Eski yönetici Talal Silo’dan PYD/YPG itirafları

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) sözcülüğünü yürüttüğü esnada YPG’nin elinden kaçarak Türkiye’ye sığınan Talal Silo, Anadolu Ajansı’na itiraf niteliğinde açıklamalarda bulundu. SDG’nin ABD tarafından kurdurulduğunu ve tek amacının bu oluşum üzerinden PKK’ya silah göndermek olduğunu söyleyen Talal Silo sözlerine şöyle devam etti: “Biz sadece silahları aldığımıza dair imza atıyorduk ama bütün silahlar PKK’ya teslim ediliyordu.”

Talal Silo’nun yapmış olduğu açıklamalar ABD’nin terör örgütü ile arasındaki sıkı ilişkiyi tüm şeffaflığıyla ortaya çıkarmış durumdadır. YPG’yi gölgede bırakıp paravan bir yapı olarak SDG’yi kullanan ABD uluslararası arenaya SDG’yi desteklediğini ifade ederek elini rahatlatmıştır. Silo’nun itiraflarında örgütün kuruluşunun açıklandığı tarihi bile ABD’nin belirlediği açıkça görülmektedir. Bölgedeki bütün oyunları kuran ve yöneten isim ise ABD Başkanı Trump’ın DEAŞ’la mücadele özel temsilcisi Brett McGurk olarak kayıtlara geçmiştir.  SDG’nin kurulmasından ve ABD tarafından verilen silahların dağıtımına kadar her noktayı en ufak ayrıntısına kadar düzenleyen McGurk,  bölgede Kürtler haricindeki gruplara (Türkmenler, Süryaniler ve Araplara) sadece hafif silahların verilmesini sağlamıştır. McGurk’ın sadece bu hamlesi bile ağır silahların terör örgütü PYD/YPG’ye gittiğini kanıtlar niteliktedir. Alınan bilgilere göre Obama döneminde kısıtlı ve kısmen niteliksiz olan silah desteği, Trump döneminde artırılarak devam etmiş ve gelen silahlara zırhlı araçlarda eklenmek suretiyle Obama döneminde yapılan yardımın kat ve kat üzerine çıkılmıştır.

Suriye Demokratik Güçleri’nin yapısı nasıl işliyor?

SDG’nin eski sözcüsü Silo sadece örgüt ve ABD arasındaki ilişkileri değil, örgütün kendi içerisindeki işleyişini de tüm detaylarıyla ortaya koydu. Kendisinin SDG’nin 3 numaralı adamı olduğunu söyleyen Silo esasen dışarıdan görünen bu hiyerarşik yapının örgütün işleyişinde bir mana ifade etmediğini belirtti. SDG’nin sözde karar alma mekanizmaların her birinde bir PKK militanının bulunması ve bu teröristlerin onay vermedikleri hiçbir işlemin karar olarak alınmasının mümkün olmadığını da hatırlatmakta fayda var. Örgütün hali hazırda 50 bin kişilik bir silahlı militanının olduğu tahmin edilmekle beraber bunların %70’lik bir kısmının YPG’li olduğu biliniyor. SDG’nin başında bulunduğu söylenen Şahin Cilo ise talimatları doğrudan PKK’nın sözde merkezi konumunda bulunan Kandil’den aldığı da Talal Silo’nun itiraflarıyla netlik kazanmış oldu. Türkiye olarak her fırsatta ifade ettiğimiz çekincelerimizin ülkemize sığınan bir terörist tarafından da açıkça dile getirilmesinin ardından ABD’li muhataplarımızın ne tür adımlar atacağı ise merak konusu.

ABD tarafından verilen ağır silahların durumu ne olacak?

ABD’nin ülkemize vermiş olduğu sözde garantilerin havada kalacağını bugünden söylemek hiç de güç değil. Hatırlanacağı üzere YPG’ye yapılan yardımların tek sebebi DEAŞ’la mücadele olarak aktarılıyor ve DEAŞ sona erdiğinde bu silahların YPG’nin elinden alınacağı ve kesinlikle Türkiye için bir tehdit oluşmasına fırsat verilmeyeceği ifade ediliyordu. Gelinen noktada duruma baktığımızda silahların geri toplanması bir yana, hiçbir şekilde denetiminin yapılmadığı da anlaşılmaktadır. Zira ABD’nin amacı denetim yapmak değil SDG’yi kullanarak PKK terör örgütünü silahlandırmaktır. Bu sebeple de YPG’nin yeni silah talepleri ivedilikle yerine getirilmekte, kullanım dışı dolduğu söylenen silahların takibine dair herhangi bir işlem yapılmamaktadır. Sınırlarımızın ötesinde PYD/YPG’ye verilen silah ve mühimmatların PKK terör örgütünün elinde yakalanması da durumu net olarak izah eden bir tablodur. Ayrıca PKK terör örgütüne ait olan çok sayıda silah ve mühimmatın Türkiye tarafından hedef alınmaması için ABD üslerinde depolandığı da bölgeden gelen bilgiler arasında yer alıyor. Görüldüğü gibi ABD elinden gelen her türlü desteği Türkiye’nin aleyhine kullanmaktan bir an bile geri durmamaktadır.

PYD/YPG’nin nihai amacı nedir?

ABD’li üst düzey asker ve istihbarat görevlileriyle sürekli olarak görüştüklerini söyleyen Talal Silo, bir istihbarat yöneticisin (ismi açıklanmayan) kendilerine örgütün bölgede var olabilmesi için izlenmesi gereken yol hakkında uzun uzun açıklamalarda bulunduğunu anlattı. Bugün itibariyle Suriye topraklarının dörtte birini kontrolü altında bulunduran PKK bununla yetinmek istemiyor. Terör örgütünün ilerlemesi uzun zamandır Türkiye sınırı boyunca batıya doğru bir hal almış durumda. ABD’li istihbarat uzmanı terör örgütü mensuplarıyla yaptığı görüşmelerde sürekli olarak örgütün Akdeniz’e ulaşan bir koridora ihtiyacının olduğunu belirtiyor. Bu koridor sayesinde terör örgütü doğrudan dış dünya ile iletişim haline geçebilecek ve ihtiyacı olan her türlü desteği ilk elden temin etme fırsatı yakalayacak. Türkiye terör örgütünün bu yöndeki ilerleyişinin muhtemel sebeplerini tespit eder etmez ABD’li muhataplarına rahatsızlığını bildirmişti. ABD ise durumun DEAŞ’la mücadele kapsamında kaçınılmaz bir son olarak ortaya çıktığını savunmuş ve konunun üzeri kapatılmıştı. SDG adıyla DEAŞ’a karşı başlatılan operasyonların tamamının ABD’nin direktifleri neticesinde gerçekleştiğini söyleyen Silo, amacın petrolden ziyade rejim ve Rus güçlerinden önce belli bölgeleri ele geçirmek olduğunu bildiriyor. YPG’nin amacının Fırat’ın kuzeyini almak olduğu zaten herkesçe malum. YPG’nin bu amaçlar doğrultusunda ABD ile omuz omuza mücadele ettiği ve bu mücadele esnasında Rusların desteklediği rejim güçleri tarafından ciddi saldırılara maruz kaldığı biliniyor. Yine ABD’nin talimatları gereği YPG’nin DEAŞ’tan aldığı bazı bölgeler Rus destekli rejim kuvvetlerine bırakılarak rejimin ilerleyişi durdurulmuş oldu.

Petrolün terör örgütü için önemi

YPG 2012 yılında Rümeylan bölgesindeki petrol kuyularını ele geçirdi. Kısa zaman içerisinde petrol kuyularını ticari bir işletme olarak çalıştırmaya başlayan örgüt çıkardığı petrolü başlangıçta DEAŞ’ın hâkimiyetindeki alanlardan geçirmek suretiyle satabiliyordu. Örgütün tüm petrol gelirlerinin tek bir isimde toplandığını söyleyen Talal Silo’ya göre PKK’nın petrolden elde ettiği paranın miktarı kesinlikle gizli tutulur. Terör örgütünün sözde lider kadrosu bunun bir örgüt sırrı olarak kalmasına büyük önem vermektedir. Her gün yüzlerce tankerle petrolün taşındığı bilgisini veren eski sözcü Silo, elde edilen paranın Lübnan bankalarına yatırılıp oradan da Avrupa’ya kaçırıldığını söylüyor. Ayrıca terör örgütü adına petrol anlaşması yapmaya yetkili olan isimlerin örgüt hiyerarşisinde çok büyük ağırlığının olduğunu söylemek gerek. Terör örgütünün uluslararası petrol ticaretini en iyi şekilde yönetebilmesinin temel yolu ise örgütün Akdeniz’e açılan bir koridora sahip olması. Bu koridorun gerçekleşmesi halinde terör örgütü kendi hâkimiyetindeki kara parçalarını kullanıp başka bir otoriteye ihtiyaç duymadan Akdeniz’e ulaşabilecek. Bunun bir projeden ziyade SDG özelinde PKK terör örgütüne verilen kapsamlı bir söz olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bugün itibariyle şartların tam olarak oluşmadığını ifade eden Silo ABD’nin bu vaadinden vazgeçmediğini ve uygun zemin aramaya devam ettiğini sözlerine ekliyor.

Akdeniz’e açılan kapı: Afrin

Terör örgütünün Afrin’deki gücünün dışarıya yansıtıldığı gibi olmadığını söyleyen Talal Silo, TSK’nın olası bir müdahalesinde şehri çok kısa zamanda ele geçireceğinin kesin olduğunu ifade ediyor. Afrin’in asıl önemi örgütün Akdeniz’e açılan koridorunun Türkiye tarafından kesilme ihtimali. Afrin terör örgütünün bu planının olmazsa olmazı. ABD’nin Türkiye üzerinde bir baskı kurması neticesinde Afrin’i koruyabileceğini düşünen terör örgütüne beklediği destek gelmedi.  Bu sebeple de YPG aracılar vasıtasıyla Rusya’dan yardım talebinde bulunmayı kendisi için son çare olarak gördü. Hem ABD hem de Rusya bu konuya temkinli yaklaşmaya devam ediyor. Türkiye ise kaçınılmaz Afrin operasyonu için hazır durumda.