Bir Garip Hesaplaşma

Baktım hiçbir şey değişmiyor. Ben de eskimeyen duygularımı düşüncelerimi çıkardım hafızamın kuytu köşesinden. Ha bugün söylemişim ha dün, ne fark eder dedim. Toprak aynı toprak, dağlar, tepeler, dereler, çaylar, nehirler aynı; aynı gökyüzü, aynı kıtalar hatta dilimizde bütün kıtaların yani ana karaların adı bile aynı harfle başlıyor aynı harfle bitiyor. Aynı olmayan bir şey varsa ki var, oynayan aktörler farklı… Bush gitmiş Trump gelmiş, Saddam gitmiş Ruhani gelmiş, Irak gitmiş, İran gelmiş, Amerika gelmiş ama gitmemiş… Kısacası Asya – Afrika – Amerika arası ve de petrol karası bir oyun bu. …

Devamı

19’un sonu 20’nin başı…

2019’u yolcu ettik edeceğiz derken bir de baktık ki 2020 gelivermiş yanı başımıza. Hâlbuki daha 2019’un muhasebesini yapacak, kâr-zarar hanelerini kontrol edecektik. Lâkin atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş bile… Eh, o zaman müflis bir tüccar gibi 2019’a ait birtakım eski defterleri karıştırmanın da bir anlamı yok artık. Öyleyse şimdiden 2020’nin gözünü korkutup geldiğine pişman edeceğimize, en iyisi bu yazıda bir iki güzel sözden, bir iki nükteden ve tabii ki bu nüktelerin sahiplerinden bahsetsek hiç de fena olmaz! O zaman, haydi buyurun okumaya: Kedi ile Fare hikâyesini bilirsiniz. Hangisini demenize gerek…

Devamı

Nutuk

3-4 Aralık 2019 tarihlerinde İngiltere’nin başkenti Londra yakınlarındaki Watford şehrinde düzenlenen NATO zirvesi öncesi yapılan açıklamalarla NATO’nun varlığı tehlikeye girmiş, örgüt tartışılır hâle gelmişti. Olanları biliyorsunuz, uzun uzun anlatmaya gerek yok: Birinci olay, toplantı öncesi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un  “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti.” demesi idi, gerçi ağzının payını NATO’nun en sadık üyesinden en sert biçimde almıştı. İkinci önemli olay ise NATO’nun bu en sadık üyesinin, NATO’daki müttefiklerinden, başta YPG olmak üzere terörle mücadele konusunda beklediği ve istediği destekti. Bu destek verilmediği takdirde NATO’nun Rus tehdidine karşı Baltık devletleri ve Polonya…

Devamı

İmdat!

Millet olmanın ayırt edici özelliklerinden biri de birlikte gülmek, birlikte ağlamaktır. Kısa ve öz şekliyle millet budur. Zaten sosyolojik birtakım kelimelerle milleti, millete anlatmanın, lâf kalabalığı yapmanın da bir gereği yoktur. Çünkü zaman zaman insanlar anlatılanları anlamakta güçlük çekiyor, kavramlar birbirine karışıyor, karışınca da ortalık toz duman oluyor. O zaman halk milletin, millet halkın içine giriyor. Hem de ne giriş. Sokaklar, mahalleler birbirinden ayrılıyor, meydanlar birilerine kalıyor. O birileri de bu durumdan istifade ederek arada bir darbe filan yapıyor, e-muhtıra veriyor sonra da “İşler rayından çıkmıştı, düzelttik, ayar verdik, bundan…

Devamı

Güven

“Eyvâh, bu bâzîçede bizler yine yandık!.. Zîrâ ki ziyân ortada, bilmem ne kazandık!..”(1) Ziya Paşa Aslında kelimeler de canlı bir varlık gibi kendi dünyalarında bizim yaşadığımız birçok şeyi tıpatıp yaşarlar. Yani alkışı da duyarlar terk edilişi de… Doğarlar, gelişirler; zamanla değişirler, bazen genişler bazen daralırlar ve bir zaman gelir ki isimleri sözlüklerde kalsa da canlılıklarını yitirip âdeta ölürler… Dilbilimciler kelimelerin kökünü, ekini etimolojik açıdan bizlere sunmaya çalışırken bir kelimenin zaman içinde ne hâlden ne hâle geçtiğini, anlam daralmasına ya da anlam genişlemesine nasıl uğradığını ilmi gayretlerle ortaya koyarlar. Misal, “oğul”…

Devamı

Petro-Teröristler

Aman petrol, canım petrol Artık sana, sana muhtacım petrol Elinde petrol, sonunda petrol Artık dizginlerim senin elinde petrol… Böyle yankılanmıştı Ajda Pekkan’ın sesi. Tarih 19 Nisan 1980’di. Yani Türkiye’de henüz Evren’in borusu ötmüyordu… Hollanda’da yapılan Eurovision şarkı yarışmasına ülkemizi temsilen, sözlerini Şanar Yurdatapan’ın yazdığı, Attila Özdemiroğlu’nun bestelediği bu şarkıyla katılmıştık. Baksanıza ne kadar ritmik, ne kadar oryantal… Aman petrol, canım petrol… Neler neler çekiyorum senin elinden… Şarkı, şarkın bütün gizemini ve kıvraklığını ortaya koyarken söyleyeni de sahnede bir uçtan bir uca bir yağ gibi kaydırıyordu âdeta. Zaten kendisi de yağlı…

Devamı

101 Pare…

Bilirsiniz Harb-i Umumî’ye girmememize sebep olan Alman menşeili Goben ve Bresleu adlı iki gemi vardır. Bizim bir şekilde sahip olduğumuz bu gemilere önce Osmanlı bayrağı asılmış, sonra isimleri Yavuz ve Midilli olarak değiştirilmiş ve ardından da Alman Amiral Suşon idaresinde Rus limanlarına doğru bir gezi yaptırılmış, bir de herhalde eğlence olsun kabilinden bu limanlar bombalatılmış. Sonuç malumunuzdur. Birinci Dünya Savaşı şöyle ya da böyle bitmiştir. Dersimiz tarih olmadığına göre üzerinde uzun uzun konuşmaya gerek de yoktur. Fakat bitmeyen bu gemilerle ilgili anlatılanlardır. Bu gemiler birinci dünya savaşında oldukça faaldir. İngiliz…

Devamı

İklim Zirvesi

Biz ne güzel kendi kendimize “ömür bir gündür, o da bugündür” diyerek yaşayıp giderken birden bire karşımıza iklim aktivisti Greta Thunberg çıktı. İklim değişikliği filan demeye başladı. Bende merak çok ya! Kimmiş bu 16 yaşındaki kız çocuğu der demez, kendimi internet dünyasında buluverdim. Aman Allah’ım 0.46 saniyede yaklaşık 216.000.000 sonuç bulundu. Annesi ünlü bir opera sanatçısı, babası aktörmüş. Aslında bir şeyler sezivermiştim televizyondaki o artistik konuşmayı dinlerken. Neyse, henüz 11 yaşındayken “seçici mutizm” adıyla bilinen bir rahatsızlığa yakalanarak depresyona girmiş ve konuşmayı bırakmış. Fakat bu sıkıntıyı aşmayı başarmış. 20 Ağustos…

Devamı

Kıyamet

“Elbette sizin de tebessüm etmeye hakkınız var. Elbette biraz latife yapmalısınız. Elbette sizi mizahtan mahrum bırakmamalıyız. Çünkü sizler de şakalaşmaktan, ince esprilerden anlarsınız, üstelik sizler de hiç kimseye çaktırmadan yaparsınız hem de çok da güzel yaparsınız.” Bir gülmece ustası          Tamam, adı “Millî Devlet” olan bir gazetenin sütunlarında elbette her daim ciddi meseleler ele alınmalı ve tabii ki elbette memleketin yaşadığı problemlere çözüm yolları bulunmalı; hatta bu çözüm yolları, bizi anlı şanlı bir şekilde yöneten pek sayın büyüklerimize her hafta bıkmadan, usanmadan sür manşetten anlatılmalı. Fakat yine de azıcık da olsa…

Devamı