Köşe Yazıları 

Kırım’ın acı kaderi

Yenişehir Sağlık Koleji’nde henüz birkaç aylık öğrenciydim.  Kütüphanemizde duvarlar boyunca dizili kitaplara göz gezdirirken, Cengiz Dağcı’nın Yurdunu Kaybeden Adam adlı romanını görünce hemen el attım. O günlerde bir dergide yazar hakkında övücü bir yazı okumuştum. Bu yüzden merak etmiştim. Kitabı alabilmek için bir fiş doldurup kütüphane görevlisi Necmi ağabeye uzattım. Yüzüme baktı ve “Bunun ilk cildini okudun mu?” diye sordu. Başımı sallayınca yürüdü, karşı raflardan bir kitap seçip uzattı. Aynı yazarın Korkunç Yıllar adındaki kitabıydı. “Önce bunu oku, öteki bunun devamıdır.” dedi. “Roman olarak yazılmış ama aslında yazarın görüp geçirdiği…

Devamı
Köşe Yazıları 

‘BARIŞ’ İLE BARIŞI VURMAK

Suriye’de barışı sağlamak, Ortadoğu’nun hep sıcak derdi. Sayısı belirsiz taraflar, istisnasız barış taraftarı. Fakat barışamıyorlar. Çünkü ‘barış’ sözünden anladıkları ‘barış’ değil. Kavramlar, bazen kendini vuran, kendini yok eden düşman kesilir. İnsanlığın yaratılışında var olan ‘adalet’ duygusu ve düşüncesi, bazı durumlarda zulmün, zorbalığın, cinayetin sebebi ve vasıtası olur. Adalet adına ve adalet organları eliyle adaletsizliğin saltanatı kurulur. Adaleti katletmek için ‘adalet’ silahı kullanılır. Bu böyledir ama insanoğlunun, adalet adlı güzeli beklemekten, özlemekten ve aramaktan başka çaresi de yoktur. Bu sevdâ, onun yaratılışında, ruhunda var. Barış da bizim sönmeyen sevdâmız, dinmeyen özleyişimizdir.…

Devamı
Köşe Yazıları 

Sinsi Irkçıların Türk’e Saldırısı ve ‘Tarihin Hükmü’

Malazgirt zaferinin ardından, Anadolu’ya dalga dalga akan Türk göçleri, ülkeyi hızla Türkeli’ne dönüştürmüştü.  Büyük Selçuklu İmparatorluğu bünyesinde, doğudan batıya her bölgede irili ufaklı Türk beylikleri teşekkül ediyordu. Türklerin bu yeni yurda göçleri, 16. yüzyıla kadar sürüp gitti. 12. yüzyıl ortalarından sonra Avrupa ve Bizans kronikleri ve seyahatnamelerinde, Anadolu’nun doğu bölgeleri Türkomanya (Türkmeneli), batı ve orta bölgeleri Türkiya (Türkeli) adıyla anılıyordu. Anadolu’da Türk Devleti, 1075 yılında kuruldu. Selçukoğulları’ndan Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın kurduğu bu devletin ilk başkenti İznik’di. Birinci Haçlı Seferi sonrasında yaşanan çekilme sırasında Konya, devletin başkenti oldu. Uluğ Keykubat’ın hükümdarlığı…

Devamı
Köşe Yazıları 

Şeytan pençesiyle yara sarılmaz

İslam’ın doğuşu ve hızla yayılması sonrasında Ortadoğu, Hristiyan dünyasının beyni olan papalığın derin iç acısı olmuştu. Hristiyanlığın doğduğu ‘kutlu topraklar’, Müslümanların hâkimiyetine geçmiş, Hristiyanlık eriye eriye silinmeye dayanmıştı. Bütün kiliselerde acıklı masallar halinde kutlu toprakların kaybı anlatılıyor, kurtarılması için kendilerine düşen mukaddes görev dile getiriliyordu. Kudüs, bu hasretin sembolü ve uzaklardaki ebedî hedefiydi. 11. Yüzyılın ortalarından sonra doğudan gelip Ortadoğu’ya yayılan Türk egemenliği, Anadolu’yu hızla sarıp sarmalamıştı. 1071’deki Malazgirt yenilgisinden sonra Doğu Hristiyanlığının muhteşem devleti Doğu Roma, zavallı bir hale düşmüştü. Türk akınlarının ardınca büyük Türk kitleleri Anadolu’ya akıyordu. Mateos’un…

Devamı
Köşe Yazıları 

‘Hasta Adam’ın Yol Hikâyesi

1877 Türk- Rus savaşı (93 Moskof Harbi) sonrasındaki otuz yıl, bizim imparatorluğumuzun can çekişme dönemidir. Dünyanın başlıca siyasî merkezlerinde ‘Hasta Adam’ olarak anılan Osmanlı, bütün çabalara rağmen toparlanamıyordu. Devletin yönetim alanındaki bütün işleri, Avrupa büyük devletlerinin doğrudan veya dolaylı denetimi altındaydı. Maliye ise Düyun-u Umumiye yönetiminin kesin kontrolüne bırakılmıştı. İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya temsilcilerinden oluşan bu kurum, Avrupalı bankerlerin çıkarına uygun bir ekonomik düzen oluşturmuştu. Avrupa ülkeleri ve Rusya, Osmanlı İmparatorluğunun ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyorlardı. Ama bu büyük mirası nasıl bölüşeceklerinde anlaşmaları mümkün değildi. İşte bu yüzden ‘Hasta…

Devamı
Köşe Yazıları 

Sakarya boyunda dua

Sivrihisar ovası, kavurucu sıcak altında yayılmış, uzanıp gidiyordu. Münir Hoca’ya dokunacağı endişesiyle arabanın soğutma aygıtını çalıştıramadığımız için biz de sıcaktan koltuklarda mayışıyorduk. Dünyanın en usta şoförü (kendisi öyle diyor) Ahmet, arada bir camı aralıyor, dışardan sıcak bir hava dalgası dolunca hemen kapatıyordu. Sivrihisar’la Polatlı arasında bir dinlenme yerinde durduk, elimizi yüzümüzü yıkadıktan sonra kendimizi koca söğüdün gölgesine attık. Önümüze konan çaylara saldırdık.  Gölgede otururken terliyorduk. Münir Hoca, gözlerini karşı sırtlarda, Sakarya’nın öte yakasındaki uzak tepelerde gezdirdi, sonra birden gürledi: “Amma mızmız adamlarsınız yahu!” dedi. “Gölgede çay keyfi yapıyorsunuz, bir yandan…

Devamı
Köşe Yazıları 

ÇÖKÜŞ ve DİRİLİŞ

Bizim son imparatorluğumuzun çöküşü, yüz elli yılı aşan bir süreç içinde gerçekleşti. Bütün hastalıklarına ve gerilemesine rağmen 1769’ya kadar dünyanın en büyük devleti olarak kabul edilen Osmanlı, o yıl patlayan Rus savaşı sonunda hezimete uğramış ve ikinci sınıf devlet seviyesine düşmüştü. Sonrası sürekli yenilgiler, yenilgiler ve eriyip gitme; yıkımı durdurabilmek için çabalar, çırpınışlar…  Bu uzun tarih dilimi, sözün gerçek anlamıyla,  bir “Felaketler Dönemi” idi. İmparatorluğun çöküşü, sadece siyasî bir tasfiye, toprak kayıpları, harita üzerinde sınır değişmeleri değildir. Birinin yarası kapanmadan yenisi patlayan savaşlar dizisinde can veren milyonlarca genç insanın kaybı,…

Devamı
Köşe Yazıları 

Gelecek, tarihin üstünde yükselir

Ankara’nın yaz akşamları güzelleşmeye başladı. Açık havada, dingin bir ortamda, çay sefasına ve sohbet salıncağına kendimi koyvermeyi özlemişim. Önceki akşam dört arkadaş bu keyfi yaşadık. Bir ara sohbetin akışı, büküle büküle yakın geçmişin siyasî mirası ve günümüzün Türkiye’sine dayandı. Bir dostumuz, bu günkü siyasî oyuncuların ilk akla düşen on kadarına çok renkli övgüler sıraladı ve destanî kişilikler sıvadı. O anlatıyor, biz gülüşüyorduk. Birinin işini bitirdiği anda, önüne yeni bir isim sürülüyor ve onun hakkındaki düşünceleri soruluyordu. Bir ara gülmekten katılmak üzereydik. Bizimki, birden sustu ve sonra ortaya konuştu: “Ağlanacak halinize…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ağaçlar ve yosunlar

1980 Temmuzunda Uludağ’daydık. Bursa ve çevre illerden çağrılmış otuz beş Ülkücü arkadaşın katıldığı bir eğitim çalışması yapıyorduk. Katılımcıların çoğu memur ve öğretmen, bir kısmı da son sınıfta olan üniversite öğrencileriydi. Bir ay sürecek bir çalışmaydı. İlk hafta sonunda Ramazan ayına girilmiş, herkes oruç tutuyordu. Buna rağmen seminer programları yoğundu. Ankara’dan gelen MHP Eğitimciler ekibinden arkadaşlar ve bazı akademisyen dostlar, bir iki gün konuk oluyor, üstlendikleri konularda sunumlar yapıyordu. İftar sonrası ise sahura kadar süren renkli sohbetler kaynatılıyordu. Çalışmanın son üç gününde rahmetli Türkeş de Uludağ’da, aramızda bulunuyordu. Eşi ve iki…

Devamı