Prof. Dr. Timuçin Kodaman: “Enerjide bağımlılığımız azaldı diyebileceğimiz bir proje değil lakin önemsenmesi gerekiyor. TANAP projesinin gerçekleşmesi bir alternatiftir.”

Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timuçin Kodaman ile TANAP projesini ve bölgesel açıdan önemini konuştuk.

Geçtiğimiz hafta Türkiye kısmı tamamlanan ve Avrupa bağlantısı açılış töreni yapılan Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nden (TANAP) bahseder misiniz?

Geçtiğimiz hafta devlet başkanlarının da katılımı ile açılan TANAP’ın Türkiye kısmı esasında şunu kapsıyor; Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki Şahdeniz gaz sahası ve güneyindeki sahaların doğalgazını Güney Kafkasya Boru Hattı’na bağlayan bir kısımdır ve buradan Balkanlar ve İtalya’ya kadar uzanacak bir kısmı güneyden alternatif bir gaz ihracatı yapacaktır. Hat SOCAR şirketi üzerinden yapılmaktadır. Bu anlamda Türkiye bir geçiş noktası olarak TANAP’ta yüklenicilerden birisi olmuştur. Doğuda enerji nakil hattı olabilir miyiz diye düşünüyoruz. Tamamen bağlandığı zaman Rusya için Ukrayna üzerinden başka bir yer daha olacak. Baktığımız zaman bölgeye bir entegrasyon anlamında sorunlar çözebilecek yada çözülmeyecek şeklinde bazı sorular var. Bunları daha sonrasında göreceğiz. Genel hatlarıyla TANAP Azerbaycan’ın Şahdeniz doğalgazını Batı’ya Balkanlar’a İtalya’ya kadar ulan bir kısmında yani Avrupa’nın güneyine bağlayan bir hat.

“Enerjinin İpekyolu” olarak anılan TANAP’ın bölgenin barış ve huzuruna herhangi bir etkisi olacak mıdır?

Enerji entegrasyonu yapıp da ana sağlayıcı sizseniz Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik bölge karasuları meselelerini düşünürsek buraya bir etkisi olmayacaktır. Burada Türkiye’nin istediği gibi bir düzelme görülmeyecektir. Çünkü Türkiye enerji sağlayan ülke değil Türkiye sadece bir geçiş noktası. Türkiye doğudan doğalgaz alıp da batıya satan bir ülke de değil. Türkiye sadece boru hattı ile beraber geçiş sağlıyor. Buradaki ülkeler evet biz muhtacız diyebilir. Mesela Yunanistan için söylüyorum. Arnavutluk ile Yunanistan arasındaki ilişkiyi düzeltecek midir? Bunlarda çok fazla hayale kapılmamak lazım ama en azından şu var; sorunlar zirve yapmayabilir. Şu an biliyoruz ki Rusya ile münhasır ekonomik bölge meselesinde geçen hafta imzaladığımız mutabakat var. Yunanistan’dan da çok değişik, enteresan sesler çıkıyor. TANAP da Yunanistan kısmına bağlanacak, tedarik sağlanacak bir hat. Biz burada mesela toplam kapasite 16 milyar metreküp ise bunun 6 milyar metreküpünü kullanıyoruz, 10 milyar metreküpü batıya gidecek yani Balkanlar’a, Yunanistan üzerinden Bulgaristan’a veyahut da diğer ülkelere. Sırbistan falan henüz tamamlanmadı. Bu bölge anlamında bir miktar bizi idare edebilir ama bölgeye net bir şekilde huzur gelecek deme şansımız yok, bu bir alternatiftir sizi biraz sıkıntıya sokabilir ilişkilerin kötüleşmesi anlamında.

Mesela, nasıl Türkiye gazı sadece Rusya’dan alamazsa, başka yerlerden alıp çeşitlendirecekse arzları buna benzer şekilde Yunanistan’da yapacaktır. Yunanistan sadece buraya bağlı olamayacaktır. Sadece hattan gelen enerjiye bağlı olamayacaktır. Bunun için iyimser olalım ama bu iyimserlik de “her şey bitti oh ne kadar güzel bölgeye barış geldi” dememizi gerektirecek kadar iyimser olmamızı sağlayacak bir durum değil.

Türkiye’nin jeopolitik konumunu göz önünde bulundurduğumuzda bu tarz projelerin ülkemize olan katkıları nelerdir?

Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını hatırlıyorum ben mesela. Buradan, İskenderun’dan vereceğimiz petrol dünyaya ihraç edilecek. Burada baktığımız zaman biz nakit anlamda önemli miktarlarda kâr falan elde etmeyeceğiz. Bizim derdimiz şu; pazarı çeşitlendirmek, doğalgaz konusunda İran’a bağlı kalmamak, Hazar havzasında bulunan Türk Cumhuriyetlerinden gazı veyahut da petrolü alabilmek. Yani alternatiflerimizi arttırıyoruz ama Türkiye için ekonomik olarak çok fazla bir şey fark ettirmese bile gazı direkt alabileceği duruma gelecektir. Aracıları aradan çıkartacaktır. Ama dediğim gibi ekonomik kâr yok, en azından temiz hava, çevre açısından önemli şeyler de kullanmaya başlayacağız. Ama Türkiye açısından baktığımız zaman yüzde yüz Batı bize bağlı, biz burada kilit noktayız gibi bir durum yok. Biz burada kilit nokta değiliz. Mesela şöyle düşünelim, Ukrayna, Rusya Federasyonunun Almanya’ya yani Kuzey Avrupa’ya ihraç edilen doğal gazı ve petrolünde yüzde seksen geçiş sağlıyor. Ama Ukrayna bu anlamda böyle çok da önemli bir ülke değil çünkü gücünüze bağlı bir şeyden bahsediyoruz. Rusya’ya ne kadar rest çekersiniz, Rusya size bağlandıktan sonra. Hatta Azerbaycan’la orada ikili ilişkiniz iyi, bir sorun olacağını düşünmüyorum ama yarın İran gazını alıp da o tarafa dağıtmaya başladığınız zaman geçiş ülkesi olduğunuz zaman ne olacak? Sorun buralarda, yoksa Türkiye için çok iyi. Evet, biz geçiş noktasıyız.

Çin’in “Bir Kuşak, Bir Yol” projesini hatırlayalım. Şimdi Çin batıya bağlanacak. Biz burada Çin’e alternatif olmuyoruz veya Çin bize bağlı olmuyor. Çünkü Çin’in ihracatı için yapılan bir yol, Türkiye Çin’e ihracat yapmayacak ki. Avrupa’ya kadar olan kısımdaki devletlerin hiçbiri Çin’e ihracat yapabilecek durumda değil. Bu yüzde seksen oranında Çin için daha faydalı bir proje. Bizim için de evet yararlı tarafları var, Çin buradan malını geçirecek en fazla işte kira, vergi vesaire kârı elde edilecek. Aynı şey boru hattı için de geçerli buradan önemli miktarlarda ekonomik gelir falan elde etmeyeceğiz. Belki gaz direkt geleceği için daha ucuz alabiliriz diye düşünüyorum.

TANAP projesinin hayata geçmesi Rusya ile olan ilişkilerimizde bir değişiklik oluşturacak mıdır? Rusya ve Avrupa ülkelerinin değerlendirmelerinden bahseder misiniz?

Rusya ile ilişkilerimizde çok fazla bir değişiklik olacağını düşünmüyorum çünkü uçak düşürme krizini hatırlayalım. O zaman da Rusya’ya enerji anlamında bağlı bir ülkeydik. Burada Rusya’nın kuzeyden gönderdiğinin haricinde Güney Avrupa devletleri için de bu TANAP’a tam bağlantı sağlandığı zaman, tam anlamı ile bittiği zaman, Rusya’dan da gaz gelecektir. Bu Rusya için gazla beraber alternatif bir yol olacaktır. Türkiye’ye bağlı olacak anlamına getirme şansımız yok.

Bu TANAP projesi “herkes bize bağlı” dememizi gerektirecek biçimde önemli bir proje değil. Önemli bir proje ama bu enerji anlamında Türk hükümetinin gayet iyi niyetli, elini kuvvetlendirebilecek aparatlar diyelim. Bu yüzde yüz her şeyi halledeceğimiz anlamına gelmiyor. Bakın projeyi yaptık, zannederim 8 Ocak 2020’de Putin Türkiye’ye gelecek ama en basit anlamında şunu söyleyebilirim, Suriye’de uğraştığımız PKK’nın Suriye kanadı olan PYD ile ilgili ne Rusya’dan ne ABD’den veyahut da ne NATO müttefiklerimizden olan Güney Avrupa ülkelerinden bir tek olumlu, istediğimiz herhangi bir şeyi duyamadık. Bu, en son yine NATO’nun Londra toplantısında gerçekleşti zaten. Gördük, hiçbir şey yapamadık bekliyoruz şu an. Dediğim gibi bu anlamda çok fazla pay biçmemizi gerektirecek bir şey değil. Rusya açısından talep ve arz güvenliği anlamında buradan yeni bir alternatif hat açacak ve Avrupa’nın güneyine çok fazla petrol ve doğalgaz satmamasına rağmen alternatif yol olarak girecektir. Ukrayna krizinde Almanya’nın sesini çıkartamamasını düşünelim. Mesela Kırım ilhak edilirken Almanya çok sesini çıkartamadı çünkü Almanya önemli miktardaki gazını Rusya’dan almaktaydı. Bu anlamda evet Rusya alternatif yapıyor. Yani şöyle düşünmeyelim, Rusya ile Türkiye eşit oyuncular değil. ABD ile Türkiye nasıl eşit oyuncular değilse Rusya ile Türkiye eşit oyuncular değil. Eşit oyuncular olmayan her türlü ilişkide de daha güçlü olan daha karlı çıkar. Bunu Çin’e de vurabiliriz “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi üzerinden.

Yani bunlar önemli şeyler ama çok fazla bir rol biçmeyelim diyorum. Enerjide bağımlılığımız azaldı diyebileceğimiz bir olay değil lakin tabi ki de önemsemeyip küçümseyelim demiyorum. Ama çok da fazla abartmanın bir âlemi yok diyorum. TANAP projesinin gerçekleşmesi bir alternatiftir, olumludur.

Türkiye’nin Asya ve Avrupa arasındaki koridor olma rolünü genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye, Asya ve Avrupa arasında rol oynuyor olabilir. Ama bu rolü oynamanız için sizin belli bir güç seviyesine ulaşmanız lazım. Türkiye uluslararası ilişkiler literatüründe orta büyüklükte bir devlet konumundadır. Süper güç değildir, bölgesel güç de değildir, olma yolundadır. Mesela Yemen’deki bir olayı Türkiye ile halledemezsiniz ama Suriye, Irak bizim yakın çevremizi de Türkiye’siz halledemezsiniz. Türkiye bu geçişi sağlarsa Batı ile Doğu arasında, bunu sağlayabilmesi için ekonomisinin düzgün olması gerekir, üretici olması gerekir, ihracatçı olması gerekir. Ama bu ihracatçılıktan kastım tarım ürünleri değil teknoloji ihracata dönebilecek mi, üretimini teknolojiye göre inovatif hale getirebilecek mi bunlara bakmamız gerekiyor. Bunlara bakmadığımız sürece Türkiye çok güzel, oradan aldık buraya geçtik. Bu şeye benziyor Türkiye için montaj sanayici derler, buradan ithalatı yapar, vidaları sıkar, yan tarafa satarız. Bu bizi ihracatçı yapmıyor, o zaman kimse bize bağlı olmuyor. Ne yaparsanız yapın büyük güç olabilmek için -şu anki yönetimin de aklındaki Türkiye Cumhuriyeti tam olarak nasıl bilemiyorum ama- Türkiye’yi tekrar gündeme getirebilmeniz için siz üretici olacaksınız ve bağlı hale getirebilecek malzeme satacaksınız. Yoksa sadece tarım ihracatı ile ufak tefek şeylerle bunları becerebilme şansınız yoktur. Türkiye için belki 30 belki 50 yıllık programı yapıp üretici ülke haline gelmek zorundasınız. Mesela o insansız hava araçları üzerinden konuştuğumuz zaman burada belli bir aşama kaydettik. Buna benzer birçok şey yapmamız lazım. Mesela Silah Sanayi’nde dünyanın ilk 5 ülkesi arasına girebilecek miyiz? Yaklaşık bir yıldır konuştuğumuz şey S-400, Patriot. Bu teknolojiyi yaratamadığımız sürece önemli bir aktör olma şansınız çok fazla olmuyor. Yani Türkiye için önemli olan şey şudur, işsizliği azaltacaksınız çünkü iç ekonomiyi de düzeltmek zorundasınız, bunu düzelttikten sonra da yukarıya doğru çıkacaksınız. Türkiye’nin bunu becerebilmesi lazım süper güç olacaksa, biz büyük ihtimal görmeyiz yaş itibariyle ama böyle bir hayal kuracaksak bunu üretici olarak yapabiliriz. Çünkü hayalini kuracağımız şey 1800’lerin Osmanlı’sı olmayacaktır. Biz büyük devlet olmayı düşüneceğiz. Dünyanın her tarafında operasyonel faaliyet yapabilmek için çok önemli zenginliğe ve teknolojiye sahip olmamız gerekiyor. Bu konuda eksiklerimiz -zaten hiç benim söylememe gerek yok- çok aşikâr, yani ortada. Bunu becermemiz gerekiyor. Bunu becerdiğimiz gün zaten Doğu ile Batı deyin, İpek Yolu, Çin deyin, Avrupa deyin ne yaparsanız yapın, her nereye giderseniz gidin, otomatik olarak biz akla geleceğiz. Ama dediğim gibi bunlar kısa vadede beş yılda, yedi yılda veyahut da bir insan ömrünün tamamlanacağı sürede yapılacak işler değildir, bunlar planlı programlı işlerdir. İşte İngiltere’nin süper güç olması iki yüz sene sürmüştür, ABD kuruluşundan itibaren iki yüz sene beklemiştir. Ama bu arada belli bir aşama da kaydetmiştir. Yani tarihe bakıp övünmeyi bırakıp, tarihe objektif olarak bakarak geleceğe yönelik proje çıkartmamız gerekiyor. Çok net bilmiyorum ama teknolojik anlamda neredeyiz? Hükümetimizin söylediği şeyleri veri olarak kabul ettiğimiz zaman, umarım aklımız başımıza gelmiştir montaj sanayiden direk üretim sanayine geçmişizdir diye düşünüyorum ve bunun yapılması gerektiğine de inanıyorum.

İran’dan yarın bir gün gaz taşıyacak olursak ve sonrasında sıkıntı yaşarsak neler olabilir?

Biz önemli bir ülkeyiz, yani öyle görüyoruz kendimizi. ABD’nin İran’la ilgili yaptırımları var. Yarın bunu alıp satamazsın dediği zaman, hatta “İran’a tamamen ambargoyu koydum İran’a bunu satamazsın, sen de yüzde otuz civarında İran’a bağımlısın, hatta aldık karşılığında ne vereceksin” dediği zaman ne yapacağız? Dolarla olmaz yerel para kullanalım diyoruz onunla da ne kadar yapılabilir? Yani şu var; akıntıya kürek çekmek. Evet, büyük güç olmak için akıntıya kürek çekeceksin. Sadece bir örnek verdim yani NATO meselesini, son NATO toplantısında Baltık Denizi’nin güvenliği ile ilgili raporların hepsine evet dedik. Hâlbuki toplantı başlamadan önce vetodan bahsediliyordu. Çünkü biliyorsunuz oybirliği ile alınıyor NATO’da kararlar. Biz bunu yaptıktan ve veto diye karar verdikten sonra orada vetoyu kullanabildik mi? İstediğimiz şeyleri alabildik mi? Alamadık. İran, kabul edelim etmeyelim dünyada terörist devlet olarak tanınan ya da ABD tarafından böyle nitelendirilen bir devlet. ABD tarafından yaptırımlar uygulayacağım denilen bir devlet. Halk Bankası davasını hatırlayalım. Şimdi böyle bir dava ile karşı karşıya kalıyoruz. Örnek olsun diye söylüyorum -yok öyle bir şey ama- Güney Kıbrıs Rum kısmını böyle tanımladık. ABD oraya konsolosluk açtığı zaman herhangi bir dava açabiliyor muyuz biz? Açamıyoruz. En fazla Amerikan Bankası’nı Türkiye’ye sokmayız. Dünyada Amerikan Bankası için bunun bir önemi var mı, yok. Ama Halk Bankası’nın durumunu bir düşünelim. Bir-iki sene yattı herhalde değil mi Halk Bankası Genel Müdürü. Yani bu anlamda söyledim İran’la ne olur, Rusya ile ne olur. Çünkü olayları kontrol edebilme yeteneği bizim elimizde değil. Biz sanki -Türk dış politikasının handikaplarındandır- reaksiyon olarak davranan bir ülkeyiz. Aksiyoner davranmıyoruz. Bakın Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları araştırılmaya başlamadan önce herhangi bir hamlemiz var mıydı bizim? Libya ile şimdiye kadar hiçbir şey yapmamıştık, niye şimdi yaptık? Belki de, amiyane tabirle, biz yeni uyandık. Sorun bu, kapasite meselesi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kapasitesi küçümsenemez ama hayal de satmayalım. An itibariyle biz Amerika gibiyiz, biz Çin gibiyiz, biz Rusya gibiyiz deme şansımız da yok. Bunun için çok çalışmamız gerekiyor. İran derken bunu söylemek istedim. Çünkü yarını ön görmemiz gerekiyor, İran da çok öngörülebilir bir ülke değil.