Kafalı’sız kalan dünya dövünsün

Sevdiklerimizin ufkumuzdan çekilişi dinmez, dindirilmez susuzluğa benzer. Her gidenin ardından etraf boşalıyor duygusuna kapılmak âdetâ kaderdir. Dağda yalnızlığı, ovada kimsesizliği yaşatır. Gidenle giden, daha önce varlığını tam bilemeyeceğimiz bir yanımız böyle açığa çıkar. Yaşadığımız ve yaşamaya devam ettikçe bilemediğimiz, ancak gidince farkettiğimiz, vurgun yemişliğinde ıssız bekleyen bir hâlimizdir. Onulmaz bir yaraya benzer o boşluk canevimize sarsılmaz yükünü böyle yerleştirir, zembereğini böyle kurar. Kafalı Hoca’yı uğurlarken Sevgi Ablamın acıyla gülümseyen metânetinde bunu gördüm. Tarihi yaşar ve yaşatırdı Çokları zanneder ki Mustafa Kafalı sadece Türkiye ve Türklük için büyük bir âlimdir. Böyle…

Devamı

Mügül Andrews Bristol’den Türkçe seslendi

Türklük ve Türkçe şüphe yok ki ebedîdir. Zaman zaman bozulma, düşme, durma ve türlü çeşitli aksamalar olur. Bugün belki bunların hepsine yakın durumlardan bahsetmek zorunda kaldığımız bir tarih kesitinde yaşıyoruz. Galip görünen bozulmadır. Fakat bir hususu ısrarla hatırlamak ve temkinle ferahlamak mümkün, aynı zamanda doğrudur da. Türkçe bütün tarihî dönemeçlerde büyük çalkantılar geçirdi. Önce şunu bilmeliyiz: Durmadan hareket eden, savaşan, güreşen, yeni yeni yurtlar ve nüfuslar edinen bir milletin dili başka türlü olamazdı. Fethettiğimiz, geçtiğimiz topraklarda başka milletler ve dillerle karşılaştık. Bunlardan etkilendik. Bu etkileri yönetebilecek idare ve dil kabiliyetimiz…

Devamı

Selâm bilmez din algımız

Bizde dili bozmak sadece inkılapçı okumuşların işi değildir. Onların kastına benzer bir ayar verme de din algımızı yönetenlerde vardır. Bu ikisi birbirine karşıdır. Görüntü budur. Olanlara bakıldığında aykırı görünerek birleştikleri çok şey ortaya çıkar. Mesela dilde böyledir.  Dilde arılaşmanın özellikle dînî tabirler ağırlıklı Arapça Farsça temizliğini esas aldığı da malum. Din üzerinden hareket edenler, dindar görünenler ve inkılapçılığa karşı çıkanlar bunlara mani olmak isteyecekler zannedersiniz, yanılırsınız. Durum şöyledir: Bir kısmı tamamen onların yanında yer almıştır. Nuri Pakdil’in Edebiyat’ı, onun takipçisi Rasim Özdenören, Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu ve Mehmet Âkif İnan’ın…

Devamı

Yeni Uydurukça: Plaza Dili

Plazalarda yeni bir dil oluştu. Bu kendine mahsus bir argodur. Bizim Osmanlı kâtiplerinin, medrese mensuplarının diline benzer fakat onlardan daha etkili bir plaza argosu. Çünkü bu argoyu o yüksek katlara ve uzak yakın muhataplarının diline hapsolmuş görmüyoruz. Televizyon ve radyolarda, makalelerde, kitaplarda ve nihayet okullarda yaygınlaşıyor. Türkçeyi zehirleyici bir hal alıyor. Şirket ve avm kültürü bu plaza diliyle birleşerek hayatımıza yayılıyor. O kadar vahim bir gelişmedir. Önüne geçilmesi de zor görünen bir iş gibiydi. “Gibiydi” diyorum, sebebi bu yazının konusudur: Bir başka güzel gelişme bu kör gidişin önünü alacak gibi…

Devamı

Elçibey’in Türkçeciliği

Sovyetler yeni dağılmıştı ve Ebülfez Elçibey Cumhurbaşkanı seçilmişti. Karabağ Savaşı çetin şartlarda devam ediyordu. Âzerbaycanımız yokluklarla da karşı karşıyaydı. Hemen herşey ya nadir bulunuyor, ya da bulunamıyordu. O ağır günlerde, 1992 sonbaharında 8 kişilik bir TRT heyetiyle Türk Cumhuriyetlerinde görüşmeler için görevlendirildik. Şimdiki adı Avaz olan TRT Avrasya Kanalı Başbakan Demirel’in talimatıyla yeni açılmıştı. Asya’dan ortak yayınlar düşünüyorduk. Elçibey’den de randevu aldık, çok istediğim halde ben aziz dostuma gidemedim.  Çünkü üçe bölünerek kısa zamanda bir çok kişi ve kurumdan görüş toplamayı seçmiştik. Dolayısıyle aldığım hediyeyi de çekim ekibimizle göndermek mecburiyetinde…

Devamı

Dil-Millet bölücülüğü

Hayatımız üzerinde uzun uzadıya düşünenler hep aynı noktaya varıyorlar. Dünyaya hâkimken, hayatta kalabilmek için çırpınmak ve hep savunma halinde yaşamaya mecbur olmak bize göre değil. Dünyayı titreten Türk, o zirveden inişi iç âleminde kabullenemiyor. Bir uçtan bir uca savrulur gibi keskin, zaman zaman dengesiz ve çok zaman huzursuz halimizin sebebi bu. İyi anlayacağımız ve çıkmak için gayret sarf edeceğimiz bu psikolojidir. Birkaç asırdır bu psikolojinin sebep olduğu kısır döngüdeyiz. Ben dâhil hemen hepimiz şikâyet ediyor, en azından sızlanma tonundan konuşuyoruz. Yerimizde saydıran bu debelenme aktif bir güç haline gelemiyor.  Düşündüklerimizi,…

Devamı

İsimler bayrak göstermedir

Belli başlı ülkelerde firmalara ve tabelalara ana dil dışında isim koymak nadirdir. Paris veya Berlin sokaklarını gezen bir kimse hep Fransızca ve Almanca görür. Sadece yurt dışı firma ve markaların isimleri Fransızca veya Almanca değildir. Diğer ülkelerde de öyledir. İngilizce’nin hâkim olduğu dünyada, görünür tesir -Avrupa ülkesi İngilizce’nin anavatanı İngiltere’ye rağmen- en az Avrupa’dadır. Birbirlerinin dillerinden de pek az kelimeyi afişe ederek kullanırlar. Bunu şuurla ve kuvvetli bir dil milliyetçiliğiyle yaptıkları açıktır. Dillerini koruma gayretiyle bir şuur kalkanı edindikleri,  bunu devamlı diri tutmak ve beslemek için kurallar koydukları zamanlar da…

Devamı

“Gözlerin ne kadar güzeller!”

Türkçe cinsiyetçi bir dil değildir. Kelimelerde dişilik erkeklik aramaz. Fransızca’da, İngilizce’de, Arapça’da ve daha birçok batı ve doğu dilinde bu ayrımcılık değişmez kuraldır.  Mesela Fransızca’da bir kişi diyemezsiniz, o kişi erkekse bir un’dür, kadınsa une. Gül dişidir, anahtar nedense erkektir.  Fiillerde durum daha karmaşıktır.  Çekimler şöyledir: Düşünüyorum, düşünüyorsun, (erkek)düşünüyor, (kadın) düşünüyor, (erkekler) düşünüyorlar, (kadınlar) düşünüyorlar. Birinci ve ikinci tekil şahıslar ile birinci ve ikinci çoğul şahıslarda cinsiyet aranmaz. Üçüncü tekil ve çoğul şahıslarda kadın için ayrı ek vardır. Arapça’da fiiller daha cinsiyetçi görünür.  Kadın ve erkek için çekimler ayrıdır. Mesela…

Devamı

İngilizce baskısı

Bugünün Türkçesi hızla bozuluyor fikrine katılırım. Zaten hep konuştuğumuz ve dertlendiğimiz de bu.  Doğrudur ama bu doğruyu başka dillerin durumuna da bakarak anlamak daha doğrudur. Bildiğimiz şudur: Böyle bir problem derece farkıyla bütün diller için vardır. Bunun sebepleri çeşitlidir.  Sosyal olaylar zaten tek sebebe bağlı gelişmez. Dilin oluşumu ve yaşaması daha karmaşıktır.  Böyle her bakımdan karmaşık bir yapı için daha fazlasına bakmak lazımdır. Bu apayrı bir anlama meselesidir. Erbabına hatırlatmakla yetinelim. İletişim çağının getirdiği hızın bozuculuğu genel problemdir. Dile nasıl tesir ettiği de konuşuluyor. Anlamamız gereken bir durumdur. Bu hızın…

Devamı

‘Yapmak’ fiilinin yaptıkları

Fransızca, geçen yüzyılın dünyasında en kuvvetli dildir. Esasen 19. asrın ortalarından itibaren böyledir. Diğer batı dilleri buhar ve makine çağının dile yansıma ve dalgalanmalarını yaşarken, Fransızca bu dönemi kolay atlatmış görünür. Terminoloji yaratmada sıkıntısı yoktur. Bunda en önemli hisse şüphesiz Fransız Akademisi (Académie Française)nindir. Akademi 1643’te Kardinal Richelieu tarafından kurulmuştur. Bu köklü tarihi ve yaptıklarıyla dünyanın en itibarlı kurumlarındandır. 40 üyesi vardır. Üyelik ömür boyudur. Akademi dile hâkimdir. Hiçbir yeni kelime onun tasvibinden geçmeden sözlüğe sokulamaz. Kural budur. Bu konuda, son zamanlarda olduğu gibi tarihî seyirde bazen kısmî bir serbestlik…

Devamı

Batı dilleri baskısı

Dillerin birbirleri üzerindeki tesirleri temaslarına göre derece derece değişir. Batı dilleri arasındaki alışverişler çok yönlü temastan dolayı derindir.  Gerçi onlar birkaç ana dilden doğmuşlardır. Aynı dil ağacının dallarıdırlar. Kuralları da birbirine yakındır. Hatta İspanyolca ve Portekizce’de olduğu gibi bazılarında her bakımdan yakınlık vardır. Latin dilleri dediğimiz diğer diller İtalyanca ve Fransızca da bunlara yakındır.  Buna rağmen gramerleri ayrıdır. Kelimeleri, özellikle terimleri ortaktır. Birçok kelime ortaktır ve tabii değişik sesle söylerler. Fark, yapı değişmeleri ve bazı kurallardan ziyade buradadır. Millî sesleri oluşmuştur. Medeniyet değişmeleri sonucunda yaşanan dil değişmeleri ve tesirler de…

Devamı