Doç. Dr. Erkin Emet: “Çin’in uyguladığı politikalar Uygurların gönlündeki o millî duyguyu, o dini-manevi duyguyu, gönlündeki o camileri yıkamaz”

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi ve Dünya Uygur Kongresi Genel Sekreteri Doç. Dr. Erkin Emet ile Çin hükümetinin uygulamış olduğu cami yıkma politikasını ve Doğu Türkistan’daki son durumu konuştuk.

“Çin 1997 yılından itibaren Doğu Türkistan genelinde 1200’ün üzerinde büyük camiyi kapattı. Bunun dışında yüzlerce küçük mescidin de kapısında kilit vuruldu. Kapatılan camilerden bir kısmı Çin Komünist Partisi’nin irtibat bürosuna dönüştürüldü. Ayakta kalan camiiler ise kapalı devre kameralarla 24 saat izleniyor.” Bu bilgiler Çin’in ‘camileri yıkma ve dini yasaklama’ uygulamalarının yeni bir uygulama olmadığını göstermektedir. 2016 yılından itibaren ise Çin’in camileri yok etme politikasını hızlandırdığını haber almaktayız. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bilgiler doğrudur. 5 Şubat 1997 tarihinde bildiğiniz gibi Gulca Katliamı diye bir olay olmuştu. ‘Kadir Gecesi’nde ibadet eden kadınlar karakola götürülüp işkenceyle öldürülmüş ondan sonra da oradaki bir takım milli, dini ritüeller ve törenler tamamen 1997 yılından itibaren yasaklanmaya başlanmıştı. Özellikle 2008 yılında olimpiyat oyunlarını bahane ederek 23 çeşit dini faaliyet Çin tarafından yasaklanmış, hemen camilerin üzerine 2008’den itibaren memurlar, emekliler, kadınlar ve üniversite öğrencileri camiye giremez diye 6 maddelik bir ‘giremez yasağı’ camilerin üzerine yapıştırılmıştı. Ondan sonra 2015-2016 yıllarından itibaren Çin özellikle Kaşgar ve civarındaki camileri “tehlike yaratıyor, yıkılmak üzere, onun için bunları, insanların güvenliğini sağlamak için köhnemiş camileri, çatlamış duvarları yıkmamız lazım”  bahanesiyle 2016 yılında çok sayıda camiyi yıkmıştır. Kaşgar ve Hotan bölgelerinde bu artarak devam ediyor.

Bir Amerikalı gazeteci Çin’in iki tane tarihi camiyi yıktığını tespit etmiştir. Bu doğrudur. Çin, Kaşgar’da ve Doğu Türkistan’da, tarihi camileri yok etmek istiyor, özellikle Türk ve Müslüman izlerini oradan silmeye çalışıyor.

Çin’in camileri yıkma politikasının sadece ‘dini yok etme” amaçlı olmadığını görüyoruz. Çin aynı zamanda Doğu Türkistan’daki Türklerin kültürünü de yok etmeyi hedef almış durumdadır. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Bu sorunuz gayet doğru bir tespit. Çin’in camileri yok etme politikasının sadece dini yok etme amaçlı olmadığını görüyoruz. Çin aynı zamanda Doğu Türkistan’daki Türklerin izlerini de, Türk izlerini de tarih izlerini de yok etmek istiyor. Yüzlerce örnek verebiliriz. Bunun en yakın çarpıcı örneği eskiden Kaşgarlı Mahmud’un, Divan-ı Lügatit Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmud’un, Çin’in ifadesiyle Sincan’da doğup büyüdüğünü, ‘Sincan ezelden Çin toprağı olduğunu göre’, Çin, Kaşgarlı Mahmud’un da Çin’in değeri olduğunu iddia ederdi. Özellikle 1980’den sonra Divan-ı Lügatit Türk, yeni Uygurcaya, Çinceye çevrilmişti, çok araştırmalar yapılmıştı. Mezarı restore edilmişti çünkü oraya turistler gelip gidiyordu. Son zamanlarda Çinli bir yazar makalesinde Kaşgarlı Mahmud’un Uygurlarla alakası olmadığını onun Türk olduğunu yani Uygurlarla uzaktan yakından alakası olmadığını belirten bir yazı yazdı. Ondan hemen sonra bizim çok önemli kültürel bir değerimiz olan 12 makamı Çin somut olmayan kültür varlıkları diye 5-6 sene önce Birleşmiş Milletler’e kabul ettirmişti. Çin: “Uygurlar Çin’in ayrılmaz bir parçası böyle olduğuna göre 12 makam da bizim zenginliğimiz” diye sahiplenirdi ama bu kamp olaylarından hemen sonra bir makale çıktı. Bu makale 12 makamın da Uygurların olmadığını, bunun Uygurlarla hiç alakası olmadığını ve Uygurların ayrı bir Türk soyundan geldiğini tespit eden bu makale ortak değerlerimizin hepsinin Uygurların olmadığını söylüyor. Yakın zamanda yine Çin’de çıkan bir makale de, Çin’de medyada yayınlanan bu tip makaleler devlet görüşüdür. Yani Çin devlet görüşünü bu tip yazarlar aracılığıyla yansıtır, buna böyle diyor. Bu duruma bakıldığında Çin orda Türk izlerini yani Uygurların milli ve dini değerlerinin hepsini tamamen silmek istiyor. Hem somut olmayan kültürel varlıklar hem de somut kültürel varlıkların hepsini yok etmeye çalışıyor.

Çin’in bu politikaları karşısında Doğu Türkistan’da yaşayan Türklerin durumu nasıldır?

Şimdi, Çin’in bu politikası karşısında Doğu Türkistan’da yaşayan Türklerin durumu nasıldır derseniz: Eskiden bu tip söylemler çıktığı zaman en azından Uygur aydınları, yazarlar, çizerler, akademisyenler, sanatçılar kısmen de olsa bunun bizim değerimiz olduğunu belirten yazılar yazıp görüşlerini ifade edebiliyordu. Ama şu an bizim edindiğimiz bilgiye göre tespit edilen 250-260 civarında bilim adamı, yazar, akademisyen, sanatçı… tanınmış insanlar hapiste. Bazıları ömür boyu hapis ile bazıları da idam ile yargılandı. Böyle bir durumda Uygur Türklerinin Çin’in bu kararlarına ses çıkarması mümkün değil. Durum çok vahim. Batılıların dediğine göre 1,5-2 milyon, bizim tespitimize göre 3 milyon civarında Uygur Türk’ü hapiste. Bu durumda Uygurlar çaresiz. Şu durumda ses çıkarması karşı koyması mümkün değil.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Son olarak şunu demek istiyorum. Çin yönetimi 1966’dan 1976’ya kadar devam eden kültür inkılabı döneminde de Uygurların camilerini yıktılar, imamlara domuz beslettirdiler, namaz kılmayı ve her türlü ibadeti yasakladılar. Ama 1980’lere gelindiğinde biraz serbestlilik, özgürlük olunca Uygurların yine İslam’ı yaşattığını gördük. Gönlündeki camiyi yıkamadılar. Onun için Çin’in bu uyguladıkları Uygurların gönlündeki o millî duyguyu, o dini-manevi duyguyu, gönlündeki o camileri yıkamaz. Burada dünyaya şunu söylemek istiyoruz: Bugün Doğu Türkistan’da 25 milyon Türk soylu Müslüman sadece Türk soylu ve Müslüman olduğu için bu zulme maruz kalıyor. Bir de o topraklarda yaşadığı için o topraktaki hem millî hem dini değerleri yok ediliyor. Oradaki camilerin ve tarihi eserlerin hepsi bütün Türk dünyasının ortak değerleri, ortak eserleri. Kaşgarlı Mahmud hepimizin, Yusuf Has Hacip hepimizin, Sultan Saltuk Buğra Han hepimizin…  Dolayısı ile bütün Türk dünyasının ilk önce bu ortak değerlere sahip çıkması lazım, Çin’e dur demesi lazım, bize destek olması lazım, bu değerlerimizi korumamız lazım. İkincisi de buradaki tarihi camiler bütün İslam dünyasının ortak eserleri, ortak değerleri. Onun için İslam dünyası, İslam Konferansı Teşkilatı’nın Çin’in bu yaptıklarına dur demesi lazım. Yıllar önce Prof. Dr. Eklemeleddin İhsanoğlu’nun İslam Konferansı Teşkilatı genel sekreteri iken biz bu yıkılan camilerle ilgili kendisine rapor da sunmuştuk. O zaman Ekmeleddin İhsanoğlu Çin’i ziyaret de etmişti. Oralara gidip Çin hükümetine de bunu söylemişti, gündeme getirmişti. İslam Konferansı Teşkilatı geçenlerde bir toplantısında Çin’in bu yaptıklarını tasdikleyen, onaylayan bir açıklama yaptı: “Çin’in, buradaki zalime karşı mücadelesini destekliyoruz” şeklinde. Artık İslam dünyasının buradaki Müslümanlara sahip çıkmasını istiyorum.