Köşe Yazıları 

Gırtlağın dokuz boğumu…

Nisan ayı baharın müjdecisi ve biz Türkler için Gazi Meclis’imizin açılış yıl dönümünü getirseydi keşke beraberinde. Ne yazık ki, bir önceki cümlede değindiğimiz kutlu 23 Nisan’ın ertesi gününde, her yıl, bu sefer lafın gelişi değil gerçekten ‘bazı dış mihraklar’ tarafından, temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan bir yalan mevzu var: Sözde Ermeni Soykırımı. Bir önceki devletimizin (Devlet-i Aliye) – ya da rahmetli Atsız’ın bakış açısıyla tarih boyunca süregelmiş tek Türk devletinin bir önceki ‘sürümünün’ – sırtındaki ateşten gömleğin olanca hararetini iliklerine kadar hissettiği o dehşetengiz cehennem değirmeninden geçtiği yıllarda…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Bak bu sefer de kaçırırsak duman oluruz abisi!”

Bankacılık, özellikle de şube müdürlüğü yaptığım yıllarda, boyutu ve türüne bakılmaksızın istisnasız bütün ekonomik birimler için – hanehalkı, şirket, kamu kuruluşu, özel teşebbüs, vb. – en önemli hedefin şu olması gerektiğini fark etmiştim; ayakta ve hayatta kalmak. İktisadî anlamda bunun değişmeyen anlamı ise şu: Nakit bolluğu ya da kıtlığı arızi bir durum iken, içinde bulunulan ortamda yaşanan değişikliklere uyum sağlayarak bağımsız bir ekonomik oyuncu olarak varlığını güçlenerek ve oyun içerisinden mümkün olduğunca ‘rol çalarak’ devam ettirmek aslolan hedeftir. İşte tam da bu bağlamda Jeremy Rifkin’in günümüzden geleceğe uzanan ekonomik gelişmeler…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Vaziyet alın, burası fena karışacak!”

Bizim ilçenin sevilen simalarından, baki kubbede kalan hoş seda gibi dağarcığımıza yadigâr kalan anıları her geçen gün daha çok değerlenen güzel insan rahmetli Toygar Efe’nin bir sözünü biraz değiştirerek paylaşmak istiyorum sohbetimizin en başında. Merhum büyüğümüz bir işe yeltenip de akıbet akim kalınca erkekliğe hiç reçel sürmeden sigaranın sararttığı burma bıyıklarının altından güler, yana kaykılmış sekiz köşe kasketini daha da sağa eğip o alaycı tavrıyla serazat kahkahasının makaralarını koyuverip şöyle derdi: “Bin yılın başında bir helva kaşıklayalım dedik, onda da çanak yana devrildi be kızanlar!” Aynı o misal; ben de…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Bak bu sefer de kaçırırsak duman oluruz abisi!”

Bankacılık, özellikle de şube müdürlüğü yaptığım yıllarda, boyutu ve türüne bakılmaksızın istisnasız bütün ekonomik birimler için – hanehalkı, şirket, kamu kuruluşu, özel teşebbüs, vb – en önemli hedefin şu olması gerektiğini fark etmiştim; ayakta ve hayatta kalmak. İktisadî anlamda bunun değişmeyen anlamı ise şu: Nakit bolluğu ya da kıtlığı arızi bir durum iken, içinde bulunulan ortamda yaşanan değişikliklere uyum sağlayarak bağımsız bir ekonomik oyuncu olarak varlığını güçlenerek ve oyun içerisinden mümkün olduğunca ‘rol çalarak’ devam ettirmek aslolan hedeftir. İşte tam da bu bağlamda Jeremy Rifkin’in günümüzden geleceğe uzanan ekonomik gelişmeler…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Bıyık büküle büküle kaytan..!”

Efendim, hani Dedem Korkut gibi demeye ar ederim ama birkaç yazıdır, kendi mütevazı cirmimizce boy boyladık, soy soyladık; siyasetten ziyade iktisadi yelpazenin iki farklı ucundan ve orta yerinden verdiğimiz üç örneğe değindiğimiz önceki yazılarımızı geride bıraktık. Ve şükürler olsun nihayet geldik sazı elime almaktan daha çok hoşlandığımı itiraf etmekte sakınca görmediğim mevzulara. Bu yazımızda, deyim yerindeyse ‘uvertür’ sanatçılardan sonra ‘assoliste’ yer verircesine, milli bir ekonomi anlayışına ilişkin görüşlerimizi; belli bir nedensellik bünyesinde ele almaya gayret sarf edeceğiz. İlk paragrafta değindiğim benzetmenin yansıttığı milliyetçi görüşümüz zaten malum. Yine de bunu yaparken…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Aman Evlâdım Olaylara Karışma!”

Farkındayım; genellikle rengini beğendiği için aldığı sehpanın üzerini kendi ördüğü dantelli örtüyle kapatıp kısır kavurarak börekler açtığı kabul gününde ortaya koyan elleri öpülesi teyzelerimize yakışan bir söz bu. Gelin görün ki, ‘Ocak’lı ağabeylerimizden dinlediğimiz ‘seksen sonrası’ karanlık günlerin dehşetinin o zamanlar çoğu yeni anne olan ya da genç kızlığını yaşayan işbu büyüklerimizde sarsıntı yaratmaması da düşünülemez. Dolayısıyla ben bu söz öbeğinde ürkeklikten ziyade anaçlık görmeye eğilimliyim. Sonuçta -amacımız bu olmasa ve asla bu olmaması gerekse bile- vasatın alımlı güvenliğini salık verdiği için hangi valideye kızılabilir ki… Vasatla işimiz olmaz, doğru……

Devamı
Köşe Yazıları 

Alaattin Paçino, Henrullah Fonda, Charlesettin Bronson…

Sinema denilince yüreğimiz Sadri Alışık, Cüneyt Arkın, Ayhan Işık’ta, hatta Erol Taş ve Hayati Hamzaoğlu’ndadır, el’ hak doğru. Velakin, Mevlâna’nın dediği gibi “Bir ayağı sapmaz biçimde hakikate kenetli bir pergel misali” sanat adına güzel olan her şeye algılarımızı açık tutarak dünyayı seyreylerken gördüklerimizi de dağarcığımıza katıp gönlümüzü beslemeyi ihmal etmedik. Bunu yaparken sevdiğimiz isimleri kendi kültür evrenimize kabul ederken – Comte de Bonneval’i Humbaracı Ahmet Paşa yaparcasına – isimlerini biraz da matraklık olsun diye Türkçeleştirirdik. Başlıktaki inciler bu muzipliğe işaret ediyor. Keşke her ‘uyarlama’ bu kadar masum olsaydı. Geçen yazımızda…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ben kalender meşrebim, güzel çirkin aramam!

Yukarıdaki dize ile başlayıp “Gönlüme eğlence isterim olsun!” diye devam eden güftenin şen şakrak bestesinin, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nin çifte kolalanmış buruşmaz ciddiyetteki klasik musıkî ortamında bile ayak parmaklarımı mokasenlerimin içerisinde deli gibi oynatmama neden olan şeker şurup ezgisinin -hey gidi Boğaziçi günleri hey!- gönül gramofonumdaki aynı türden tek rakibi Fahri Kayahan’ın Hicaz makamındaki eşsiz eseri ‘Sarı Kurdelem Sarı’ olsa gerek. Ama yine de şarkının nakaratında gülümsemeden edemem doğrusu: “Ben esmeri fındık ile Ben esmeri fıstık ile Ben esmeri badem ile beslerim.” Zira uzun süre müfettişlik gibi salt veriye dayanan…

Devamı
Köşe Yazıları 

Brüt maaş nete gelir, figüranlar sete gelir!

Sohbetlerimizin başlığında; 70’li yıllar tuhaf Türk filmi adı, Flash TV repliği, Yeşilçam klişesi ya da akıllara zarar 90’lar mamulü pop müzik şaheseri şarkı sözü kullanma hususundaki, hoşgörünüze sığınarak umarsızca tatmin ettiğim tutkuma bir yazılık da olsa ara vereyim dedim. Ama yine de dayanamayıp bu sefer de en azından bir üstadımızın özlü sözüne yer vermeyi arzu ettim başlığımızda. Tam da bankacılık döneminde maaş zamlarının elde hesap makinası, dilde uçuk yüzdeler, gönülde sağlam cukka beklentilerinin saf (Allah’ım şimdi düşünüyorum da hakikaten safmışız, gençlik işte!) esintisi ile geçen yıl dönümü günlerini bir kere…

Devamı
Call Now Button