Halil İbrahim Bayrakçı: “Gençlerimize, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, mevcut politikalarımızla, toplumumuzla bu toplum içerisinde yaşayabilecekleri, hayatlarını kazanabilecekleri bir gelecek hayali sunmalıyız”

Ekonomist Halil İbrahim Bayrakçı ile ekonomideki son gelişmeleri ve yeni kabul edilen vergi paketini konuştuk.

Geçtiğimiz hafta Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen vergi paketi hakkında ve Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan iç borçlanma stratejisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de hükümetin vergi toplamada çok ciddi sıkıntıları var. Çünkü halkın veya özel sektörün bir gelir üretme kapasitesi azaldı. Gelir üretemediği için de vergilerini ödeyemiyor. Dikkat ederseniz vergi toplama oranlarında çok düşüş var. KDV’yi dahi cezası olmasına rağmen ödememekte bile imtina ediyorlar. Şimdi sıkıntı şu: Devlet bir şekilde bu genişleyen kamu harcamalarının finanse edebilmek için kaynak bulmak durumunda. Bu kaynaklardan da en kolaylarına geleni gelir vergileri ve KDV ile kendi bütçe açıklarını kapatmaya çalışmak. Ama bu oluşturulan vergi paketi, yıllık yaklaşık 6-6,5 milyar liralık gelir öngörüyor.

2019 bütçesinde 80 milyar lira açık ön görmüşken, yaklaşık şu an ilk 9 ay içerisinde 125 milyar liralık açığa ulaştık ve anlaşılan sene sonuna doğru geri kalan üç dört ay içerisinde de bu açık 150-155 veya 160 milyar TL civarına kadar çıkacak. Yani yaklaşık bütçede ek yerine konulması gereken 70 milyar liralık bir kara delik var ve bu 70 milyar liralık kara deliği kapatmak için 70 milyar liralık yeni vergilerle kapatmaya çalışacaklar. Bu pek mantıklı değil. Bu aslında çarelerin de tükendiğini gösteriyor. Tek çare tekrar borçlanma yoluna gitmek. 2020 yılının bütçesinde de yaklaşık 100-120 milyar liralık borçlanma tavanı koymuşlar ama ufak bir hile yaptılar.

İşin aslı şudur: Bir devleti oluşturan temel nokta askeriyesidir. Askeriyeden sonra bir devleti devlet yapan unsur vergi toplaması ve vergileri ile birlikte bir bütçe oluşturmasıdır. Modern devletin temeli budur, vergi toplarsın ve bütçe oluşturursun. Bütçe oluştururken de devletler bütçe kanunları ile hareket ederler. Bütçe içerisinde var olan yazılmış vergiler konulur. Bu sınırlar içerisinde bir hükümet harcamalarını yapabilir ve bunun sonuna geldiğinde ancak yetki alıp borçlanabilir. Bu yetkiler dâhilinde hükümetlerin hesapsız harcamaların savurganca davranışlarının önüne geçilir. Bizim bütçe kanunumuzda da şöyleydi; öngörülen açık miktarı kadar %5+%5 açık miktar kadar hükümetler borçlanabilirler ama bizde biliyorsunuz 2019 bütçesinde 80 milyar civarı açık öngörülmüştü yani Bütçe Kanunu çerçevesinde %5+%5 arttırırsanız 90 milyara en fazla çıkabilirsiniz. Şu anda bu açık 125 milyar lira civarında hariçten borçlanma yapıldı ve üstelik bu borçlanma kanunsuz bir şekilde yapıldı. Bu borçlanma için gidip meclisten yetki alınması gerekiyordu fakat meclisten yetki almaya bile tenezzül etmediler. Yılsonunda açık yaklaşır 155-160 milyar lira civarında çıkacaktır ve kanunsuz bir şekilde bu işlem yapıldı. Bunun önüne geçebilmek için 2007 senesinde bütün kanunu kendi kafalarına göre değiştirdiler. Normalde bu tür kanunların değiştirilmesi ülkenin gündeminde yer alması gerekiyor çünkü halkın bütçesi, devletin bütçesi, milletin bütçesi ile toplanan vergileri harcıyor. Yaklaşık iki katına kadar öngörülen açığın meclisten yetki almadan meclise gitmeden hazine tarafından yapılabilmesini sağladılar. Yani şu anda yaklaşık 140 milyar liralık bir 2020’de bütçe açığı öngörülüyor. Bunun iki katını çıkartalım 280 milyara kadar bu borçlanmanın önü açılmış. 2020’deki yeni kanun değişikliği ile beraber 80 milyarlara teorik kadar çıkabilecek olan ki bence teorik olarak değil pratik olarak da çıkacak 280 milyar liralık bütçe açığı öngörülüyor. Bu tip bir devasa kara deliğin ortaya çıkmasının sebebi hükümetin açıkladığı tasarruf planına uymamasıdır. Bu kara delik hükümetin tasarruf yapamadığı gibi harcamasını kesemediğini, kesemediği gibi de yeni harcamaları buna eklediğinin göstergesidir. Bu şartlar altında Türkiye Cumhuriyeti’nin hızlı bir şekilde ya dış borçlu bulması gerekiyor ya da iç borç bulması gerekiyor. İç borç bulabilmesi için halktan alması lazım; halk da devletine para vermeye istekli değil çünkü devlete para verip sömürücü şartları altında devlet dahi satın alınabilir mantığı oturuyor. Dolar cinsinden borç verilebilir fakat dolar cinsinden verseniz bile belki yarın öbür gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti Merkez Bankası kaynaklarında meydana getirdiği hasar nedeniyle, herkesin yakından takip ettiği üzere net rezervleri Merkez Bankası’nın şu an eksiye düşmüş durumda. Halkımız Merkez Bankası’nın da bu hazineye talepleri doğrultusunda döviz alamayacağını öngörerek belki de iç borç vermekten de kaçınacaktır. Bu şartlar altında sadece dış borçlanma imkânı kalıyor. Dış borçlanmada da sıkıntı, dış borçlanabilmek içinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasi istikrar sağlaması gerekiyor. Global Finans piyasaları da tabii ki batı endeksli. Bu insanlarla iyi ilişkiler içerisinde olunması gerekiyor ki bu borçlanma imkânlarını bir şekilde sağlanmalı. Maalesef ve maalesef dış politikadaki bu son buhran dönemlerinde krizin iyi yönetilememesi veya gereksiz çıkartılan kartlar sebebiyle bu borçlanma imkânı da azalıyor.

Türk-İş’in açıklamış olduğu açlık ve yoksulluk sınırları hakkında neler söylemek istersiniz?

Türk-İş aslında çok güzel bir hizmet yapıyor. Bir şekilde Türk halkının insani şartlar içerisinde yaşaması için gerekli olan harcama kalemlerini gösteriyor. Ben şuna dikkat ettim Türk-İş’in yayınladığı ağustos ayıyla ekim ayı arasındaki yoksulluk sınırları açısından yaklaşık 7,29’luk bir düşme var. Bu düşme zannederim ki gıda fiyatlarından kaynaklı çünkü yaz sezonunda artık yazın etkisi ile gıda fiyatlarında bir düşüş var ama buna mukabil şunu unutmamamız gerekiyor 4 kişilik çekirdek ailenin sadece gıda ihtiyacı değil barınma ve ısınma ihtiyacı olacak elektrik kullanacak. Doğalgaz ve elektriğe yaklaşık %35-40’lık zam geldi. Bu zamların etkisini soğuk geçeceğini öngördüğümüz kış aylarında etkisini hissedeceğiz. Buna mukabil çok daha başka bir şey var daha büyük bir sıkıntı var önümüzde. Artık kışa giriyoruz ve kış aylarında gıda fiyatlarının yükselecek haliyle. Sonuçta artık hasat yok bolluk yok depolardaki malları tüketeceğiz kışlık malzemelerimizi tüketeceğiz ve serada pahalıya mal ettiğimiz gıdaları tüketmeye başlayacağız.4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırını yaklaşık 6705 lira olarak açıklamışlar. Ben doğru ve âdil bir hesaplama ile bunun yaklaşık %20-30’luk bir yükselişle yaklaşık 8500-9000 lira civarlarında çıkabileceğini düşünüyorum. Çünkü hem ekonomideki kötüye gidiş hem kur fiyatlarında mevcut olacak hızlı yükselişin ve de aynı zamanda mevcut kamu bütçesindeki ağır hasarlar sebebiyle piyasadaki mevcut iç borçlanmaların da devlet tarafından çekilmesi sebebiyle bankacılıktaki daralacak kredilerin hızlı bir şekilde hane halkının bütçesini eritildiğini ve giderlerini de enflasyon yolu ile artacağını düşünüyorum.

Özellikle gençlerimizde gözlemlenen ekonomik güvensizliğin sebepleri nelerdir? Gençlerimizin bu durum karşısında tavırları nasıl olmalıdır?

Bugün her yerde görüyoruz kimin çocuğu ile konuşsak hangi gencimizle konuşsak öğrencilerimizle konuşsak diyor ki “benim hedefim Türkiye’den bir an önce gidebilmek”. Erasmus bursu ile veya başka bir şekilde yurtdışında yüksek lisans yaparak oraya kapağı atma hevesi ve arzusu var. Gençlerimizdeki bu arzunun temel sebebi daha iyi bir eğitim alabilmek ve daha iyi bir yaşam şartına kavuşabilmekten ziyade Türkiye’de gördükleri iş imkânlarının daralması, kariyer yapma imkânlarının tamamen ortadan kalkması gibi onları olumsuzluğa sevk eden Türkiye karabasanından kaçma arzuları var. Bu artık herkesin malumu. İstatistiklere bile yansıdı. Her sene 200-250 bin civarı genç yurt dışına resmi yollardan gidiyor ki gayri resmi yolları artık bilmiyoruz. Çünkü bunların resmi yollardan gidenleri ya okumak veya çalışmak için İngiltere ile yaptığımız Ankara Anlaşması’ndaki imkânları kullanarak gidiyorlar. Şimdi bu gençlerin Türkiye’de tutmanın yolu gençleri kendi geleceklerini, kariyerlerini Türkiye’de kazanabileceklerini Türkiye’nin kendi imkânları ile de bir yerlere gelebileceklerini, istedikleri hayatı mutluluğu Türkiye’de sağlayabileceklerine inandırmak. Bunun yolu da şu anda yaptığımız şeylerden geçmiyor.

Gençlerimizdeki yurt dışına çıkma arzusu, hevesi ve isteği uyandıran şey Türkiye’de kendilerine uygun kendi mutluluklarını sağlayabilecekleri bir ortam bulamamaları. Burada demek ki bir hata yapılıyor. Ne hatası yapılıyor? Bu insanlara mevcut politikalarımızla, toplumumuzla bu toplum içerisinde yaşayabilecekleri, hayatlarını kazanabilecekleri bir gelecek hayali sunamıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu hayali gençlerimize tekrar yeşertebilecek bir iklime bir an önce kavuşmalı. En önemli yolu öncelikle çağımızı ve gençliğin gelecekten ne beklediğini anlayarak beklentilerine uygun bir şekilde ekonomimizi siyasetimizi eğitimimizi idare edebilmekten geçiyor. Çok basit bir örnek vereyim bugün ortalama bir gencimiz yaklaşık 14-15 eğitim alıyor. Üniversitede 4-5 yıl lisans, 2 yıl yüksek lisans görüyorlar. Fakat bizim gençlerimizin aldığı eğitimle dünya çapında standart bir şekilde çalışabilecekleri hiçbir iş yok. Daha biz bu gençlerimize %90-95’ine orta seviyede İngilizce bile öğretemiyoruz. Çocukların bu eğitimle, bu yapıyla, bu ekonomik istikrarsızlık ortamında dünya ile rekabet edebileceklerine inanmalarını beklemek çok zor. Bundan dolayı da gençliğimiz yurt dışında kendilerine yeni bir hayat arıyorlar ama buradaki sıkıntı, yurt dışında bekledikleri hayatta bir sorunlar olacak. Orada da en nihayetinde ikinci sınıf vatandaş olacaklar. İkinci sınıf bir çalışan şeklinde orada da hayatları zora giriyor. Bu şekilde kötü kötü sistemimizin, kötü yönetimimizin, kötü eğitimimizin, kötü toplumsal mekanizmalarımızın bir sonucu olarak kaybedilmiş milyonlarca gencimiz var. Bir an evvel gençlerimizin mutsuz eden bu politikaları değiştirerek toplum olarak hep beraber yolunu bulmalıyız, hep birlikte bu taşın altına elimizi sokmalıyız ki geleceğe yönelik başka bir yatırımımız yok zaten gençlerimizden çocuklarımızdan başka Türkiye Cumhuriyeti’ni payidar kılacak Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyacak bir zenginlik sağlayacak kimsemiz yok. Bu gençlerimiz 10 sene sonra bizim gibi emekli olmuş insanlara bakacak. Bu insanlarımızı Türkiye’de tutmanın yolunu bulmak zorundayız. Bunun da bir numaralı yolu şu: İnsana değer vermek o değerler hususunda da gençlerimizin isteklerine kulak vermek gerekiyor.