Köşe Yazıları 

“Aman Evlâdım Olaylara Karışma!”

Farkındayım; genellikle rengini beğendiği için aldığı sehpanın üzerini kendi ördüğü dantelli örtüyle kapatıp kısır kavurarak börekler açtığı kabul gününde ortaya koyan elleri öpülesi teyzelerimize yakışan bir söz bu. Gelin görün ki, ‘Ocak’lı ağabeylerimizden dinlediğimiz ‘seksen sonrası’ karanlık günlerin dehşetinin o zamanlar çoğu yeni anne olan ya da genç kızlığını yaşayan işbu büyüklerimizde sarsıntı yaratmaması da düşünülemez. Dolayısıyla ben bu söz öbeğinde ürkeklikten ziyade anaçlık görmeye eğilimliyim. Sonuçta -amacımız bu olmasa ve asla bu olmaması gerekse bile- vasatın alımlı güvenliğini salık verdiği için hangi valideye kızılabilir ki… Vasatla işimiz olmaz, doğru……

Devamı
Köşe Yazıları 

Alaattin Paçino, Henrullah Fonda, Charlesettin Bronson…

Sinema denilince yüreğimiz Sadri Alışık, Cüneyt Arkın, Ayhan Işık’ta, hatta Erol Taş ve Hayati Hamzaoğlu’ndadır, el’ hak doğru. Velakin, Mevlâna’nın dediği gibi “Bir ayağı sapmaz biçimde hakikate kenetli bir pergel misali” sanat adına güzel olan her şeye algılarımızı açık tutarak dünyayı seyreylerken gördüklerimizi de dağarcığımıza katıp gönlümüzü beslemeyi ihmal etmedik. Bunu yaparken sevdiğimiz isimleri kendi kültür evrenimize kabul ederken – Comte de Bonneval’i Humbaracı Ahmet Paşa yaparcasına – isimlerini biraz da matraklık olsun diye Türkçeleştirirdik. Başlıktaki inciler bu muzipliğe işaret ediyor. Keşke her ‘uyarlama’ bu kadar masum olsaydı. Geçen yazımızda…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ben kalender meşrebim, güzel çirkin aramam!

Yukarıdaki dize ile başlayıp “Gönlüme eğlence isterim olsun!” diye devam eden güftenin şen şakrak bestesinin, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nin çifte kolalanmış buruşmaz ciddiyetteki klasik musıkî ortamında bile ayak parmaklarımı mokasenlerimin içerisinde deli gibi oynatmama neden olan şeker şurup ezgisinin -hey gidi Boğaziçi günleri hey!- gönül gramofonumdaki aynı türden tek rakibi Fahri Kayahan’ın Hicaz makamındaki eşsiz eseri ‘Sarı Kurdelem Sarı’ olsa gerek. Ama yine de şarkının nakaratında gülümsemeden edemem doğrusu: “Ben esmeri fındık ile Ben esmeri fıstık ile Ben esmeri badem ile beslerim.” Zira uzun süre müfettişlik gibi salt veriye dayanan…

Devamı
Köşe Yazıları 

Brüt maaş nete gelir, figüranlar sete gelir!

Sohbetlerimizin başlığında; 70’li yıllar tuhaf Türk filmi adı, Flash TV repliği, Yeşilçam klişesi ya da akıllara zarar 90’lar mamulü pop müzik şaheseri şarkı sözü kullanma hususundaki, hoşgörünüze sığınarak umarsızca tatmin ettiğim tutkuma bir yazılık da olsa ara vereyim dedim. Ama yine de dayanamayıp bu sefer de en azından bir üstadımızın özlü sözüne yer vermeyi arzu ettim başlığımızda. Tam da bankacılık döneminde maaş zamlarının elde hesap makinası, dilde uçuk yüzdeler, gönülde sağlam cukka beklentilerinin saf (Allah’ım şimdi düşünüyorum da hakikaten safmışız, gençlik işte!) esintisi ile geçen yıl dönümü günlerini bir kere…

Devamı
Köşe Yazıları 

Avantadan lavanta ya da cumbadan rumbaya!

Hayatımızı şafaklandıran çağa yeni yeni adım attığımız seksenli yılların başında, Ege kırsalının kavurucu sıcağının doğal bir sonucu olarak altımıza geçirdiğimiz ve dizlerimizde açılan çoğu dut ya da incir ağacından düşmekten mütevellit yaraları gururla sergilememize olanak tanıyan şortlardan dahi daha kısa olan acemi vatandaş hallerimizle bile, memlekette bir şeylerin ters gitmekte olduğunun farkındaydık netekim. Efendim, nitekim diye mi yazılır? Çok affedersiniz, bir an elim sürçtü; yerel şivesinden ziyade kişiliğinin ayrılmaz parçası haline gelmiş bönlüğünden kaynaklanan bir aksan kaymasıyla yazan bir müptezel gibi oldum bir anlığına nedense. Hani ancak asla ulaşamayacağı bir…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Senaryoyu okuyunca çok heyecanlandım!”

Bir bu sohbetimizin başlığındaki klişeye hastayımdır, bir de “Bu albümde değişik bir ‘sound’ yakaladık” biçimindeki, ergenden hallice körpe müzisyenlerin pek bir sevdikleri en az diğeri kadar hoş ve de boş öbürüne… Her iki -burada tav olduğum bir başka klişeyi kullanmazsam kurbağalar kısır kalır- ‘maksadını aşan’ laf öbeği ben de hep; acemiliğini güya sahip olduğu yaratıcılıkla gizlemeye çalışan acar görünümlü, ambalajı janjanlı ve lakin içeriği kof ürünlerin esnafı olmaya adanmış ter ü taze heveslilerin ayaklara yere sağlam basmayan iddialarının bileşimi olduğu izlenimini uyandırmıştır. Ancak, ‘Küçük İbo’ dizisinin senaryosunu yazıp da “Stanley…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Ne yapmalı, ne etmeli, bir oyunbazlık, bir şeytanlık!”

Geri vitesine takıldığında uyarı sinyali olarak ‘Perihan Abla’ dizisinin tema müziği çalan cefakâr beyaz Peugeot minibüslere gırgır şamata doluşup bir ilçeden bir başka ilçeye (ya da atanamamış İl’e; ah turunç kokulu gıdısına kurban olduğum Nazilli’m benim!) keyifli bir okul servisi güzergâhı boyunca gidip gelirken dinlediğimiz Mazhar-Fuat-Özkan’ın (hadi bugün parantez ve klişe günümüz olsun) doksanlı yıllara damgasını vuran ‘Geldiler’ albümünün en sevdiğimiz şarkısı açık ara ‘Ali Desidero’ydu. Şarkının, “Inının ınının ınınınınnn!” kısmını koro halinde söylememiz bir yana, başlangıcından sonuna kadar bütün sözlerini ezbere biliyorduk. Türkçemizin sokak ağzında bile kendisini belli eden…

Devamı
Köşe Yazıları 

Sihir mi var büyü mü var, sende şeytan tüyü mü var!

Hafızalarımıza, başlıktaki sabun köpüğünden hallice şeker şurup şarkı sözleriyle olduğu kadar; “Ooo, Ahmet Beyler de buradalarmış, hoş geldiniz efendim, oturmaya gelmedik, haydi bir ‘Bu fasulye iki buçuk lira’ patlatalım! Elleri göreyim elleri!” benzeri laf ü güzaflarla da kazınmış, piyanist şantörlü taverna müziği kasetlerini adı konulmamış Türk cipi olmanın cefasını dingilinden bujisine kadar taşıyan sevimli toros canavarı ‘röno steyşın’ın oto teybindeki kasetten dinleyerekten Karacasu Ovası’nda kuzenlerimle tütün kırdığım, susam yolduğum, pekmezlik üzüm ezdiğim, harman kovduğum, hasılı toprakla haşır neşir olmanın tadına vardığım, ‘güzel ve yalnız’ memleketimin mutlu ve umutlu günleri tek…

Devamı
Köşe Yazıları 

Pilâvdan sonra cacık, bakma gıcık gıcık!

“Pilavdan sonra tatlı, helal olsun Yozgatlı, Pilavdan sonra üzüm, bir bak iki gözüm, Pilavdan sonra şeker, canım neler çeker…” Şeklinde uzayıp giden, söz konusu pirinç yemeğine duyulan sağlıksız tutkunun insana neler söyletebileceğinin kanıtı olan, Flash TV güftesinin hatırıma düşmesinin bambaşka bir nedeni var. Evet, anımsamanın nedeni var, lakin serbest çağrışımın sınırı yok. Zira bahsettiğim neden belki de en vazıh ifadesini; planlı ekonominin gündeme geldiği – Ocak’tan eski(mez) bir ağabeyimizin deyimiyle “vatan kurtarma sporunun altın yılları” olan – 1960’larda, ismini vermek istemediğim ama bir sonraki satırda umarsızca kendisine ve hatta başından…

Devamı