“Bak bu sefer de kaçırırsak duman oluruz abisi!”

Bankacılık, özellikle de şube müdürlüğü yaptığım yıllarda, boyutu ve türüne bakılmaksızın istisnasız bütün ekonomik birimler için – hanehalkı, şirket, kamu kuruluşu, özel teşebbüs, vb – en önemli hedefin şu olması gerektiğini fark etmiştim; ayakta ve hayatta kalmak. İktisadî anlamda bunun değişmeyen anlamı ise şu: Nakit bolluğu ya da kıtlığı arızi bir durum iken, içinde bulunulan ortamda yaşanan değişikliklere uyum sağlayarak bağımsız bir ekonomik oyuncu olarak varlığını güçlenerek ve oyun içerisinden mümkün olduğunca ‘rol çalarak’ devam ettirmek aslolan hedeftir. İşte tam da bu bağlamda Jeremy Rifkin’in günümüzden geleceğe uzanan ekonomik gelişmeler ve sistemsel makas değişikliklerine ilişkin fikirlerine kulak vermenin yerinde olacağını düşünüyorum. Öyle ki milli ekonomik sistem, rahmetli Tanpınar’ın “Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek” şeklinde tanımladığı milliyetçiliğin hakkını sürdürülebilir bir düzlemde verebilsin. (Böylelikle; cumartesi gecesinin en son Eminönü-Rumelihisarüstü otobüsünü, Çemberlitaş’taki Türk Ocağı sohbetlerine biraz fazla dalıp zilyonuncu kez kaçırarak öğrenci halimizle Taksim’lere kadar yürüdüğümüz zamanlardaki perişan hallerimizi özetleyen başlıktaki serzenişimizi anımsatmasın geleceğimiz…)

Amerikalı ekonomist ve sosyal teorisyen Jeremy Rifkin 72 yaşında ve 1977’de kurulmuş kâr amacı gütmeyen Ekonomik Eğilimler Vakfı’nın (FOET) başkanlığını yürütmekte. Whatron Finans Okulu’nda ders vermeye devam eden Rifkin aynı zamanda TIR Danışma Grubu’nun başkanı ve 2000 yılından bu yana yaklaşık yirmi yıldır Avrupa Birliği liderlerine danışmanlık yapmakta. Bu bağlamda üç farklı Avrupa Komisyonu Başkanı’na (Romano Prodi, Jose Manuel Barroso, Jean-Claude Juncker ), aralarında Angela Merkel’in de bulunduğu pek çok Avrupalı başbakana, Çin Halk Cumhuriyeti’nin üst düzey yöneticilerine ve pek çok farklı şirkete de danışmanlık yapan Rifkin’in şu ana kadar basılmış yirmi kitabı bulunuyor. Bunlardan ilk akla gelenler “Sıfır Son Birim Maliyeti Toplumu”, “Empatik Medeniyet” ve yazımız bünyesinde aktarmaya çalışacağımız görüşlerinin çoğunu dile getirdiği “Üçüncü Sanayi Devrimi.”

Kapitalizm ve fosil yakıta dayalı sanayilerin doğal sınırlarına ulaştığını söyleyerek yola çıkan Rifkin’in düşüncelerini aşağıdaki biçimde özetlemek mümkün:

  • Kapitalizm ve onun günümüzdeki haline bürünmesine neden olan fosil yakıtlara dayalı güncel küresel sistem termodinamik yasalardan ötürü artık daha fazla genişleme ve uzun soluklu olarak yaşamına devam ettirme imkânına sahip değil. Dolayısıyla, tarihte örneklerine sıkça rastlandığı üzere, kapitalizm gücünün doruğunda olduğu ve en yaygın göründüğü anda Rifkin’in deyimiyle ‘muhteşem’ bir biçimde ölecek.
  • Bu beklenmedik ‘vefatın’ altında yatan temel denet ise kapitalist sistemin beraberinde getirdiği bir özellik: Günümüzdeki ekonomik sistem üretim maliyetini geçmişe göre o kadar düşürdü ki geleneksel dikey biçimde bütünleşik kurumsal yapıların yıkılması kaçınılmaz hale geldi.
  • Bu yaratıcı yıkımın sonucunda yatırıma dayalı kapitalizm yerini daha yaygın paylaşımcı türden bağlantıya dayalı kapitalizme bırakacak. Bu yeni sistemde yüksek teknolojinin biçimlendirip süreğen biçimde güncellediği küresel ortak değerler üzerinde yükselen bir model geçerli olacak.
  • Rifkin’in bu öngörüsüne ilişkin çarpıcı ifadeleriyse aynen şu şekilde: “Ekonomistler ve iş insanları da dâhil, en çılgın hayal gücüne sahip kişilerin bile şimdiye kadar düşlemeyi başaramadığı türden bir teknolojik devrim verimliliği aşırı ölçüde arttırdı. Bu artış sonucunda; son birim maliyeti sıfırlandı, ürünler neredeyse ücretsiz pazara sunulabilecek hale geldi, üretim ve arz pazar güçlerinin etkileyebileceği unsurlar olmaktan çıktı. Günümüzde üretim yapan şirketler çok dar bir kâr aralığına sahipler ve üretime neredeyse sıfır sabit maliyetle katılıp kendilerine rakip olabilecek küçük çaplı oyuncuların sonsuz baskısıyla karşı karşıyalar. Neticede artık kapitalizmin bir daha tekrarlanmayacak türden nihai zaferine tanıklık ediyoruz. Bu zaferin ardından kapitalizm yerini işbirliğine dayalı ortaklıklara bırakacak.”
  • Rifkin’e göre kapitalizmin küllerinden yepyeni radikal bir model doğacak. Bu model itici gücünü enerji, iletişim ve taşımacılık gibi konulardaki olağanüstü yaratıcılık hızından alıyor olacak. Yine Rifkin’in ifadelerine yer vermek gerekirse; “Söz ettiğim yeni ekonomik sistem on dokuzuncu yüz yılda kapitalizm ve sosyalizmin karşılıklı olarak doğuşundan bu yana ortaya çıkan ilk gerçekten yeni ekonomik sistem. Kayda değer ve her anlamda tarihî bir oluşumla karşı karşıyayız. Bu sistem önümüzdeki yıllarda yaşam tarzımızda kökten değişikliklere neden olacak, sadece şimdilik biz bunnu tam anlamıyla farkına varabilmiş değiliz. Bunu hissediyoruz ama henüz bunun çerçevesini çizemiyoruz.”
  • Bu konuda Rifkin’in verdiği örnekler müzik ve medya sektörleri. İnternetteki gelişmeler sebebiyle bahsi geçen alanlarda yaşanan gelişmeler sonradan olacakların habercisi niteliğinde. Şöyle ki artık müzik ve medya alanlarında küçük kurumlar hatta bireysel girişimler bile sektördeki rekabete güçlü birer oyuncu olarak hemen hemen anında katılım sağlayabiliyor. Öte yandan, lojistik sektöründeki ilerlemeler ve üç boyutlu basım alanındaki baş döndürücü değişim hızı da internetin sağladığı bu sanal değişimin gerçek dünyada da yaşanmaya başladığını kanıtlayan bir nitelik taşıyor.
  • Rifkin’e göre bu yeni ekonomik sistem beraberinde ciddi sürdürülebilirlik meselelerini getirecek. Özellikle iklim değişikliği/küresel ısınma ve kaynakların azalması çevresel duyarlılığının şu an olduğundan çok daha hassas bir konu başlığına evrilmesine neden olacak. Dolayısıyla bu dönemde mümkün olan en az enerji, hammadde, işçilik ve kapital kullanma yönünde bir eğilimin tanımlayıcı etken olarak öne çıkması bekleniyor.
  • Çevre demişken, Rifkin’in bu hususta dikkat çektiği tehlikenin boyutu yabana atılabilecek türden değil: “Ekosistemler gezegenimizin su kaynaklarındaki değişikliklere ayak uydurabilecek kudretten yoksun durumdalar. İçinde bulunduğumuz yüz yılın sonuna gelmeden hâlihazırda yaşamakta olan canlı türlerinin yüzde yetmişini yitirebiliriz. Bu da bu gezegende hayatta kalma olasılığımızı kaybetmemiz anlamına gelir.”
  • Şu ana kadar yaşanmış ve tarihe intikal etmiş irili ufaklı bütün ekonomik sistemlerin başarısı şu sacayağının sağlıklı ve dengeli geliştirilmesine bağlı olagelmiştir; iletişim, enerji ve taşımacılık. Rifkin’e göre yeni dönemdeki ekonomik sistemin ‘alamet-i farika’sı bu üç temel unsurun ‘süper internet’ sayesinde yakınsanarak adeta bütünleşik bir yapı arz etmesi olacak. Rifkin’in bu konuda verdiği örnek oldukça dikkat çekici: “Tıpkı üzerine yazdıklarımızı bastırdığımız gibi gelişmiş yazıcılardan/kopyalayıcılardan bastırılan/indirilen arabaların önümüzdeki on on beş yıl içerisinde trafiğe çıkacak olması ihtimali, sıfıra yakın son birim maliyeti ile tanışıklığımızı daha da pekiştirecek gibi görünüyor. Buna GPS rehberiyle birlikte gelen sürücüsüz arabaları da eklediğimizde söz konusu lojistik maliyet kalemleri iyiden iyiye ufalacaklar.”
  • Rifkin’in değindiği pek çok konudan – yazımızın elverdiği ölçüde – burada değinebileceğimiz son başlık ise enerji. Pek çok işletmenin, mahalli idarenin ve hatta hanenin kendi yeşil enerjisini üretebilir hale geldiğinin altını çizen Rifkin, Alman enerji şirketi EON’un öngördüğü biçimde, günümüzde halen uygulanmakta olan merkezi bir enerji otoritesinin üretim ve dağıtımdan sorumlu olduğu genelgeçer modelin son dönemini yaşamakta olduğuna inanıyor. Buna göre yeni ekonomik sistemde en küçük üretim birimleri pek çok hususta kendi kendisine yetebilir hale gelecek ve dolayısıyla işbirliğine dayalı ortaklık modeli işbu ‘adalar’ın bir araya gelmesinden oluşacak.

Jeremy Rifkin’in, hakkında pek çok hatırı sayılır ortamda yaşam bulacağına dair görüş birliği oluşmaya başlayan, görüşlerinden öne çıkanlar böyle.

Bu noktada Türk olarak bizlerin kendimize sormamız gereken ‘yakıcı’ soruların bazılarının şunlar olması gerektiği kanısındayım:

  • Üçüncü Sanayi Devrimi’nin millet, devlet ve birey olarak neresindeyiz? Bilişim teknolojilerindeki özgün üretimimiz ne âlemde?
  • Genç iş gücümüzü bu baş döndürücü hızdaki gelişmelere uygun biçimde yetiştirebiliyor muyuz? Yoksa elimizdeki yetişmiş insan sermayesinin bile artan bir hızla yurtdışına yönelmesi mi söz konusu?
  • Enerji ve çevre konularındaki duyarlılığımız yeterli mi? İklim değişikliklerinden en çok etkilenmesi beklenen Akdeniz Havzası’nın en büyük ülkelerinden birisi olarak ağaçlandırma, kentsel yeşil alan planlaması, mevcut doğal kaynakların korunması, temiz enerji üretimi gibi konu başlıklarındaki encamımız nedir?

İlk ikisini – maalesef – kaçırdığımız sanayi devrimlerinin üçüncüsünü ıskalamamak sanki bu soruları ciddiyetle ele alıp onlar üzerinde enine boyuna düşünerek farklı ve etkin seçenekler geliştirmeye bağlı…

Ne dersiniz; pek hazır gibi duruyor muyuz?

E hadi inşallah, bir gayret kaçırmayalım.

Hem bana sorarsanız, bu sefer de kaçırırsak duman oluruz!

Buckinghamshire’dan selamlar ve sevgiler efendim.