Dr. Furkan Kaya: “Golan Tepeleri, hem coğrafi hem siyasi hem de jeostratejik açıdan İsrail için önemlidir.”

Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Furkan Kaya ile ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini resmen tanıyan kararnameyi imzalamasını ve ABD’nin bölgede neyi amaçlamak istediğini konuştuk.

11. yüzyıldan itibaren Türkmen yurdu olan, uzun zaman önce de işgal edilen ve halen İsrail hâkimiyetinde bulunan Golan Tepeleri’nin jeostratejik ve tarihi açıdan önemi nedir?

Sizin de belirttiğiniz üzere Golan Tepeleri’nin tarihi bir önemi var. Türk tarihi açısından da, Dünya tarihi açısından da baktığımız zaman coğrafi, demografik, jeopolitik açıdan çok önemli bir coğrafya olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu coğrafyanın öne çıktığı dönem olarak temel alacağımız bir zaman aralığı belirlememiz gerekir. Bu zaman aralığı ise İsrail’in kurulduğu 1948 yılından itibaren, özellikle de İkinci Dünya Savaşı sonrası ve tabi daha öncesine gidecek olursak Thedor Herzl liderliğinde toplanan bir Siyonist kongresinde İsrail devletinin kurulması hususunda bir kararın alındığını biliyoruz. İkinci Dünya Savaşı sonrasında da devlet olmayan bir millet olarak gösterilen İsrail, bir toprak parçası üzerinde yer alma gibi bir takım hedefi gerçekleştirilmeye çalışıldı. Tarihe baktığımızda Abdülhamid döneminde de özellikle Osmanlı borçlarına karşılık bir Türk yurdu olan bu coğrafyada Yahudilere bir devlet verilmesi hususunda Thedor Herzl’in de büyük katkısı olmuştur. Tabi ki Sultan Abdülhamid, ben hiçbir şekilde Osmanlı toprağını hiçbir şey karşılığında satmam diyerek bunu reddetmiştir. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı topraklarının paylaşılması, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan olaylar ve savaşın sonuçları buraların daha çok İngiliz, Fransız hâkimiyeti altında kalması ve biliyorsunuz ki 1916 yılında yapılan Sykes-Picot anlaşması ile Osmanlı toprakları resmen cetvelle çizilerek parçalanmıştır. Ben her zaman şunu savunuyorum 1. Dünya savaşının yapılma sebeplerinden biri sömürgecilik olarak kabul ediliyor olsa da bence daha önemli sebebi Osmanlı topraklarının paylaşılmasıdır. Çünkü bu topraklar Osmanlı İmparatorluğu’nun en geniş sınırlara ulaşmasından itibaren parçalanmak için ve hasta adam olmasından sonra da büyük devletlerin hesapları içinde yer alan coğrafya olmuştur. Dolayısıyla İkinci Dünya Savaşında da gelişen şartlarla birlikte özellikle Hitler’in Yahudilere uygulamış olduğu soykırım politikasından sonra Yahudilere bir vatan tayin etme ve onların da bir devlet sahibi olma hakları üzerinde durulmuştur. Oluşan şartlarla birlikte Rusya’nın ve ABD’nin desteği ile İsrail devleti 1948 yılında kurulmuştur. Tabi 1948’den sonra biliyorsunuz ki Araplarla İsrail Devleti arasında 3 tane savaş gerçekleşmiştir. Bunlar 1948, 1967 ve 1973 yılında yapılan savaşlardır. Golan Tepeleri’ni öne çıkaran savaş ise İsrail’in 1967 yılında Araplar ile yapmış olduğu Altı Gün Savaşı’dır. İsrail bu savaşta bu bölgeyi işgal etmiştir. Golan Tepeleri, konum itibariyle jeopolitik önem arz etmesiyle birlikte derinine su kaynaklarına sahip olan bir bölge. Bölge aşağı yukarı 1800 km karelik bir alanı içermektedir. Dolayısıyla Golan Tepeleri, İsrail için ve İsrail’in varlığı açısından önem arz eden bir bölgedir. Bunu madde madde sayacak olursak, bölge neden önem arz ediyor diye bakacak olursak öncelikle Şam’ın özellikle Tel Aviv ile karşı karşıya getiren bir bölge olduğunu görüyoruz. İsrail’in zaten kuruluşundan itibaren tatlı su ihtiyacı olan bir ülke olduğunu biliyoruz. İsrail bu ihtiyacını gidermek için sulama teknolojisinde çok ilerlemiş bir ülkedir. Ama yine de su ihtiyacı olan bir ülke konumundadır. Su problemi sebebiyle savaş çıkarabilecek potansiyele sahip bir ülke olduğunu da unutmamamız gerekiyor. İsrail tatlı su ihtiyacının yaklaşık 1/3’ini Golan Tepeleri’nden çıkarıyor. Ama bu tepelerin hâkimiyeti, kendisine güvenlik açısından da çok büyük avantaj sağlamaktadır. Çünkü burada herhangi bir savaşa girilmesi durumunda burayı aşılması zor bir tampon bölge olarak değerlendiriyor. Bu bölgenin başka önemli özelliği de Şam’a 60 km uzaklıkta olmasıdır. Yani bu bölgenin kontrolü, İsrail’e komşu olan diğer ülkelere (Lübnan ve Ürdün) karşı da büyük bir avantaj sağlıyor. Söz konusu ülkelerle olan savaş durumlarında Golan Tepeleri üzerinden müdahil olma ve kendisine gelen saldırılara karşı savunma açısından bir önem arz ettiğini görebiliyoruz. Burada önemli olan diğer mesele ise şu, Yahudilerin oluşturdukları kutsal metinlerinde Golan bölgesine de atıfta bulunduğunu görmekteyiz. Zaten Yahudi halkını da bir arada tutan, mesela Türkiye topraklarını (Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi) da içine alan, Tevrat’ta ‘arz-ı mevud’ diye isimlendirilen bu verimli topraklar İsrail için çok önemlidir. Bu bölge dindar Siyonist Yahudilerin gözünde kutsal bir bölgedir. Ve kendileri için bu Golan Tepeleri İsrail tarafından ülkenin vazgeçilmez bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Trump’ın uluslararası hukuku hiçe sayan Golan Tepeleri’nin İsrail tarafından hâkimiyetini resmen tanıdığını gösteren bir kararnameye imza attı. Burada verilmek istenen mesaj ne? ABD’nin bu kararını nasıl yorumlamamız gerekir?

Biliyorsunuz ki Obama ilk göreve geldiği zaman şöyle bir şey söylemişti “Artık ABD’nin Dünya gözünde özellikle Müslümanlar gözündeki yerle bir edilmiş prestijini yeniden ayağa kaldıracağız.” ve bir Kahire konferansı vardı orda meşhur bir konuşması vardı. O konuşmada Mısır’da Müslüman dünya ile ABD arasındaki sorunların tamire edilebileceğini ve bu husumetin Amerikan düşmanlığının da artık sona erdirilmesi gerektiğini söylemişti ve ilk okyanus ötesi ziyaretini Türkiye’ye yapmıştı. Bizim parlamentomuzda bir konuşma yaptı. Yaptığı bu konuşmada Müslüman dünyasına çok önemli mesajlar verdi ve herkes Amerika’nın artık yeni bir politikayla sıkıntıları, Ortadoğu’daki savaşları bitirecek ve artık İslam ile terörü bir araya getiren o anlayışı artık ortadan kaldıracak diye düşünmüştü. Lakin Obama bunu beceremedi, olmadı. Obama özellikle ikinci dönemiyle birlikte bu hedeflerini gerçekleştirmek istedi ama buna müsaade edilmedi. İkinci döneminde bu söylediklerinin tam tersine hareket etti. Donald Trump, hepinizin de bildiği üzere, gelirken çok sert, aşırı Amerikancı, ırkçı söylemlerle göreve geldi. Kimsenin Amerika’ya sırtını dayayarak bir şeyler yapamayacağını ifade etti ve bugüne kadar geldiğimiz noktada yaptıklarına baktığımızda da Twitter üzerinden kendi dışişlerini idare etmeye çalışan, aklına ne gelirse söyleyen bir başkan. Daha önceki başkan profillerine baktığımız zaman hiç bu kadar kendi yardımcılarıyla birlikte açık sert ifadelerle, diplomasi dışı, üslup dışı, ifadeler kullanan görülmemişti. Trump bundan kısa süre önce İsrail’in büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı aldı ve bunu bir törenle, Netanyahu ile birlikte gerçekleştirdiler. Şimdi Obama döneminde Netanyahu ile arada olan büyük husumeti göz önünde bulundurarak, daha sonra Türkiye ile İsrail arasında ‘Mavi Marmara’ olayı ile bozulan ilişkilerin tekrar yenilenmesi konusunda Obama araya girip bir arabulucu faaliyeti göstermişti. Biz de bir araya geldik ve bu yanlış anlaşılmayı düzeltmeye çalıştık ama Trump’tan sonra İsrail’in çok daha cüretkâr çok daha özgüvenli hareket ettiğini görüyoruz. Şimdi bunda tabi bence en büyük pay Trump’ın damadı Krushner’in ve ailesinin çok köklü bir Yahudi ailesi olmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Krushner bugün Donald Trump’ın Ortadoğu danışmanlığı yürütmekte. Bunu da göz önünde bulundurduğumuz zaman ABD İsrail’in varlığını ve İsrail’in bölgedeki güvenliğini sağlama konusunda her türlü güvenceyi vermeye devam edeceğini de unutmamamız gerekiyor. Netanyahu’nun Beyaz Saray’a ziyaretinde Trump ile bir araya geldiklerinde Trump’ın Netanyahu’nun şahin politikalarını destekleyen söylemlerde bulunduğunu gördük. Golan Tepeleri hamlesi ile de birlikte bunu perçinlemiş oldu. Bunun Dünya açısından ne anlama geldiğini soracak olursanız… Bana kalırsa Amerika’nın tek başına bu kararı vermesi, en güçlünün hukukunun geçerli olamayacağı, anlamına geldiğini söylememiz gerekiyor. Biliyorsunuz ki son olarak Suriye’nin talebi ile birlikte Golan Tepeleri kararıyla ilgili BMGK toplandı. O konseyde ABD’nin yalnız kaldığını görüyoruz. Çünkü güvenlik konseyi üyelerinin de bu konuda çok ciddi itirazları oldu. Bunun kabul edilemeyeceğini belirttiler. ABD’nin daimi temsilcisi Rodney Hunter de şöyle söyledi “Golan Tepeleri’nin Suriye yönetimi ve İran tarafından kontrol edilmesine izin verilmesi durumunda Şam, İran ve Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarına göz yumulmuş olacağını savundu. Bence bunun diplomasiyle alakası olmayan son derece komik bir bahane olduğunu görmemiz gerekiyor. Çünkü siz hukuk dışı olarak -Filistin meselesinde de geçerli olmak üzere- sürekli bir takım devletleri toprakları işgal ediyorsunuz. Geçmişte misket bombalarıyla -savaş suçu sayılan bombalarla- masum halkın üzerine bombalar yağdırdınız, bunu göz önünde bulundurmuyorsunuz. Golan Tepeleri’nin kendilerinin olmadığı zaman, içerisinde kendilerine terör saldırılarının geleceğini söylüyorlar. Bence şunu da artık görmekteyiz ki Dünya artık soğuk savaş kurumlarıyla idare edilmiyor. Bunu son 15-20 sene içerisindeki gelişmelere baktığımız zaman yapılan gayrı hukuki politikaların ve müdahalelerin ne Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce ne de NATO düzeyinde hiçbir şekilde bir yaptırımla karşılaşılmadığını görüyoruz. Kınamadan öte, bu kurumların barış adına kalıcı barış adına somut hiçbir adım atamadığını görmekteyiz. Dolayısıyla, bu artık Dünya’nın silkinmesi gerektiği, bölgeselciliğin ön plana çıkması gerektiğini, bölge ülkelerinin kendi çevresindeki komşu ülkeleriyle birlikte bölgesel organizasyonlarla hiper kompleks bir dünya düzenine gitmemiz gerektiğini ortaya koyan bir durumla karşı karşıyayız. Mesela ‘İpek Yolu’ diyoruz, Avrasya Birliği projesi diyoruz… Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Türkiye’nin bir arada yer aldığı Avrasya Birliği’nden bahsediyoruz. Bu, Amerika’yı en büyük tehdit eden meselelerden biri. Dolayısıyla İsrail’i de rahatsız ediyor. Bu birliğin gerçekleşmesi durumda İsrail, Amerika’nın kontrolünden çıkabilme ihtimali var. Amerika, meydana gelme ihtimali olan bu birliği İsrail sayesinde birçok kez, bölgeyi ateş çemberine çevirerek için şimdiye kadar bir engel oluşturdu. İsrail, Amerika’nın da desteğini çok iyi biliyor. Ve buna yönelik hamleler yapmaya devam edecek çünkü orda bir ateş olacak ki, Amerika oraya müdahale edebilsin. Bakınız Suriye’nin kuzeyinde Trump “Çekiliyoruz!” dedi ama ABD’nin Ortadoğu Komutanı “Hayır, DAEŞ tehlikesi devam ediyor, bölgeden çekilmemiz doğru bir hamle değil.” dedi. Hâlbuki DAEŞ, Amerika’nın oluşturduğu ve bölgeye paraşütle indirdiği bir terör örgütüdür. Daha sonra Trump “Askerlerimi Irak sınırına yığıyorum, ihtiyaç olursa bu bölgeye geri geleceğim.” dedi. Buradaki söylemlerin hepsine baktığımızda hiçbirinin iyi niyetli olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla Trump’ın bu kararını gayri hukuki, diplomasi dışı ve Dünya tarafından da kabul edilemeyecek bir karar olduğunu düşünüyorum. Görüntüde ABD’nin böyle bir hamlede bulunması bölgeyi daha büyük savaşlara, daha büyük karışıklıklara iteceğini söylememiz gerekiyor. Bunu Rusya Duma Başkanı Volodin de “ABD’nin Golan Tepeleri kararı savaşa yol açar” dedi. Belki de ABD ile Rusya’yı bu bölgede kendi menfaatlerini karşı karşıya getirecek bir durum doğabilir.

Türkiye nasıl bir tavır almalı? Bu yapılan açıklamalar yeterli mi? Sizce neler yapılması gerekiyor sizce?

Biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak üzerinde bulunduğumuz coğrafya -İbn-i Haldun’un da ‘coğrafya kaderdir’ sözünden hareketle- itibariyle çok ciddi sorumlulukları üzerinde barındıran bir ülke. Büyük Türk tarihinden beri süregelen bir sorumluluk var. Dolayısıyla bizim sınır ötesi, deniz ötesi sınırlara sahip olduğumuz ülkeler üzerinde de sorumluluğa sahip olduğumuzu görmekteyiz. Bu, bizim müdahale ettiğimiz ülkelerde onun iç işlerine karıştığımız, ilhak ettiğimiz anlamına gelmemektedir. Türkiye, kendini ilgilendiren, kendi güvenliğini tehdit edecek her türlü gelişmeye karşı politikasını uygulamak zorundadır. Burada da aynı şekilde Suriye üzerinde İsrail’in kendi gayrı hukuki egemenliğini ilan etme gibi hamlelere karşı da Türkiye burada somut politikalarını ve söylemlerini ifade etmek durumundadır. Tabi burada da Dış İşleri Bakanı’mız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, diplomatik olarak, bu olayı kınadığını bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti. Tabi bu daha devam ederse mesela bu Kudüs Başkonsolosluğunun taşınması meselesinde de kabul edilemeyeceğini hem halk olarak defalarca protestolarla ifade ettik hem de diplomatik olarak bir takım açıklamalarda bulunduk. Türkiye, burada konumunu defalarca ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti olarak da bazı dengeleri gözeterek biz ihtiyatlı hareket etmek zorundayız. Çünkü yeni bir Suriye inşa edilirken Türkiye burada mutlaka söz sahibi olması gerekiyor ve olacaktır da. Her zaman söylüyorum, Türkiyesiz bir Ortadoğu politikası güdülemez.

Türkiye bölgedeki politikalarında ihtiyatlı hareket etmeli tahriklere kapılmamalıdır. Söylediğim üzere kurumlar üzerinden Türkiye, burada kınamasını veya bunun hukuksuz olduğunu ifade ediyorsa da yaptırım olmaması Türkiye’nin suçu değil. Çünkü kurumların yaptırımı yok. Kalkıp gidip de tek başına İsrail’e sen burada böyle yapamazsın diye bir şey olamaz. Sonuçta sokakta kavga etmiyoruz. Türkiye, Avrupa ülkelerinden buna karşı çıkanlarla birlikte bir blok oluşturarak diplomatik baskısını artırarak devam etmek zorundadır. En güçlünün hukukunun geçerli olmadığını, diplomatik sahada da kabul edilmesi gerektiğini bilmeliyiz. Türkiye bunu sadece bir söylemle değil birçok kere bunu arka arkaya da dediğim üzere bir blok oluşturarak, bir ideoloji bloğu oluşturarak diplomatik baskıyla İsrail’i ve Amerika’yı bundan vazgeçirme ve alınan bu kararda uluslararası bir hukuk kaidesi olmadığını bizim ifade etmemiz gerekiyor. Hukuk demek Amerika demek değil, Amerika demek hukuk demek de değildir. Geçmişte Küba, Vietnam birçok uluslararası mesele var Amerika’nın hukuksuz davrandığı. Amerika’nın bu kararı bizim için bağlayıcı değildir.