Köşe Yazıları 

Ekonomik kriz iktidarı teslim alacak mı? !..

Sn. Bahçeli’nin NATO uyarısı !.. Milletimiz, devletimiz ve vatanımızın bütünlüğü çok ciddi tehdit altındadır. Ne oldu? Niçin oldu? Neden oldu? Kim bugünlerin sorumlusu? Bu sorulara cevap aramak için uzun uzun tartışabilir ve suçlu ayağa kalk diyebiliriz. Bu çabamızın ve vardığımız sonuçların bugün ve gelecekte daha şiddetli yaşayacağımız tehdit ve tehlikelerin çözümüne yapacağı tek katkı, sadece aynı hataları yapmamak ve bu hataları yapan siyasi kimliklerden hızla kurtulmamız gerektiğini anlamak, farketmek olacaktır. Ya sonrası? Tehditi nasıl ortadan kaldıracağız ve yapmamız gerekenler için nasıl ve nerede yeni bir safta ‘millet-devlet’ olarak buluşacağız? !..…

Devamı
Köşe Yazıları 

Mahalli seçimlere giderken!..

İttifaklar ve adaylar üzerine gündem oldukça yoğun. Sonunda bu vaveyla bitecek, her ilçeye ve ile bir belediye başkanı seçilmiş olacak. Eskimiş, artık duymaktan gına geldiğimiz bayat siyasi sataşmalar şimdiden kulaklarımızı tırmalamaya başladı bile. Belediye başkanları, mahalli idare yöneticileri seçilecek; “…bunlar var ya bunlar” diye başlayan, bayat, tarihin çöplüğünde kokuşmuş, onlarca kez önceki partilerce kullanılmış tarihi siyasi olaylar ve onlar üzerine konuşma replikleri artık midemize kramplar girmesine sebep olmakta. Belediye başkanlarının eski ismi ‘şehremini’ idi. Şehrin emanet edildiği adam!.. Şehirde yaşayan halkın temiz gıda, temiz su, temiz çevre ve huzurundan sorumlu…

Devamı
Köşe Yazıları 

ABD için FETÖ’nün önemi!..

ABD’nin FETÖ’yü koruması ve ondan vazgeçmemesini bazı çevreler sadece Türkiye’ye ye yönelik menfaatleri ile düşmanlık çizgisinde algılayıp tez ve görüşlerini bu temel kabul üzerine oturtuyorlar. Bu yaklaşım çok zayıf ve sığ bir analizin sonucu. FETÖ, ABD’nin 1981 yılında fiili startını verdiği ‘küresel ölçekli’ çok ciddi ve büyük bir örgütlenmenin adıdır. Hedefi sadece Türkiye değil tüm dünyada ABD menfaatlerine hizmet edecek ve gerçekten samimi  ‘Amerikancı’  insanların devşirilmesini hedefleyen bir projenin adıdır. Evangelizmin dünyada yayılma hızı ile Türk ve İslam dünyasında FETÖ okullarının açılma ve yayılma hızı son 35 yılda büyük paralellik…

Devamı
Köşe Yazıları 

Tarım sektöründe ‘Galat-ı meşhurlar’ (2)

Tarım sektöründe silinmesi çok zor olan, doğru sanılan yanlışları yazmaya devam ediyoruz. Genellikle tıp doktorlarının ve tıbbı aromatik bitkilerden ürünler üretenlerin TV programlarında tohumla başlayıp kısırlıkla biten konuşmalarına şahit olmayanımız yoktur herhalde. Türkiye’de üretilen sebze ve meyveleri ‘şüpheli, zararlı’ ürünler olarak yaftalayan bu şuursuz ve kasıtlı programlar ile Türkiye tohumculuğuna ve bitkisel üretimine çok ciddi zararlar verildiğinin acaba ne kadar farkındayız? Medyada popülerlik uğruna ziraatın “z” si ile ilgisi olmayan “tüccar medyatikler” son yıllarda tohum ve sebze üzerine halkımızın zihnini oldukça fazla bulandırdılar. Özellikle, hiçbir ziraatçı uzmanı ve bitki ıslahçısını tek…

Devamı
Köşe Yazıları 

Tarım sektöründe ‘Galat-ı meşhurlar’ !.. (1)

Yani ‘halk nezdinde doğru bilinen yanlışlar’. Hem de öyle yanlışlar ki silinmesi ve düzeltilmesi bir türlü mümkün olmayan yanlış bilgiler. Dini bilgilerde ve sağlıkta bolca olan ‘galat-ı meşhurların’, ‘tarım’ söz konusu olunca ilk akla gelip de söylenenleri, bu ve takip edecek olan yazımda sizlerle paylaşacağım. ‘Tohumlarımız İsrail’den ve kısır tohumlar.’ ‘Tohumda dışa bağlıyız, tüm tohumlarımız ithal.’ Artık magazin boyutuna indirgenmiş, ‘tarım ve tohum’ söz konusu olunca ilk akla gelip söylenen cümlelerin başında, yanlış bilgiye ve kabule dayalı bu ifadeler hemen sıralanmaktadır. 2017 Nisan rakamları ile sizlere bazı bilgileri aktarmak isterim.…

Devamı
Köşe Yazıları 

Savaş halinde tarımın önceliği !..

Ülkemizin gündemi ‘güvenlik’ ve ‘ekonomi’ öncelikli maddeler ve tartışmalar ile çok yoğun geçmekte. Her konuda ağrıyan yaramıza günlük pansumanlarla meşgulüz. Basit havuz problemlerinden habersiz, ‘Polyanna’ sendromu yaşayan ve aslında ‘Pinokyo’ olduğunun farkında olmayan bir yeni yetmeye ekonomimiz, kasamız emanet!.. Güvenlik konularından sorumlu resmî ve siyasi görevliler ise geç refleks gösterse de yavaş yavaş duruma vaziyet etmekte; Türk ordusu ise, ‘NATO’suz’, hatta ‘NATO’ya’ karşı tedbirli olarak, halen devam eden cephe çatışmaları dâhil olmak üzere resmen ilan edilmemiş fiili savaş durumuna geçmiş bulunmaktadır. Ekonomimizin yaşadığı sert rüzgârların oluşturduğu dalgaların görülmeyen en saklı…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ülkücülük ve Ülkücü Dünya Görüşü ( 10 )

İzmir’de Milliyetçi Hareketin en heyecanlı mensubu ve partinin kurucu üyelerinden rahmetli Arap Muzaffer ağabeyi tüm ülküdaşlarımız tanır. Simsiyah derisi ile ‘Ülkücülüğün’ ve ‘Türkçülüğün’ aydınlık meşalesi pırıl pırıl bir yüzü idi. Ne ülkücülüğüne ne Türkçülüğüne tek laf söyletme fırsatını kimseye vermezdi. O’nun yürekten söylediği İstiklal marşını ve Ülkücü marşlarımızı heyecanlı; ‘bir dudağı yerde, bir dudağı gökte’ dik ve gururlu söyleyişi hepimizi ve dinleyen herkese ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ demenin gururunu yaşatırdı. Arap Muzaffer abiyi ilk defa 1974 yılında İzmir’de bir MHP yürüyüş ve etkinliğinde, yürüyüş koluna eşlik ve yöneticilik yaparken gördüm.…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ülkücülük ve Ülkücü Dünya Görüşü (9)

Ülkücülük, kökleri itibarı ile Türk milletinin tarih boyu var oluşunu sağlayan temel dinamiklerinin 20. yy’daki yeni ‘ismidir’. Tarihte olduğu gibi Türk milletine düşman olan her ‘devlet’, ‘millet’ ve ‘çeteler’ 20. yy’daki yeni yüz ve kimlikleri ile Ülkücülere ve Ülkücü Hareket’e de düşman olmuşlardır. Türk milletinin düşmanları ne bir eksik ne bir fazla, son 50 yıldır aynı an ve zamanda hem Türk Devletini ve milletini hem de Ülkücü Hareket’i de aynı şiddet ve süreklikte hedeflerine koymuşlardır. Türk milletine kurdukları tuzakların benzerlerini Ülkücülere ve Ülkücü teşkilatlara da kurmuşlardır. Yazı serimizin başından beri…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ülkücülük ve Ülkücü Dünya Görüşü (8)

Son yazımızda, 12 Eylül sonrası  ‘Ülkücü Hareket’te Siyasal İslamcıların etkisi ve ihtilal yönetiminin desteği ile başlayan ayrılıkları analiz etmeğe çalışmış ve şu cümle ile can alıcı bir soru ile yazımızı bitirmiştik: “Başbuğ o toplantıya katılanlar ile yeni siyasi dönemi birlikte yaşamak istemiyordu. Bu açıktı. Yolarını mı ayırmıştı yoksa kadrolarının bir kısmını uzaklaştırarak korumaya mı almıştı?” Cezaevi çıkışından sonra ‘Başbuğ’un izlediği yol onlarca sessiz soruyu birçoğumuzun gönüllerine düşürüyor ve vesveseler zihinleri bulandırıyordu. Bundan önceki yazımda yazdığım gibi ‘Başbuğ’, bizim bir türlü yorumlamakta ve anlamakta güçlük çektiğimiz bir çizgide yoluna devam ediyordu.…

Devamı