Dr. Furkan Kaya: “Kıbrıs, tarihte olduğu gibi bugünde milli bir davadır. Her ne olursa olsun Türkiye adadaki haklarından vazgeçmeyecek sonuna kadar savunacaktır.”

Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Furkan Kaya ile Doğu Akdeniz’de yaşanan son gelişmeleri ve bölgede Türkiye’yi neler beklediğini konuştuk.

1-)Daha önce Barbaros sismik araştırma gemisiyle yürüttüğümüz Doğu Akdeniz’deki enerji arama faaliyetlerimiz, Fatih ve Yavuz isimli iki gemimizi daha bölgeye göndermemizle nasıl bir boyuta taşındı?

Öncelikle şunu ifade etmem gerekir ki Türkiye, Kıbrıs meselesinin milli bir dava haline gelmesinden bu yana Doğu Akdeniz coğrafyasında sadece uluslararası hukuka dayanan haklarını savunmaktadır. Fakat yıllardır bu coğrafya ve Kıbrıs adası, Türkiye’nin üzerinde demoklesin kılıcı gibi savrultulmaktadır.

Bugün ise bölgede komşu ülkeler ve uluslararası aktörlerin birlikte yürütmekte oldukları hidrokarbon arama faaliyetleri Doğu Akdeniz’de suların iyice ısınmasına neden oluyor. Biliyorsunuz dünyanın nüfusu hızla artmakta ve bu oranda enerji kaynakları da tıpkı su kaynakları gibi hızla tükenmekte. Enerji arzı ve talebi arasındaki makas açıldıkça ülkeler yeni enerji güzergâhlarını en az maliyetle dizayn etme amacında oldular.

Kıbrıs adası çevresinde devam eden petrol ve gaz arama faaliyetleri bölge dengeleri açısından büyük önem arz ediyor. Bilindiği üzere coğrafyaya sınır olan ülkeler, Türkiye, İsrail, Mısır, KKTC, GKRY, Yunanistan, Lübnan, Suriye ve Libya’dır. Fakat bu ülkelerden ziyade, sınırı olmayan ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya bu denklemin belirleyici ve en çok payı alma peşinde olan aktörler olarak ön plana çıkıyor.

Resmi verilere göre Doğu Akdeniz dünya gaz kaynaklarının %47’sine sahip. İsrail’in Akdeniz’deki Leviathan ve Tamar sahalarında ise yaklaşık 1 trilyon metreküpten fazla doğal gaz rezervi keşfedilmiştir. Ayrıca GKRY’nin açıklarına denk gelen Afrodit sahasında 100 milyar metreküp, Mısır’ın Zohr bölgesinde yaklaşık 850 milyar metreküplük doğal gaz kaynağına rastlanmıştır.

Bölgenin jeopolitik önemine değindikten sonra neden Türkiye’yi bu enerji denklemi üzerinde etkisiz bırakmaya çalıştıklarını daha rahat anlayabiliyoruz. İsrail, Mısır, Yunanistan ve GKRY aralarında yaptıkları anlaşmalar ile Türkiyesiz enerji diplomasisi yürütüyorlar. Bunun üzerine AB, ABD ve Rusya’da enerji arama çalışmalarıyla yakından ilgileniyor.

Esasında Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğünden en çok karşı tarafında faydalandığını görüyoruz. GKRY’nin AB üyesi olması ise tamamen hukuksuz bir tanınmanın vesilesi oldu. Fakat Türkiye tüm dayatma ve yaptırım tehditlerine karşı diplomatik mücadelesini veriyor.

İşte Fatih ve Yavuz adlı gemilerimizin bu bölgedeki varlığı üçüncü tarafların çalışmalarına engel teşkil ediyor ve rahatsızlık veriyor. Türkiye, Kıbrıs adasının garantör ülkesi olarak KKTC’nin münhasır ekonomik bölgesinde yer alan alanda sondaj faaliyetlerine devam edecektir. Buna son vermemiz durumunda karşı tarafın hukuksuzluğunu meşrulaştıracağımızı unutmamamız gerekir.

2-)Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras’ın son günlerde küstahça yapmış olduğu tehditkâr açıklamalar hakkında neler söylemek istersiniz?

Öncelikle Başbakan Çipras’ın sözlerini diplomasiden uzak ve nezaket dışı olması sebebiyle kınıyorum. Bu komşuluk ilişkileriyle bağdaşmayacak talihsiz açıklamalardır. Kendisi Yunanistan’ın ve GKRY’nin haklarının ihlal edildiğini ve gerekirse sert güce başvuracaklarını ifade etti. Bir kere Çipras’ın söylemlerinin hukuki hiçbir bağlayıcılığı yok. Çünkü hukuku ihlal eden bilakis kendileridir. Türkiye’nin elinde rahmetli Dışişleri Bakanımız Sayın Fatin Rüştü Zorlu’nun gayretleriyle 1959 yılında imzalanan Londra ve Zürih anlaşmaları mevcut ve bu halen geçerli. Özetle Türkiye, Yunanistan ve ABD ile birlikte adanın garantör ülkeleridir. Türkiye’de bu anlaşmadan doğan haklarını enerji konusunda kullanmaktadır. Yani adanın çevresindeki zenginlikten sadece GKRY değil KKTC’de faydalanmalıdır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın da ifade etmiş olduğu gibi eğer Yunanistan bize karşı silahlanmayı sert güce başvurmayı ihtimal dâhiline alırsa Türkiye’de buna misli ile mukabele hakkını kullanacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz her olasılığa karşı önlemini almaya devam edecektir. Fakat bizim için mecbur kalmadıkça savaş son seçenek bile değildir. Bununda unutulmaması gerekir. Çünkü Türkiye sadece bu coğrafyada değil küresel diplomasi anlayışında Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesinden ilham almaya devam etmektedir.

3-) ABD’nin Güney Kıbrıs’a silah ambargosunu kaldıran ve Yunanistan’a askeri desteğin önünü açan düzenlemeyi onaylaması hakkında neler düşünüyorsunuz?

Biliyorsunuz ABD-Türkiye ilişkileri tarihindeki belki de en sorunlu ve krizli dönemini yaşıyor. Orta Doğu meselesinden, Rusya ile olan ilişkiler, S-400 meselesi, FETÖ lideri Gülen’in iadesi meselesine kadar birçok sorun çözümsüzlüğünü koruyor.

Fakat son günlerde gündemi en çok meşgul eden Türkiye’nin Rusya’dan s-400 savunma sistemi alma kararı sonrası Türkiye’nin üretiminde ortak olduğu F-35 yeni nesil savaş uçaklarının teslim edilmeyeceği tehdidi. Türkiye’nin ABD ile cumhuriyetin ilk yıllarından başlayan, 2. Dünya Savaşı sonrası ise müttefikliğe varan ilişkisi mevcut. Fakat son gelişmeler ile beraber müttefiklik anlayışının sorgulanır hale geldiği görülüyor.

Türkiye 1984 senesinden beri PKK terörü ile mücadele ediyor. Binlerce asker ve sivil şehitler verdik. 35 yıldır verdiğimiz bu mücadeleye milyarlarca dolar harcarken ABD’nin ne kadar samimiyetle yanımızda durduğu sorgulanır. Son olarak Arap Baharı sonrası Suriye’nin bölünmesiyle ülkenin kuzeyinde PKK’nın organik uzantısı olan PYD-YPG yapılanmasına zemin hazırlayan ABD olmuştur. Silah ve para yardımı ile sözde DAEŞ ile mücadele adı altında bu terör örgütünü meşrulaştırmaya çalıştılar. Bu arada altını çizmek isterim DAEŞ ABD’nin coğrafyaya paraşütle indirdiği bir terör örgütüdür. Bu süreçte PYD tarafından Suriye sınırından ülkemize terör ihraç edilirken biz ABD’den acil Patriot’ları istedik. Zamanında gelmediği gibi diledikleri zaman bunları söktüler.

Demek oluyor ki ABD Türkiye’ye karşı samimi davranmıyor. Biz NATO üyesiyiz. NATO anlaşmasının 5. Maddesine göre, bir NATO üyesine yapılan saldırı, tüm NATO üyelerine yapılmış gibidir. Öyleyse Türkiye yıllardır terör saldırısı altındayken ABD’nin gerçek anlamda müttefiklik ilişkisi yürütmemesi sorgulanmalıdır. Dolayısıyla Türkiye, bağımsız ve özgür bir ülke olarak Rusya’dan S-400 savunma sistemini alıyor. Fakat bunu yaparken de elbette biz Türkiye olarak ABD ile ilişkilerimizi devam arz ettirecek diplomasi yöntemleri de geliştirmeliyiz. Karşımızda çok parçalı ABD yapısı olduğu unutulmamalıdır. Yani bir tane ABD ile muhatap değiliz.

Kıbrıs meselesinde de ABD bu duygusallıkla hareket ettiği görülüyor. Türkiye’yi yaptırımlar ile diz çöktürmek için kullanacağı en kuvvetli enstrümanlardan biri Kıbrıs sorunu. Dolayısıyla vekâleten kullanacağı Yunanistan ve GKRY ile savaş senaryoları çizmek ve Türkiye’yi tedirgin etmek istiyor. Bana kalırsa bölgede sıcak çatışma olmaz. ABD ne kadar yüreklendirse de Yunanistan buna cesaret edemez ki, iki NATO üyesinin savaşacak hale gelmesi en çok ABD çıkarlarına zarar verir.

4-) Türkiye bu konudaki kararlılığını sizce sürdürecek mi? Türkiye’nin bölge üzerinde uluslararası hukuktan doğan hakları nelerdir?

Türkiye her ne koşulda olursa olsun hukuki haklarını korumaya devam edecektir. Arz etmiş olduğum üzere Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerinde 1959 Londra ve Zürih anlaşmalarına istinaden sürdürdüğü garantörlük hakları devam etmektedir. Dolayısıyla her türlü yaptırım ve tehdidine karşı en güçlü diplomatik kanalları açık bırakmayı sürdürecektir.

2004 yılında GKRY’nin hukuksuzca AB üyesi yapılması bölgede KKTC’nin haklarının Rumlar tarafından çiğnenmesine yol açmıştır. Çünkü bu sayede Rumlar adanın tümünde hak sahibi olduklarını ada Türklerinin yaşam haklarını hiçe sayan açıklamalar yapmışlardır.  Dolayısıyla GKRY’nin KKTC’ye sormadan tek başına adanın çevresinde Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmesi hukuksuzluktur ve kaidelere aykırıdır.

5-) Son olarak giderek büyüyen Doğu Akdeniz meselesi hakkında neler söylemek istersiniz? Önümüzdeki günlerde bizleri neler beklemektedir?

Doğu Akdeniz coğrafyası geçmişte olduğu gibi gelecekte de büyük güçlerin bilek güreşi alanı olmaya devam edecek. Özellikle enerji geçiş yollarının güvenliği ve maliyeti bakımından çizilecek rotalar büyük önem taşıyor. Bu denklem içinde de Türkiye’nin müstesna önemi var. Ayrıca Orta Doğu’nun güvenliği ve akıbeti bakımından da Doğu Akdeniz denklemi son derece kritiktir. Çünkü ABD ve Rusya bu bölgeyi birbirine kaptırmamak için büyük mücadele veriyor. Doğu Akdeniz’i kontrol eden Orta Doğu’yu da kontrol edecektir demek abartı olmayacaktır.

Türkiye’nin ulusal güvenliği bakımından bölgedeki en kritik yer Kıbrıs adasıdır. Kıbrıs, tarihte olduğu gibi bugünde milli bir davadır. Her ne olursa olsun Türkiye adadaki haklarından vazgeçmeyecek sonuna kadar savunacaktır. KKTC’nin uluslararası platformlarda tanınmaması, GKRY’nin AB üyesi olarak pervasızca açıklamalar yapmasına neden oluyor. Enerji denklemi bölgenin kaderi açısından son önemli ve Dışişleri Bakanlığımız enerji diplomasisini hassasiyetle yürütecektir. Ayrıca Türkiye, adadaki anlaşmalardan doğan garantörlük haklarını kullanmaya devam edecek.

Altını çizerek ifade etmeliyim, Adanın çevresindeki zenginlikler tüm ada halkına eşit faydalandırılmalıdır. Kıbrıs adası Doğu Akdeniz’in adeta uçak gemisidir. Türkiye’nin güvenliği Kıbrıs’ın güvenliğidir, Kıbrıs’ın güvenliği Türkiye’nin güvenliğidir. Türkiye tarihte de olduğu gibi adaya savaşı değil barışı getirecektir. Bundan da sadece Ada Türkleri değil Rumlarda faydalanacaktır.