Sevdalanmış Gönüller Gülüyor Coşuyor Eğleniyor!

Efendim bugünkü sohbetimizin başlığını Biricik Sanat Güneşimiz rahmetli Zeki Müren’in bir deterjan markasının reklam filmi için söylediği şarkının ilk dizesinden aldık. Her ne kadar son derece şen şakrak ve bir reklam cıngılına yakışır biçimde kolaylıkla dile dolanan bir ezgi de olsa bizleri daha masum ve yalın yıllara götüren bu şarkının anımsattığı hüzünlendirici bir durum da söz konusu. Rahmetlinin Bodrum Limanı’nda çekilen reklam filminde kendine has yürüyüşüyle teknelerin önü sıra salınırken terennüm ettiği o zamanın reklam müziği günümüzün pek çok iddialı kabul edilen şarkısından her anlamda daha kaliteli. Geçmişin tek kanallı…

Devamı

Ooo, Bizans Kargası Polemon Da Buradaymış!

Dünya sinemasının havada üst üste üç takla atarken elindeki altı patları yan tutarak dört el ateş edebilen tek oyuncusu Cüneyt Arkın’ın bizim kuşakta ve pek çok genç kardeşimizde bıraktığı ölümsüz “Son Türk Kahramanı” algısını besleyen asıl dönem, kendisinin polisiye bombastik filmler çevirdiği yıllardan ziyade peş peşe tarihi filmler çevirdiği senelerdir. Çevrilen filmin bütçesinin ortalama bir taşra nişan töreninin limonata-kuru pasta maliyetini ancak karşılayacak düşüklükte olmasının yol açtığı bazı istem dışı trajikomik haller bir tarafa, yaşamını ortaya koyarak bizlere armağan ettiği bu eserlerden ötürü kendisine hürmette kusur etmemekle yükümlü olduğumuzu düşünüyorum.…

Devamı

Artiz ne arar la bazarda!

Bu lafı diyen elli beş ekran kolormatik gözlüklü, kafasına iki boy büyük sekiz köşe kasketli, belli belirsiz ter bıyıklı ve en önemlisi bütün bunların ötesinde ve üzerinde olmak üzere tespih çeken ellerini arkadan kavuşturarak pekiştirdiği “Buralar dutlukken de ben vardım” tavırlı dayıyı nasıl unutabiliriz. Hatırlarsanız pazarda artış olup olmadığını soran genç muhabirin sorusunu oldukça farklı bir nahiyesinden anlayarak başlıktaki cümleyle atarını yapıp giriyordu muhabbete muhterem dayımız. Sonrasında, muhabbetin ilerleyen demlerinde konuyu araba satışından fındık taban fiyatına doğal bir ustalıkla getiriyordu. Bunu bir tarafa bırakırsak da kendi on beş dakikalık şöhretinin…

Devamı

Beyefendi Bana Döndü ve “Öhö!” Dedi!

Başlık pehlivan tefrikasına dönmesin diye yukarıya kısa halini yazdığımız işbu cümlenin genişletilmiş ve gözden geçirilmiş özgün hali tam olarak şöyledir efendim: “Uçakta gidiyorduk. Beyefendi bana döndü ve “Öhö!” dedi; ben de haliyle bana gösterilen bu mültefit tavırdan etkilenip dayanamadım ve gözyaşlarına boğuldum.” Tabi bu cümlenin, aşağıdaki gibi bir takım uzak yakın kuzenleri de yok değildir: “Telefon acı acı çaldı; arayan başbakandı.” “Sayın bakanımız on milyarlık paketten bahsediyor. Yetmez; bence yirmi, otuz, üç yüz yirmi binlik paketler olmalı!” Bunlar ne mi? Belli türden kalıplaşmış yandaş ‘gazeteci’ (!) cümleleri. Fakat bunları benzerlerinden…

Devamı

Yan Sanayi Var, Çıkma Var Sayın Abicim!

Şu ana kadar tahta sandalyelerine oturulup da herhangi bir Türk ya da dünya klasiğinin okunageldiğine erbain burcuna yıllar önce eriştiğim şu ömrümce bir kere bile tesadüf etmediğim ve fakat buna rağmen benim bilmediğim gizemli bir nedenden ötürü adına ‘kıraathane’ denilen yurt sathına yayılmış felsefe kulüplerimizin başat özelliklerinden birisi cihanın malumudur ki umarsızca paradigma üretmek. Kast ettiğim şu: Bahsi geçen bol çaylı, okeye dönmeli, bataklı, futbol gazeteli, ganyan dergili düşünce derneklerinde biteviye dünyayı üç satırda açıklayan türden gün yüzü görmedik teoriler geliştirilir. Bunun altında yatan ve kıraathane ordünaryüsü dayılarımızın alamet-i farikası…

Devamı

Hazine bonesi, hisse sanatları ve tahvilevalliye binmek üzerine

Hiç unutmam; vakti zamanında, 90’lı yılların bankacılık bakımından ‘çılgın’ yüzde yedi bin beş yüz faizli günlerinde – bu arada bu rakam otogar kafeteryasında talim etmek zorunda kaldığımız metalik tatlı çay gibi sallama değil gerçek bir oran, bir üstadımız ilgili fişi bastırıp çerçeveletmiş ve müfettişlikten sabite geçince genel müdürlükteki odasının duvarına asmıştı- bir reklam vardı. İsmi lazım değil, babamın logosundaki koşturan attan ötürü “Beygir Bank” dediği bir banka, kendi medya grubunun kanallarında hep aynı reklamı aynı sloganla döndürür dururdu: “İ…. Bankası, dövizinize, TL’nize, bütün yatırımlarınıza çok kazandıran banka!” Bu sloganının seslendiren…

Devamı

Ya ameliyatlı yerime gelseydi!

Bir zamanlar genç bir üniversite öğrencisiyken – ki bu artık gerçekten uzun zaman öncesine tekabül ediyor! – ilgiyle takip ettiğim bir mizah dergisinin en sevdiğim köşelerinden birisi “Öğreten Adam ve Oğlu” idi. Bu karikatür dizisinde adı geçen atılgan ve cefakâr baba müşfik kanatlarının altından ayırmadığı bahtsız oğluyla beraber her hafta başka bir olayın, durumun ya da tiplemenin yanı sıra konuşlanırdı. Ama çöp tenekesinden, ama fırının içerisinden, bilemediniz taban rabıtasının çatlak yerinden baş veren işbu muhterem ve çok bilmiş peder bey, tespit insanı olmanın hakkını verircesine oğluna izlettirdiği durumlarla ilgili eşsiz…

Devamı

Ankara’nın dikmen’i!

Rahmetli Barış Manço’nun şarkı sözleri, özünde sözel yönü ağır basan derin kültürümüzün emsalsiz imbiğinden damıtılmış nice can alıcı anlamlı ifadelerle bezelidir. İşte bunlardan bir demet: “Yaz dostum, kimse göçmez bu dünyadan mal ile” “Ali yazar, Veli Bozar, Küp suyunu çeker azar azar Üzülmüşüz neye yarar Keskin sirke küpüne zarar” “Gözyaşlarım akıp gidecek, selden öte selden ziyade Bir canım var vereceğim, maldan öte maldan ziyade.” Yazımızın başlığındaki güfte (!) alıntısıysa tam ve olgun anlamıyla merhum sanatçımızın aksi kutbundan bir örnekten aparılmıştır. Hikmetinden şimdilik sual etmemenizi rica edeceğim. İnanın, sohbetimizi bağlarken anlamlı…

Devamı

Nisan Mayıs ayları, gevşer gönül yayları!

“Biraz geç olmadı mı, yazı yarılıyoruz usuldan” dediğinizi duyar gibi oluyorum efendim ama açıklamam için müsaade ediniz lütfen. Kamuoyuna saygıyla duyurulacak asıl diyeceğime girmeden önce de başlıkta ilk iki dizesine yer verdiğimiz dörtlüğü tamamlayayım. Bunu yaparken de son iki dizenin atıfta bulunduğu hususun sadece salkım söğütlerin saçlarını yıkadıkları ırmak kenarlarında uzanan yeşilllikler içerisinde piknik yapmaya yönelik masum bir arzu olması yönündeki içten dileğimi ifade edeyim: “Nisan Mayıs ayları Gevşer gönül yayları Çayır çimen bekliyor Bayanları bayları.” Havaların ısınmasıyla birlikte, kışın mecburiyetten kapanılan evlerden kendimizi dışarıya atıp doğanın kucağında hoşça vakit…

Devamı

Millî Mücadele ve komplo teorisyenliğinin dayanılmaz cazibesi…

Bir canlı türü olarak insanoğlunun en zayıf noktalarından birisinin, aynı zamanda kendisini diğer canlılardan ayıran en temel özellik olmasında tuhaf bir alaycılık yattığını düşünmüşümdür hep. Kastettiğim ayırıcı vasfımız; düşünme, kavrama, olgular ve varoluşumuz arasında zaman boyutunda da anlam ifade eden süreğen bağlantılar kurabilme yetimiz. Düz Türkçesi; halk dilinde “Allah akıl fikir vermiş” sözünde değinilen aklımızı kullanma becerimiz. En zayıf noktalarımızdan birisi de işte bu ilahi nimete kör bakma hususundaki tutku boyutuna ulaşabilen üşengeçliğimiz. Bir başka ifadeyle; düşünüp taşınarak fikir emeğimizin karşılığında mantıklı çıkarımlara varmaktansa hazırlop kalıpların alayına kavuk sallayıp amenna…

Devamı

Hacı Şakir’in dramı…

Yok, yok, öyle değil muhterem okuyucularım; Allah ülkemizde şu aralar son derece moda olduğu üzere kuru iftiraya imza atıp üzerine bir de arsızlaşmaktan esirgesin, kışları odun sobası önündeki leğende yıkandığımız mutlu çocukluğumuzun lavanta kokulu banyolarının gizli sponsoru bir sabun firmasının var olmayan mali sıkıntılarından bahsetmek değil amacım. Hele hele ekşi sözlük çakalı gibi aklım sıra çaktırmadan ürün yerleştirip “Patron bak yaptım kendimce reklamını, üç beş ateşlersin artık bir şeyler” demek derdinde hiç değilim. Ortada, geçen yazımızda değindiğimiz, belki de bütün mevzuların en ağırı olan dine ilişkin ya da büyük ölçüde…

Devamı