Çırpınırdı Karadeniz Üzerine-2

Bazı hatıralar

Geçen yazımızda şiir ve şarkının hikâyesi üzerinde durmuş ve şairi Ahmet Cevad’ın el yazısını yayımlamıştık. Bu yazıyı geçtiğimiz yıl sevgili hocam Osman Sertkaya yayınlamıştı. Bu belgedeki “1918, Gence” notundan, şiirin kitap baskısı için tekrar yazıldığı anlaşılıyordu. Azerbaycan’da Sovyet rejimince yasaklanıp unutturulmuş olan şarkıyı ilk kez Azerbaycan devlet televizyonu AZTV’de seslendirmiştik. Dostlarımız çok şaşırmıştı. Bu arada bir hususu da eklemeliyim. 2016 Yılında Bakü’deki Üzeyir Hacıbey’in müze evini de ziyaret ettiğimde, Çırpınırdı Karadeniz’i müze müdürü Serdar Ferecov’un piyanosu eşliğinde tekrar söylemiştim. Orada, Serdar Bey’in bana gösterdiği bir kitapta, 1990 yılında Bakü’ye gelen sevgili kardeşim Süleyman Şenel’in, aklında kaldığı şekilde yazıp verdiği bu şarkının nota ve sözlerine rastladım. Daha sonraki yıllarda bu notalardan yola çıkarak sahnede seslendirilmiş olduğunu da öğrendim. Yine de bu bilgiler, bizim şarkıyı Azerbaycan’da ilk kez seslendirdiğimiz gereğini değiştirmiyor.

Benim hayatımda Çırpınırdı Karadeniz şarkısının önemi büyüktür. Öğretmen Okulu yıllarımda bu şarkı yüzünden sıkı bir dayak yemiş ve yaralanmıştım. Edirne Erkek Öğretmen Okulunun son sınıfındaydık. Şehirde ayrıca Kız Öğretmen Okulu da vardı ve orası da bizim gibi yatılıydı. 1975 yılının başında iki okul idarecileri bir araya gelmiş ve bizim biraz sosyalleşmemiz için ortak bazı etkinlikler düzenlemeye karar vermişler. Tabii buna çok sevindik. Eminim Kız Öğretmen Okulu öğrencileri de sevinmiştir. Her iki okulun son sınıfları şube şube bir araya gelerek provalar yapıyordu.

Biz 4 Edebiyat A sınıfı olarak Kız Öğretmen Okulunun aynı sınıf öğrencileriyle sık sık toplanıp bir tiyatro eserinin provası ile şiir, parodi ve koro ve solo şarkılar hazırlıyoruz. Her şey güzel gidiyordu. 11 Şubat 1975 akşamı Kız Öğretmen Okulunda programa başladık. 800 kadar kız öğrenci huzurunda tiyatro, koro ve şiir gösterileri ile sol görüş ağırlıklı program devam ediyordu. Şimdi sahneye çıkan kız Çetin Altan’ın “Vietnam Çocuklarına Ağıt” adlı yazısını duygu dolu biçimde okuyordu: “Topu topu 365 kişiydiler. Yaşları 15 civarıydı. Emperyalistlere karşı savaşa savaşa kahramanca öldüler… vs.” Eyvallah da benim vatanımda kahraman yok muydu ki Çetin Altan ta Vietnamlara kadar uzanmaya ihtiyaç duymuştu? Ben de doluyordum.

Ve sahne sırası bana geldi. Elimde mandolin ile mikrofon karşısına geçtim. Provalarda, onları ürkütmemek için söylemediğim şarkıyı seslendirecektim. Ama önce birkaç sözle giriş yapmam lâzımdı: “Âlemin 300-500 kahraman çocuğu varsa, benim vatanımın bütün evlatları kahramandır. Âlemin kızıl bayrağı, orak-çekiçli bayrağı varsa, benim de şehitlerimin kanıyla çizilen ay-yıldızlı Türk Bayrağım vardır.” Salondaki 800 kişi içinde, ortalarda bulunan 30-40 kişilik bir kız öğrenci grubu yumrukları havada, gırtlaklarını yırtarcasına “bravo!” diye haykırdı ve ayağa kalkıp alkışladı. Bu benim hayatım boyunca aldığım en anlamlı ödüllerden biridir. O kızlar ülkücü idiler ve okullarında azınlıktaydılar. Benim sözlerim onlara büyük bir moral vermişti. Onların isyanı bana “esir Türklerin kurtuluşu” gibi görünmüştü. Bu duygularla şarkıya başladım: “Çırpınırdı Karadeniz, bakıp Türk’ün bayrağına…” Şarkının 3.kıtasından sonra ara nağmeyi çalarken okul müdiresi Lemanser Sükan sahneye gelip mikrofonu elimizden aldı ve “şarkıyı kesin” dedi.

O gece çoğu sınıf arkadaşlarım olan okulumuzdaki 15 kadar öğrenci tarafından feci şekilde dövüldüm. Geceyi hastane ve karakolda geçirdik. Olaydan 2 gün sonra milliyetçi yayınlar yapan Ortadoğu gazetesi haberi abartarak yazdı: “Edirne’de solcu öğrenciler ülkücü öğrencilere saldırdı. Bünyamin Aksungur adlı ülkücü öğrenciyi ağır yaraladı…” Aynı günün Cumhuriyet gazetesinde haber şu şekilde çıktı: “Edirne’de komandolar devrimci öğrencilere saldırdı ve Bünyamin Aksungur adlı devrimci öğrenciyi yaraladı” Ben ve devrimcilik! Neyse, o devirde böyle sahiplenmeler çok olurdu.

Garip olan şu ki ertesi yıl aynı günde, yani 11 Şubat 1976 günü görev yaptığım Iğdır’da bir dayak daha yedim. Sebep elbette ki ülkücü Türk milliyetçisi oluşumdu, ama bu sefer Çırpınırdı Karadeniz değildi. 11 Şubat’lar benim için kötü geçiyordu, ta ki 1981 yılına kadar. O yıl ilk göz ağrım, sevgili kızım Kırgız dünyaya geldi. Günlerden yine 11 Şubat idi.

‘Çırpınırdı Karadeniz’ Ermeni şarkısı mı?

Bu konu epey mide bulandırdı. İlk kez Hürriyet gazetesi 21 Kasım 2000 yılında yazdı: “Ülkücülerin marşı Ermeni eseri çıktı! Gazete, haberini Ohannes Baronyan adlı bir akordeon sanatçısının beyanına dayandırarak bazı ülkücü sanatçıların (!) görüşüne de yer verdi. Diyordu ki “Bu eserin sözleri değil ama müziği bizim Sayad Nova adlı 18. yüzyılda yaşamış aşug/ozanımıza aittir. Sanad Nova’nın Kamança adlı eseriyle aynıdır. Üzeyir Hacıbey ise 20. yüzyılın bestekârıdır. Bu durumda kim kimden çalmış oluyor?” Bu iddia oldukça tutarlıydı. Belli ki basın da ikna olmuştu. O günlerin diğer gazete ve dergilerinde de konu iyice işlendi. Öyle ya, ülkücülerin bir açığını yakalamışlardı. Gel gelelim “ülkücü sanatçı” diye herkese gidip görüşlerini alıyorlar ama ne hikmetse bize gelip de “senin fikrin ne” diye sormuyorlardı. Bizi sanatçı da ülkücü de saymıyorlardı herhalde. Oysaki benim arşivimde 1991 yılından beri Sayad Nova’nın Kamança’sı da vardı.

Türk milliyetçileri arasında cehaletin diz boyundan çok yukarılarda oluşu çok ıstırap duyduğum bir husustur. Maalesef yeterince okumuyor, okuduğumuzu anlamıyor, bilenlere de itibar etmiyoruz. Size çok büyük hayal kırıklığı yaşatmamak için burada isimlerini tek tek yazmayacağım ülkücü sanatçılarımız ne cevaplar vermişler, biliyor musunuz? “Ermeni ezgisi olamaz, Ermeniler böyle söz de ezgi de yazamaz.”, “Yalan söylüyorlar. Yunanlıların baklavamıza ve Karagöz-Hacivat’ımıza sahip çıktıkları gibi, Ermeniler de Sarı Gelin’e, Çırpınırdı Karadeniz’e sahip çıkıyor.” “Azerbaycan toprağı Karabağ’ı işgal eden Ermeniler, soykırım diye bize iftira attığı yetmezmiş gibi Çırpınırdı Karadeniz’imize de sahip çıkıyor.” “Halt etmişler, Çırpınırdı Karadeniz’in bestecisi Üzeyir Hacıbeyli, sözleri Ahmet Cevat’a aittir” vs… En son Uğur Işılak isimli bir şarkıcı, efendilerine yaranmak için olsa gerek, bu koroya iştirak edip 2014’de bir TV kanalında “Çırpınırdı Karadeniz’in, bilinenin aksine bir Ermeni tarafından bestelendiğini” iddia etmiş, bunun üzerine Azerin adlı Azerbaycanlı sanatçı tarafından Türk Milleti ve Azerbaycan’dan özür dilemeye davet edilmiştir. Yazık ki yazık..! Hiç kimse Kamança’yı dinlememiş, ezbere esip savurmuş. Hoş, dinleseler de doğru hüküm vereceklerinden şüpheliyim ya.

Bugün herkes Google’a girip Sayad Nova ve Kamança adlı ezgiye rahatça ulaşıp kendi hükmünü verebilir. Ben Azerbaycan müziğini de iyi bilen biri olarak konuyla ilgili birkaç hususa değineceğim.

1- Sayad Nova 18. yüzyılda yaşamış bir Ermeni ozanıdır, doğru. Kamança çaldığı, Ermenice, Gürcüce ve Azerbaycan Türkçesiyle şiirler yazıp şarkılar söylediği de doğru. Ermeniler ozan yerine “aşug” derler. Aşug kelimesinin bizim aşık kelimemiz ile aynı olduğu apaçık. Kamança’nın, Azerbaycan’ın milli sazı kâmança, bizim kemançe dediğimiz Farsça kökenli kelime olduğu da şüphe götürmez. (Ne yazık ki Türkiye’de müzik sektörüne hâkim Ermeni seviciler kelimenin kökenine bakmayıp, ısrarla ‘^’ inceltme işaretini atıp Ermenilerin telaffuzunu benimsiyor, tıpkı ‘düdük’ yerine mey/balaban sazımıza duduk dedikleri gibi.) Azerbaycan içerisinde yüz yıllarca yaşayan Ermenilerin bu kültür dairesi içinde eser vermeleri tabiidir. Nitekim Osmanlı Türkiye’sinde hem halk müziğimiz (özellikle Harput) hem de klasik musikimiz içinde nice güzel eserler verdikleri bilinen bir gerçektir. Kemani Serkis’i, Bîmen Şen’i, Tatyos Efendi’yi nereye koyacağız?

2- Sayad Nova’nın Kamança adlı böyle bir eseri olduğu hakkında tatminkâr bir kaynağa rastlamadım. Elimizdeki en eski örnekler 20. yüzyılda kaydedilmiş. Eğer gerçekten Sayad Nova’nın böyle bir eseri varsa ve Çırpınırdı Karadeniz ile aynı melodiye sahip ise, eserin asıl sahibinin Sayad Nova olduğunu kabul etmemiz gerekir. Tekrar ediyorum, eserin sözleri konusunda ihtilaf yoktur. Mevzuumuz şarkının bestesidir.

3- Her iki eseri dinlediğimizde, özellikle müzik cümlelerinin kurgusu ve ritim yönünden büyük benzerlikler olduğunu görürüz. Ama aynı değildir. Zira makamları farklıdır. Kamançanın makamı hicaz, Çırpınırdı Karadeniz’in ise segâh’dır. Şarkıların girişindeki büyük benzerlikler sonraki bölümlerde giderek farklılaşmaktadır.

Sonuç olarak, şarkılar aynı olmayıp benzerlikler gösterir. Ayrıca Sayad Nova’nın bu nağmelerle bir şarkısı olduğu da şüphelidir. İntihal/aparma söz konusu olamaz. Köroğlu, Kerem-Aslı, Leyli-Mecnun ve Arşın Mal alan operetleri gibi bütün dünyanın bildiği pek çok özgün, büyük eserin bestecisi olan Üzeyir Hacıbeyli’nin bir şarkı melodisini intihale ihtiyacı yoktur. Olsa olsa uzun yıllar önce dinleyip etkilendiğinden söz edilebilir. O halde coşkuyla, yürekten söylemeye devam: Çırpınırdı Karadeniz, bakıp Türk’ün bayrağına…