Köşe Yazıları 

Türkçesiz spikerler

Televizyon kanalları bozgunculukta yarışıyorlar. Başka türlü bu bozgunculuk koşusu böyle bir ağızdan başlayamaz. Sanki bir merkezden emir almış gibi yarışıyorlar. Son yılların spiker, muhabir ve sunucuları görünmez bir elin dokunuşuyla bildikleri Türkçeyi bir kenara koymayı seçtiler. Silah zoruyla bile olmayacak işlerdendi, oldu.  “Demek böyle yapmak gerekiyor”, “Başka türlü beni burada tutmazlar”,  “Şimdi trend böyle” diyorlar ve reyting kaygılarıyla birleştirerek katliâma girişiyorlar. Duyanın katıldığı, dahası katılmaya mecbur hissettiği bir yarışla karşı karşıyayız. İşin dikkat çekici tarafı hepimiz seyrediyoruz. Biz böyle olmasak zaten bu bozma yarışı başlatılamazdı. Dilimizi bilmiyor ve sevmiyoruz. Böyle…

Devamı
Köşe Yazıları 

Dil anarşisi

Televizyonlarımız topyekün felâket! Bu kadar toptancı bir hüküm yanlış görünse de yanlış değildir. İstisnâsı azdan az bir durumdur.  Bozguncular köpeksiz köye dalmışlardır. Yağmalama hali bu sevimsiz benzetmedeki gibidir.  Hâkim görüş, düşünüş ve uygulayış bunu gösteriyor. Yağmalanan evimizdir, dilimiz ve kimliğimizdir. Bozulan biziz. Dil her şeydir. Dili bozuk olanın düzgün tarafını bulamazsınız.  Kambur birine “ne güzel endâmı var!” demezler. Eğriden doğru çıkmaz.  Televizyonlarımız ve bütünüyle medyamız o durumdadır. İşin acı ve ağır tarafı, bunu tespit etmenin ve söylemenin hiçbir tesirinin görülmemesidir. Bunu anlamak da dil işidir. Yumuşak da, sert de, iyi…

Devamı
Köşe Yazıları 

Anladınsa varsın

Telaffuz, anlamadan başlar. Anlamadığınız metni doğru okuyamazsınız. Eskiden mekteplerde okumaya dikkat edilirdi. Hocalar, sık sık metin okuturlardı. Yanlışları gösterirlerdi. “Kızım, o kelimeleri ayırma…”…”Oğlum, o kelimede vurguyu böyle söylersen mana değişir… şöyle söyleyeceksin…” benzeri ikazlarla çocuğu doğruya yönlendirir ve alıştırırlardı. Buna rağmen, her öğrencinin iyi okumayı, doğru okumayı öğrendiği söylenemez. Eskinin okul hayatı da sağlam bir anlama ve telaffuz vermezdi. “Veremezdi” demek bana daha doğru geliyor. Okulların yetmediği zamanlara geldik demek kolaycı bir açıklama olacak, ama önemli bir sebep olduğu gayet açık. Herkesi okutmaya çalışmanın böyle sıkıntıları oluyor. Hoca yetmiyor. Kalitesi…

Devamı
Köşe Yazıları 

Büyük düşman artık içerde

Türkçe’nin yaşadığı büyük felaket telaffuzdadır. Bir zamanlar Türkçenin sesi tehdit altında derdik. Uzun heceler kayboluyor, tonlamalar bir garip, sesler yanlış yerlerden çıkmaya başladı, vurgular bozuluyor gibi arızaları söylediğimiz zamanlarda tehdit kapıya gelmişti. Şimdi o tehdit gelip hayatımıza yerleşmiş ve gerçek olmuştur. Tehdidi gören ve söyleyenler biliyorlardı. Bugün bilen azaldığı için dediğimizi anlatacak bir kitle de bulamıyoruz. Dolayısıyla yıkım ekibi rahat rahat işini görüyor. Bilen, anlayan azlığı bir tarafa, böyle bir problemin varlığını konuşacak entelektüel bir kamuoyu da yok. Geniş halk kalabalıkları mazurdur. Entelektüel için böyle bir mazeret bulamayız. Bilmiyor, anlamıyor…

Devamı
Köşe Yazıları 

Dil deyince iki bakış

Bizde her şey göz göre göre oluyor. Biz seyrediyoruz. Neden böyleyiz veya neden bu hale geldik sorusunun cevabı uzun bir tahlil işidir. Yer yer söylüyoruz, başka söyleyenler de var. Sonuca bakarsak, bir nemelazımcılık, bir dertsizlik, bir meselesizlik meselesi karşısında bulunduğumuzu görürüz. Vahimdir. Diğer konular bir yana, kültür meselelerini dert etmemekten geçtik, bilmek ve anlamak gibi bir derdimiz de yok. Bu hale nasıl geldik veya getirildiysek her türlü operasyon için tam kıvamında bir zemin elde edildiği muhakkaktır. Yoksa diliyle bu kadar oynanan bir milletin ses çıkarmaması ve olan bitene itiraz etmemesi…

Devamı
Köşe Yazıları 

Tarlamıza sürü girdi

Büyük Ortadoğu tarihçisi Bernard Lewis’in Türkçesi pek güzeldi.  40 yıl kadar önce ilk defa TRT’de dinlemiştim. Hafızam beni yanıltmıyorsa, Cemil Meriç’le konuşmuştu. 20 dakikalık bir programdı. Arşivde ve bir yerlerde mutlaka kaydı vardır. Mümkün olsa da yeniden dinleyebilsek, bugünü daha iyi anlayabileceğimiz bazı ipuçları verdiğini de görürdük. Söylediği Türkçe ile ilgili bir husus aklımda kaldı.  Biz o zaman bir dil kavgasının en hararetli zamanındaydık. O dil devrimi denen hengâmede neler kaybettiğimizi anlatan ağır ifadelerdi. Maalesef o günler bütün detaylarıyla yazılmadı ve dilde yaşadığımız büyük tahribat da bilinmedi, anlaşılmadı. Türk entelektüeli…

Devamı
Köşe Yazıları 

Enkırmenlik Soytarılığı

Türkiye’de dille doğrudan ilgililer bile sıra sıra yanlışlıklar içindedir. Dil sevgisinden bahseden yok gibidir. Dilin nasıl sevileceğini bilen de azdan azdır. Şiirden, müzikten, bütün bir edebiyattan edinilecek hazzın bunu sağlayacağını konuşacak bir ortamı da bulamaz haldeyiz. Profesyonellerimizin hali içler acısıdır. Burada dil konuşmak sağıra seslenmekten, dilsize konuş demekten farksızdır.  Hâlbuki herhangi bir özel eğitime gerek duyulmadan dili doğru ve güzel kullananlar olmalıydık. Anadili öyledir. Bu memlekette köylüsü, şehirlisi, okumuşu, okumamışıyla şu veya bu seviyede doğru ve güzel Türkçe konuşulurdu. Yazmak ayrı bahis, ama konuşulurdu. Köyde, şehirde söz ustaları vardı. Ağızlarına…

Devamı
Köşe Yazıları 

Dış Türklerle kıyaslarsak…

14. yaşımdan itibaren bütün benliğimle Türklük ediyorum. Türklük etmek, nerede bir Türk varsa onu sevmek demek. Bu sevgi tarihsiz olmaz. Dilsiz zaten olmaz. Türk demek önce Türkçe demektir. 1990’dan itibaren Türk coğrafyasının hemen tamamını gördüm. Türkçe merakım dolayısıyla ayrı bir dikkatle incelediğimi tahmin edersiniz. Dilcilerimiz ağırlıkla kelimelere dikkat ettiler. Sonra dilin yapısı ve sesi üzerinden başka teknik hususlara baktılar.  Ben aynı malzemeden hayata ve topluma baktım. Çokça yazdığım ve konuştuğum bu meselenin üzerinde durulması gereken çok önemli taraflarına temas edeceğim. Birkaç yazımda tiyatrocularımızın Türkçeleri, kültür bakımından yetişmeleri ve uygulamaları üzerinde…

Devamı
Köşe Yazıları 

“İşte geldik gidiyoruz!”

Ömrümün yarısından fazlasını geçirdiğim TRT’den emekli oldum. “Emekli edildim” demek belki daha doğru. Aralarında yetişmiş yüzlerce insan bulunan binlerle meslektaşım, iş arkadaşım gibi. Yaş haddinden emekliliğe iki yılı kalmış bir kimsenin, ‘emekli edilmiş’ gibi hissetmesine şaşılır. Şekil bakımından öyledir. Gelin görün ki, 24 Haziran seçimlerinin hemen arkasından gelen KHK bombardımanı durumu olağanüstü seviyesine taşıdı. 9 Temmuz tarihli 903 sayılı olanı en kapsamlısıydı ve biz de onun içinde sayılıyorduk. Durum şuydu: TRT başta gelmek üzere bazı devlet daireleri yeniden şekillendiriliyor, emekliliği gelenlere teşvikler veriliyor ve gitmeleri isteniyordu. TRT için bu üçüncü…

Devamı