Bozkurt İlham Gencer: “Dinç kalabilmemin en önemli sebebi sıkı bir Türk milliyetçisi ve bozkurt olmamdır”

Bozkurt İlham Gencer ile kendisinin bir günün nasıl geçtiğini, anılarını ve müzik hayatını konuştuk.

Günlük hayatınızda neler yaparsınız? Bir gününüz nasıl geçer?

Sabahları kalkar kalkmaz spor yaparım daha sonra tıraş olurum, giyinirim ve işe gelirim. Şu anda 9 yıldır Pera Palace’da program yapıyorum. Sabahları spor yaptıktan sonra yaklaşık bir saat piyanoda parmak alıştırması yaparım. Daha sonra Pera Palace’a gelip programımı burada yapıyorum. Sabah kahvaltısı yapmıyorum, öğleleri yemek yemiyorum. Ramazan aylarında nasıl sahur ve iftar yapıyorsak yıllardır bu şekilde devam ediyorum. Sabahları erken saatlerde ve akşamları yemek yiyorum. Bu şekilde dinç kalabiliyorum. Dinç kalabilmemin diğer bir sebebi de sıkı bir Türk milliyetçisi olmamdır, bozkurt olmamdır.

Merhum Gazi Paşa’nın cenazesinde bir anınız var. Onu da sizlerden dinleyebilir miyiz?

Ben yetim büyümüş sayılırım. Annem ve babam ayrılardı. Dedem ve dayım büyüttü beni. Gazi Paşa vefat ettiği zaman da dedeme yalvarmıştım: “Dede ben Atatürk’ü göremedim, ne olur beni cenazeye götür” diye. 1938’de 13 yaşındaydım. Dedem beni cenazeye götürdü. Cenazede en önde idik. Gazi Paşamız Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşı top arabası üzerindeydi. Top arabası tam önümüzden geçerken arka taraftan yoğun bir kalabalık üzerimize doğru yüklendi. Arka taraftan gelen bir atlı polisin atı beni çiğnedi. Bir buçuk ay yoğun bakımda kaldım. Kısacası ölümden döndüm. Hastaneden çıktıktan sonra o gün 11 kişinin ezilerek öldüğünü öğrendim.

Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş ile ilk tanışmanız nasıl oldu?

Rahmetli olan 2. eşimle beraber 1969 yılında İzmir’e gidiyorduk. Eşim İzmirli idi. Bozkurtların Başbuğları parçasını o yazmıştı. Ona ben Asena’m derdim. Havaalanında Alparslan Türkeş beyefendi ile tanıştık. Uçakta da biraz sohbet etmiştik. İzmir’e vardığımız o akşam rahmetli beni davet etti. Rahmetli eşimin yazdığı, benim bestelediğim Bozkurtların Başbuğları şarkısını ilk defa orada rahmetli Alparslan Türkeş beyefendiye okudum. Bu şarkıyı okuduğum yer, elektrik ve suyu olmayan bir yerdi. Türk milliyetçiliği bu şartlar altında idi o zamanlar. Tabi ben daha sonra İzmir’e tekrar gittiğimde ocağın eksik malzemelerini tamamlamıştım.

Başbuğumuz Alparslan Türkeş ile ilgili unutamadığınız bir anınız var mı? Bizimle paylaşabilir misiniz?

Rahmetli ile ilgili hiç unutamadığım bir anımdan bahsedecek olursak, o dönemde komünistler tarafından uğradığım bir saldırıda kolum kırılmıştı. O sıralarda rahmetli, İstanbul’a Spor ve Sergi Sarayı’na gelmişti. Orada MÇP’nin toplantısı olmuştu. Ve ben kolum kırık halde akordeonla rahmetli Alparslan Türkeş’e Bozkurtların Başbuğları parçasını okuyup marşlar söylemiştim. Bu anımı hiç unutamıyorum. O halimde bile iki elle çalınan akordeonu çalmıştım.

O dönemlerde komünistler tarafından pek çok saldırıya uğradım, eziyet gördüm. Kolum kırıldı daha sonra bombalandım. Bozkurt kemerim yüzünden başıma gelmeyen kalmadı. Hepsinden de Allah’ın izniyle kurtulduk. Dimdik ayaktayım. Hiç pes etmiyorum. Halen daha sıkı bir Türk milliyetçisi olduğum için ölünceye kadar da bu yolda geri adım atmayacağım.

Bir dönem merhum Başbuğumuzun sanat danışmanlığını da yaptınız. Bu süreçten bahseder misiniz?

Ankara’da Ülkücü Sanatçılar Derneği kurulmuştu. Ben de o derneğe üye olmuştum. Alparslan Türkeş o tarihlerde müzisyenlere sosyal güvenlik sağlamış ve maaş bağlatmıştı. Hiç unutmuyorum. Onun sayesinde emekli maaşı alan pek çok müzisyen vardır. Müziğe, tiyatroya, kültüre ve edebiyata çok değer vermiştir. Pek çok müzisyene yardım etmiştir ve onlara değer vermiştir.

Hayatım boyunca tüm eziyetleri solcu geçinenlerden çektim. Bunlar yüzünden başıma birçok şey geldi. Bombalandım, işkence gördüm. Bu yüzden Türkiye’de bunların var olduğu sürece huzur olmaz. Ben ne solcuyum ne sağcıyım. Sağı solu anca taksiye bindiğimde sağa sap, sola sap şeklinde kullanırım. Hatta bir zamanlar sağ, sol kelimelerini kullanırken denizcilik terimi olan iskele, sancak kelimelerini kullanırdım. Daha sonraları bir de ortanın solu diye bir şey çıktı. Bu da büsbütün işin üstüne tüy dikti. Şu anda günümüzde solcular kıyameti koparıyorlar. Hâlbuki hiçbirinin burnu kanamadı. Müzisyen Bozkurt İlham Gencer’in başına gelenlerin bir tanesi başlarına gelsin ortalığı havaya kaldırırlar. Ve biz Türk milliyetçileri olarak her türlü –izm’e karşı çıktık. Komünizme de emperyalizme de siyonizme de faşizme de karşı çıktık. Ama onlar hala devam ediyorlar. Türkiye’ye büyük zarar vermek istiyorlar ama hiçbir şekilde zarar veremeyecekler. Biz Türk milliyetçileri var oldukça hiçbir şansları olmayacak. Bu mücadeleyi de ben ömrümün sonuna kadar devam ettirmeye yeminliyim.

Günümüzde maalesef çok az sayıda Türk milliyetçisi müzisyenimiz var. Atatürk’ün 100. doğum gününde ben bir basın toplantısı yapmıştım Pera Palace’ta ve hatta bir beste de yapmıştım “Ne mutlu Türküm diyene” diye. Kendi imkânlarımla bu besteyi bir kasete kaydettim. Önce beni İstanbul vilayetine yolladılar. İstanbul Belediye Başkanı Vefa Poyraz vardı o zamanlar. Bana Ankara’da bir komite var bu işi onlar yapıyorlar dediler. Ben de buradan kendi imkânlarımla Ankara’ya gittim. Evde kendi piyanom ile yaptığım ve kaydettiğim “Ne mutlu Türküm diyene” eserini götürdüm, verdim. Bana bir ödül verdiler. Bana Atatürk’ün 100. doğum günü bestesi ödülünü verdiler. Ben de bekliyorum ki benim bestemi plak yapacaklar. Beni bir daha aramadılar, plak dahi yapmadılar ve üstüne bir yazı geldi yanlışlık olmuş diye ödülü geri istediler. Beni çok üzdüler. Ben de ödülü bir daha geri vermedim. Başka bir esere ödül verdiler. Benim parçamdaki Türklüğü kabul edemediler. Ama ben bu eseri verdiğim konserlerde seslendiriyorum.

Müzik hayatınızdan bahseder misiniz?

78 yıldır oturarak piyano çalıp şarkı söylüyordum. Artık diyaframım sıkıştığı için sesim çıkmıyor.  Kendime bir soru sordum “Bozkurt İlham Gencer, hiç diğer ünlü caz sanatçıları oturarak şarkı söyler mi?” Hayır. Ben meslek olarak caz müzik seslendiriyorum ama bana sorsalar Türk sanat müziği yapmak isterim. Ama piyanoda Türk sanat müziği yapamıyorum. Çünkü Türk sanat müziğinde yarım sesler ve koma farkları vardır bunu piyanoda yapmak çok mümkün değil. Ama ben bazı parçaları piyanoya uyarlıyorum. Velhasıl kendime bu şarkıcılar ayakta söylüyorlar, sen ne diye oturup piyanist şarkıcılık yapıyorsun madem piyanist şarkıcısın kalk bundan sonra ayakta şarkı söyle dedim. Artık ayakta şarkı söylüyorum, oturuyorum piyano ile eşlik ediyorum. Şu anda dünyada 95 yaşında ayakta piyano çalıp şarkı söyleyen ikinci bir kişi varsa en değerli eşyam olan evimdeki kuyruklu piyanoyu hediye edeceğim. Bu piyanoyu zamanında üç yalı fiyatına almıştım, şu anda kirada oturuyorum. Ve artık böyle daha sağlıklıyım. Yıllardır oturarak şarkı söyledim artık rahat nefes alabiliyorum. Bir daha dünyaya gelirsem ya bağlama, ya ud, ya da kanun çalardım.

Bozkurt ismini alış sürecinizden bahseder misiniz?

Benim bir bozkurt motifli kemerim vardı. Ben hatta bu kemeri Sami Sefer Coşkun Bey’e verdim benim hayat hikâyemi yazmıştı. O ileride benim ile ilgili eşyalarla müze gibi bir şey yapmak istiyor. O kemer ve benim rahmetli Asena’mın bana yapmış olduğu bir bozkurt kolyem vardı. Geçmiş tarihte uğramış olduğum bir saldırıda o kolyem çalınmıştı. O bozkurt kemerim yüzünden başıma çok acı şeyler geldi. Ve ben Bozkurt, Ergenekon destanına aşığım. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun kitaplarını okudum. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun yazmış olduğu Malazgirt Marşı’nı Bahri Yüzlüer de bestelemişti.

Aylardan Ağustos, günlerden Cuma
Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum’a
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma

Yeni bir şevk ile gürledi gökler
Ya Allah… Bismillah… Allahu Ekber

Yıllar sonra bu şiir bizim toplantılarımızda, cenazelerde her yerde okunur oldu. Bunun öncüsü benim. Çünkü Malazgirt Marşı’nı Malazgirt Zaferi’nin 900. yıldönümünde ben okuyup okutmuştum. “Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber” i hayata ben geçirmiştim. Ve ben bu marşı her yerde söylemeye başladım.

Yiğitler kan döker, bayrak solmaya,
Anadolu başlar, vatan olmaya…

Kızılelma’ya hey… Kızılelma’ya!

En güzel marşını vurmadan mehter

Ya Allah… Bismillah… Allahu Ekber

Bildiğiniz üzere beş çeşit kurt vardır. Akkurt, karakurt, melez, canavar ve bozkurt. Bunların içerisinden bozkurt bir sürüye saldırdığında bir tanesini alır ailesine götürür. Canavar olan ise ortalığı kan revan içerisinde bırakır. O kurtların içerisinde Türk milletini en iyi temsil eden kurt bozkurttur. Ben de bu destana âşık olduğum için ve bozkurta âşık olduğum için 2008 yılında ön adımı Bozkurt yapmak için iki şahitle beraber mahkemeye müracaat ettim. Eski Sansaryan Hotel’dir orası. Ben de yıllar sonra işkence gördükten sonra oraya kapatılmıştım. 2008 yılında Sansaryan Hotel’in orada biri Sami Sefer Coşkun, diğeri de bir avukat olmak üzere iki şahitle beraber mahkemeye gittim. Hâkime hanımın ismi Ayşe Kurtoğlu idi. Kâtip hanımın ismi ise Gülizar Kurt idi. Ben de oldum Bozkurt. Sakın basını çağırma demişlerdi bana. Ben de dedim ki biz bu işi reklam için yapmıyoruz. Bozkurt efsanesine inandığım için alıyorum bu adı dedim. Ve böylece ben Bozkurt oldum. Ama ne yazık ki yıllardır röportaj veriyorum, basın geliyor, televizyona çıkıyorum buna dikkat etmiyorlar. Benim piyano çalmam, şarkı söylemem benim hayatımda ikinci planda kalıyor. Türk milliyetçiliğim öne alındığında mutlu oluyorum. Bozkurt ismini almamla da iftihar ediyorum.

Bozkurt İlham Gencer’in en büyük hayali nedir?

En büyük hayalim Türkçülüğün bundan sonraki nesillere intikal etmesi ve kızıl elmaya yürümesidir. Başka bir hayalim yok. Çünkü biz bugün varız, yarın yokuz. Ama bu Türk milliyetçiliği, ülkücülüğü gençlerimiz taşıyacaktır. Dedeleri Bozkurt ilham Gencer gibi pes etmeden, ölümden, işkenceden her türlü saldırılardan pes etmeden, yılmadan çalışmalarını tavsiye ediyorum. Bir de ömrüm el verirse 2023 yılına kadar benim Cumhuriyet Marşı’mı herkese öğretmek istiyorum. Bunu başarırsam ölsem de gam yemem.