Ezanın Türkçe okunması meselesi

Son günlerde ezanın Türkçe okunması meselesi tartışmaları, bilinçli bir proje olarak yeniden başlatıldı. Gereksiz bir tartışma. Vaktiyle Atatürk döneminde 31 Ocak 1932 tarihinden itibaren alınan yanlış bir kararla ezan Türkçe okutuldu, ama tutmadı. Atatürk’ün niyeti aslında iyi idi. O, Türklerin gönülden inanıp yaşadığı dinlerinin ne olduğunu, mesajını, anlamını kendi dillerinde anlasınlar, anlayarak, bilerek, bilinçli olarak ibadet etsinler istedi. Ama Türk milleti bunu bir türlü benimsemedi, kabul etmedi, yadırgadı, hep tepki duydu.

Ezanın Türkçe okunması meselesi Atatürk’ten önce de gündeme gelmişti. Mesela bu bağlamda Ziya Gökalp, Yeni Hayat dergisinde 1918’de çıkan “Vatan” şiirinde:

“Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur.

Köylü anlar manasını namazdaki duanın

Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kur’an okunur

Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüda’nın

Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın.”

mısralarına yer vermişti. Ziya Gökalp’ın niyeti de aynı idi. Yani ibadet dilinin Türkçe olması ve Türklerin okudukları surelerin, duaların, hutbenin, ezanın anlamını bilmesi idi.

Atatürk, Müslüman Türkler dinlerinin kaynağı olan Kur’an’ın ve hadislerin manasını, mesajını anlasınlar diye Türkçeye tercüme ettirdi, mealini ve tefsirini yaptırdı. Bu fikir gerekli ve doğru idi. Zira Kur’an ve hadislerin manası anlaşılmadan yaşanan bir Müslümanlık eksik idi. Hutbelerin ve duaların Türkçe okunması iyi olmuştur. Ancak ibadet dilinin, namazlarda okunan surelerin ve ezanın Türkçeleştirilmesi projesi doğru değildi.

Bu arada Atatürk, ezanın Türkçe okunmasını istedi, ancak Arapça ezan okuyanlara ceza verilmesi ile ilgili kanun çıkarmadı. Bu konudaki kanun, yani ezan Arapça değil, Türkçe okunacak, buna uymayanlara ceza verilecek anlamındaki kanun, Refik Saydam’ın başbakan ve İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu 1941 yılında çıktı.

Sonunda 16 Haziran 1950’de Demokrat Parti döneminde Arapça aslına dönüldü ve mesele bitti. İşin ilginç tarafı, ezan aslı gibi Arapça olarak okunsun kararına, o zamanki CHP de oy verdi. Yani ezanın aslına dönmesi kanunu, hem Demokrat Partinin hem de CHP’nin oylarıyla geçti. Atatürk, elbette çok büyük, çok önemli, çok faydalı işler yapmıştır, onu her zaman Başbuğumuz olarak saygı ile anıyoruz. Ancak ezanın Türkçe okutulması gibi bazı hataları da oldu. Zira o da bir insandı ve hata yapabilirdi.

Hem 1950 yılı CHP’si, hem de bugünkü CHP Atatürk’ün bu hatasını gördü ve ezanın Türkçe okutulmasına karşı çıktılar, ezanın aslı gibi Arapça olarak okutulmasına taraftar oldular. Dolayısıyla Türk milletinin tamamı tarafından bu mesele ortadan kalkmıştır ve ezanın Arapça okutulmasında CHP’li olan ve olmayan herkeste görüş birliği vardır.

O halde bugün tekrar ezan Türkçe okunsun tartışmasını açanların amacı nedir? Baktığımızda bu tartışmayı açanların ezanla, namazla, camiyle bir alakası olmayan insanlar olduğunu görüyoruz. Bu kişilerin derdi, Türkçe ezan duyarak huşu ile, şevkle, gönülden inanarak camiye gidip namaz kılmak değildir.  Bu kişiler, ezan Türkçe okununca camiye, namaza gidecekler midir? Hayır.

Düşüncelerinde samimi olsalar, evlerinde kendileri Türkçe ezan okuyup Türkçe namaz kılarlardı. Öyle bir şey yok. Bugünlerde dinle, ibadetle ilgisi olmayan, hayatında camiye adım atmamış adamlar, Müslümanın ezanının Arapça mı, Türkçe mi okutulması tartışması başlatıyor. Bu durumda şüphelenmek hakkımız. O zaman bu kişiler neyin peşinde? Amaçları bellidir, o da milletimiz içinde yapma sorunlar, ikilik ve kargaşa çıkarmaktır. Çıkan toplumsal kargaşanın da düşmanlarımızın işine yarayacağı açıktır.

Biz yine de ezanla ilgili bilgi verelim.

Ezan, Müslümanları namaza davet için duyuru sözlerinden ibaret bir metindir. Mekke döneminde namaz farz oldu, ama o dönemde namaza ezanla çağrı yapılmıyordu. Namaza ezanla davet geleneği Hicretten sonra Medine döneminde olmuştur.

Hz. Peygamber namaz vakitlerini bir düzene sokmak için herkese duyurulacak ve bilinen vakitlerde camide namaz için toplanmayı sağlayacak bir çağrı şekline ihtiyaç duyuldu. Bunu sahabeyle istişare etti. Yani arkadaşlarına danıştı.

Arkadaşlarının bazısı boru sesiyle, bazısı çan sesiyle, bir kısmı da ateş yakarak çağıralım dediler. Ancak boru Yahudilerin, çan Hristiyanların, ateş de Mecusilerin âdeti idi. Müslümanlar kendilerine özgü farklı bir çağrı yöntemi bulmalıydılar. Bu arada Hz. Ömer ve Abdullah bin Zeyd’in de dâhil olduğu sahabeden 7 kişi, ezan metnini rüyalarında görüp öğrenmişler. Bunu peygamberimize söylediler. O da beğendi ve uygun buldu. Hemen onun emriyle okunmaya başladı. Böylece ezan sünnet oldu. Ezanın asıl adı da “Ezân-ı Muhammedî”dir. Yani Hz. Muhammed’in çağrısı.

İlk ezanı da Bilal-i Habeşi okudu. Ezan ayet değildir. Ancak şu gibi ayetlerde ezana dolaylı olarak gönderme vardır:

“Siz namaza çağırdığınız zaman onlar o çağrıyı eğlence ve alay konusu yapıyorlardı.” (El-Mâide, 5/58).

“Ey müminler, cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman hemen Allah’ın zikrine koşun.” (El-Cum’â, 62/9). Bu ayetlerde geçen “çağrıldığınız zaman” ifadesi ezana göndermedir.

O günden bugüne dünyanın her yerinde ezan Arapça haliyle okuna gelmektedir. Artık ezan bu haliyle yerleşmiş ve Müslümanların ortak bir değeri ve sembolü haline gelmiştir. İran’da, Pakistan’da, Endonezya’da, Afrika ülkelerinde, Arap ülkelerinde, Türk ülkelerinde; dünyanın her yerinde ezan, bilinen Arapça metin haliyle okunuyor. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin, Arapça ezan okununca bunun anlamının ne olduğu düşünülmeden, namaza çağrı olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla ezanın anlamından ziyade işlevi önemlidir. Sonuçta anlamı bilinsin diye ezanı Türkçe okumanın bir manası yok. Dünya Müslümanları arasında birliği sağlayan ezanın Arapça haliyle okunmaya devam etmesi en uygunudur.

Ayrıca batılı ülkelerde olsun, başka yerlerde olsun bazı insanlar ezan sesine hayran olarak etkilenip Müslüman oluyorlar. Ezanın Arapça haliyle okunmasının kendine özgü bir cazibesi, büyüsü, güzelliği, estetik bir ahengi var.

Dinlerin kendilerine özgü klasik ibadet dilleri vardır. Onlar değişmez, değiştirilirse manevi havası, kendine özgü ilahî rengi, kokusu gider. Dinî metinlerin anlamını merak edenler zaten tercümelerini okur, anlar.

Mesela bu bağlamda Ermeni kiliselerinde hiçbir Ermeni’nin anlamadığı eski Ermenice ile ibadet edilir.

Süryaniler de kiliselerinde anlamadıkları eski Süryanice ile ibadet ederler. Aynı şekilde Rumca bilmeyen bazı Hristiyanlar, kiliselerde Rumca ibadet ederler. Katolik kiliselerinde ibadet dili, çok uzun zaman boyunca, çok az kişinin bildiği Latince idi. Kaldı ki Latince bugün ölü bir dildir. Sanskritçe de ölü bir dil olduğu halde Hindu ibadet dilidir. İsrail dışında dünyanın değişik yerlerinde İbranice bilmeyen Yahudiler, İbranice ibadet ederler. Ayrıca ölü bir dil olan Aramice’yi de kullanırlar.

Ezan meselesini Mehmet Akif Ersoy atamızın İstiklal Marşı’mıza koyduğu veciz mısralarla noktalayalım:

“Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli” (25.11.2018)