Ateizm-XXVII

Ebu Bekir Zekeriya Razî niçin ateistlikle suçlandı? Adını tam olarak söylersek, Ebu Bekir Muhammed bin Zekeriya bin Yahya er-Razî’dir. Buna göre, Ebu Bekir, künyesidir. Muhammed adı, Zekeriya babasının, Yahya da dedesinin adıdır. Razî de coğrafi nisbesi olup aynı zamanda şöhretidir. H. 251, M. 865 yılında Rey şehrinde dünyaya geldi. Bundan dolayı doğduğu şehre nispetle er-Razî denmiştir. Rey şehri eski bir kültür şehri olup pek çok bilgin yetiştirmiştir. Razî’nin Türk olduğu hakkında çalışmalar vardır. Nitekim Alman araştırıcı S. Hunke, “Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi” adlı eserinde şunları söyler: Razî de Tahran’ın…

Devamı

Ateizm-XXVI

İbn Râvendî (Devam) İbnü’r-Râvendî’ye nispet edilen eserlerden pek çoğu günümüze ulaşmış değildir. Hatta bazı eserlerin kendisine aidiyeti tartışmalıdır. Eserlerin muhtevaları gerek kendi zamanında ve gerekse kendi çağına yakın kişilerin eserlerinde yorumlamak veya eleştirmek sadedinde geçmektedir. Kendisine nispet edilen eserlerin konu başlıkları ve temel görüşler biyografi yazarları tarafından da belirtilmiştir. Mesela, el-Hayyat, “Kitabü’t-Tâc”da İbnü’r-Râvendî’nin dehrilerle aynı görüşü paylaştığını söyler. Keza yine Hayyat, “Kitabu’l-Kadîbu’z-Zeheb” adlı eserde İbnü’r-Râvendî’nin, Allah’ın bilgisinin sonradan oluştuğunu (muhdes) söylediğini belirtir. İbnu’n-Nedîm ise, el-Fihrist’inde ona nispet edilen “Kitabü’t-Ta’dil ve’t-Tecvîr” de İbnü’r-Râvendî’nin “ilahi hikmet”i reddettiğini, kullarına acımasız hastalıklar veren, onların…

Devamı

ATEİZM-XXV

İbnü’r-Râvendî Ateist miydi? İslam dünyasında adı ateist olmakla özdeşleşmiş (Araplar “mülhid” diyor) bir kişi olan İbnü’r-Râvendî’nin doğum yeri, doğum ve ölüm tarihleri hep tartışmalıdır. Onun Horasan’ın Merveruz şehrine bağlı Rîvend köyünde doğdu diyenler olduğu gibi, İsfehan’ın “Râvend” köyünde doğdu diyenler de vardır. Doğum tarihi muhtemelen H.220/M. 835’dir. Vefat tarihi de farklı kaydedilse de kanaatimce H.301/M. 913 olmalıdır. Ömrü Bağdat’ta geçmiş, önceleri Mutezile daha sonra Şiî-Râfizî çevrelerinde bulunmuş ama her kesimden kişiler tarafından ateistlikle suçlanmış bir kelamcıdır. Onun hakkında pek az kişi, mülhid olmadığını söylemiştir. Bunlardan biri İbnü’n- Nedîm (935-990), diğeri…

Devamı

Ateizm-XXIV

İslam dünyası (Devam) İbnü’l-Mukaffa’nın öldürülme sebebi, hayatından bahseden kaynaklarda hiç birbirini tutmaz. O, Mezdek, Mani, Zerdüşt vb. gibi Fars kültüründe yer etmiş din ve inançlara ait pek çok kitabı Arapçaya çevirmiştir. Cahiz (776-868), İbnü’l-Mukaffa’nın bu eserleri tercüme etmesinin sebebini, onları tanıtmak ve eleştirmek amacıyla yazdığını, bu inançları anlatım ve tasvirde başarılı olduğunu ama eleştiride aynı başarıyı gösteremediğini, bu yüzden de yanlış anlaşıldığını ifade eder. Kendi iradesiyle Müslüman olmuş ve oğluna da Abdullah adını vermiş birinin zındık olması ihtimal dışı olarak değerlendirilir. Ayrıca eserlerinde İslam aleyhine hiçbir delili de yoktur. Fabl…

Devamı

Ateizm-XXIII

Ortaçağ İslam dünyasında ateist var mıydı? Kronolojik sıraya takip ettiğimizden, İslam dünyasında ateist olup olmadığını bilebilmemiz için, önce dinden dönenleri ele alıp sonra da ateist suçlamasına maruz kalan bazı düşünürleri inceledikten sonra tekrar Ortaçağ Avrupası’na dönerek ateizmin tarihini devam etmek istiyoruz. Daha önceki sayfalarda da belirttiğimiz gibi, ateist kelimesini tam karşılayan Arapça bir kelime yoktur. Ancak onlara din değiştiren ve dinden çıkan anlamında başka bir dine girse de girmese de “mürtet” deniyordu. Keza buna sinonim olarak da “mülhid” de deniyor. Mülhid kelimesi, dinden çıkan, din hakkında batıl kelam eyleyen, dinsiz…

Devamı

Ateizm-XXII

Kilise ve Skolastik Felsefe Augustinus Tanrı’nın varlığını çeşitli şekillerde kanıtlamaya çalışır. Etienne Gilson bu konuda şunları söyler: “Tanrı’nın varlığı, insan zihnindeki hakikatin varlığının akla gelen yeğâne sebebidir. Onun tanrısı insan aklının üzerine doğan ve dolayısıyla onun bilmesini sağlayanbir güneştir. Bu tanrı, insanı kendi içinde eğiten içerideki öğretmendir. O’nun ezeli ve değişmez ideleri, etkileriyle zihnimizi ilahi hakikate bağlayan mutlak kuralardır. St. Augustinus’un öne sürdüğü deliller, kanıtlamalar olarak oldukça etkilidir. Hakikatin ilahiliği ve insanüstü olduğu kabul edilince, insanın onu bildiği gerçeği, Tanrı’nın varlığının eksiksiz bir delili olur.” (A.g.e., s. 45). Augustunus’un “Tanrı…

Devamı

Ateizm-XXI

Augustinus’ta Şüpheden Kurtuluş, Tanrı ve Zaman (Devam) Augustinus’un septikleri eleştirmesi konusunda dayandığı bir diğer temel de şudur: Kendisinden şüphe edilemeyen bir takım açık-seçik bilgiler vardır. Mesela mantık ilkeleri, matematiğin ana kuralları kesin ve açık-seçik geçerli olan ilkeler ve kurallardır. Ayrıca, her ne kadar dış evrenin varlığından “gerçek mi, yoksa yalnızca bir görünüş mü, veyahut bir rüya mıdır?” diye şüphe etsek bile kendimizin varlığından şüphe etmeyiz ve bu konuda kesin bir inanca sahibizdir. Keza “düşünebilmem” bana var olduğumu, dolayısıyla ruhumun var olduğunu kanıtlar. Bu hususta bir bilince sahip olmam benim için…

Devamı

Ateizm XX

Kilise Babaları ve Tanrı Sorunu Bu dönemde fikirleriyle temayüz etmiş iki isimden bahsedeceğiz. 3. ve 5. asırlarda yaşamış bu isimlerden birisi Origenes (Örijen okunur) (185-254), bir diğeri de meşhur St. Augustinus (Aziz Ogustinus)’dur. Origenes’in, daha önce Yeni Eflatunculuğu anlatırken adı geçmişti. Mısır İskenderiye’de Clemens’in okulunda görev almış ve Ammenios Saccas’ın öğrencisi olan önemli bir düşünürdür. Kilise ile her ne kadar arası açılsa da tanrı anlayışı konusunda farklı gnostik düşünceye sahiptir. Bunun sebebi, Yeni Eflatunculuk ile Hıristiyanlık arasında kararsız kalışıdır. Yeni Eflatuncular ile Hıristiyanlık arasında ilk fark tanrı anlayışıdır. Yeni eflatunculukta…

Devamı

Ateizm-XIX

Hıristiyanlık, Tanrı İnancı ve Gnostisizm Yahudilik, belli bir cemaat anlayışıyla dar bir alan içinde kalmayı yeğleyen bir dindir ki, bu sebepten dolayı misyonerlik yapmaya, dinine yeni üyeler, yeni müminler kazandırmaya girişmemiştir. Hâlbuki Hıristiyanlık “misyonerlik” yapan bir dindir ve inananların bir başka dine geçmesine asla izin vermez. Bu yasak sebebiyledir ki, Roma imparatorlarına tapmalarının yasak oluşu Roma devleti ile aralarının bozulmasına da sebep olmuştur. Paulus Mektupları’nda, insanın arınması gerektiğini, bunun için de İsa’nın yolundan yürümesi gerektiğini, önce ölüp sonra dirilen tanrıya inanması gerektiğini söyler. Paulus, mektuplarında ayrıcı insanın kendi başına günahkâr…

Devamı

Ateizm-XVIII

Ortaçağ Hıristiyan Felsefesi ve Tanrı Aslında Hıristiyan felsefesi başlı başına bir felsefe değildir. Temelde o, Hz. İsa’nın vahiy kanalıyla insanları kurtuluşa götüren bir dini öğretiydi. Hıristiyan felsefesi ise, zamanla Antik Grek felsefesi ile Yahudi-Hıristiyan dini vahyinin kesişme noktasından doğmuştur. Antik Grek felsefesi, dünyayı rasyonel bir biçimde açıklamanın tekniğini verirken, Yahudi-Hıristiyan vahyi ise, sayısız felsefi kavramları dini inançlar dünyasına taşıyordu. Bilindiği üzere Antikçağ’ın son döneminde Hıristiyanlık yeni bir din olarak ortaya çıktı. M.Ö. I. Asırda Helenistik dinler Roma’da tutunmaya ve örgütlerini kurmaya başlamışlardı. Helenistik dinler, daha ziyade paganist dinlerdi. Ancak Doğu’dan…

Devamı

Ateizm-XVII

Yahudi felsefesi ve tanrı Buraya kadar, Antik felsefenin ve Helenistik düşüncenin temsilcilerinin Tanrı veya tanrılar hakkındaki düşüncelerini ele aldık. Ancak bu düşüncelerin yanı sıra büyük dinler açısından tevhit inancı da devam ede gelmiştir. Antik çağ filozofları, her ne kadar felsefenin sorduğu, anlaşılabilir bir dünyada nasıl bir tanrıya yer vermek gerektiği hakkındaki sorulara Yahudiler, yine felsefenin sorduğu sorunun cevabını elde edecek Tanrı’yı bulmuşlardı.  Bu tanrı ise, ne şairlerin ve edebiyatçıların hayal dünyasının ortaya attığı bir tanrıdır, ne de filozofların kendi metafizik problemlerinin nihai çözümü için gereken keşfettikleri bir tanrıdır. Bu tamamen…

Devamı