Bir ülke nasıl kaosa sürüklenir? Nasıl batırılır? Nasıl dış müdahaleye açık hale gelir?

Venezuela örneği

Venezuela 20 yıl önce müreffeh ve sosyal barışın hâkim olduğu bir ülke idi. Ya şimdi ne durumda, bu duruma nasıl geldi?
Venezuela ekonomisi düşüşte ve kan kaybediyor. Venezuela’da sosyal karmaşa ve her alanda sıkıntılar var. Dış müdahalelere açık hale geldi, zayıfladı… Hiper enflasyon, elektrik kesintileri, gıda ve ilaç kıtlığı son beş yılda milyonlarca Venezuelalının ülkesini terk etmesine yol açtı.
Çoğu bu durum için Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve hükümetini suçluyor. Bazıları da ABD’yi sorumlu tutuyor.
Peki Venezuela ekonomisi ve siyaseti bugünkü kriz şartlarına sosyal ve siyasi kaos ortamına nasıl geldi?
Benim araştırmalarıma ve derlemelerime göre;

1) Venezuela, çok fazla petrole sahip olduğu için başka hiçbir şey üretme ihtiyacı hissetmedi. Yıllar önce petrol fiyatları düştüğü için gelirleri azaldı, rüya bitti.

2) Venezuela’da Çavez ve Maduro bu iki devlet başkanı da Ülke petrolünü ihraç ediyor, kazandığı dolarlarla da halkın istediği ürünleri dışarıdan ithal ediyordu. Yani Venezuela bir üretim ülkesi değil ithal ürünler ve ithal sanayi ülkesiydi.
3) Venezuela’da Hükümet bazı borç geri ödemelerini yapamayınca yeni kredi almakta da giderek zorlandı. İtibar kaybeden bir ülke halini aldı.

4) Çok sayıda insan tepkisini ülkeyi terk ederek gösterdi.

5) Fiyat kontrolleri bunun bir örneği: Chavez yoksulların daha kolay erişebilmesi için un, yağ ve hijyen malzemeleri gibi ürünlerde tavan fiyat uygulaması getirdi. Fakat bir süre sonra Venezuelalı şirketler bu ürünleri satarken kâr edemedikleri gerekçesiyle üretmeyi ve ithalatı bıraktı.

6) Venezuela’da ekonomide ortaya çıkan yolsuzluk fısıltıları halk tarafından önemsenmiyordu. Halk doğal olarak kendisine yapılan yardımlara önem veriyordu. Azıcık yolsuzluktan bir şey çıkmayacağını düşünüyordu.

7) Venezuela teamülleri gereğince petrolden gelen gelirin büyük bölümü başkan ve üç kişinin kontrolünde bırakılıyor. Tahmin edilebileceği üzere bu kişiler parayı siyasi güç kazanmak ve muhalifleri susturmak için kullanıyor. Paranın bir bölümü sosyal projelere aktarılırken bir bölümü politik amaçlar ve siyasi güç uğruna harcanıyordu. Sorumluluk, denetim ve şeffaflığın olmaması yolsuzluğun oldukça kolay yapılabilmesini sağlamıştı.
Takip edilemeyen, denetlenemeyen para özgürce bir cepten diğer cebe geçerken örtülü ödeneklerle siyasi amaçlar için harcanıyordu.

8) İşe bakın ki, Venezuela’nın en büyük devlet şirketleri ülkeyi yönetenlerin akrabalarının ve arkadaşlarının kontrolündeydi. Ülke yöneticilerinin akrabaları ve yandaşlarının kurduğu şirketler kar oranı yüksek olan ihaleleri kolaylıkla alabiliyordu. Yolsuzluk ve taraftar gözetmek her zaman vardı ancak Chavez dönemindeki görevden almalar/ liyakatin kaybolması ülkede resmi işlerin aksaması ve yolsuzluğu sınır tanımayan bir hale getirdi.

9) İlerleyen yıllarda ekonomik faaliyetlerin ağırlığına sahip şirketleri Chavez’in adamları ele geçirmeye başardı.
Ulusal Kalkınma Fonu – Fonden adında, tümüyle Chavez’in talimatlarıyla işleyen, parlamentonun onayının dışında ve denetimden uzak bir bütçe dışı fon kuruldu. Fonden, ülkenin petrolden gelen milyarlarca dolarlık gelirini sorgusuz, sualsiz, denetimden uzak bir şekilde çeşitli yatırım harcamalarına yönlendirdi. 2012 yılına gelindiğinde Fonden, kamu harcamalarının yarısını yapar hale gelmişti. 2005-2012 yılları arasında 100 milyar Dolar dolayında para tamamlanamayan inşaatlara harcanmış bulunuyordu. Chavez bu fondan kendisini destekleyenlere pay ve güç dağıtıyordu.
Muhalefet Fonden’e, Chavez’in Rüşvet Fonu adını takmıştı. Fonden kanalıyla bir yandan da ülkenin yoksul bölgelerine pek çok hastane, okul yapılıyordu. Ama hastanelerin ve okulların bütün teknik donanımı ithal malzemelerdi. İthalatta zorluk oluşunca bu yatırımların fonksiyonu kayboldu. Bazı hastaneler kapandı.

10) 2004 yılında Venezuela’da kuvvetler ayrılığı fiilen ortadan kalktı. Son aşamada yüksek yargı da Chavez’in denetimine geçtikten sonra yargı bağımsızlığı tümüyle ortadan kalkmış oldu. Yargıçlar hükümete sormadan karar almamaya başladılar.

11) Ülke giderek tek bir kalem mal ve üretim olan petrol gelirine dayalı bir ekonomiye dönüştü. Hayati önem taşıyan alanlarda üretim yok oldu, her şeyi ithal etmek zorunda kalan bir ülke halini aldı. Pek çok alanda üretim durdu, yerine ithalat geçti.

12) Ülkenin içinde bulunduğu siyasal, sosyal ve ekonomik sıkıntıları gündeme getiren muhalefet liderleri değişik suçlamalarla tutuklandı. Medya sansüre tabi tutuldu ve eleştiri yapamaz duruma geldi. Bir süre sonra medyanın büyük bölümü el değiştirerek hükümet yanlısı ellere devredildi. Birçok olayın yayınlanması yasaklandı. Yayın yasakları rutin hal aldı.

13) Maduro, yönetimi ekonomik, sosyal ve siyasi itirazları değerlendirirken, kendisine ve ülkeye karşı dış güçlerin ekonomik savaş başlattığını öne sürerek tepkileri karşı devrim ve ihanet girişimi olarak nitelendirip cezalandırma yoluna gitti. Muhalefeti hep suçlu ve emperyalizmin maşası olarak kodladı, muhalefet ne diyor, neden söylüyor demedi.

14) Venezuela’yı popülizm politikaları batırdı. Halka şirin görünmek uğruna ülke gerçekleri ört bas edildi.
Yani bugün gelinen bozuk ekonomik durum, sosyal bunalım ve dış politika krizi bir ülkenin geleceğini kurtarmaktan daha çok günü kurtarmaya ve siyasal desteğini artırmaya çalışan bir yönetimin halktan siyasi destek alabilmek uğruna ülke kaynaklarını heba eden popülist girişimleri nedeniyle göz göre göre geldi. Zayıflayan ve iç barışını kaybeden ülke pusuda bekleyen ABD emperyalizminin müdahalelerine açık hale getirildi.

15) Venezuela’da görüldü ki, iktidarı, ekonomiyi, medyayı, önemli kurumları bütün hatlarıyla sadece tek bir grubun elinde tutmaya çalışmak, yakın tarih sayısız örnekle ispat etti ki, ‘pahalı bir prodüksiyon’dur.  Dayatmalar,  istikrarsızlık doğuruyor. Bundan da en çok ekonomi ve sosyal hayat zarar görüyor. Kısa vadede popülist politikalarla memnun edilen halk, uzun vadede kaybettiklerinin farkına varamıyor. Daha güçlü (efektif) başkan, yeni, yepyeni anayasa ya da ‘milli irade’ ve iç düşmanlar popülizmi ‘gerçek sorunları’ çözmeye yetmiyor.

16) Üretim ve istihdam sahaları açmak yerine sosyal yardımlar yaparak cahil ve gariban yığınları elde tutmak yanlışlığı uzun süre devam etti Venezuela’da.

17) Venezuela’da rejim market raflarının boş olmasını, ‘sağcı ve Amerikancı mal tedarikçilerinin, dış güçlerin gıda ve diğer ürünleri stoklayıp karaborsa satmak için tezgâh altında saklamasının sonucu’ olduğu gibi çocukça yalanlarla geçiştirmeye çalışıyordu. Halk buna inandı. Lakin ülkede üretim durmuş, döviz çok yükseldiği için ithalat da yapılamaz hale gelmişti. Bu durumu kimse kimseye anlatamıyordu.

18) Venezuela’da Maduro’nun ittifak yaptığı asker, kilise ve iş adamları gibi çevrelerin yeni bir oligarşiyi oluşturmaya başladığını da unutmayalım. Oligarşiden şikayet edenler yeni bir oligarşi oluşturarak şikayet ettikleri eski sistemin ruhunu devam ettirdiler.

19) Devlet Başkanı Maduro, bir seçim günü sabah saatlerinde oyunu kullanırken yaptığı açıklamada, “Savaşta yeni bir dönem başlıyor. Bu Kurucu Meclis’le artık topyekûn savaşın içindeyiz.” dedi. Yani seçimleri bir savaş olarak nitelendirdi.

Ve…. Bütün bunlar olurken ABD boş durmadı. Ekonomik kriz, siyasi kaos ve sosyal çalkantı içinde debelenen ülkeye siyasi müdahale yaptı. Çünkü Venezuela’nın çok değerli ve bakir petrol yatakları vardı…

Venezuela nasıl normalleşir?

Venezuela’nın bu bataklıktan çıkabilmesi için yeni bir hükümete ve yeni yaklaşımlara ihtiyacı var. Bu yaklaşımların başında yeni kurulacak hükümetin çeşitli ülkelerle olan kavgalara son vererek diplomatik ve ekonomik ilişkileri yeniden kurması geliyor. Hemen ardından demokrasiye geçiş, bağımsız yargının yeniden kurulması, insan haklarının tanınması, basın hürriyeti gibi çağdaş dünyanın benimsediği değerlerin yeniden yapılandırılmasını sağlayacak yapısal reformlara girişilmesi gerekiyor. En önemlisi de Venezuela’da tarım ve sanayi üretimi için sıfırdan başlayan hamlelere acil ihtiyaç vardır. Her konuda dışa bağımlı ve her şeyi ithal eden bir ülke petrolü olsa dahi, petrol fiyatlarını belirleyen emperyalistlere karşı ayakta duramaz.

Böyle düzenlemelere mali destek sağlayabilmek için Venezuela’nın, sahibi olduğu büyük petrol varlığını şeffaf, parlamento denetimine tabi, siyasal karışımlardan uzak, politik hesaplardan azade olarak yönlendirmesi büyük önem taşıyor. Bu adımları atabilirse Venezuela petrolünü daha iyi koşullarla pazarlayabilir ve ekonomisini toparlayabilir, sanayi ve tarım üretiminde milli üretim adımları atarak düzlüğe çıkabilir.”

NOT: Bu yazı bir araştırma ve derleme makalesidir.