İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ata Atun: “Bugün Türkiye, gerçekte denizden kuşatılıyor ve bu aslında 90’larda batı dünyası tarafından başlatılan sistematik bir saldırı programının günümüze ulaşan sonuçlarıdır”

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı ve Kıbrıs İlim Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Ata Atun ile Yavru Vatan Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki son gelişmeleri konuştuk.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis, “Yunanistan dış politikasının en üst stratejik talebi Türk işgaline son verilmesidir.” ve “Deniz yetki alanlarındaki faaliyetler yasa dışıdır.” gibi küstah ve tehditkâr açıklamalarda bulundu. Yunanistan’ın yeni başbakanı Miçotakis’in bu açıklamalarıyla beraber Türk-Yunan gerilimi nereye gidiyor? Ne öngörüyorsunuz?

Doğu Akdeniz’de, Ege’de olduğu gibi, deniz egemenliği yetki paylaşımı konusunda anlaşmazlık 1994 yılından beri sürmekte.

Bugün Türkiye, gerçekte denizden kuşatılıyor ve bu aslında 90’larda batı dünyası tarafından başlatılan sistematik bir saldırı programının günümüze ulaşan sonuçlarıdır.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’nin Mısır ve İsrail ile anlaşmazlık içinde olmasını fırsata çevirerek bu iki devletle Doğu Akdeniz denizlerini paylaşma amaçlı ikili anlaşmalar yoluna gitmiş ve 2003 yılından itibaren Doğu Akdeniz’de egemenlik paylaşım sorununu yaşamaktayız.

Bundan sonraki aşamada Yunanistan ve Mısır arasında deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması yapılması için Yunanistan düzenli ve programlı olarak girişimler yapacaktır. Bu sonuca ulaşana dek de Deniz Yetki Alanları Haritasını da kendi lehine sonuçlandırana dek de anlaşmayı sürdüreceği kesindir.

Yunanistan’ın hedefi, 90’lı yılların başında AB’nin İspanya’daki Sevilla Üniversitesi’nde hazırlattığı haritaya uygun olarak Deniz Yetki Alanı’nı ilan etmek ve Türkiye’ye kabul ettirmek olacaktır.

Doğu Akdeniz’de Deniz Yeki Alanları ile ilgili hazırlanmış olan bu Sevilla Haritası’nın, Birinci Dünya savaşından sonra Osmanlı devletine dayatılan ve Anadolu’nun paylaşılmasını içeren Sevr Anlaşmasından ve haritasından bir farkı yoktur.

Yunan cephesinden peş peşe gerilimi tırmandıran provokatif adımlar atılırken Türkiye devleti ve Kıbrıs hükümetinin müşterek politikası devam ederken Akıncı’yı surda bir gedik olarak değerlendirmek mümkün müdür? Akıncı, Türk milletinin hak ve menfaatleri noktasında nasıl bir risk içermektedir?

Türkiye’nin sondaj hamlesi Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin bu sinsi oyununu bozmuştur. 2003 yılından itibaren Türkiye kendi kıta sahanlığındaki her türlü egemenlik hakkını ihlal eden girişimi donanmasını göndererek engellemiştir.

Son yıllarda Barbaros gemisi bu bölgede sismik aramalar yapılmış ve birtakım veriler elde edilmiştir. Sondaj faaliyetinin çok pahalı bir maliyeti olması nedeni ile de Türkiye, bölgede egemenlik hakkını korumak konusunda kararlı olduğunu ortaya koymuştur.

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın yeni KKTC Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile istişare etmeden kabul edeceği veya da altına imza koyacağı herhangi bir karar veya da anlaşma uygulamada geçerli olamayacaktır. Bu nedenle de Cumhurbaşkanı KKTC Hükümeti ve T.C. Hükümeti ile istişare ederek ileriye doğru adımlar atmak zorundadır.

Kapalı Maraş’ın geleceği hususunda atılacak olan adımlarda nasıl bir yol izlenmelidir? KKTC yönetiminin yapılacak olan görüşmelerde tavrı nasıl olmalıdır?

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Lideri Nikos Anastasiadis’in 9 Ağustos Cuma günü yapacağı görüşmeden kapsamlı çözüm bağlamında beklentisi olmadığını belirterek, Rum tarafının Kapalı Maraş ile ilgili süreçlere dâhil edilmemesi ve doğal gaz konusunda öne sürmesi muhtemel “ağzına bir parmak bal çalma anlamına gelecek önerilere” sıcak bakılmaması gerektiğini söyleyerek KKTC Hükümeti ile endirekt olarak T.C. Hükümetinin bu konuda düşündüklerini ve ortak stratejiyi ortaya koymuştur.

Yunanistan, ABD, İsrail ve Güney Kıbrıs, Doğu Akdeniz’deki enerji meselelerinde birçok konuda işbirliğini arttırma yönünde karar aldı. İttifaklar ekseninde Doğu Akdeniz meselesini ele alacak olursak Türk dış politikası nasıl şekillenmelidir?

Sevilla Haritasına göre Yunanistan, Antalya’nın Kaş ilçesi açıklarında yer alan Meis adasına çok geniş bir deniz yetki alanını bağlamakta ve 1958 ile 1960 yıllarında kabul edilen I. ve II. Deniz Hukukuna göre Türkiye’nin Deniz Yetki Alanı içinde olan 189000 km karelik alanın 148 bin km karesini gasp ederek Türkiye’nin Deniz Yetki alanını 41000 km kareye indirgemek istemektedir. Bunun gerçekleşmesi durumunda Türkiye Akdeniz’den kopmuş ve kendi karasularına hapsedilmiş olacaktır.

Yunanistan’ın bu anlaşmadan sonrada hemen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir Deniz Yetki Alanı Anlaşması yapacak ve Kıbrıs Adasının batısı ile birleşecek.

Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin bu sinsi planına karşı Türkiye’nin KKTC ile Federasyon veya da Konfederasyon Anlaşması yaparak müştereken Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye ait 189,000 km karelik alana ve KKTC’nin ilan ettiği A-B-C-D-E-F-G alanlarından oluşan alanlara (Yaklaşık 50,000 km kare) müştereken hâkim olmak, sismik araştırma yapmak, deniz tabanı ve deniz içi zenginliklerinden faydalanmak ve uçak geçişlerini kontrol etmelidirler.