Çiğdem Asafoğlu: “Kutsal Türk kimliğimizin bize verdiği büyük bir heyecan ile yılmadan, yorulmadan mücadelemize devam ettik, ediyoruz, edeceğiz”

Dostluk Eşitlik Barış Partisi Genel Başkanı Çiğdem Asafoğlu ile geçtiğimiz hafta Yunanistan’da yapılan seçimleri ve Batı Trakya Türklerinin meselelerini konuştuk.

Yunanistan’daki Türk nüfusunun belli haklarının Lozan Barış Anlaşmasıyla garanti altına alındığını biliyoruz. Bu haklardan bahsedersek neler söylemek istersiniz?

1923 Lozan Barış Antlaşması’yla Batı Trakya Türk toplumuna ‘azınlık’ statüsü tanınmıştır. Lozan Antlaşması’nın 37’den 44’e kadar olan maddeleri, Türkiye’deki Müslüman olmayan Azınlıkların haklarına ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Lozan’ın 45. maddesi ise, Türkiye’nin Müslüman olmayan Azınlıklara tanıdığı bu hakların Yunanistan tarafından da, ülkesinde bulunan Müslüman Azınlığa tanındığını belirtmektedir. Hal böyle iken ülkemiz Yunanistan uzun yıllar azınlığımızı sadece azınlık haklarından değil, aynı zamanda vatandaşlık haklarından da mahrum etmiştir.  Azınlık mensubu insanlarımızı yıllardır kamudan uzak tutmuştur. Üniversite mezunu gençlerimiz baba mesleği çiftçiliğe, toprağa mahkûm edildiler ve son dönemdeki ekonomik koşullar sebebiyle de umutsuzluk içinde baba ocağını terk ederek, Avrupa’ya veya anavatana göç etmektedirler. Bu gençlere, kimliğine bakılmaksızın olanak verilseydi, bugün ekonomik koşulların en ağır yaşandığı bölge azınlığımızın yaşadığı bölge olmazdı. Azınlığımıza, çiftçilerimiz için AB’den gelen destekleme fonlarından yeteri kadar pay verilmemiştir. Bu ülkenin vatandaşı olan azınlık insanına neden bu imkânlar çok görülmüştür? Ayrıca Batı Trakya Türkleri 1923’te toprakların % 84’üne sahipken, bugün nasıl elinde var olan topraklar % 25’lere düşmüştür. Lozan Anlaşması’nda açıkça belirtilen haklar neden suistimal edilmiştir? Diye soruları sormamak elde değil.

Yunanistan hükümetlerinin 1950’li yıllara kadar Türk ifadesini kullanmaktan çekinmediğini, derneklerin ve okulların isimlerinde Türk kelimesinin kullanılmasına izin verdiğini görmekteyiz. Ancak daha sonraki yıllarda Türk kelimesinin yasaklandığını, bölgedeki Türklerin kendilerini milliyet eksenli olarak tanımlamalarının yasaklandığını da biliyoruz. Günümüzde de devam eden bu tutumun sebebi nedir?

Batı Trakya Türk azınlığı üyeleri arasında dayanışmayı sağlamak ve sorunlarla mücadelede ortak hareket etmek amacıyla birçok dini, mesleki, kültürel nitelikte dernekler ve birlikler kurulmuştur. Ancak azınlığın bilinçlenmesinde büyük önem taşıyan bu sosyal örgütlenmeler Yunanistan tarafından tehdit olarak algılanmakta ve kapatılmaları yönünde kararlar alınmaktadır. Bu kararlar doğrultusunda da her türlü yola başvurulur. En eski azınlık kuruluşu olan, 1927 kuruluş tarihli İskeçe Türk Birliği, 1988 yılında tüzüğünün yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılır. Asıl kapatma nedeni ise Birlik unvanında yer alan ‘Türk’ kelimesidir. Bu karar Yunan Yüksek Yargısı’nın onayından sonra Türk Azınlık tarafından AİHM’ye taşınmıştır. 1936 yılında kurulmuş olan Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği de uzun yıllar faaliyet gösterdikten sonra, 1972 yılında Dernekler Yasası’nda yapılan değişikliğin ardından, isminde yer alan ‘Türk’ sözcüğünün çıkarılması için Valilik tarafından mahkemeye verilir. Uzun süren mahkeme sonrasında bu dernek de 1988 yılında kapatılır. Her iki dernek de gayri resmi olarak varlığını sürdürmektedir. Yunan Hükümeti söz konusu dernek yöneticileri hakkında ‘yasadışı örgüt üyeliği’ iddiasıyla davalar açar. 1997 yılında görülen bir dava sonucunda yasal olmayan bu derneğe üye olmaktan suçlu bulunan dernek yöneticileri 3 yıl tecilli 8’er ay hapis cezasına mahkûm edilirler. 2019 yılına geldiğimizde bu konular hala mahkemelerde dava konusu olup yıllardır bir çözüme ulaştırılamamıştır. En büyük sebebin bir toplumu asimile etmek, temel özgürlüklerine karşı darbe uygulamak olduğunun kanaatindeyiz, lakin bu yasaklı uygulamaların açıkça bu sebeplere dayandığı aşikâr.

Başta Suriye ve Irak olmak üzere pek çok ülkedeki Türk varlığı doğrudan ve toplu olarak silahlı saldırıların muhatabı olmakta, yurtlarını terk etmeye zorlanmaktadır. Bu bölgede de geçmiş yıllarda Türk nüfusuna yönelik silahlı saldırı ve etnik kıyımların olduğunu biliyoruz. Şu an durum nedir? Türklere karşı her hangi bir çete hareketi vs. söz konusu mudur?

En başta şiddetin ve terörün her türlüsünü kınadığımız gibi, teröre yol açanları da lanetliyoruz. Bulunduğumuz zamanda nihayet Batı Trakya Türkleri’ne karşı bölgemizde bu çeşit terör veya şiddet içeren saldırıların olduğunu söyleyemeyiz. Ancak bizi derinden etkileyen medya aracılığı ile yapılan saldırılar olmakta. Batı Trakya Türk’ü medya aracılığı ile manipüle edilmekte, ülkede siyasi ve etnik kimliğini özgürce duyurma ve yaşama girişimi bir tehdit olarak algılanmakta. Ayrıca aşırı uç noktadaki faşist yaklaşımlı oluşumlar tarafından da baskılar ve kışkırtmalar her daim var olmakla beraber, bu kışkırtıcı girişimlere karşı her zamanki gibi Batı Trakya Türk’ü soğukkanlılığını korumakta ve demokrasi arayışını yasal çerçevede sürdürmeye devam etmektedir.

Yunanistan’dan başta olmak üzere Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türklerin bugün karşı karşıya kaldıkları en temel problemleri nedir? Bu problemlerin çözümünde Türkiye’den beklentileriniz nelerdir?

Batı Trakya Türk Azınlığının yıllardır devam eden ve çözülemeyen sorunları mevcut. Bunlardan en temel problemler kimliğin inkârı, müftülük ve eğitim problemleri ve günümüzde en çok belirgin olan ekonomik problemler. Etnik kimliğimizin tanınmaması hususunda Yunanistan yönetimleri, Cunta Yönetiminin ileri sürdüğü savları ve politikaları kararlılıkla sürdürerek, ‘Türk Azınlık’ ifadesinin Lozan Barış Antlaşması’nda yer almadığı gerekçesiyle, azınlığımızın etnik kimliğini tanımlama hakkını kabul etmemektedir. Lozan Barış Antlaşması’nın ‘Azınlıkların Korunması’ başlıklı maddelerinde ‘Müslüman’ tabiri kullanılmışsa da, Antlaşma’nın diğer hükümlerinde geçen ‘Türk’ sıfatından ve konferans tutanaklarında yer alan beyanlardan, mübadele dışı bırakılan Batı Trakya’daki azınlık mensuplarının Türk oldukları açıkça anlaşılmaktadır. Buna rağmen günümüze kadar ısrarla kimliğin inkârı devam etmektedir. Azınlığımıza dini lider olan Müftülerini seçme hakkı 1913 tarihli Atina Antlaşması’yla öngörülmüş olup, ülkemiz Yunanistan yönetimince 1920 yılında kabul edilen bir yasayla (2345/1920) Yunan iç hukukuna dercedilmiştir. Yunanistan yönetimi 1990 yılında bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile bu hakkımızı da elimizden almıştır. Müftü seçimini veya seçilen Müftülerimizin resmen tanınmasını Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı beklemektedir. Ayrıca Yunanistan Parlamentosu, ‘240 İmam Yasası’ olarak bilinen, seçici bir kurul kanalıyla camilere, okullara, müftülüklere ‘Din Görevlisi/Din Öğreticisi’ görevlendirilmesini öngören 3536 sayılı yasayı, azınlığımızın, inanç özerkliğine müdahale teşkil ettiği gerekçesiyle karşı çıkmasına rağmen, 2013 yılında kabul etmiş ve uygulamaya koymuştur. Bunu azınlık olarak reddediyoruz. Bu yüzden kendi müftümüzü kendimiz seçmeye devam ediyoruz ama maalesef ki seçimle göreve getirdiğimiz müftümüz ülkemiz Yunanistan tarafından tanınmıyor. Öte yandan eğitimde de büyük sorunlar mevcut. Çift dilli Türkçe-Yunanca eğitim verecek azınlık anaokulları açılmasına izin verilmemesi manidardır. Yeni çıkarılan eğitim yasası ile bir yıl olan anaokul mecburiyeti iki yıla çıkarılmaktadır. İki yıl sonra azınlık ilkokullarında çift dilli eğitim alacak çocuklarımıza iki yıl boyunca tek dilde hazırlık yaptırmak, hangi mantıkla izah edile bilinir? Bu iki yıllık anaokulu mecburi ilköğretim kapsamına alındığına göre, anaokullar azınlık okullarının statüsüne alınarak çift dilli ana sınıfları olarak düşünülmeli ve azınlık ilkokullarının bahçelerine veya yakınlarına açılmalı ve eğitimde bir bütünlük oluşmalıdır. Son yıllarda ise Yunanistan’da yaşanan ekonomik zorluklar en çok Batı Trakya’yı etkilemiş durumda. Bu ekonomik baskının en çok hissedildiği bölge Yunanistan resmi istatistik kurumunun da açıkladığı gibi Batı Trakya’dır. Bunun bir tesadüf olduğunu düşünmüyoruz. Ne yazık ki, ekonomik şartların kötü olduğundan Batı Trakya Türkleri özellikle de gençleri göç etmek zorunda kalıyor. Dolayısıyla Batı Trakya’da yaşayan Türklerin sayısı her geçen gün ne yazık ki azalıyor.

Batı Trakya Türklerinin lideri Dr. Sadık Ahmet’in siyasi bir suikast sonucu şehit edilmesinin ardından Yunanistan’daki bu mücadele daha da azimle devam etti. Bugün bayrak sizin elinizde ve partiniz son yerel seçimlerde ciddi bir başarı elde edip göğsümüzü kabarttı. Önümüzdeki günler için öngörüleriniz nelerdir? Yunanistan’da yaşayan Türkleri daha güzel günler bekliyor diyebilir miyiz?

Batı Trakya Türklerinin rahmetli lideri Dr. Sadık Ahmet’in değerini Batı Trakya Türk’ü unutmadı, unutmayacaktır. Özellikle kurucusu olduğu Dostluk Eşitlik Barış Partisi başta olmak üzere, onun kutsal yolunda ilerlemek bizler için bir şereftir. Nitekim demokrasi ve bizlerin daha iyi bir yaşam sürmesi için verdiği mücadelenin bayrağını taşımak onur vericidir. Bu yüzden DEB Partisi bu davayı sürdürebilmek adına 2010 yılından itibaren yapılandırma süresine girmiş, nihayetinde 2014’te, tarihinde ilk kez Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılarak büyük bir başarı elde etmiştir. 2014’te olduğu gibi bizler 2019’da da bu başarının elde edileceğinden emin bir şekilde çalışmalarımızı sürdürdük. Çünkü Batı Trakya Türk Azınlığı her ne kadar transformasyona uğratılmaya çalışılsa da yaklaşık yüz yıldır kimliğini muhafaza etmeyi başarmış, bu yolda namusuyla mücadelesine devam etmiştir. Gelecekte de hoşgörüye, demokratik yaşama ve kutsal varlıklarının muhafazasına önem veren bu millet, bu şekilde yaşamını sürdürmeye devam edecektir. Biz de bu yolda devraldığımız bayrağı daha da ileri taşımak için çok çalışacağız. Bu toplumun bir siyasi organı olarak önümüzdeki 10 yıl içinde bir milletvekilini meclise gönderebileceğimize sonsuz inanıyoruz. Güzel günleri, birlik ve beraberlik içinde atacağımız adımlarla görebileceğimizi bilmek zorundayız.

Geçtiğimiz hafta gerçekleşen erken genel seçimlerde Çipras dönemi sona erdi. Yeni hükümetin Türkiye ve sizlerle olan ilişkilerinin Çipras dönemine göre daha iyi olacağını söylemek mümkün müdür?

Her seçim öncesi ve sonrasında ülkemiz Yunanistan ve Batı Trakya Azınlığı için en iyi ve en hayırlısını temenni etmekteyiz. İktidara gelen kim olursa olsun saygı duyuyor, birlikte demokrasi içinde iletişim kurarak ülkemizin demokrasisine katkı sağlamak ve geliştirmek için girişimlerde bulunuyoruz. Umut ediyoruz ki bu sıcak temas kurma isteğimiz ve siyasi yollarla problemlere çözüm arama hususunda hoşgörülü yaklaşımımıza karşılık olarak aynı şekilde cevap alabilmek isteriz. Arzumuz her zaman yeni gelen hükümetin ana vatan Türkiye Cumhuriyeti ile iyi ilişkiler içinde olmasıdır, aksi takdirde Batı Trakya Türk’ü de olası gerginlikten olumsuz etkilenmekte ve huzursuz olmaktadır. Bizler Batı Trakya Türkleri olarak umudumuzu yitirmiyoruz, taleplerimize cevap bekliyoruz.

Türkiye’de sizi çok yakından takip eden, mücadelenizi takdirle izleyen, buradaki varlığınızdan güç alan ve bölgedeki Türklerin her derdini kendi derdi bilen dostlarınız var. Onlara neler söylemek istersiniz?

Batı Trakya Türk Azınlığı olarak yalnız olmadığımızı, gönüllerimizin yan yana olduğunu bildiğimiz milyonlarca soydaşımız bulunmakta. Bizler belki burada baskılar ve zorluklar karşısında direniyoruz ama şunu açıkça belirtmek isteriz ki bu direnç mücadelesine, kutsal Türk kimliğimizin bize verdiği büyük bir heyecan ile yılmadan, yorulmadan devam ettik, ediyoruz, edeceğiz. Tüm soydaşlarımızı ve bize destek veren gönlü bizimle olan herkesi selamlıyoruz.