DOÇ. DR. HASAN DEMİROĞLU: “TÜRKLER YETER Kİ İSTESİN. TÜRK DÜNYASINDA TABİ Kİ DE DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK OLUNACAKTIR”

Sayın Demiroğlu, “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarı ile tanıdığımız İsmail Gaspıralı dünyaya geldiği Kırım’da hangi şartlar altında yetişmiştir? Hangi olaylar Gaspıralı Bey’i Türkçülüğün önemli isimlerinden biri haline getirmiştir?

Sorularınızı cevaplamadan önce çok karıştırılan bir hususu hemen ifade etmeliyim; İsmail Gaspıralı, Ortodoksların kullandığı eski takvime göre 11 Eylül’de vefat etti. İsmail Gaspıralı’nın vefatı şu anda bizim kullandığımız takvime göre 24 Eylül’e tekabül eder.

Gaspıralı 1851 yılında doğduğunda Kırım Rusların eline geçeli henüz 60 yıl olmuştu. Yani Gaspıralı’nın babası Osmanlı vatandaşıydı. Buradan hareket edersek, henüz Osmanlıların tesiri Kırım’da tamamen silinmiş değildi. Günümüzdeki gibi değildi en azından onu söyleyelim. Doğal olarak orada yetişen insanların Türklüğe ve Osmanlı Devleti’ne bir bakışı var. Tabii Osmanlı Devleti’nde günümüzdeki gibi bir Türkçülüğün olduğunu söylemek mümkün değil. Kırım’da yetişen insanlar Osmanlılar gittikten sonra şöyle bir durumla karşı karşıya kaldılar; kendilerinden olmayan insanların Kırım’ı yönetmelerine ve onları ikinci sınıf insan görmelerine maruz kaldılar ve bu durumu içerlediler.

İsmail Gaspıralı asker bir babanın oğlu olarak doğdu ve kendisi de asker olmak istiyordu. Kırım’da ilkokulu okudu, Moskova’da askeri liseye kaydoldu. Askeri lisedeyken İsmail Gaspıralı’da değişim başladı, hatıralarında kendisi de söyler bunu. Moskova’daki askeri okulda özellikle Rusların panslavist bir düşüncede olması Gaspıralı’yı çok etkiliyor. Dönemin şartları da çok etkilidir tabii. Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda sürekli toprak kaybettiği, Rusların ise sürekli ilerlediği bir dönemden bahsediyoruz. Ruslar aynı şekilde Türkistan coğrafyasını, Kazak, Kırgız bozkırlarını tamamen ele geçirmiş, artık Türkistan hanlıklarına gözünü dikmiştir. İşte bu yıllardan bahsediyoruz. Bu yıllarda İsmail “Gaspıralı, bir de lisede panslavist arkadaşlarını görünce artık şöyle düşünüyor doğal olarak; ben neden mensup olduğum ülke ya da millet için çaba sarf etmiyorum? Bunu kendi kendine soruyor tabi ki. Daha sonra Gaspıralı bu uğurda hayatını vakfetmeye başlıyor. Bu önemli değişimden sonra okuldan kaçıyor, Moskova’dan. Günümüzdeki Odessa’ya kadar geliyor, amacı da şu; Girit’te isyan başlamıştır, Osmanlı’da güç kullanacaktır, bu da bütün Avrupa ve Rus basınında vardır ve kendisi Rusya’da askeri okulda okuduğu için Osmanlı’da asker olacaktır. Türklük için kendini feda edecektir. Henüz 16 yaşındaki bir insanın böyle düşünmesi, Moskova’da iken kendini bu konuda ne kadar geliştirdiğinin de göstergesi olsa gerek. Moskova’da yetişmeseydi, panslavist görüşleri görmeseydi belki de normal şekilde hayatına devam edecekti. Daha sonra 1871’de Paris’e gidiyor. Çünkü Odessa’da yakalanınca tabii ki Osmanlı’ya gönderilmiyor. Rus makamları ailesine geri gönderiyor. Orada kalıyor ve bir daha Moskova’ya gitmiyor. Kırım’da birkaç yerde Rusça öğretmeni olarak çalışıyor. Sonra ufak ufak yazılar yazmaya başlıyor. Varlıklı bir aileye mensup olduğu için maddi olarak bir sıkıntısı yok. Biraz önce de söylediğim gibi 1871’de Paris’e gidiyor. Paris’te de o dönemin en ünlü Rus romancısı Turgenyev’le tanışıyor. Turgenyev Rus milliyetçisidir. Tolstoy’da o kadar Rus milliyetçiliği yoktur, Dostoyevski’de vardır hatta Slavcılık’a kayar ama Turgenyev daha milliyetçi bir yapıdadır. Turgenyev’le çalışma imkânı buluyor ve bunu fırsata çeviriyor. Daha sonra 1874’de İstanbul’a geliyor. İstanbul’da askeri yerlerde bulunma ve oralarda incelemeler yapma fırsatı buluyor. Bu da şunu gösteriyor; henüz 23-24 yaşlarında birisi Batı medeniyetini, Rus medeniyetini ve Türk medeniyetini yakından tanıyor ve bu da tabi ki Gaspıralı’yı daha 30’larına gelmeden Türk dünyasında belirli bir yere getiriyor.

Sorunuzun ikinci kısmına gelirsek, Gaspıralı’nın nasıl Türkçülüğün önemli bir ismi olduğuyla alakalı, şunları sayabiliriz; Usul-ü Cedid, Tercüman gazetesi, Alem-i Nisvan, Rusya Türkleri ittifakları, Rusya Türkleri ile Osmanlı’nın iletişimini sağlamak… Bunların hepsi çok önemli ama benim için, şahsi kanaatim şu, Gaspıralı kendi ikbalini değil milletinin ikbalini düşünüyor. Sadece Gaspıralı değil tabi ki diğerlerine haksızlık yapmış olmayalım. Musa Carullah Bigiyef, Abdürreşid İbrahim, Fatih Kerîmî, Rızaeddin Fahreddin var.

Rusya Müslümanları-Türkleri şu an çok fazla bilinmiyor. Yakutistan haricinde bütün Türk coğrafyasına gittim. Ukrayna, Belarus bu bölgelerde Türklerin yaşadığı yerlere de gittim. Şunu çok rahatlıkla dile getirebilirim; 2018 yılına kadar, medeniyetin bu kadar ileri gittiği, iletişimin bu kadar rahat yapıldığı bu dönem de dâhil olmak üzere birisi dahi Gaspıralı’nın yaptığı bu faaliyetleri yapamamıştır. Neden? Gaspıralı, kendi ikbalini düşünmüyor. Bir Mısır’a gidiyor, bir İstanbul’a geliyor, oradan Kırım’a, oradan Moskova’ya, oradan Kazan’a daha sonra Sibirya’ya, Paris’e. Şahsi menfaati ne ola ki? Hep kendi cebinden veriyor. Bunu sonuçta Rus hükümeti fonlamıyor ki. Ya da Osmanlı hükümetinden kuruş para aldığı yok. Bir taltif aldığı var bunu biliyoruz. Tercüman gazetesini satıyor, onun da gelirleri var ama daha çok kendi cebinden gidiyor. Rusya Türklerinin bir hayali vardı, Gaspıralı işte bunu gerçekleştiriyor. Bunun için çok büyük birisidir Gaspıralı.

Sayın Demiroğlu sizin de bahsettiğiniz gibi Gaspıralı Bey’in Türk dünyası adına gerçekleştirdiği önemli faaliyetlerinden biri olan Tercüman gazetesi, Rusya’daki Türklerin uyanışında nasıl bir etkiye sahip olmuştur ve Türk dünyası için nasıl bir vazife üstlenmiştir?

Tercüman’ın çıkması çok sancılı oluyor. 1879’da başvuruyor, reddediyorlar. Yine her yıl başvuruyor ve 1883 yılında müsaade alıyor. Tercüman gazetesi Rusya’da yayınlanan ilk Türk gazetesi değil bunu da biliyoruz  fakat Tercüman gazetesi Rusya’da ses getiren ilk Türk gazetesi oluyor. İlk olarak şundan dolayı; Tercüman gazetesi bütün Rusya genelinde ses getiriyor. İkincisi de şu, Tercüman gazetesi, tabi daha sonra bunu uzun uzun açmak gerekiyor, “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarıyla çıktığı için bu şiarı bütün Rusya Türklerine daha sonra da dünya Türklerine tesir ediyor. Şunu da belirtiyim, Gaspıralı burada Rusya Müslümanları diyor, aslında kastettiği Rusya Türkleridir ve biz bu gazeteyi çıkartabiliyoruz. Bütün Müslümanlar birlik olmalı derken kastettiği ise Türklerin önderliğinde bütün Müslümanlar birlik olmalıdır. Bunu rahatlıkla dile getirebiliriz. Tercüman gazetesi bunu dile getirmeye çalışıyor ve Tercüman gazetesinin en önemli yaptığı görevlerden bir tanesi de şu oluyor;  Sibirya’da İrkutsk’a kadar yani günümüzdeki Baykal Gölü’nün hemen kenarındaki şehir İrkutsk’taki Türklere kadar ulaşıyor. Altay Dağı’ndaki Altay Türküne ulaşıyor, Türkistan’daki, Taşkent’teki, Buhara’daki, Semerkant’taki, Almatı’daki, Aşkabat’taki bir Türk’e ulaşıyor. Günümüzde şöyle düşünelim, biz artık bilgisayar çağındayız. Bir tıkla girmek istesek herhangi bir  Türkçe yayın yapan Tatar gazetesini, Kırgız, Kazak, Türkmen gazetelerini girip okuyabiliyor muyuz?  Kiril alfabesi olduğu için okuyamıyoruz. Ama o dönemde ‘dilde, fikirde, işte birlik’ şiarını dile getirirken bunu kastediyor Gaspıralı. Rusya Türklerini birleştirmeyi daha sonra da bütün dünya Türklerini birleştirmeyi kendine şiar ediniyor ve bunu elinden geldiğince gerçekleştirmeye çalışıyor.

Bu gazete Mısır, İstanbul, Kazan, Kırım, yukarıda Yekaterinburg, aşağıda Ulyanovsk, en doğuda İrkutsk’a  kadar uzanan bir yelpazede yayın yapıyor. Böyle bir yelpazede, günümüzde bir gazete yayın yapsa biz neler hissederiz? Düşünebiliyor musunuz? Ne diyoruz biz, bizim bir hayalimiz var; biz Turan’ı hayal ediyoruz. Gerçekleşmesi önemli değil bu bizim hayalimizdir. Ama işte gerçekleştiriyor yahu!.. Daha ne yapsın? İşte bunu gerçekleştirdiği için Tercüman’ın böyle bir önemi var. Tercüman, dünyadaki Türklüğü temsil ediyor.

Biraz önce değindiğiniz üzere Gaspıralı Bey’in Türkler arasında fikir ve iş birliği sağlamak için öncelikle dil birliği sağlanması görüşünü ve “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarından bizlerin ne anlaması gerektiğini biraz daha açar mısınız?

Şimdi şöyle söyleyeyim, Türk birliği derken insanlar zannediyor ki bütün Türk devletleri ortaklaşa bir araya gelecek, Avrupa Birliği gibi bir birlik kurulacak. Mümkün mü? Değil tabi ki. Benim şahsi kanaatim. O kadar coğrafyayı gezdim, bir Rusya, bir Çin, bir Amerika, bir Avrupa Birliği buna müsaade etmez. Mümkün değil amma velakin şuna engel olamıyorlar;  Türkler arasındaki dil birliğine engel olamazlar. Fikir birliğine engel olamazlar. İş birliğine engel olamazlar. Neden? Çünkü bu tamamen halkın kendi içinden gelir. Gaspıralı bunu çok erken yaşta görüyor. Ve o dönem şunu dile getiriyor; biz önce dilde birlik olacağız, İstanbul Türkçesini baz alarak İstanbul Türkçesinin etrafında bir dil geliştireceğiz. Ondan sonra bir fikrimiz olacak; Rusya Türklerinin birlik fikri daha sonra da bütün dünya Türklerinin birliği. Size şöyle bir örnek vereyim, 99 yılından beri Türk dünyası üzerine çalışıyorum, fiili olarak da o coğrafyaya gidiyorum. Teori olarak çok güzeldir gerçekten amma velakin fiiliyatta bunu görünce gerçekleşmemesi imkân dâhilinde değil diyorum. Şöyle bir anımı anlatayım size; 2008 yılında Altay Dağları’na gitmiştim. Sağ olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği bursla, TİKA’nın bursuyla gitmiştim. Altay bölgesinde bir Altay Türkünü gördüm, bir baktım Türk bayraklı tişört giyiyor. Sordum “Bunu neden giyiyorsun?” diye, “Yasak mı?” dedi. “Hayır canım” dedim, “Ben Türk’üm, Türkiye’den geldim. Çok hoşuma gitti.” Hemen Sibir Tatarcasıyla “Biznin cigit kelmiş (Bizim yiğit gelmiş)” dedi. Yahu ilk gördüğü Türkiye Türkü benim, bizim yiğit gelmiş diyor. Tabii hemen başladık ayaküstü konuşmaya… Bir iki gün önce de Türkiye Hırvatistan’ı penaltılarla yenmişti. “Nasıl yendik Hırvatları” dedi, bakın ‘yendik’ dedi.  Siz Rusya Federasyonu’nda Özerk Altay Cumhuriyeti’ne gidiyorsunuz, bir Altay Türkü ile karşılaşıyorsunuz ve onunla 10 dakika, 15 dakika ayaküstü bir konuşmada size olan aidiyetini belirtiyor.  Ben ondan sonra dedim ki evet Gaspıralı çok büyükmüş. Türkler yeter ki istesin. Bunu isteyecek Gaspıralı gibi bir fikir önderimiz olduğunda, bunu dile getirecek, (Allah rahmet eylesin Turan Yazgan Hoca bu konuda çok çalışırdı) önderler olduktan sonra Türk dünyasında tabi ki dilde, fikirde, işte birlik olunacak. Biz bunu görür müyüz? Belki göremeyiz ama bizden sonraki nesil görecek, inşallah biz de görürüz.

Gaspıralı Bey’in ilk Türk aydınlanma hareketi olan ve ‘Usul-ü Cedid’ adı verilen reform hareketinin önemi neydi? Rusya Türkleri içinde ortaya çıkan bu aydın hareketinden ve Gaspıralı Bey’in bu hareket içerisindeki yerinden bahseder misiniz?

Usul-ü Cedid’in kelime manası ‘yeni usul’dür. Yeni usulde de Gaspıralı, daha gençliğinde, daha o ilk ders vermeye başladığı zamanlarda, şunu dile getiriyor: Eski usulde  verilen derslerin, Türkçe öğretimi derslerinin çok geç verildiğini. Hemen hemen ilkokul 3. sınıfa giden çocukların yeni yeni okuma yazma öğrendiğini görünce bunu çok çabuklaştırmalıyız diyor. Görüyor, Ruslar iki ayda okuma-yazmayı öğretiyor çocuklara, sonra başlıyorlar eğitime. Biz de bunu gerçekleştirebiliriz diyor ve ona yakın bir şekilde yeni bir usul geliştiriyor. Bu usulü de Rusya’daki medreselere yani dönemin ilkokullarına yaymayı düşünüyor ve bunda da başarılı oluyor. O dönemin en önemli gazetelerinden biri olan Ülfet gazetesi bunu söylüyor ki Abdurreşit İbrahim yayınlıyor ve aslında İsmail Gaspıralı ile pek anlaşamazlar. Biraz çekememezlik vardır. Çünkü İsmail Gaspıralı çok tanınır, Rusya’da tanınır, dünyada tanınır.

Bazı Rusya Türk’ü fikir adamları da dönem itibariyle Gaspıralı’yı çekemezler. Ama vefatından sonra şunu yazmıştır bütün Rus gazeteleri, Ülfet gazetesine atıfta bulunarak; Ülfet gazetesi bu dediğimi 1907 yılında dile getiriyor: “Hiçbir şey olmasın, sadece Usul-ü Cedid okulları Gaspıralı’nın Rusya Türkleri için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar ve Gaspıralı’nın dünya ve ahireti için Usul-ü Cedid okulları yeter.” diyor.  Bir başka örnek olarak Kazan’da 1906-1917 yılları arasında yayınlanan Yıldız (Yuldız) gazetesi Gaspıralı için “Kuzey Türklerinin Önderi” unvanını kullanıyor.

Önceden 2 sene zaman kaybediliyor, ondan sonra okumaya başlanıyordu. Bu okullar ise çok kısa bir zamanda, 40 günde öğretmeye başlıyor. Doğal olarak diğer yerlerde, Rusya Türklerinin yaşadığı Kazan olsun, Samara olsun, Türkistan coğrafyası olsun, Sibirya olsun bu tip yerlerde Gaspıralı’nın Usul-ü Cedid okullarına karşı çok büyük bir yöneliş oluyor ve Usul-ü Cedid okulu Rusya Türklerinde yetişen özellikle 1910-1915’lerden sonra, Gaspıralı’nın vefatından sonra da yetişen, Rusya Türkleri fikir adamlarının da hayatında çok önemli bir yer ediniyor. E tabi ki 1917 Ekim devriminden sonra Usul-ü Cedid okullarından bahsetmemiz mümkün değil. Biliyorsunuz devrim, Rusya Türklerinin üzerinden buldozer gibi geçiyor. Zaten bir daha Rusya Türkleri ayağa kalkamıyor.

Gaspıralı Bey’in kızı ve en önemli yardımcılarından olan Şefika Gaspıralı, Rusya’daki Türk Kadın Hareketi için ne ifade ediyor? Yine Şefika Gaspıralı’nın çıkarmış olduğu Müslüman dünyasının ilk kadın dergisi olan ‘Alem-i Nisvan’ın önemi ve rolü nedir?

Şimdi şöyle söyleyeyim özellikle Rusya Türklerinin kendi tabirleri ile hatun meselesi, kadınların ve kızların sosyal hayatta yer alma meselesi ve bunu dile getirmeleri 1800’lü yılların ortalarından itibaren başlıyor. 1800’lü yılların sonuna gelindiğinde bu daha da  fazlalaşıyor. 1900’lerin başlarında artık kadınlarında öğretmen olmaları gerektiği, kadınların da sosyal hayatta olmaları gerektiğini hatta Abdurreşit İbrahim’in gazetesi, Ülfet gazetesinde Musa Carullah Bigiyef vardır ve kendisi din âlimidir, şunu dile getiriyor; kadınlar sadece evin içerisinde değil her yerde olmalı. Hatta  Duma’da olmalı, yani mecliste olmalılar diyor. Bunu söylediği yıl 1906’dır. Zaten Alem-i Nisvan da 1906’dan sonra Tercüman gazetesinin eki olarak çıkıyor. Ama Alem-i Nisvan’ın şu yönü çok iyi; devlet kanunlarında kadın haklarının geçmesi meselesinde çok duruyorlar. Çünkü artık hanımlara da devlet kanunlarında yer verilmesi gerektiğini dile getiriyorlar. Tabii Musa Carullah Bigiyef’in söylemleri Alem-i Nisvan’da da dile getiriliyor. Musa Carullah şunu söylüyor; ilköğretimde  erkeklerden daha çok kadın hocalara yani kadın muallimelere yer verelim diyor. Sebebini de şöyle açıklıyor; evlat terbiyesini en iyi onlar bilir. Alem-i Nisvan da bu konuda önemli yayınlar yapıyor. Muallimeler yetiştirmek gerektiğini söylüyor. Yetiştirilecek muallimelerin kızları okutacağını ve böylece erkeklerle beraber kızların sosyal olarak yetişip, Rusya Türklerini, Ruslarla aynı çizgiye taşıyacağını söylüyor. Çünkü gerçekten de ticari olarak Ruslarla aynı ticareti yapıyorlar, sorun vergi ise biz de vergimizi veriyoruz diyorlar. Peki neden biz bu haldeyiz, o zaman kendi kendimizi yetiştirmeliyiz, diyorlar. Ama sadece erkeklerimizi değil kadınlarımızı da yetiştirmeliyiz, diyorlar. İşte bunun için kadınlara yönelik gazeteler, dergiler yayınlamaya başlıyorlar. Bu dergilerden birisi de Alem-i Nisvan’dır. İsim olarak ‘kadınlar alemi’ ya da ‘kızlar alemi’ manasına geliyor. Bir de şunu da dile getiriyorlar, kadınların sadece çocuk doğurma ve ev işi yapma gibi işlerle değil de diğer sosyal işlerle de ilgilenmesi gerekir. İşte onlara nakış dikiş kursu açmalı, okuma yazma kursu açmalı, değişik sosyal aktiviteler düzenleyerek kadınları da sosyal hayatın içerisine çekmeliyiz. Kadınlar için toplantılar düzenlemeli, kadınlar için cemiyetler oluşturmalı ve bu cemiyetlerde kadın hakları dile getirilmeliyiz gibi. O dönem itibariyle Rus kadınların bile daha yeni yeni dile getirmeye başladığı şeyleri kendi kızı aracılığıyla söylemesi de Gaspıralı’nın ne kadar büyük bir Türk mütefekkiri olduğunu ortaya koymaktadır.