Dr. Serdar Yılmaz: “Öncelikle iki ülke arasındaki kültürel ilişkileri arttırmalı ve insanların birbirlerini tanımaları için uygun ortamı yaratmalıyız”

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Serdar Yılmaz ile geçtiğimiz hafta Özbekistan’da yapılan seçimler üzerine konuştuk.

Kerimov’un vefatının ardından Özbekistan’da yaşanan siyasi gelişmeleri ve bu gelişmeler çerçevesinde geçtiğimiz hafta gerçekleşen yerel seçimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kerimov’un vefatı ile birlikte Şevket Mirziyoyev ile beraber gerçekten yeni bir dönem başlıyor. Mirziyoyev,  Kerimov’a yabancı biri değil hatta Kerimov ile birlikte yıllarca siyaset yapmış birisidir. Özbekistan’ı ve Kerimov’u çok iyi bilen biri fakat yaklaşım farklılıkları vardır. Kerimov daha ziyade katı bir yönetim sergilerken, izolasyon politikası uygulayıp hem Özbekistan’ı hem de Özbek Türk’ü vatandaşlarını bir izolasyon çemberine alıp total bir kontrol uyguluyordu.

Şevket Mirziyoyev ile birlikteyse Özbekistan’ın çehresinde bir değişiklik olduğunu görüyoruz. Kendisi hem Özbekistan’ı hem de Özbek Türk’ü vatandaşlarını uluslararası camiada olması gerektiği gibi tanıtma düşüncesiyle yola çıkıyor. Böylelikle zaten Mirziyoyev ile birlikte Özbekistan’ın vizyonu ve küresel camiadaki algılanış biçimi de değişiyor. Bu gerçeği görmek lazım ve Mirziyoyev’in hakkını teslim etmek lazım. Zira kendisi Kerimov’dan sonra batı camiasında en çok ilgi uyandıran Türk devleti başkanıydı. 2016’dan 2019’a kadar mesela Google’da arama yaptırdığımızda en fazla ismi geçen devlet başkanlarından birinin Şevket Mirziyoyev olduğunu görüyoruz. Neden? Çünkü burada özellikle Özbekistan’ın batılı devletlerle eklemlenmeye çalışan politikası, Rusya’ya karşı tamamıyla bir denge politikası izlemesi gibi durumlar var. Onun dışında Türk dünyası ile olan ilişkilerinde Kerimov’a göre daha planlı, daha istekli ve daha az şüphe içeren bir tavırla yaklaşması ve ekonomik olarak yabancı yatırımcıya hukuki bir destek vermesi ile birlikte yabancı yatırımcının da Özbekistan’a gelmesi gibi… Böylelikle ekonomik olarak da son üç yılda Özbekistan’ın dünyanın en fazla büyüyen beş ülkesinden birisi olduğunu görüyoruz. Bu tabii ki Şevket Mirziyoyev’in, Kerimov’a olan yaklaşım farklılığından ve ülkesinin uluslararası camiada tamamen vizyonunu değiştirme biçimi ile açıklanabilir.

Seçime gelecek olursak; Mirziyoyev’in gelmesinden itibaren üç sene geçti. Üç sene içerisinde dış dünyadan gözle görülür bir değişiklik var. Bunu herkes görüyor, Özbekistan’da bazı şeyler değişiyor. Hem insanların Özbekistan devletine olan güveni artıyor hem de dışarıda yaşayan Özbek Türklerinin Özbekistan devletine ve liderine olan güveni artıyor. Özbekistan’da Şevket Mirziyoyev’in halkın daha fazla katılımı için demokratik süreçleri ve reformları başlattığını görüyoruz. Mesela seçim yasası değişti. Parlamentonun ülkedeki ağırlığının biraz daha artması istendi. Özellikle Kerimov’la birlikte yaşanan internet sıkıntısı Mirziyoyev ile birlikte giderildi. Bu durum sosyal medyanın gücünü ortaya çıkardı. Sosyal medya üzerinden insanlar ciddi anlamda kenetlendiler. Özbekistan devleti buna izin verdi. Hatta son seçimlerde sosyal medya propagandası yapan, sosyal medya üzerinden daha fazla kendini tanıtan vekillerin seçildiğini, partilerin daha yüksek vekil çıkardığını görebiliyoruz.

Seçim sürpriz oldu mu? Hayır, seçim sürpriz olmadı. Ben gazetelere bakıyorum özellikle Türk medyasında seçimle alakalı farklı farklı anlatımlar var. Fakat bu seçim sürpriz olmadı. Bir önceki seçimdeki partiler aşağı yukarı oylarını muhafaza ettiler. Seçim bize aynı zamanda şunu da gösterdi. Şevket Mirziyoyev’e kadarki yapılan seçimlerde katılım oranı ciddi anlamda şaibeliymiş. Bu şaibeyi şöyle anlıyoruz: şimdiye kadar Özbekistan seçimlerinde çok yüksek oranlı katılım olurdu. Bu sene de yüksek oranlı katılım oldu ama bu oran nüfusun yaklaşık %67’sini, yirmi milyon seçmeni olan ülkede on üç milyonun sandığa gitmesi demektir. Bu bize önceki seçimlerde, seçime katılma oranının şişirildiğini gösteriyor. Demokratik süreçler işliyor ki zaten biliyorsunuz hem Türk konseyinden hem de uluslararası camiadan elliye yakın gözlemci Özbekistan’daki seçimleri gözlemledi. İlk defa fark ettiğim şu: uluslararası camiada Özbekistan seçimlerine yönelik gerçekten demokratik bir bakış açısının olduğunu, şaibenin olmadığını hatta yanlış hatırlamıyorsam yirmi küsur yerde seçim tekrar edilecek çünkü Özbekistan Cumhuriyet Savcısı derhal oradaki şaibeleri incelemeye aldı ve yaklaşık 25 bölgede seçimin tekrar yapılacağına karar verdi. Bu da hemen Özbek yargı sistemi ile yürütme sistemi arasındaki dengenin, paralelliğin bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Yani hem Türk dünyasından hem de uluslararası camiadan Özbekistan’daki seçimlerin şaibeli olmadığına dair ilk defa ortak bir kanaat oluştu. Bunun da Şevket Mirziyoyev’in son üç yıldaki atılımları ve çabalarının sonucu olduğunu görebiliyoruz.

Özbekistan Türkiye arasında uzun yıllar süren kopukluğun ardından yeni dönemde her alanda bir yakınlaşmadan söz etmemiz mümkün. Bu anlamda Özbekistan Türkiye’nin demokrasi tecrübesinden istifade ediyor mu? 

Özbekistan Türkiye’nin demokrasi tecrübesinden etmiyor. Şimdi onu söylemek biraz ütopik olabilir. Sonuçta Şevket Mirziyoyev için çok erken, daha üç yıl oldu. Üç yıl içerisinde Şevket Mirziyoyev özellikle iç dinamiklerle barışmayı çok istedi. Yani dışarıda yaşayan ama Özbekistan’a uzun yıllardır gitmeyen Özbek vatandaşları ile bir barışma süreci geçirdi. O yüzden burada Türkiye’nin var olan demokratik sürecini Özbekistan tabii ki dikkate alıyor. Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti, Türk Dünyası ülkeleri içerisinde önde ve öncü bir ülke. Bu anlamda kesinlikle örnek alındığını söyleyebilirim ama şu anda Şevket Mirziyoyev’in yaptıklarını, Türkiye örneğinden hareketle yapıyor gibi yorumlamak biraz asparagas olur. Burada biraz Şevket Mirziyoyev’in ülkesini batıya açmak, ülke vizyonunu batıya farklı göstermek düşüncesinin ağır bastığını söyleyebiliriz.

Bir de Şevket Mirziyoyev Türkiye’ye gerçekten, Kerimov’un vefatı ile birlikte samimi ve sıcak bakacağını gösterdi. Gerek kendisi Türkiye ziyaretinde gerekse de Sayın Cumhurbaşkanımızın Özbekistan ziyaretindeki tutumları ile birlikte iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişeceğini söyledi. Hem kültürel anlamda hem ekonomik anlamda gelişeceğini söyledi. Ekonomik olarak Özbekistan, Orta Asya’da çok büyük bir güç. Hem nüfusu hem de ekonomik yapısı itibariyle büyük bir güç. Ama Türkiye Cumhuriyeti ile ticaret oranına baktığımızda halen daha iki milyar dolar seviyelerinden bahsediyoruz ve biz bunun bir milyar dolarını Özbekistan’dan alıp bir milyar dolarını Özbekistan’a satıyoruz. Dolayısıyla ilişkilerin daha çok başındayız. O yüzden biraz daha ekseriyetle var olan romantik duygulardan uzaklaşıp aradaki ilişkileri önce ekonomik olarak güçlendirmeli ve daha sonra siyasi olarak güçlendirmekten ziyade kültürel anlamdaki ilişkileri güçlendirmek lazım. Çünkü biz Türk Dünyası’na yönelik bir hata yapıyoruz. Diyoruz ki, Türk Dünyası’nın en temel sorunu nedir, Türkiye ile ilgili dediğimizde önce siyasi meseleler konuşuluyor, ekonomik meseleler konuşuluyor ama kültürel meseleler hiç konuşulmuyor. Özbekistan’la Türkiye arasındaki en büyük sorun aslında vatandaşların birbirlerini tanımalarıdır. Yani kültürel sorundur. Dolayısıyla ekonomik ilişkilerle birlikte kültürel ilişkilere de ağırlık verilmelidir. Hem oradaki Türkiye Büyükelçiliğimiz hem de buradaki Özbekistan Büyükelçiliği insanların Özbekistan’la Türkiye’yi karşılıklı tanımaları için, karşılıklı adımlar atmalıdır. Film günleri, kültür günleri, dizi, dans günleri düzenlenmesi; kardeş iller, kardeş ilçeler, kardeş belediyeler oluşturulup bunların sayısının ciddi derecede arttırılması gerekiyor. Zira bizim aramızdaki en ciddi problem birbirimizi tanımıyor olmamız. Türkiye Mirziyoyev ile birlikte evet ciddi anlamda yönelimini Özbekistan’a çevirdi. Çünkü biliyorsunuz Kerimov’la birlikte Türk iş adamlarımızın yaşadığı çok ciddi sorunlar vardı. Mirziyoyev bütün bu sorunları çözme sözü verdi. Türkiye’ye geldiğinde yapmış olduğu konuşmada Türk iş adamlarına, “Kardeşlerim hiç merak etmeyin, ben sizin sorunlarınızı biliyorum ve bunların hepsini çözeceğim zamanla” deyip güvence verdi. Bu zaten iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin artacağının en büyük göstergesiydi. Biz Türkiye olarak özel sektör anlamında Orta Asya’da çok iyi bir yerdeyiz. Ben saha çalışmalarına gidip gördüğümde Türk iş adamlarının ve müteahhitlerinin gerçekten mucizeler yarattığını kendi gözlerimle gördüm. Ekonomik olarak, iki ülke arasında var olan potansiyel artma eğiliminde, artacaktır da, artması da lazımdır. Ama bunlar önce iki ülke arasındaki kültürel ilişkileri arttırmalı ve insanların birbirlerini tanımaları ortamını yaratmalıyız.

Son seçimleri Türkiye’den kaç gözlemci takip etti? Geçtiğimiz seçimlere göre uluslararası gözlemci sayısında artış oldu mu? Muhalefet partileri ne durumdadır?

Ülkede zaten başka bir gerçeklik var o da muhalefet gerçekliği ya da muhalefetin gerçekten cılız ve yetersiz olması. Kerimov’la başlayan muhalefeti sindirme politikası Mirziyoyev ile birlikte biraz daha muhalefetin sesini yükseltme, onlara ses verme, onların sorunlarını dinleme şeklinde bir ilerlemeye vesile oldu. Hani o anlamda Mirziyoyev’le Kerimov arasında biraz daha fark var fakat bu şu demek değil, Özbekistan’da muhalefet Türkiye’deki gibi istediği her şeyi söyleyip, istediği argümanları ortaya atabiliyor ve bu anlamda iktidarı köşeye sıkıştırabilir. Hayır. Özbekistan’daki muhalefet partilerinin sınırı da var, konuşabileceği ortamlar da bellidir, konuşamayacağı durumlar da bellidir. Bu anlamda bu seçimler tabii ki bize şunu gösterdi, sosyal medyanın muhalefet üzerindeki gücünü gösterdi. Yani muhalif partiler ve muhalif vekiller ülkedeki sosyal medya üzerinden biraz daha ses verme imkânı buldu. Biraz daha tek megafondan konuşma imkânı buldu ve Özbek yönetimi de reformlarla birlikte buna izin verdi ve sosyal medya bu anlamda önemli bir duruma geldi. Özbekistan seçimlerinde ilk defa bu kadar uluslararası gözlemci sayısına şahit olduk. Türkiye’den de Türk Konseyi üzerinden gözlemcilerimiz vardı. İlk defa burada Türk Konseyi tam kadro olarak Özbekistan’da bulunup hem seçimin yapıldığı yüz elli noktanın neredeyse tamamına bizatihi uğrayarak gözlemlerde bulundu. Hem de sonuçlar üzerinde bir şaibe var mı, herhangi bir yerde yaşanan bir protesto var mı diye yerinde gözlem yaptılar. Yönetici itibariyle özellikle Türk Konseyi yetkilileri ve uluslararası camiadan gelen yetkililerin söylediği üzerine Özbekistan’da muhalif kesim ilk defa sesini bu kadar yükseltme şansı buldu, ilk defa Özbekistan seçimlerinde şaibe olmadığına yönelik hem Türk tarafından hem de batılı taraftan ortak bir kanı yükseldi. Artı olarak Türk Konseyi, ilk defa bir Türk devleti içerisindeki seçimlerde bu kadar aktif rol oynadı. Bu aktif rol sadece gidip orada bulunmak ve gözlemlemek değil seçim sonucunu rapor haline getirip bu raporu dünya ile paylaşmak. Bu noktada Türk Konseyi için de aslında bir milat oldu Özbek seçimleri. Çünkü Türk Konseyi zaman zaman biliyorsunuz kendi kabuğuna çekilmek ve bu konularda açıklama yapmamakla eleştirilirdi. Fakat Özbekistan’ın, Şevket Mirziyoyev ile birlikte Türk Konseyi’ne verdiği destekten ötürü kardeş ülke Özbekistan’a gitti, yerinde gözlemlemelerde bulundu. Geçen seneki, yani bu senenin mart ayında Nazarbayev’in istifasından sonra başlayan protestolara benzer hiçbir protesto yaşanmadı. Özbekistan’da bu çok önemli bir gelişmeydi. Zaten protesto yaşanması beklenmiyordu çünkü Kerimov’la Mirziyoyev arasında bir yönetim farklılığı var. Mirziyoyev’in daha yumuşak başlı, farklı kesimlere daha fazla ses verme özelliğinden dolayı, bir de ülke içerisinde yapmış olduğu hem anayasaya hem de seçim reformuyla muhalefete daha fazla ses vermesi zaten bize çok fazla aykırı sesin olmayacağı verilerini veriyordu. Nitekim Kazakistan’da gördüğümüz gibi herhangi bir başkaldırı, büyük şehirlerde protestolar ya da sosyal medya üzerinde büyük bir kesimin buluşup, ortak payda üzerinde birleşmesi gibi protestolarla karşılaşmadık. Bu bir Mirziyoyev başarısıdır. Bunu net olarak görmek lazım. Şöyle bir şey var, Türk dünyası liderleri özellikle ikinci döneminden itibaren daha fazla otoriterleşmeye başlıyor, bunu görüyoruz. Eğer Mirziyoyev ikinci dönemiyle daha fazla otoriterleşmeye başlamaz ve şu andaki mevcut çizgisini devam ettirirse bakın önümüzdeki on sene içerisinde bir Özbekistan gerçeğinden ve bölgesinde bölgesel güç Özbekistan gerçeğinden bahsediyor olabiliriz. Bu anlamda Mirziyoyev’e ayrı bir parantez açmakta fayda var. En önemli başarılarından biri de özellikle son seçimde bize gösterdi ki, Özbekistan dışında yaşayıp Özbekistan’a uzun yıllardır muhalif olan insanlar ilk defa rahat bir şekilde seçimde oyunu kullandı. Türkiye’de yaklaşık bin beş Özbek Türk’ü oy kullandı ve ilk defa bu kadar yüksek katılımlı oy kullanıldığını görüyoruz. Hatta bunların bir kısmı uçaklara atlayıp Özbekistan’a gitti, Özbekistan’da oy kullandı. Bu da bir ilk. Dışarıda yaşayan Özbek Türkleri muhalif kesimi yavaş yavaş Özbek yönetimi ile barışıyor. Son seçimler bize bunları da gösterdi. Umarım bu böyle devam eder ve Özbekistan parlamasından, yıldızından en azından önümüzdeki on sene içerisinde daha fazla bahsederiz.