Köşe Yazıları 

Hazine bonesi, hisse sanatları ve tahvilevalliye binmek üzerine

Hiç unutmam; vakti zamanında, 90’lı yılların bankacılık bakımından ‘çılgın’ yüzde yedi bin beş yüz faizli günlerinde – bu arada bu rakam otogar kafeteryasında talim etmek zorunda kaldığımız metalik tatlı çay gibi sallama değil gerçek bir oran, bir üstadımız ilgili fişi bastırıp çerçeveletmiş ve müfettişlikten sabite geçince genel müdürlükteki odasının duvarına asmıştı- bir reklam vardı. İsmi lazım değil, babamın logosundaki koşturan attan ötürü “Beygir Bank” dediği bir banka, kendi medya grubunun kanallarında hep aynı reklamı aynı sloganla döndürür dururdu: “İ…. Bankası, dövizinize, TL’nize, bütün yatırımlarınıza çok kazandıran banka!” Bu sloganının seslendiren…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ya ameliyatlı yerime gelseydi!

Bir zamanlar genç bir üniversite öğrencisiyken – ki bu artık gerçekten uzun zaman öncesine tekabül ediyor! – ilgiyle takip ettiğim bir mizah dergisinin en sevdiğim köşelerinden birisi “Öğreten Adam ve Oğlu” idi. Bu karikatür dizisinde adı geçen atılgan ve cefakâr baba müşfik kanatlarının altından ayırmadığı bahtsız oğluyla beraber her hafta başka bir olayın, durumun ya da tiplemenin yanı sıra konuşlanırdı. Ama çöp tenekesinden, ama fırının içerisinden, bilemediniz taban rabıtasının çatlak yerinden baş veren işbu muhterem ve çok bilmiş peder bey, tespit insanı olmanın hakkını verircesine oğluna izlettirdiği durumlarla ilgili eşsiz…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ankara’nın dikmen’i!

Rahmetli Barış Manço’nun şarkı sözleri, özünde sözel yönü ağır basan derin kültürümüzün emsalsiz imbiğinden damıtılmış nice can alıcı anlamlı ifadelerle bezelidir. İşte bunlardan bir demet: “Yaz dostum, kimse göçmez bu dünyadan mal ile” “Ali yazar, Veli Bozar, Küp suyunu çeker azar azar Üzülmüşüz neye yarar Keskin sirke küpüne zarar” “Gözyaşlarım akıp gidecek, selden öte selden ziyade Bir canım var vereceğim, maldan öte maldan ziyade.” Yazımızın başlığındaki güfte (!) alıntısıysa tam ve olgun anlamıyla merhum sanatçımızın aksi kutbundan bir örnekten aparılmıştır. Hikmetinden şimdilik sual etmemenizi rica edeceğim. İnanın, sohbetimizi bağlarken anlamlı…

Devamı
Köşe Yazıları 

Nisan Mayıs ayları, gevşer gönül yayları!

“Biraz geç olmadı mı, yazı yarılıyoruz usuldan” dediğinizi duyar gibi oluyorum efendim ama açıklamam için müsaade ediniz lütfen. Kamuoyuna saygıyla duyurulacak asıl diyeceğime girmeden önce de başlıkta ilk iki dizesine yer verdiğimiz dörtlüğü tamamlayayım. Bunu yaparken de son iki dizenin atıfta bulunduğu hususun sadece salkım söğütlerin saçlarını yıkadıkları ırmak kenarlarında uzanan yeşilllikler içerisinde piknik yapmaya yönelik masum bir arzu olması yönündeki içten dileğimi ifade edeyim: “Nisan Mayıs ayları Gevşer gönül yayları Çayır çimen bekliyor Bayanları bayları.” Havaların ısınmasıyla birlikte, kışın mecburiyetten kapanılan evlerden kendimizi dışarıya atıp doğanın kucağında hoşça vakit…

Devamı
Köşe Yazıları 

Millî Mücadele ve komplo teorisyenliğinin dayanılmaz cazibesi…

Bir canlı türü olarak insanoğlunun en zayıf noktalarından birisinin, aynı zamanda kendisini diğer canlılardan ayıran en temel özellik olmasında tuhaf bir alaycılık yattığını düşünmüşümdür hep. Kastettiğim ayırıcı vasfımız; düşünme, kavrama, olgular ve varoluşumuz arasında zaman boyutunda da anlam ifade eden süreğen bağlantılar kurabilme yetimiz. Düz Türkçesi; halk dilinde “Allah akıl fikir vermiş” sözünde değinilen aklımızı kullanma becerimiz. En zayıf noktalarımızdan birisi de işte bu ilahi nimete kör bakma hususundaki tutku boyutuna ulaşabilen üşengeçliğimiz. Bir başka ifadeyle; düşünüp taşınarak fikir emeğimizin karşılığında mantıklı çıkarımlara varmaktansa hazırlop kalıpların alayına kavuk sallayıp amenna…

Devamı
Köşe Yazıları 

Hacı Şakir’in dramı…

Yok, yok, öyle değil muhterem okuyucularım; Allah ülkemizde şu aralar son derece moda olduğu üzere kuru iftiraya imza atıp üzerine bir de arsızlaşmaktan esirgesin, kışları odun sobası önündeki leğende yıkandığımız mutlu çocukluğumuzun lavanta kokulu banyolarının gizli sponsoru bir sabun firmasının var olmayan mali sıkıntılarından bahsetmek değil amacım. Hele hele ekşi sözlük çakalı gibi aklım sıra çaktırmadan ürün yerleştirip “Patron bak yaptım kendimce reklamını, üç beş ateşlersin artık bir şeyler” demek derdinde hiç değilim. Ortada, geçen yazımızda değindiğimiz, belki de bütün mevzuların en ağırı olan dine ilişkin ya da büyük ölçüde…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ağır mevzu…

Atalarımızın asırlık deneyimlerinden süzülüp gelen bilge bakış açısının altında yatan hikmetlerin veciz ifadelerini bulduğu atasözlerimiz arasında en beğendiklerimden birisi şudur: “Yarım hekim candan, yarım hoca imandan eder.” Dolayısıyla, din gibi son derece hassas bir alanda kalem oynatmak şöyle dursun konuşurken bile elimden geldiğince dikkatli davranmaya çalışırım ki düşüncelerim yanlış anlaşılmaya yol açmasın. Hele ki bir kez daha idrak edebilmenin neşvesini yaşadığımız şu mübarek Ramazan günlerinde… Din konusundaki bu vazgeçilmez duyarlılığı besleyen en sağlıklı bakış açısına ise rahmetli Tarık Buğra’nın bir romancının taşıması gereken en temel yaklaşımı dile getiren sözlerinde rastlandığını…

Devamı
Köşe Yazıları 

Aslında buralar ezelden beri hep çokomelliydi!

Bizim oraların yöresel bir atalar sözünü, kamu yararı gözeterek oldukça hafifletip dile getirerek başlamak istiyorum bu seferki sohbetimize: “-Tam hayallerimi süsleyen hanımefendiyle gerçekten samimi bir biçimde edebî sohbetlerin tadına varabileceğimiz seviyeli bir ortamda başbaşa kalabildik, onda da ay akşamdan doğdu!” İşte o hesap, ben de tam makroekonomik veriler bakımından Türk ekonomisinin (efendim; Türk değil Türkiye ekonomisi mi? Sayın arkadaşım; öncelikle sen çok yanlış gelmişsin, ayrıca o senin ‘Türkiyeli’ muhabbetinin ciddi hiçbir lügatta karşılığı yok!) dünü, bugünü ve yarınına dair bol dipnotlu, atıflı, enikonu makale kıvamında bir yazı kaleme almaya başlayacaktım…

Devamı
Köşe Yazıları 

Gırtlağın dokuz boğumu…

Nisan ayı baharın müjdecisi ve biz Türkler için Gazi Meclis’imizin açılış yıl dönümünü getirseydi keşke beraberinde. Ne yazık ki, bir önceki cümlede değindiğimiz kutlu 23 Nisan’ın ertesi gününde, her yıl, bu sefer lafın gelişi değil gerçekten ‘bazı dış mihraklar’ tarafından, temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan bir yalan mevzu var: Sözde Ermeni Soykırımı. Bir önceki devletimizin (Devlet-i Aliye) – ya da rahmetli Atsız’ın bakış açısıyla tarih boyunca süregelmiş tek Türk devletinin bir önceki ‘sürümünün’ – sırtındaki ateşten gömleğin olanca hararetini iliklerine kadar hissettiği o dehşetengiz cehennem değirmeninden geçtiği yıllarda…

Devamı
MP3 DİNLE, film izle , evden eve nakliyat , youtube mp3 ,