Köşe Yazıları 

Tarım sektöründe ‘Galat-ı meşhurlar’ (2)

Tarım sektöründe silinmesi çok zor olan, doğru sanılan yanlışları yazmaya devam ediyoruz. Genellikle tıp doktorlarının ve tıbbı aromatik bitkilerden ürünler üretenlerin TV programlarında tohumla başlayıp kısırlıkla biten konuşmalarına şahit olmayanımız yoktur herhalde. Türkiye’de üretilen sebze ve meyveleri ‘şüpheli, zararlı’ ürünler olarak yaftalayan bu şuursuz ve kasıtlı programlar ile Türkiye tohumculuğuna ve bitkisel üretimine çok ciddi zararlar verildiğinin acaba ne kadar farkındayız? Medyada popülerlik uğruna ziraatın “z” si ile ilgisi olmayan “tüccar medyatikler” son yıllarda tohum ve sebze üzerine halkımızın zihnini oldukça fazla bulandırdılar. Özellikle, hiçbir ziraatçı uzmanı ve bitki ıslahçısını tek…

Devamı
Köşe Yazıları 

Tarım sektöründe ‘Galat-ı meşhurlar’ !.. (1)

Yani ‘halk nezdinde doğru bilinen yanlışlar’. Hem de öyle yanlışlar ki silinmesi ve düzeltilmesi bir türlü mümkün olmayan yanlış bilgiler. Dini bilgilerde ve sağlıkta bolca olan ‘galat-ı meşhurların’, ‘tarım’ söz konusu olunca ilk akla gelip de söylenenleri, bu ve takip edecek olan yazımda sizlerle paylaşacağım. ‘Tohumlarımız İsrail’den ve kısır tohumlar.’ ‘Tohumda dışa bağlıyız, tüm tohumlarımız ithal.’ Artık magazin boyutuna indirgenmiş, ‘tarım ve tohum’ söz konusu olunca ilk akla gelip söylenen cümlelerin başında, yanlış bilgiye ve kabule dayalı bu ifadeler hemen sıralanmaktadır. 2017 Nisan rakamları ile sizlere bazı bilgileri aktarmak isterim.…

Devamı
Köşe Yazıları 

Savaş halinde tarımın önceliği !..

Ülkemizin gündemi ‘güvenlik’ ve ‘ekonomi’ öncelikli maddeler ve tartışmalar ile çok yoğun geçmekte. Her konuda ağrıyan yaramıza günlük pansumanlarla meşgulüz. Basit havuz problemlerinden habersiz, ‘Polyanna’ sendromu yaşayan ve aslında ‘Pinokyo’ olduğunun farkında olmayan bir yeni yetmeye ekonomimiz, kasamız emanet!.. Güvenlik konularından sorumlu resmî ve siyasi görevliler ise geç refleks gösterse de yavaş yavaş duruma vaziyet etmekte; Türk ordusu ise, ‘NATO’suz’, hatta ‘NATO’ya’ karşı tedbirli olarak, halen devam eden cephe çatışmaları dâhil olmak üzere resmen ilan edilmemiş fiili savaş durumuna geçmiş bulunmaktadır. Ekonomimizin yaşadığı sert rüzgârların oluşturduğu dalgaların görülmeyen en saklı…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ülkücülük ve Ülkücü Dünya Görüşü ( 10 )

İzmir’de Milliyetçi Hareketin en heyecanlı mensubu ve partinin kurucu üyelerinden rahmetli Arap Muzaffer ağabeyi tüm ülküdaşlarımız tanır. Simsiyah derisi ile ‘Ülkücülüğün’ ve ‘Türkçülüğün’ aydınlık meşalesi pırıl pırıl bir yüzü idi. Ne ülkücülüğüne ne Türkçülüğüne tek laf söyletme fırsatını kimseye vermezdi. O’nun yürekten söylediği İstiklal marşını ve Ülkücü marşlarımızı heyecanlı; ‘bir dudağı yerde, bir dudağı gökte’ dik ve gururlu söyleyişi hepimizi ve dinleyen herkese ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ demenin gururunu yaşatırdı. Arap Muzaffer abiyi ilk defa 1974 yılında İzmir’de bir MHP yürüyüş ve etkinliğinde, yürüyüş koluna eşlik ve yöneticilik yaparken gördüm.…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ülkücülük ve Ülkücü Dünya Görüşü (9)

Ülkücülük, kökleri itibarı ile Türk milletinin tarih boyu var oluşunu sağlayan temel dinamiklerinin 20. yy’daki yeni ‘ismidir’. Tarihte olduğu gibi Türk milletine düşman olan her ‘devlet’, ‘millet’ ve ‘çeteler’ 20. yy’daki yeni yüz ve kimlikleri ile Ülkücülere ve Ülkücü Hareket’e de düşman olmuşlardır. Türk milletinin düşmanları ne bir eksik ne bir fazla, son 50 yıldır aynı an ve zamanda hem Türk Devletini ve milletini hem de Ülkücü Hareket’i de aynı şiddet ve süreklikte hedeflerine koymuşlardır. Türk milletine kurdukları tuzakların benzerlerini Ülkücülere ve Ülkücü teşkilatlara da kurmuşlardır. Yazı serimizin başından beri…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ülkücülük ve Ülkücü Dünya Görüşü (8)

Son yazımızda, 12 Eylül sonrası  ‘Ülkücü Hareket’te Siyasal İslamcıların etkisi ve ihtilal yönetiminin desteği ile başlayan ayrılıkları analiz etmeğe çalışmış ve şu cümle ile can alıcı bir soru ile yazımızı bitirmiştik: “Başbuğ o toplantıya katılanlar ile yeni siyasi dönemi birlikte yaşamak istemiyordu. Bu açıktı. Yolarını mı ayırmıştı yoksa kadrolarının bir kısmını uzaklaştırarak korumaya mı almıştı?” Cezaevi çıkışından sonra ‘Başbuğ’un izlediği yol onlarca sessiz soruyu birçoğumuzun gönüllerine düşürüyor ve vesveseler zihinleri bulandırıyordu. Bundan önceki yazımda yazdığım gibi ‘Başbuğ’, bizim bir türlü yorumlamakta ve anlamakta güçlük çektiğimiz bir çizgide yoluna devam ediyordu.…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ülkücülük ve Ülkücü Dünya Görüşü (7)

Mamak cezaevinde ‘siyasi İslamcılık’ üzerine ihtilal yönetiminin izni ile başlatılan ‘Ülkücü hareketi’ bölme, zayıflatma ve etkisizleştirme faaliyetlerinin sert ve radikal çıkışları teşkilat başkanlarının ortak tavrı ve kararlı duruşu ile önlenmişti. Fakat ilerleyen zamanda ve cezaevi sonrasında gelişen olaylara ve ayrılıklara bakınca aslında “Ülkücü Hareket küfür hareketidir(!)” iddiası ile radikal çıkışın, ceza evlerinde neticesiz kalacağı bence önceden hesap edilmişti. Esas hedefin ise cezaevlerinde ciddi ayrılıklara sebep olmasa da cezaevi sonrasında ‘İslami’ ve ‘imani’ bir şüpheyi zihinlere yerleştirmekti. ‘Türklük hassasiyetlerine’ karşı ‘Türk kimliğini’ öncelemeksizin sadece ‘İslami kimlik’ üzerinden  ‘Ülkücü kimliği’ söylem olarak…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ülkücülük ve Ülkücü Dünya Görüşü !.. ( 6 )

Önceki yazımızda gelişen olayları daha iyi canlandıracağınıza inandığım birkaç kareyi sizlerle paylaşmak istiyorum. MHP ve Ülkücü kuruluşlar ana davası ile birleştirilerek, Bursa’dan Ankara’ya getirilen tutuklu Ülküdaşlarımızın birisi Mehmet Sümbül idi. İdam talebi ile yargılanıyordu. Tertemiz pırıl pırıl bir kalbi ve cesur bir yüreği vardı. Koğuşlarımızda bolca bulunan dini yayınları sık sık okur ve çok etkisinde kalırdı. Namazlarını düzenli kılmaya başlamış ve eksik bildiği sureleri ezberlemeğe çalışıyordu. Hafif dili takılır, dil sürçmelerini sık sık yaşardı. Felak ve Nas surelerini bu yüzden çok zor ezberledi. Üst ranzada, sınırda yatıyordu. Sınır demek, ranzalarda…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ülkücülük ve Ülkücü Dünya Görüşü !.. ( 5 )

Mamak Askeri Cezaevi her yönüyle bir sosyal deneyimler laboratuvarı gibiydi. İhtilali yapan askeri yönetim Ankara’da cezaevlerinde hele ki askeri bir ceza evinde yönetime yönelik bir eylem ve kalkışmayı asla istemiyordu. Bunun için bir yöntem buldular. Ülkücüler ile komünistler aynı koğuşlarda birlikte kalacaklardır. Projenin adı “Karıştır ve barıştır.” 10 yıl boyunca tek bir barışma ve tek bir karışma olmadı. Fakat projenin maksadı hâsıl olmuştu. Komünistler ve Kürtçü bölücüler koğuşlarda ve cezaevinde Metris ve Diyarbakır cezaevlerinde olduğu gibi Mamak’ta sık sık isyanlar ve direnişler yapamamış, cezaevi yönetimlerini aşağılayıp tahkir edememişler ve ‘devlet…

Devamı