Köşe Yazıları 

Hacı Şakir’in dramı…

Yok, yok, öyle değil muhterem okuyucularım; Allah ülkemizde şu aralar son derece moda olduğu üzere kuru iftiraya imza atıp üzerine bir de arsızlaşmaktan esirgesin, kışları odun sobası önündeki leğende yıkandığımız mutlu çocukluğumuzun lavanta kokulu banyolarının gizli sponsoru bir sabun firmasının var olmayan mali sıkıntılarından bahsetmek değil amacım. Hele hele ekşi sözlük çakalı gibi aklım sıra çaktırmadan ürün yerleştirip “Patron bak yaptım kendimce reklamını, üç beş ateşlersin artık bir şeyler” demek derdinde hiç değilim. Ortada, geçen yazımızda değindiğimiz, belki de bütün mevzuların en ağırı olan dine ilişkin ya da büyük ölçüde…

Devamı
Köşe Yazıları 

Ağır mevzu…

Atalarımızın asırlık deneyimlerinden süzülüp gelen bilge bakış açısının altında yatan hikmetlerin veciz ifadelerini bulduğu atasözlerimiz arasında en beğendiklerimden birisi şudur: “Yarım hekim candan, yarım hoca imandan eder.” Dolayısıyla, din gibi son derece hassas bir alanda kalem oynatmak şöyle dursun konuşurken bile elimden geldiğince dikkatli davranmaya çalışırım ki düşüncelerim yanlış anlaşılmaya yol açmasın. Hele ki bir kez daha idrak edebilmenin neşvesini yaşadığımız şu mübarek Ramazan günlerinde… Din konusundaki bu vazgeçilmez duyarlılığı besleyen en sağlıklı bakış açısına ise rahmetli Tarık Buğra’nın bir romancının taşıması gereken en temel yaklaşımı dile getiren sözlerinde rastlandığını…

Devamı
Köşe Yazıları 

Aslında buralar ezelden beri hep çokomelliydi!

Bizim oraların yöresel bir atalar sözünü, kamu yararı gözeterek oldukça hafifletip dile getirerek başlamak istiyorum bu seferki sohbetimize: “-Tam hayallerimi süsleyen hanımefendiyle gerçekten samimi bir biçimde edebî sohbetlerin tadına varabileceğimiz seviyeli bir ortamda başbaşa kalabildik, onda da ay akşamdan doğdu!” İşte o hesap, ben de tam makroekonomik veriler bakımından Türk ekonomisinin (efendim; Türk değil Türkiye ekonomisi mi? Sayın arkadaşım; öncelikle sen çok yanlış gelmişsin, ayrıca o senin ‘Türkiyeli’ muhabbetinin ciddi hiçbir lügatta karşılığı yok!) dünü, bugünü ve yarınına dair bol dipnotlu, atıflı, enikonu makale kıvamında bir yazı kaleme almaya başlayacaktım…

Devamı
Köşe Yazıları 

Gırtlağın dokuz boğumu…

Nisan ayı baharın müjdecisi ve biz Türkler için Gazi Meclis’imizin açılış yıl dönümünü getirseydi keşke beraberinde. Ne yazık ki, bir önceki cümlede değindiğimiz kutlu 23 Nisan’ın ertesi gününde, her yıl, bu sefer lafın gelişi değil gerçekten ‘bazı dış mihraklar’ tarafından, temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan bir yalan mevzu var: Sözde Ermeni Soykırımı. Bir önceki devletimizin (Devlet-i Aliye) – ya da rahmetli Atsız’ın bakış açısıyla tarih boyunca süregelmiş tek Türk devletinin bir önceki ‘sürümünün’ – sırtındaki ateşten gömleğin olanca hararetini iliklerine kadar hissettiği o dehşetengiz cehennem değirmeninden geçtiği yıllarda…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Bak bu sefer de kaçırırsak duman oluruz abisi!”

Bankacılık, özellikle de şube müdürlüğü yaptığım yıllarda, boyutu ve türüne bakılmaksızın istisnasız bütün ekonomik birimler için – hanehalkı, şirket, kamu kuruluşu, özel teşebbüs, vb. – en önemli hedefin şu olması gerektiğini fark etmiştim; ayakta ve hayatta kalmak. İktisadî anlamda bunun değişmeyen anlamı ise şu: Nakit bolluğu ya da kıtlığı arızi bir durum iken, içinde bulunulan ortamda yaşanan değişikliklere uyum sağlayarak bağımsız bir ekonomik oyuncu olarak varlığını güçlenerek ve oyun içerisinden mümkün olduğunca ‘rol çalarak’ devam ettirmek aslolan hedeftir. İşte tam da bu bağlamda Jeremy Rifkin’in günümüzden geleceğe uzanan ekonomik gelişmeler…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Vaziyet alın, burası fena karışacak!”

Bizim ilçenin sevilen simalarından, baki kubbede kalan hoş seda gibi dağarcığımıza yadigâr kalan anıları her geçen gün daha çok değerlenen güzel insan rahmetli Toygar Efe’nin bir sözünü biraz değiştirerek paylaşmak istiyorum sohbetimizin en başında. Merhum büyüğümüz bir işe yeltenip de akıbet akim kalınca erkekliğe hiç reçel sürmeden sigaranın sararttığı burma bıyıklarının altından güler, yana kaykılmış sekiz köşe kasketini daha da sağa eğip o alaycı tavrıyla serazat kahkahasının makaralarını koyuverip şöyle derdi: “Bin yılın başında bir helva kaşıklayalım dedik, onda da çanak yana devrildi be kızanlar!” Aynı o misal; ben de…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Bak bu sefer de kaçırırsak duman oluruz abisi!”

Bankacılık, özellikle de şube müdürlüğü yaptığım yıllarda, boyutu ve türüne bakılmaksızın istisnasız bütün ekonomik birimler için – hanehalkı, şirket, kamu kuruluşu, özel teşebbüs, vb – en önemli hedefin şu olması gerektiğini fark etmiştim; ayakta ve hayatta kalmak. İktisadî anlamda bunun değişmeyen anlamı ise şu: Nakit bolluğu ya da kıtlığı arızi bir durum iken, içinde bulunulan ortamda yaşanan değişikliklere uyum sağlayarak bağımsız bir ekonomik oyuncu olarak varlığını güçlenerek ve oyun içerisinden mümkün olduğunca ‘rol çalarak’ devam ettirmek aslolan hedeftir. İşte tam da bu bağlamda Jeremy Rifkin’in günümüzden geleceğe uzanan ekonomik gelişmeler…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Bıyık büküle büküle kaytan..!”

Efendim, hani Dedem Korkut gibi demeye ar ederim ama birkaç yazıdır, kendi mütevazı cirmimizce boy boyladık, soy soyladık; siyasetten ziyade iktisadi yelpazenin iki farklı ucundan ve orta yerinden verdiğimiz üç örneğe değindiğimiz önceki yazılarımızı geride bıraktık. Ve şükürler olsun nihayet geldik sazı elime almaktan daha çok hoşlandığımı itiraf etmekte sakınca görmediğim mevzulara. Bu yazımızda, deyim yerindeyse ‘uvertür’ sanatçılardan sonra ‘assoliste’ yer verircesine, milli bir ekonomi anlayışına ilişkin görüşlerimizi; belli bir nedensellik bünyesinde ele almaya gayret sarf edeceğiz. İlk paragrafta değindiğim benzetmenin yansıttığı milliyetçi görüşümüz zaten malum. Yine de bunu yaparken…

Devamı
Köşe Yazıları 

“Aman Evlâdım Olaylara Karışma!”

Farkındayım; genellikle rengini beğendiği için aldığı sehpanın üzerini kendi ördüğü dantelli örtüyle kapatıp kısır kavurarak börekler açtığı kabul gününde ortaya koyan elleri öpülesi teyzelerimize yakışan bir söz bu. Gelin görün ki, ‘Ocak’lı ağabeylerimizden dinlediğimiz ‘seksen sonrası’ karanlık günlerin dehşetinin o zamanlar çoğu yeni anne olan ya da genç kızlığını yaşayan işbu büyüklerimizde sarsıntı yaratmaması da düşünülemez. Dolayısıyla ben bu söz öbeğinde ürkeklikten ziyade anaçlık görmeye eğilimliyim. Sonuçta -amacımız bu olmasa ve asla bu olmaması gerekse bile- vasatın alımlı güvenliğini salık verdiği için hangi valideye kızılabilir ki… Vasatla işimiz olmaz, doğru……

Devamı
Call Now Button