağı bir durum. Trump’ın bu hedefinin hayata geçirilmesi imkânsıza yakın olduğu için ABD, bu ülkelere muafiyet kararı vererek hem uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarının artışını engellemek istedi hem de İran’a karşı uygulayacağı ambargoların orta ve uzun vadede etkisini yitirmemesi için muhatap ülkeleri tamamen karşısına almaktan çekindi diyebiliriz.

ABD ile yakın dönemde Rahip Brunson üzerinden yaşadığımız kriz malumunuz. Türkiye, ABD’nin bölgedeki siyaseti açısından önemli bir ülke. Trump döneminde her ne kadar öngörülemeyen krizler yaşansa da bu ilişkilerdeki gelişmeler ABD’nin bölge siyasetinin etkili olmasında büyük bir öneme sahip. ABD’nin bu yüzden ilişkilerdeki pozitif yönlü gelişmeleri devam ettirmek istemesinin de etkili olduğunu söyleyebiliriz. Zira ABD’nin ilerleyen süreçte sadece İran değil, Suriye’deki yaşanacak gelişmelerde de Türkiye ile ilişkilerinin kötü bir durumda olmaması önemli. Bu açıdan bu muafiyet kararı hem Türkiye-İran ilişkileri açısından hem de Türkiye-ABD ilişkileri açısından bizim için önemli ve olumlu bir karar oldu diyebiliriz.

Türkiye ile ilgili değinilmesi gereken bir diğer konu ise bu yaptırımların İran’a vereceği zararların bizim menfaatimizden çok zararımıza olacağı. İran ile aynı bölgede rakip olarak görünsek de en nihayetinde sınır komşusuyuz ve İran’da yaşanacak bir problemden diğer bölge ülkeleri gibi Türkiye’de hem ekonomik hem de stratejik olarak doğrudan etkilenecektir. Bunun yanı sıra ABD’nin hedeflediği İran petrolünün sıfırlanması durumu en önemli tedarikçisi İran olan Türkiye için daha önemli sorunları veya bağımlılıkları da beraberinde getirecektir. İran’ın kendi yaşayacağı derin bir kriz sadece İran sınırları içerisinde kalmayacak ve bu bölgede de kendisini yakından hissettirecektir. Tüm bu sebeplerden dolayı Trump’ın İsrail, Suudi Arabistan ve BAE ortaklığı ile İran’ın sınırlarına hapsedilip adeta bir kriz ülkesi haline getirilmesi isteğinin, İran’ın sınır komşusu olan Türkiye için de yeni sorunları beraberinde getireceği unutulmamalı ve olaylar dikkatle takip edilmelidir.