Evlerimiz işgal ediliyor Gavim Gardaş, Nerdesen!

Darren Byler’ın The Art of Life in Chinese Central Asia’daki

Doğu Türkistan incelemelerinden ilkini MİSAK editörlerinden Mustafa Levent Yener çevirdi.

Çeviriyi, yazardan özel izinle ve bölgeden özel fotoğraflarla yayınlıyoruz.

‘Büyük birader ve hemşireler’ genellikle yürüyüş ekipmanlarıyla donanmış olarak geldiler. Köylerde, şişkin sırt çantaları, elektrikli su ısıtıcıları, pirinç pişiricileri ve ev sahiplerinin ihtiyacı olan başka hediyelerle tıka basa dolu bavullarıyla ortaya çıktılar. Evden çok uzaktılar, açıkça biraz da rahatsızdılar ve şehirlerinin konforundan bu kadar uzakta ‘sürünmek’ konusunda da gönülsüzdüler. Emredildiği gibi kendilerini ‘akraba’ olarak adlandıran bu kişiler, görevliydiler ve öyle ki Uygur evlerine girdiklerinde başları dik şekilde, misafirliğe geldiklerini söylediler.

Köy çocukları, yabancıları hemen fark ettiler. Yabancıların yerel dilde selam verdiklerini duydular, göğüslerine iliştirilmiş Çin bayrakları ve Mao Zedong’un yuvarlak yüzünü gördüler ve nasıl karşılık vereceklerini hemen öğrendiler. “Çin’i seviyorum”, çocuklar hemen bağırarak yanıtladılar: “Xi Jinping’i seviyorum.”

Geçtiğimiz yıl boyunca, Batı Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nden, bölgedeki Müslümanlara uygulanan dini ve kültürel baskı kampanyası ve Müslümanların Çin hükümetinin zaman zaman ‘eğitim merkezleri aracılığıyla dönüşüm’, ‘karşı aşırılık merkezleri’ ve son zamanlarda uluslararası eleştiriler karşısında ‘meslekî eğitim kampları’ adı altında tel örgülerden oluşan kampların giderek büyüyen ağında gözaltına alınmaları ve hapsedilmeleri hakkındaki raporlar gelmeye başlamıştır. Hükümet bu çabaları terörizme bir yanıt olarak açıklıyor. Gerçekten de bu kamplar, hükümetin Sincan’daki Müslüman azınlık nüfusun ‘terörizm, ayrılıkçılık ve dini aşırılığı’ olarak algılanan eylemlerini ortadan kaldırmak için on yıllardır süren çabalarının bir uzantısı olarak mantıklı görülebilir. Bölge ve ülke, plansız kitle şiddeti spazmlarının yanı sıra, yıllarca süren ayrımcılık ve zulümden ötürü Uygur umutsuzluğundan doğmuş, kasıtlı şiddet olaylarını da yaşadı; bununla birlikte, hükümetin gelecekteki çekişmeleri önlemek için uyguladığı mevcut politikalar, çoğu Uygur’un potansiyel aşırılık yandaşı olduğu varsayımına dayanıyor gibi görünmektedir.

Bu kampanyayı yürütmek için kullanılan gözetim teknolojisinin benzeri görülmemiş ölçeğine, nüfuzuna ve Çin hükümetinin yurtdışında yaşayan Uygurların zorla ülkelerine geri gönderilmelerini sağlamak için diğer ülkelere baskı yapma yöntemleri hakkında birçok rapor hazırlanmıştır. Ancak, bölgedeki Uygurlar ve diğer Müslüman azınlıkların evlerini işgal ederek, telkin ve gözetim çalışmaları yaparak yürütülen kampanyada askere ve polise yardım etmek için bir milyondan fazla Çinli sivilin (çoğu Han etnik çoğunluğu) seferber edilmesine daha az önem verildi. Bu sivil Çinliler, kendilerini erkek ve kadınların daha büyük kardeşleri olarak tanıtırlarken, daha sonra onları kamplara göndermeye karar verebilir hâle geldiler.

Bu bahar, Han ve Uygur sosyal yaşamını araştırmak için iki yıl harcadığım bir eyalete dönen bir antropolog olarak, Güney Sincan’daki Uygur şehir mahallelerinde ve kasabalarındaki özellikle Han sivil devlet işçileriyle görüştüm. Hem ziyaret öncesindeki görüşmelerde hem de sonrasındaki çevrimiçi sohbetlerde, Uygur ve Kazak evlerindeki ‘büyük birader ve hemşireler’in deneyimleri hakkında bir düzine kadar insanla konuştum. Görüştüklerim arasında, bu ziyaretleri gerçekleştiren sivil gözetim işçileri kadar, bu gözetim işçilerinin arkadaşları ve aile üyeleri de bulunmaktaydı.

Kevin Frayer—Getty Images. Sincan Turfan’da Kurban Bayramı yemeğinden sonra bir Uygur ve torunu 12 Eylül 2016.

Bu insanlardan bazıları; Urumçi’deki saha çalışmasına, 2011 yılında başladığımda ilk ilişkilerimi kurduğum Han Çinlisi arkadaşlardı. Bazıları programa doğrudan katılanların başta dostları, aile üyeleri olan kişilerken diğerleri ise Çin dışında edindiğim tanıdıklardı. Bir diğer kısmı da 2018’de Urumçi ve Kaşgar’da tanıştığım insanlardı.

Farklı Han gruplarının, insan mühendisliği projesindeki rollerini nasıl gördüklerini ve neden buna katılmaya razı olduklarını anlamak istedim. Onlara gelecekteki yayınlarda isimlerini paylaşmayacağımı garanti ettim, çalışmalarını ve amaçlarını nasıl gördüklerini açıklamalarını istedim. Ayrıca azınlıklarla ve birbirleriyle nasıl etkileştiklerini de gözlemledim. ‘Dönüştürmeye’ tabi tuttukları Uygurlarla ve Kazaklarla empati kurup kuramadıklarını merak ediyordum.

Küçük erkek ve kız kardeşler için bir program hazırlamak, ilk işti. Sabahları, köy partisi ofisi dışındaki günlük bayrak törenlerinde birlikte şarkı söyleyeceklerdi, geceleri Xi Jinping’in ‘Yeni Çin’ vizyonu hakkındaki derslere katılacaklardı. ‘Kültür’ öğretimi, aradaki tüm zamana yayılacaktı. Mandarince sohbet edip onaylı televizyon izleyecekler, Çin kaligrafisi çalışacaklar ve vatansever şarkılar söyleyeceklerdi. Bu sırada, ‘akrabalar’ köylüleri izleyip notlar alacak, Uygurların ülkelerine sadakat düzeyini değerlendireceklerdi, Çinceyi ne kadar iyi konuştuklarına dikkat edecekler, İslam’a bağlılıklarının ‘aşırı’ olup olmadığına dair işaretleri anlayabilmek için dikkat kesileceklerdi.

Uygur bir ev sahibi, bir komşusunu Arapça ‘esselamu aleykum’ kelimesiyle mi selamladı? Bu hemen not edilmeliydi. Evdeki Kur’an mı? Biri Cuma namazına mı gidiyor ya da Ramazan boyunca oruç mu tutuyor? Küçük kız kardeşin etek boyu çok mu uzun yoksa küçük erkek kardeşin sakalları uygun değil mi? Ve neden kimse iskambil oynamıyor ya da sinemaya gitmiyor?

Tabiî ki ‘sağlıklı’ seküler bir ailenin ziyaret edilmesi de mümkün. Muhtemelen duvarlarında Xi Jinping’in posterleri veya Çin bayrakları vardır. Belki de çocukları emir verilmese bile Mandarince konuşacaktır.

En önemli kanıtların hepsi hemen görülemeyecektir. Bu nedenle ziyaretçilere soru sorma talimatı verilmiştir. Ev sahiplerinin ‘hassas bölgelerde’ yaşayan akrabaları var mı? Yurtdışında yaşayan bir tanıdıkları var mı? Arapça ya da Türkçe biliyorlar mı? Köylerinin dışındaki bir camiye gidiyorlar mı? Eğer yetişkin kız ve erkek kardeşlerin yanıtları tatminkâr değilse, bir şeyler sakladıkları hissediliyorsa çocukları sorgulanmalıydı.

Zaman zaman, büyük birader ve hemşireler, Uygurların kaypak olabileceğinden korkuyorlardı; neşeyle evlerini açabilecekler ya da Çin ulusuna olan sadakatlerini ilan edebileceklerse de onların gülümsemelerinin ve sağlıklı seküler jestlerinin altında; daha koyu bağlılıklar, ‘hastalıklı’ dini yollara bulaşmış, sağaltılamaz sadakatler gizleyebilirlerdi. Fakat bu tür şeyleri sınamanın basit yolları vardı. Ev sahibine bir sigara veya bir yudum bira ikram edebilir; bir el, karşı cinsten küçük bir kardeşi selamlamak için uzatılabilir, çekinme belirtilerine dikkat edilebilirdi ya da bir miktar taze kıyma için pazara çıkılabilir ve aileye köfte yapmak teklif edilebilir; Uygurların pakette ne eti olduğunu sormaları beklenebilirdi.

Bütün bunlar değerli kanıtlardı. Tespit edilebilecek her şey kaydedilecek, defterlere ve çevrimiçi formlara işlenecektir. Büyük birader ve hemşirelerin tavsiyelerindeki her şey, kimin köylerinde, çocuklarıyla birlikte kalmasına izin verileceği ve kimin kusurlarının devlet tarafından onarılması için uzaklaştırılacağı konusunda karar vermek için dikkate alınacaktır.

‘Akrabalar’ temelde üç ayrı dalga halinde hizmete alınmıştır. İlk kampanya 2014 yılında azınlık Parti üyeleri de dahil olmak üzere 200.000 Parti üyesini, Uygur köylerinde uzun süreli konaklamalar yapmak suretiyle ‘İnsanları Ziyaret Et, İnsanlara Yardım Et ve İnsanların Kalplerini Birleştir’mek için (fang minqing, hui minsheng, ju minxin, 访民情、惠民生、聚民心) göndererek başladı. 2016 yılında, aile üyeleri polis tarafından hapsedilmiş veya öldürülmüş olan Uygurların evlerine ‘akrabalar’ yerleştirmeye odaklanan ‘Bir aile gibi birleşik’ (jie dui renqin, 结 对 认 亲) kampanyasının bir parçası olarak Uygur köylerine 110.000 memurdan oluşan ikinci bir dalga gönderilmiştir.

2017 yılında, üçüncü ziyaret dalgası 2016 kampanyasının bir uzantısı olarak başladı. Kampanyanın bu üçüncü aşaması, haftalarca süren ve çoğunlukla, ‘eğitim yoluyla dönüşüm’ programında gözaltına alınanların ailelerine odaklanmak amacıyla bir dizi yatılı misafirlik için köylerdeki Müslüman ‘akrabalar’a bir milyondan fazla sivil tahsis edildi.

Sincan Komünist Gençlik Birliği —WeChat İki sivil işçi (sağda) Uygur ev sahipleriyle bir yatağı paylaşıyorlar. Fotoğraf, Sincan Komünist Gençlik Birliği sosyal medya platformu WeChat üzerinden alınmıştır.

Bir bütün olarak ele alındığında, köy temelli hücre ekiplerinin Uygur ve Kazak aileleriyle eşleştirilmesi programının bu üç dalgası; 1960 ve 1970’lerin Maoist devri boyunca uygulanan, diğer ‘ortak halklar’dan bir şeyler öğrenmeleri için devlet işçileri ve öğrencilerin gönderildiği diğer programlara benzemektedir. Zorla yapılan benzer ziyaretlerden bu devlet müdahalesini farklı kılan şey, bu durumda, eğitim el kitaplarının belirttiği gibi, şehirli sivilleri devletin ve Han değerlerinin temsilcileri olarak kırsal Uygur ve Kazak ‘kitleleri’ne doğru akıtmasıdır. Geçmişte kentliler ‘kitlelerden öğrenmek’ için kırsal alana gönderildi.

‘Akrabalara’ nasıl davranacaklarına dair yazılı yönergeler verildi. Urumçi ve Hotan’daki Uygur temaslarımdan gelen raporlara dayanarak, bu kılavuzlar güvenlik veri tabanları için doldurulması ve sayısallaştırılması gereken yönergeler ve formlar içeriyordu. Kaşgar vilayetinde kullanılan bir kılavuzda, ‘akrabalar’a ‘akrabaların gardlarını nasıl düşürecekleri’ konusunda özel talimatlar verilmişti. İnternette yayınlanan, ancak bu hikâyenin basına yansıyacağı sırada kaldırılan bir kılavuz, ‘akrabalar’a ‘sıcak davranmayı’ tavsiye ediyordu. ‘Hemen konuşmayın.’, aileleriyle ilgili endişelerinizi belirtin ve çocuklara şeker götürün gibi tavsiyelerde bulunuyordu. Bu kılavuz bir kontrol listesi de içeriyordu: ‘Eve girdiğinizde aile üyeleri telaşlı mı ve baştan savma bir dil mi kullanıyorlar? TV programları seyretmek yerine sadece VCD mi seyrediyorlar? Evin duvarlarında asılı herhangi bir dinsel simge var mı?’

El kitabı, akrabalara ‘küçük erkek ve kız kardeşlerine’, aileden gelen tüm internet ve cep telefonu iletişimini izlediklerini söylemelerini tembihler, bu yüzden İslam, din bilgisi ve İslamî aşırılık konularında yalan söylemeyi düşünmemelidirler.

El kitabında, ayrıca, köylülere, iş tavsiyeleri vererek ve hane halkına yardım ederek onların yoksulluklarını hafifletmelerine yardımcı olmaları, ‘yoksulluğu azaltma faaliyetlerine’ herhangi bir direnişi bildirmeleri söylendi.

Görüşme yaptığım devlet memurları ve akrabaları iki ayrı gruba mensuptu. Bunlardan dördü kendilerini Sincan’daki ‘yerliler’ -‘Eski Sincan halkı’- olarak görüyordu, altı kişi son yirmi yılda bölgeye taşınmışlardı ‘Yeni Sincan halkı’. Birçok durumda, bölgeyle ilişkilerinin süresi Uygur toplumunu dönüştürmede rollerini nasıl gördüklerini şekillendiriyor gibiydi.

‘Yeni Sincanlılar’ grubu, ‘akraba’ olarak hizmet etmekten ve Han ‘medeniyetini’ Uygur toplumuyla buluşturmaktan gurur duyduklarını belli ediyordu. Bazıları Çin ulusunun geleceği hakkında hararetli bir şekilde konuştu. Bazıları, Çin’in nihayet diğer büyük uluslarla eşit hale geldiğini söyledi. Bazıları milliyetçi aksiyon filmi Wolf Warrior II hakkında konuştu ve bu filmin Çinli olmaktan gurur duymalarını sağladığını söyledi. Bir ironi iması olmadan, bazıları birbirlerini ‘yoldaşlar’ olarak adlandırdılar.

‘Yeni Sincanlılar’ grubundan insanlar gerçekten iman etmiş gibiydi. Bazıları, Uygur toplumunu Çinlilik içinde eritecek Çin milliyetçiliğinin yükselişinde bir rol oynamak istediklerini söyledi. Bana, Uygurları eğitmenin kendilerinin görevi olduğunu söylediler. Sadece birkaç yıldır Sincan’da bulunan, Guangdong’lu genç bir adam bana şunları söyledi: “Bu Uygurlar sadece eğitimsizdir, İslam’ın bu aşırı İslamcı biçimlerini uygulamaya başlamaları onların suçu değil. Katılaşmış aşırıcılar tarafından yanıltıldılar. Daha iyisinin ne olduğunu bilmiyorlar.” Bana verdiği demeçte, devlet çalışanlarının ziyaretlerinin güvenliği artırdığını söyledi. “Şimdi bir Uygur köyüne girdiğimde korkmuyorum bile. Artık işler çok daha iyi. ” dedi.

‘Yeni Sincanlı’ grubundan olanlarla konuştuğum birkaç kişi, 2014 yılında ilk geldikleri zaman yerel Uygurlar tarafından öldürülen Han siviller hakkında söylentiler duyduklarını söylediler. Bir turizm bürosunda çalışan, anime ve Western filmlerin hayranı olan, Guangdong’lu aynı genç adam; artık herhangi bir tehdidin söz konusu olmadığını söyledi. Şöyle dedi: “İlk başta hassas Uygur köylerine gittiklerinde çok sayıda Han işçisinin öldürüldüğünü duydum. Kadınlar akşam yemeğinden sonra yürüyüşe gittiklerinde Uygur erkekler onları yakalamışlar ve boğazlarını kesmişler. ” Parmağıyla boğaz kesme hareketi yaptı. “Biz, sıradan insanların terörizm sorununun ciddiyeti hakkında bilmediği çok şey var.” dedi. “Tek bildiğimiz, bir şeyin yapılması gerektiği.”

Sincan Komünist Gençlik Birliği—WeChat Gönderilmiş bir devlet memuru Xi Jinping’in Çin Komünist Partisi’nin 19. Ulusal Kongresi’ndeki raporunu Uygur “akrabasına” okuyor. Fotoğraf Sincan Komünist Gençlik Birliği sosyal medya organı WeChat’ten gönderildi.

Şimdi, terörizm tehdidinin artık bir sorun olmadığını düşünüyordu. 2017’den bu yana, Uygur köylerindeki koşullar Han siviller için çok güvenliydi. Yine de köylerde olduklarında ‘akrabalar’ın yalnız dışarı çıkmalarına izin verilmediğini söyledi. Bunun yerine, bir önlem olarak, en az bir erkek memurla birlikte üç kişilik bir grup halinde geziyorlardı.

İkisi sivil görevli ‘akraba’, ikisi arkadaş ve ‘akrabaların’ aile üyeleri olan ve bölgede yetişmiş, ‘yerli’ (bendi ren) ya da ‘Eski Sincan Halkı’ olarak tanımlanan dört kişi, ‘Bir Aile gibi birleşik’ projesinde yer almalarıyla ilgili çekincelerini dile getirdiler. Uygur ve Kazak köylerindeki koşullara uyum sağlamak zorunda olmaktan; çalışmanın sıkıcı olduğundan ve şehir hayatının heyecanından mahrum kaldıklarından şikâyet ettiler. Tekrar tekrar, ailelerinden ayrı olmanın rahatsız edici olduğunu belirttiler. Uzun süreli akrabaların ilk dalgasında gönderilen ve bir yıl veya daha fazla bir süre boyunca Müslüman köylerde tam zamanlı yaşamakla görevlendirilen akrabalardan biri, her 90 günde bir 10 gün izin verildiğini söyledi.

Tekrar tekrar, hayatlarının önemli bir kısmını bu uğraşa feda etmelerinin istendiğini söylediler. Devlete ait işletmelerde ve hükümet bürolarında bürokrat olarak ya da devlet kurumlarındaki doktor ve editör olarak yaptıkları işlerine geri dönmek istiyorlardı. Görüştüğüm iki kişi bana, kendilerinin ya da köylere gitmeleri istenen arkadaşlarının, izleme programına katılmayı reddettikleri takdirde işlerini kaybedeceklerini söylediler; fakat programa katılarak görev süreleri tamamlayarak terfilerini garantilediklerini belirttiler.

2016 yılında uzun vadeli olarak ‘hassas’ köylerde yaşamak için gönderilen 110.000 sivilden biri olan, Urumçi’de devlete ait bir şirketin orta düzey yöneticisinin kızıyla çevrimiçi Eylül 2017’den itibaren mesajlaştım. Kısa bir süre önce, babasını ziyaret etmiş ve köyde yaptığı işi gözlemlemişti. Gördüklerini ve süreç hakkında düşündüklerini anlatmaya hevesliydi. ‘Eski bir Sincanlı’ olarak, Uygur hakları protestoları ve 2009 şiddetinde yaralanan arkadaşları olmasına rağmen, babasının Uygurlarla uzun süredir devam eden bir dertleri olmadığını söyledi. Babasının, Han ve Uygur sivillerden oluşan sekiz ila 10 kişilik bir ekiple bir Uygur köyünde 90 günlük konaklamaları sırasında, her gece ortalama altı saatten fazla uyumadığını söyledi.

Kedileri ve Lady Gaga’yı seven ve şimdi ABD’de yaşayan 20’li yaşlarındaki bir kadın olan bu kaynak kişi, babasının ‘bu göreve zorlandığını’ ve hükümet, ‘akrabalar’ın tüm takımlarını gerçekten acımasız olmaya zorlarken babasının ‘direndiği’ ve kuralları yerli Uygurların duygularını incitmeyecek şekilde biraz daha esnetmeye çalıştığını anlattı. Bunun, babasının o anda yapabileceği tek şey olduğunu söyledi.

Bazı işçilerin köylerde Uygurlardan ölüm tehditleri aldığını duyduğunu ama bunun ‘onları tanımadan önce’ olduğunu söyledi. Bunun, ‘Uygurların hükümete ya da hükümet tarafından gönderilen herkese güvenini kaybetmiş olmasından’ kaynaklandığını söyledi ve ‘akrabaların’ yapmış olduğu bir şey yüzünden olmadığını düşünüyordu. Basitçe Uygurlar, ‘akrabalar’ın görevlerini yanlış anlamışlardı.

Haftaya devam edecek…