Dr. Alihan Limoncuoğlu: “Fırat’ın batısı ve doğusu, birbirinden ayrılmaz bir şekilde Türkiye’nin kırmızı çizgisidir”

Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik yapacağı operasyonun an meselesi olduğu konuşulurken, geldiğimiz süreçte operasyonun ertelendiği ve askeri-diplomatik görüşmelerin peş peşe gerçekleştiği bir haftayı geride bıraktık. Tekrar hatırlatmak adına sormak istiyorum; Fırat’ın doğusu Türkiye için ne ifade ediyor ve Fırat’ın doğusunu önemli kılan süreci biraz anlatır mısınız?

Tabi ki şimdi biraz daha geriye gitmek lazım herhalde bunu anlatmak için. Aslında Amerika’nın Irak işgalinden de önce gerçekleşen bir şey var. Uzun senelerce aslında hazırlanan Irak’ın kuzeyindeki yasak bölge olsun, Kuzey Irak’taki grupların başarılı propagandası sayesinde Saddam’ın soykırım yaptığına dair iddialar vesaire birleşince, günümüze geldiğimiz yerde tam bağımsız olmasa da özerk bir yapı görüyoruz Irak’ın kuzeyinde. Bu yapının bir benzeri Suriye’de de kurulmak isteniyor. Zaten büyük hayal olarak, bazılarınca büyük hayal olarak gözüken dört parçadan bir devlet oluşturma çabası var. Şimdi bu çabanın aslında belki de ikinci ayağı olarak, güneyini kurduk sonra batısını, sonra doğrusunu ve en sonunda kuzeyini kuracağız diye. Bu dört parçayı bir araya getirmek isteyen gruplar var ve aslında Fırat’ın batısı ve doğusu, hepsi birbirinden ayrılmaz bir şekilde Türkiye’nin kırmızı çizgisi. Yani aslında şu anda Irak’ın kuzeyinde bulunan yapıda, Türkiye’nin kırmızı çizgisi çökmüş vaziyette desek herhalde önemli bir giriş yapmış oluruz. Yani özel olarak Fırat’ın doğusuna değinmemiz gerekirse Irak’ın kuzeyindeki yapının bir benzerinin, Suriye’nin kuzeyinde kurulmasını engellemek için veya yılanın daha küçükken başını ezmek için burada yapılması gereken önemli bir operasyon.

Trump’ın Suriye’den çekilme kararı sonrası Türkiye’nin Suriye’deki hak ve menfaatlerini korumak adına atacağı askeri ve diplomatik adımlar neler olmalı?

Şimdi şunu söyleyelim, tabi Amerika Birleşik Devletleri’nin resmi ordusunun çok büyük bir kısmını çekiyor buradan. Fakat şunu söylemek lazım, tabi ki Amerikan varlığı aslında tamamıyla oradan kaybolmayacaktır. Her ne kadar D. Trump daha klasik ve Cumhuriyetçi çizgiye hitap etse de nispeten daha izolasyonist diye tabir ettiğimiz, daha böyle Amerika’yı daha çok kendi etrafındaki ülkeler ve Güney Amerika’daki ülkelerle daha çok ilgilenen bir ülke haline getirmek istese de çünkü en büyük vaatlerinden birisi aslında klasik Cumhuriyetçilerin budur. Bölgelerde harcanan paranın kısılıp ülkeye harcanmasıdır. Zaten Trump’ın da bu kadar tantanaya rağmen Amerikan halkındaki beğenisinin hala iyi olmasının nedeni Trump’ın başarılı iç politikasıdır. Tabi iç politika derken ne yapıyor? Dışarıda harcadığı paraların bir kısmını harcamayı bırakıp içeriye harcıyor o paraları. Bununla beraber ama şunu da söylemek lazım, tabi ki Amerikan varlığı hiçbir zaman asla bölgeden yok olmuyor. Ne var aynı şekilde? Amerika’nın ufak tefek istihbarat faaliyetleri devam edecek ufak gruplar halinde. Yine büyük istihbarat faaliyetleri devam edecek. İkinci olarak, sadece konvansiyonel Amerikan ordusu değil aynı zamanda paralı askerlerden oluşan ordular var. Bunlar bir nevi müteahhit. Bu müteahhitler, nasıl normalde sizin yerinize iş yapıyorsa yine aynı şekilde askeriyede de müteahhitlik şeklinde yapılanmalar mevcut. O yüzden de şöyle söyleyebiliriz: Türkiye’nin menfaatleri konusunda gelişmeler için biraz daha bekleyeceğiz herhalde. Türkiye’nin ve bölgenin ne hale geleceği konusunda tahminlerde bulunmak için şu anda biraz erken. Genel veya büyük tahminlerde, iddialı tahminlerde bulunmak için erken. Öyle diyelim.

Trump’ın DAEŞ’le artık Türkiye savaşacak mealindeki cümlelerini nasıl değerlendirmek gerekiyor? Türkiye ABD’nin bölgeden çekilmesi karşılığında, sınırının 350 km güneyindeki DAEŞ’e mi operasyon düzenleyecek? Neler oluyor?

Şimdi 350 kilometre dediğimiz çok çok uzak bir mesafe. Şimdi hızlıca kullanılan bir otomobille 3 saatte gidebileceğimiz bir yol ama Suriye gibi zaten altyapısı çok iyi olmayan ve iç savaştan ve bu karışıklıktan daha doğrusu, iyice kötüleşmiş altyapıda çok çok daha zorlu bir yolculuk olacaktır. O yüzden de Türkiye’nin sadece, daha çok havadan hedefleri vurması, uzun menzilli füzelerini kullanarak hedefleri vurması şeklinde muhtemelen vuku bulacaktır diye ben tahmin ediyorum. Belki nokta operasyonlar da yapılabilir ama ordunun 350 kilometre yürüyüp yapacağı operasyon bana çok da mantıklı gelmiyor açıkçası.

YPG-PKK’nın Rusya ve Esad’la temasa geçtiği ve yine Münbiç üzerinde anlaştığı iddialarından sonra YPG-PKK’nın bu sefer de Rusya’nın mı kucağına oturuyor sorularını akla getirdi. Türkiye’nin olası operasyonu sonrası Suriye içi dengeler nasıl şekillenecektir?

Yani şunu söylemek lazımdır. Rusya ile PKK’nın arası aslında hiçbir zaman kötü olmadı. Rusya ile çok çok iyi. Yani genelde Amerika’yı gösterirler ama Rusya ile PKK’nın arası genelde zaten hep iyi olmuştur tarihimiz boyunca. Yani bunu Türkiye’deki ünlü ‘Rusçularımızın’ da yer yer PKK ile yakın temas içinde olmasından anlayabiliriz. Tarihte bunun çok güzel örnekleri var. Mesela gül vermeler, gül almalar gibi. Ama hani şunu söyleyelim. Bu da çok da aman aman karşılanmamalı. Çünkü sonuçta terör örgütü ve işte Suriye PKK’sı ne yapıyor? Ayakta kalabilmek için ne fırsat bulursa ona dayanmaya çalışıyor.

Bu hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya’ya gidiyor. PKK ve Esad’ın anlaştığı iddialarının hemen ardından Türkiye’nin olası operasyonunda Rusya’nın Suriye hava sahasını Türkiye’ye açıp açmayacağı konusunu ve operasyona etkileri noktasında neler söylemek istersiniz?

Şunu söyleyeyim. Yani Rusya, Türkiye ile güvenilir bir partner mi değil mi bunu anlayacağız. Fakat ben Rusya’nın birtakım şeyler olmadan, yani bir takım kazançlar sağlamadan böyle bir şeye müsaade edeceğini zannetmiyorum, bunu söyleyebilirim.