Abdürreşit Celil Karluk: “Türkiye, mazlumların hamisi olarak, atalarının geldiği coğrafyadaki akrabalarının haritadan silinmesine kesinlikle kayıtsız kalmayacaktır”

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Abdürreşit Celil Karluk ile Doğu Türkistan’daki son durum üzerine konuştuk.

İlk günden beri acısını çok derinden hissettiğimiz Doğu Türkistan meselesi günümüzde ne durumdadır? Yaşanan süreçte herhangi bir değişiklik mevcut mudur?

Bugün Doğu Türkistan meselesi bölgesel problem olmaktan çıkmış uluslararası bir mesele haline gelmiştir. Nitekim Batı devletlerinin bir araya gelerek, en son 23 den fazla ülkeydi, bu meseleyi gündemine almış ve Çin’e karşı Birleşmiş Milletler’in yayınlamış olduğu mesaj ve mektupları uluslararası arenada tebliğ etmişti.

Bu süreçteki gelinen değişimde Çin Devleti sert tutumunu bölgedeki faşist uygulamalarına son vermek yerine envai çeşit yalanlarla, kamuoyunu yanlış bilgilendirme yoluyla kamuoyunu manipüle etme yoluna gitmiştir. Bu sürdürülebilmesi mümkün olmayan bir süreçtir. Bu hususta uluslararası ilgi alaka artarken Çin, şiddeti artırarak yapması gerekenin tam tersini yapıp daha çok manipülasyon ve yalanlarla uluslararası ilişkilere, uluslararası hukuka ve bir devlete yakışmayan tavır ve tutumlara girilmiştir. Bu da uluslararası Arena’da Çin’in itibar kaybetmesine daha fazla antipati duyulmasına neden olmuştur. Nitekim en son yirmi dört milyon takipçisi olan dünyaca ünlü futbolcu Mesut Özil’in bugün yayınladığı mesajdan da bunu görmek mümkündür.

Geçtiğimiz haftalarda zalim Çin’in Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Cheng Weihua tarafından yapılan açıklamaları nasıl yorumluyorsunuz?

Mart 2017 tarihinden itibaren ben ailem ile olan iletişimimin tamamen kopmasından sonra ailemden bilgi almaya çalıştıysam da alamadım. Fakat 2017 yılından itibaren Çinlilerin özellikle yurtdışında akrabası olan yurt dışına ziyaret, seyahat etmiş olan insanları kitlesel olarak tutukladığında ben aile üyelerimin tehdit altında veya o toplama kampında olduğunu tahmin etmiştim fakat bunu kesinleştirecek, teyit edecek, orada olup olmadığını teyit edecek hiçbir bilgi kaynağım yoktu. Öğrendiğim bilgiler farklı tarihlerde özellikle kardeşim Abdülcabbar’ın bu kamplarda işkence gördüğünü felç edildiği, tıbbi deneye maruz kaldığı bilgileri geldiğinde inanamadım ve teyit etmek için yıllarca uğraştım. Çünkü bir akademisyen olarak elimde gerçek bir veri olmadan konuşmam doğru olmayacak. 3 yıldır acımı içime gömerek bu süreci yaşadım. En son gelen bilgiler ışığında tanıklık videosunu yayınladıktan sonra, sağ olsun Türkiye ve Dünya’da insanlık onurunu kaybetmemiş insanların, sosyal medya üzerinden ses getirici bir kamuoyu oluşturmasının ardından Çin Devleti’nin Ankara büyükelçiliği burada basın açıklaması yapmak mecburiyetinde kaldı. Basın açıklamasını Türkçe yapan müsteşarın kibirli, lakayt seviyesiz açıklamalarını bir kenara bırakıp içeriğine baktığımızda benim soruma cevap vermekten ziyade oyalayıcı geçiştirici kamuyu manipüle edici yanlış bilgilerle dolu bir beyanda bulunduğunu gördük. Kendisi, yaptığı açıklamada ailemden haber almaya çalıştığımı eklemişti. Daha sonra çalıştığım üniversite rektörünün ve kamuoyu hassasiyetinin artmasından sonra kendisi bizim rektörlüğe özel bir mektup göndererek bir sürü yanlış bilgilerle ailemden haber almaya çalıştığını belirtmiş. Fakat bir büyükelçilik, bir devlet nasıl olur da kendi sınırları içindeki bir ailenin durumunu 7 güne kadar öğrenemez ve bilgi veremez? Bu da beni daha fazla endişeye sevk etmektedir. Kafamda onların başına daha fazla iş açtım mı veya onlar daha fazla zulüm ve işkenceye maruz kaldı mı gibi endişeler de oluştu.

Yıllardır ailenizden haber alamıyorsunuz? Bu konuda bir gelişme var mı?

Evet, yıllardır ailemden haber alamıyorum. Bu çok acı bir durum. Yanımdaki telefon dünyanın her tarafına açık. Her ay Çin’e yönelik yüz yirmi dakika konuşma hakkım var. Her ay ücretini ödüyorum. Yüz yirmi dakikayı, iki dakika bile kullanmadan üç buçuk yıldır tüketiyorum. Niye? Belki ailemden haber alırım diye. Diğer kanallardan, mesela sosyal medyadan da haber almak için çeşitli yolları deniyorum. Lakin haber alamıyorum.

En son gelen haber bahsettiğim gibi çok üzücüydü. Hatta ben tanıklık videosunu yayınladıktan sonra normalde Çin devletinin yaptırım uygulaması gerekir. Tanıklık videosu yayınlayanlar ailesini arattırır. Oradan yerel polisin aramasıyla “Biz iyiyiz, bir şey yok. Herhangi bir olumsuz durum yok.” gibi haber alanları biliyorum. Lakin bana öyle bir telefon bile gelmedi. Bildiğim kadarıyla yakınlarıma da herhangi bir bilgi gelmedi.

Tanıklık videosundan sonra bu şekilde Çin büyükelçiliğinin vaatleri ekseninde haberler almaya çalışıyorum, sorunu çözmeye çalışıyorum ve sorunun çözülmesini bekliyorum. Çin Büyükelçisinin beyanatlarındaki anlatılanlardan hareketle hakikaten onların dediği gibi orada bir sorun yok ise ki biz de sorunun olmamasını istiyoruz, neden ailemle irtibat ve iletişim kuramıyorum? Madem ben kuramıyorum onlar kursunlar. Onlar iyilerse özgürce yurt dışına çıkmasına, Türkiye’ye seyahat etmesine, benim yanıma gelmesine izin versinler, yardımcı olsunlar. Ben bu yönde çağrımı bulundum.

Çin ile Türkiye arasındaki ilişkilerin Doğu Türkistan’daki kardeşlerimize etkisi nasıl olmaktadır?

İki ülke arasındaki resmi söylemlere baktığımızda iki ülke ilişkilerinin çok iyi seviyede stratejik işbirliği düzeyinde olduğu söyleniyor. Fakat bu iyi ilişkilerin oradaki, bizim gönül coğrafyamızdaki ve bizimle bağlantılı olan Türk ve Müslüman kitle ile olan bağımıza yansımadığını Doğu Türkistan örneğinde hatta oradaki diğer Müslüman grupların yaşadıklarından ve dünya kamuoyuna yansıyan sayıları 2 milyondan fazla insanın kamplarda maruz kaldıkları durumdan şunu anlayabiliyoruz. Bu iyi ilişkiler oradaki Müslüman Türklerin lehine değil aleyhine bir sonuç çıktığını görüyoruz.

Adaletsizliğe, zulme sessiz kalarak Türk milletinin karakteriyle çelişen Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bu tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarının mutlak çoğunluğu asla zulme ve zalimin yaptıklarına kayıtsız ve şartsız kalamazlar, kalmazlar. Bilgilendirilenler zaten ses çıkartıyorlar. Buradaki önemli olan şudur Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki insanların bölge hakkında sağlıklı bilgi edinmesi alanında medya ister ulusal medya ister büyük medya veya küçük medya olsun üzerine düşeni yeterince yerine getirmediği kanaatindeyim. Tabii bu arada bazı orta ve küçük ölçekli gazete, medya ve TV’leri bundan müstesna tutmak lazım. Onlar ellerinden geldiği kadar bu konunun topluma duyurulması, aydınlatılması bağlamında çalışıyorlar çalışmaktadırlar. Lakin büyük ulusal kanallar, gazeteler, bunlar üzerine düşeni yapmadığı için toplumda geniş kesin bilgi edinmesinin engellendiği veya bilgi edinme hakkının verilmediği temin edilemediğini düşünüyorum.

Geniş, kitlesel bir ses getirici tepkinin verilmediğini düşünüyorum. Bundan dolayı da hükümetimiz veya devletin ilgili birimlerinin sessiz kalması da tabii ki önemli. Bunda kamuoyundan gelen baskının da yetersiz olması önemli etken olabilir. Bu bağlamda medya organlarımızın, iletişim kanallarımızın kendi mesleki etiği noktasında profesyonel davranarak Batı medyasında veya diğer ülkelerin medyalarının yaptığı gibi haberleri objektif bir şekilde ülkemize aktarmasını rica ediyorum.

Bu medya kuruluşlarının Çin’de daimi muhabirler bulundurarak, bu daimi muhabirleri bölgeye gönderip bölgenin dilini, dinini, örfünü, öğrenerek oralardan sağlıklı bilgi aktarmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Bunu geciktirmeden yapmaları lazım. Aksi takdirde kulaktan dolma veya Çin lobisinin dağıttıkları broşürlerden veya verilerden hareketle belli bir kesimin yaptığı gibi yanlış bilgi yayma durumu da olabilir. Bundan dolayı medya, üzerine düşeni yapmalı, toplumu aydınlatmalı, bilgilendirmeli. Diğer taraftan ülkemizin önde gelen sanat, spor ve önemli popüler kültür temsilcileri de insani hassasiyetini harekete geçirerek Mesut Özil örneğindeki gibi insani davranışını sergileyerek kendi taraftarlarını takip edenlerini bilgilendirme ve bilinçlendirmelidir. Onların da toplumsal ve insani hassasiyetle daha medeni bir duruş sergilemesi ve ülkemizin ulusal arenadaki itibarını yükseltilmesine katkıda bulunmalarını önemli olduğunu düşünüyorum ve bunu da bekliyorum.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Son olarak şunları eklemek istiyorum. Bizim devletimizin yetkililerinin büyük çoğunluğunun bu duruma kayıtsız kaldığını tamamen düşünmek de yanlış olur fakat açık yüreklilikle meydanlarda konuşmadığı da aşikâr. Konuşmayanların da vicdan azabında olduğunu da ben tahmin ediyorum. Çünkü bölgedeki zulüm gizlenemez hale gelmiştir. Bizim haykırışlarımızı duymayan insanın olduğunu ben düşünmüyorum. Duymaması için duygusuz veya işitme engelli olması gerekir. Dolayısı ile bizim ülkemizin devlet yetkililerinin, hükümet yetkililerinin en kısa zamanda cesur bir çıkışla bu durumu sahipleneceğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye mazlumların hamisi olarak, atalarının geldiği coğrafyadaki akrabalarına İslam’ın Doğu kalesinin haritadan silinmesine kesinlikle kayıtsız kalmayacağına inanıyorum ve ben bu inançla biz insanlardan daha hassas daha duyarlı olmalarını bekliyorum.