Dr. Furkan Kaya: “Laboratuvarda kendilerinin ürettikleri DAEŞ adında örgüte karşı PYD’yi kullanarak onları meşrulaştırdılar.”

Fırat’ın doğusunda bu sürece nasıl gelinmiştir? Suriye’deki ABD varlığı geldiğimiz döneme kadar nelere sebep oldu?

Orta Doğu coğrafyası eski dünyanın merkezidir. Dinlerin, mezheplerin merkezi olması, ana kıtalar arasında geçiş güzergâhında olması, başlıca ticaret yollarının da bu topraklardan geçmesi Orta Doğu coğrafyasını maalesef tarih boyunca işgallere açık bırakmıştır. Osmanlı Devletinin sınırları dâhilinde olan bu coğrafya Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında imzalanan gizli anlaşmalar ile parçalanmış, yeni sınırlar cetvelle çizilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası ise İsrail’in kurulmasıyla kan ve gözyaşının eksik olmadığı, bir damla petrolün bir damla insan kanından daha kıymetli olduğu bir düzen tesis edilmiştir.

Son dönemde ise Arap Baharı adı altında Orta Doğu coğrafyasına yeninden şekil verildiğini görüyoruz. 1916 Sykes Picot Anlaşmasıyla çizilen sınırlar 2016 yılına yani anlaşmanın 100. Yılına geldiğimizde yeniden dizayn edilmeye başladığını görüyoruz. Bu kesinlikle tesadüf olamaz. Zaten dünya tarihine baktığımızda her 100 yılda bir eski düzeni bozan, yeni düzeni inşa eden savaşlara şahitlik ediyoruz. Bugün ise bu sürecin içinde olduğumuzu söyleyebiliriz. ABD, 11 Eylül ikiz kulelere gerçekleşen terör saldırılarını bahane ederek Afganistan ve Irak’a girdi. Güya amaçları terörle mücadeleydi. Hatta İslam ile terörü bir araya getirerek ‘İslami terör’ gibi bir kavram üreterek hadlerini aştılar. Irak savaşıyla ülkenin kuzeyinde Irak Bölgesel Kürt Yönetimini (IBKY) kurdurdular. Etnik ve mezhepsel bölünmenin getirdiği iç savaşta binlerce insan hayatını, evini ve yurdunu kaybetti. Şimdi ise aynı senaryo Suriye’de oynanmak isteniyor.

Suriye’de iç savaşın başladığı ilk günlerde Esad’ın ömrünün çok uzun olmayacağı öngörülüyordu. Ama bugün Suriye’de her ne şekilde bir düzen kurulursa kurulsun bunun içerisinde Esad’ın da olacağı görülüyor. Çünkü özellikle Rusya ve İran coğrafya üzerindeki etkisini kaybetmemek ve çevrelenmemek adına bunu yapmaya mecbur.

ABD ve Rusya, yeni Suriye’yi kimin güdümünde dizayn edileceği hususunda anlaşabilmeleri çok zor. Fakat karşı karşıya gelmemek adına ulusal çıkarları bağlamında coğrafyayı paylaşacaklardır. Zaten Suriye’nin güncel haritasına baktığımızda bu net bir şekilde görülüyor. Doğu Akdeniz kıyılarında kontrolü kaybetmek istemeyen Rusya ile DAEŞ’le savaşma bahanesiyle terör örgütü PYD/PKK’ya destek vermeye devam eden ABD arasında Suriye’nin kuzeyinde PYD kontrollü bir Kürt yönetimine ılımlı yaklaşılıyor. Rusya, Türkiye ve İran ile beraber Astana mutabakatı içerisinde olmasından dolayı bunu net bir dille ifade etmese de ABD, aleni bir şekilde PYD’yi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adını verdikleri örgütü güya DAEŞ terör örgütüne karşı savaşan kahramanlar olarak görüyor.

Fakat Türkiye her defasında elinde somut ispatlarla PYD ile PKK arasında organik bağlar olduğunu ve ABD’nin göndermiş olduğu binlerce tırlık silah yardımının PKK’nın eline geçtiğini gösterdi. Fakat ABD’li generaller, PYD’li militanlar ile poz vermekten geri durmadılar. Suriye’nin güneyinden ihraç edilen terör ile büyük şehirlerimizde bombalar patladı, insanlarımız ve askerlerimiz şehit oldu. Türkiye NATO müttefiki olarak şunu dedi, bakın biz sizinle bu ittifak içindeysek ve bize karşı terör saldırıları varsa o halde NATO’nun 5. Maddesi olan, bir NATO üyesine yapılan saldırı bütün NATO üyelerine yapılmıştır maddesini neden işletmiyorsunuz? Buna net bir cevap veremediler. Çünkü neden? Bu güçler vekalet olarak bu örgütleri kullanıyorlar da ondan. Laboratuvarda kendilerinin ürettikleri DAEŞ adında örgüte karşı Kürt ayrılıkçı terör gruplarını kullanarak onları meşrulaştırdılar.

İşte bu noktada Türkiye kendi başının çaresine bakması gerektiğini anladı. 911 km’lik Suriye sınırı ve hatta 394 km’lik Irak sınırını da katarsak 1295 km boyunca uzanacak bir terör koridorunun oluşmasına ve bunun Akdeniz’e ulaşmasına izin vermeyeceğini ifade etti. İlk Fırat Kalkanı operasyonu sonrasında ise Zeytin Dalı harekâtıyla Fırat’ın batısını neredeyse temizledik. Şimdi ise Münbiç ile Fırat’ın batısı kaldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamış olduğu Fırat’ın doğusunda yapılacak operasyonda ne amaçlanmaktadır?

Sayın Cumhurbaşkanımızın almış olduğu karar son derece doğru. Çünkü ABD’nin nihai hedefi Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanacak büyük koridoru inşa edebilmek. Bunu Irak’ta başlattı, şimdi de Suriye’de aynı senaryoyu uygulayacak bu koridor üzerinden Türkiye’yi denetim altında tutmak istiyor. Suriye’yi bölme hedefi kapsamında en önemli mesele Suriye’de terörün uluslararasılaşmasıdır. Bu anlayışın sahibi ABD PYD/YPG/SDG gibi özel savaş taşeronlarıyla bu stratejisini hayata geçirmek istiyor. ABD, bölgeye adeta paraşütle indirdiği DAEŞ ve ona karşı silah olarak kullandığı PYD’ye önünü açarak alan hâkimiyeti sağladı. Şu an da neredeyse hiç DAEŞ kalmamasına rağmen PYD’yi hala savaştırıyormuş gibi silahlandırmaya devam ediyor.

Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı operasyonlarıyla Fırat’ın batısında terör koridorunun oluşmasına izin vermemiş olsak da, Fırat’ın doğusunu Irak sınırına kadar terör odaklarından temizlemeden bölgenin tam anlamıyla güvenliğini sağlamış olmayız.

Türkiye bölgede nasıl adım atmalıdır?

Fırat’ın doğusuna başlayacak olan yeni askeri harekât daha kapsamlı ve sonuçları itibariyle coğrafyanın kaderi bakımından hayati olacak. Bölgede ABD askerleri ile karşı karşıya gelme gibi bir durumun söz konusu olması ancak PYD forması giymiş ABD’li askerlerin da aynı onların cephede yer almaları durumunda olabilir. Türkiye’nin nihai hedefi sınırı ötesinde yer alan terör odaklarının meşrulaşmasını engellemek, Suriye topraklarını gerçek sahiplerine iade etmek ve bunu yaparken de müttefik ve dost bildiği ülkeler ile işbirliği içinde olmak.

ABD’nin almış olduğu geri çekilme kararı hakkında neler söylemek istersiniz? ABD neden çekilme kararı aldı? Karar uygulanırsa bölgede neler değişecektir? ABD bölgeden gerçekten çekilecek mi?

ABD’nin askerlerini geri çekme kararının çok samimi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bunu aynı şekilde Afganistan’dan ve Irak’tan da uygulayacağını ifade etmişti. ABD Başkanı Trump’ın ruh haline göre tweetler attığını hepimiz biliyoruz. Onun için yarın çıkıp ben öyle bir şey demek istemedim de diyebilir. Zaten CIA ve Pentagon tarafından da bunu onaylayacak net bir açıklama da gelmedi. Dolayısıyla Türkiye acele etmeden doğru zamanı kollayarak bu operasyonu en verimli şekilde gerçekleştirecektir. Çünkü artık milli sanayimiz güçlü ve giderek de güçleniyor. Rusya ile anlaşmaya vardığımız S-400 savunma füzeleri milli savunmamıza en iyi şekilde eklemlenecektir. Bakınız son olarak ABD’liler bize 3,5 milyar dolarlık Patriot füzelerini verme konusunda görüş birliğine vardılar.

Rakka’ya TPG değil Türk ordusu ve yedeğinde milis güçlerle gidilmesi önerisini yetersiz bulan ABD, Türkiye’nin itirazlarını gidermek için şunları yapmıştı:

  • YPG’nin Münbiç’ten çıkarılmasını sağlayacağını belirtip Türkiye ile ortak devriye mekanizması kurdu.
  • Afrin operasyonuna pek itiraz etmedi.
  • Terör örgütü PKK’nın üç lider ismine para ödülü koydu.

Fakat bu adımların hiçbiri Türkiye’yi ABD’nin samimiyeti konusunda ikna edici olmadı.

Türkiye, yapılacak olan operasyon bölgesi üzerinde gelecekte nasıl bir yol izlemeyi düşünüyor?

Türkiye hiçbir zaman için topraklarını genişletmek amacında olmadı. Sadece ulusal bütünlüğünü korumak adına sınır ötesinde oluşacak terör odaklarına izin vermeyeceğini müttefiklerine iletti. Hatırlarsanız son olarak 6 Aralık tarihinde ABD Genelkurmay Başkanı Dunford, Suriye’nin kuzeyinde ordu kurma planını yenilerken 35-40 bin kişiyi kapsayan eğit-donat programının %20’lik kısmını tamamladıklarını ifade etti. Şimdi biz burada müttefiklik ilişkisinin gereği olan aynı pencereden bakabilme teorisini nasıl gerçekleştireceğiz?

Arkasından Suriye Kürdistan Demokratik Partisi üyesi Müslim Muhammed, IKBY’de eğitim alan Suriyeli peşmerge komutanları ile PYD/PKK’lıların ABD himayesinde Suriye’nin kuzeyinde gizli bir toplantı yaptığını iddia etmişti. Toplantıda ise Irak’ta yer alan peşmergelerin Suriye’nin kuzeyine dönmesinin ele alındığı konuşulmuştu. Şuan da zaten eğitim gören Suriyeli peşmergelerin sayısının sekiz bin civarında olduğu tahmin ediliyor. O halde biz nasıl müttefiklerimiz güven ortamı sağlayacağız böylesi bir ortam içerisinde. ABD artık Türkiyesiz bu coğrafyada ne savaşın nede barışın mümkün olmayacağını anlamak zorunda.

Türkiye milli mücadelesinde yalnız bırakılsa dahi bunu tek başına tüm gücüyle sonuna kadar devam ettirecektir. Çünkü aksi halde PYD’nin ABD eliyle merkez kuvvet olarak ilerlemesinin sonraki adımı İran’ı parçalamak olacak. Sonrasında ise hesaplar Türkiye’nin güneydoğu bölgesi üzerinde olacak. Dolayısıyla İran’ın güvenliği Türkiye’nin güvenliğidir. Türkiye her ne olursa olsun böyle bir senaryonun gerçekleşmesine asla izin vermeyecektir.

Türkiye’nin bugün üzerinde çalışmakta olduğu plan, Fırat ve Dicle arasındaki bütün şeritte 30-40 km derinliğinde bir tampon bölge kurmak. Afrin’deki pratiği Fırat’ın batı yakasında Münbiç, doğu tarafında Kobani, Tel-Abyad, El Ayn, Dirbesiye, Amude, Kamışlı ve Deril’e kadar taşımak istiyor.

Bir ülkenin güçlü olması, o ülkenin coğrafi ve beşeri sınırlarına hatta sınır ötesi coğrafyasına hakimiyetiyle doğru orantılıdır. Sınırlarımızın ötesinde dahi Türk vatanı ve menfaatleri müdafaa edilecektir. Türkiye sınır ötesi operasyonunu bölgeye savaş değil tüm bölge halkına barışı götürmek için gerçekleştirecektir.