Köşe Yazıları 

“Senaryoyu okuyunca çok heyecanlandım!”

Bir bu sohbetimizin başlığındaki klişeye hastayımdır, bir de “Bu albümde değişik bir ‘sound’ yakaladık” biçimindeki, ergenden hallice körpe müzisyenlerin pek bir sevdikleri en az diğeri kadar hoş ve de boş öbürüne… Her iki -burada tav olduğum bir başka klişeyi kullanmazsam kurbağalar kısır kalır- ‘maksadını aşan’ laf öbeği ben de hep; acemiliğini güya sahip olduğu yaratıcılıkla gizlemeye çalışan acar görünümlü, ambalajı janjanlı ve lakin içeriği kof ürünlerin esnafı olmaya adanmış ter ü taze heveslilerin ayaklara yere sağlam basmayan iddialarının bileşimi olduğu izlenimini uyandırmıştır. Ancak, ‘Küçük İbo’ dizisinin senaryosunu yazıp da “Stanley…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Ne yapmalı, ne etmeli, bir oyunbazlık, bir şeytanlık!”

Geri vitesine takıldığında uyarı sinyali olarak ‘Perihan Abla’ dizisinin tema müziği çalan cefakâr beyaz Peugeot minibüslere gırgır şamata doluşup bir ilçeden bir başka ilçeye (ya da atanamamış İl’e; ah turunç kokulu gıdısına kurban olduğum Nazilli’m benim!) keyifli bir okul servisi güzergâhı boyunca gidip gelirken dinlediğimiz Mazhar-Fuat-Özkan’ın (hadi bugün parantez ve klişe günümüz olsun) doksanlı yıllara damgasını vuran ‘Geldiler’ albümünün en sevdiğimiz şarkısı açık ara ‘Ali Desidero’ydu. Şarkının, “Inının ınının ınınınınnn!” kısmını koro halinde söylememiz bir yana, başlangıcından sonuna kadar bütün sözlerini ezbere biliyorduk. Türkçemizin sokak ağzında bile kendisini belli eden…

Devamı
Köşe Yazıları 

Sihir mi var büyü mü var, sende şeytan tüyü mü var!

Hafızalarımıza, başlıktaki sabun köpüğünden hallice şeker şurup şarkı sözleriyle olduğu kadar; “Ooo, Ahmet Beyler de buradalarmış, hoş geldiniz efendim, oturmaya gelmedik, haydi bir ‘Bu fasulye iki buçuk lira’ patlatalım! Elleri göreyim elleri!” benzeri laf ü güzaflarla da kazınmış, piyanist şantörlü taverna müziği kasetlerini adı konulmamış Türk cipi olmanın cefasını dingilinden bujisine kadar taşıyan sevimli toros canavarı ‘röno steyşın’ın oto teybindeki kasetten dinleyerekten Karacasu Ovası’nda kuzenlerimle tütün kırdığım, susam yolduğum, pekmezlik üzüm ezdiğim, harman kovduğum, hasılı toprakla haşır neşir olmanın tadına vardığım, ‘güzel ve yalnız’ memleketimin mutlu ve umutlu günleri tek…

Devamı
Köşe Yazıları 

Pilâvdan sonra cacık, bakma gıcık gıcık!

“Pilavdan sonra tatlı, helal olsun Yozgatlı, Pilavdan sonra üzüm, bir bak iki gözüm, Pilavdan sonra şeker, canım neler çeker…” Şeklinde uzayıp giden, söz konusu pirinç yemeğine duyulan sağlıksız tutkunun insana neler söyletebileceğinin kanıtı olan, Flash TV güftesinin hatırıma düşmesinin bambaşka bir nedeni var. Evet, anımsamanın nedeni var, lakin serbest çağrışımın sınırı yok. Zira bahsettiğim neden belki de en vazıh ifadesini; planlı ekonominin gündeme geldiği – Ocak’tan eski(mez) bir ağabeyimizin deyimiyle “vatan kurtarma sporunun altın yılları” olan – 1960’larda, ismini vermek istemediğim ama bir sonraki satırda umarsızca kendisine ve hatta başından…

Devamı
Köşe Yazıları 

Nedir bu McKinsey davası?

Asla şikâyetçi olmadığım keyifli bir iş yoğunluğunun koynunda huzura bürünmüş, bir kedinin soba dibi minderini sahiplenişindeki sadakatle benimsediğim şömine yanına konuşlanmış masamın sakin ortamında, dizüstümü açmış, kahvemi yudumlayıp kafenin sakin müziğini metronom eylemiş, tatlı tatlı raporlarımı yazarken Canım Türkiyem -sağ olsun- burada da buldu yine onulmaz sevdalısı beni. Akıllara seza, gönüllere eza, aşığına ceza olanca garip hallerinden birisiyle; kulağıma gelen doğruysa çaktırmadan McKinsey’e devretmişiz dükkânı. E haliyle çarşı karışmış, en azından duyarlı ve vatansever kesimde anlaşılabilir bir telaş ve üzüntü hâkim. Bugünkü sohbetimizde işbu haklı rahatsızlığın nedenlerini somut olarak ortaya…

Devamı
Köşe Yazıları 

Emrah koş, ekonomini silkeliyorlar!

Unutursak yüreğimiz kurusun sevgili dostlar: Yüce Allah’ın koca dünyada sadece Türkiye’de kendisine ve Hollywood’da Colin Farrell’a nasip eylediği ters V kaşları, kollarını dirseğe kadar sıvadığı nahoş rayihalı bir ifrazat rengi şişme montu, daima ağlamaklı haliyle gazinodaki bütün kemanları aynı anda inlemeye davet eden ıslak gözleri, isminin başından uzun süre ayrılmayan küçük sıfatıyla orantısız büyük acılardan çökmüş omuzlarıyla, 80’li yıllardaki “Arabeskin Taçsız Prensi” haliyle Emrah’ın gönül galerimizdeki yeri yüksek olmasa da apayrıdır. (İşbu milli değerimizin, 90’daki “Hey Hey Taksi” dönemindeki civcivle horoz arası tahammülfersa imajıyla, Seren Serengil’le TV filmleri çevirdiği karanlık…

Devamı
Köşe Yazıları 

İğne ucu kadar kuru yer kalmayacak Müslüman!

Yazlıkların çelik panjurlarının indirilip terk edilmeye başlandığı, verandalardaki salıncakların yastıklarının ve üç neslin nice mutlu kahvaltının tadına birlikte vardığı dede-baba-torun yarenliklerinin mekânı bambu bahçe mobilyalarının içeri alınıp Flash TV hayaletini andıran beyaz çarşaflarla örtüldüğü, okulların açılmasıyla birlikte çocuk havuzunun hüzünlü bir tenhalığa kavuştuğu yazlıklardan birisinin koynundan merhabalar herkese… Ayağıma batan deniz kestanesi dikenlerinin yol açtığı iltihaptan ötürü biraz aksamak gibi şikâyet etmeye yüzüm tutmayan ‘lüküs’ bir sorunum var ama ‘gönül telimi titreten’ asıl ‘alengirli’ mevzu sanırım artık ufak ufak uzak ufuklara uzanmanın vaktinin gelip çatmış olması… İşte ben de -müsaadenizle-…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Meksika sınırını geçtik mi tamamdır Canıtın!”

Canım yurdumun güzide haber bültenlerinde asfaltta yumurta pişirme benzeri über fantastik ve hatta ultra bombastik VTR’lerin umarsızca cirit attığı işbu deve bayıltan sıcaklarına teslim olmuş, hepsi birbirine benzeyen sımsıcak günlerin birisinin sıkıcı ve dahi yakıcı bir baygın öğleden sonrasının koynundan merhabalar efendim. Bir önceki yazımda ucundan kıyısından değindiğim, bizim ekşi sözlük deyimiyle (hayır, ekşi nick’imi asla söylemem, zira kendisinin hem sirke hem de limonla ayrı ayrı turşusunu kuracağım.) “entry’ler arasında şöyle bir gezinip http ararcasına” bir üslupla belli bir konu çerçevesinde tegayyük eylemeye (Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerine buradan selam…

Devamı
Köşe Yazıları 

OYNATMAYA AZ KALDI, DOKTORUM NERDE?

Memleket hasretimin nihayet ve çok şükür sona erdiği şu ziyadesiyle “seyyar” günlerimin de, bağrından kopup Atlantik’teki tuhaf adaya uzanışımın serüveni hakikaten “Anlatsam roman olur” kıvamını yakalamışken benim dikkat çekmek istediğim konu hepimizin içerisinden geçmekte olduğu ve zerrece şikâyet etmesem de iliklerimize kadar beraberce hissettiğimiz bir husus: Yok yok, ekonomik durum ve özellikle kura dair münasebetsiz bir benzetme yapmayacağım, yani en azından şimdilik. Benim değinmek istediğim konu şu: Memlekete yaz gelmiş! “E günaydın, gözünden de hiç bir şey kaçmıyor!” dediğinizi duyar gibiyim sevgili dostlar. Ama inanın, sıcaklık yirmi beş dereceyi termometrede…

Devamı